47 страницаОпубликовано: 21.08.2026. 13:47
20

Озвучивание не поддерживается в этом браузере

47. BÖLÜM Gidenler, Kalanlar

Ertesi sabah...

Façalı Konağı garip bir sessizlikle uyanmıştı.

Bir gece önce...

Nikâh olmuş...

Kahkahalar duyulmuş...

Yeni bir hayatın haberi verilmişti.

Ama bugün...

Vedanın günüydü.

Ömür ile İlyas'ın uçuşu öğleden sonraydı.

Bu kez...

Dönüş bileti yoktu.

Bu kez...

"Bir süre sonra geliriz" denmeyecekti.

Bu kez...

Gerçekten gidiyorlardı.

Ömür'ün Odası

Bavullar kapının önünde hazırdı.

Ömür yatağın kenarında oturmuş...

Elinde Teoman'ın ona bıraktığı küçük notu tutuyordu.

İlyas kapının yanında durdu.

- Hazır mısın?

Ömür başını kaldırmadan cevap verdi.

- Hayır.

İlyas yanına geldi.

- Ben de değilim...

Ömür kağıdı katladı.

Çantasının en küçük gözünün içine koydu.

- Bunu hep yanımda taşıyacağım.

İlyas başını salladı.

- Tâbi hayatım.

Ömür derin bir nefes aldı.

- Bir daha dönmezsek...

İlyas hemen sözünü kesti.

- Öyle deme.

- Hayır.

Ömür ona baktı.

- Gerçekçi konuşuyorum. Hayatımız orada olacak. Çocuğumuz orada doğacak. Belki ikinci çocuğumuz da.

İlyas hafifçe gülümsedi.

- İkinciyi şimdiden yaptın mı?

Ömür ona sert bir bakış attı.

- Birinci daha doğmadı.

İlyas güldü.

- Tamam hayatım doğru diyorsun.

Ömür de gülümsedi.

Sonra yüzü yeniden ciddileşti.

- Buradan kopmak istemiyorum.

İlyas elini tuttu.

- Kopmayacaksın. Sadece uzağa gideceksin. Ailen burada. Bizim evimiz orada. İkisi aynı anda olabilir.

Ömür başını omzuna yasladı.

- Sen olmasaydın yapamazdım.

İlyas saçlarını öptü.

- Ben de sensiz bu hayata hayır demezdim bu ülkeden gitmezdim.

Alt Kat

Behzat...

Kapının önünde bavullara bakıyordu.

Üç büyük bavul.

İki küçük çanta.

Bir de Ömür'ün taşıdığı eski deri çanta.

Behzat başını iki yana salladı.

- Bu kadar eşya ne?

Ömür merdivenlerden inerken cevap verdi.

- Kadınım. Normal.

Behzat kaşını kaldırdı.

- Üç bavul mu normal?

İlyas arkadan geldi.

- Benim bir bavulum var.

Behzat ona baktı.

- Sen daha akıllısın.

Ömür hemen döndü.

- Bir bavulunun yarısında benim eşyalarım var.

Behzat kahkaha attı.

İlyas başını öne eğdi.

- Ayrıntıya gerek yoktu.

Haşmet salona girdi.

Arkasında Emine vardı.

Haşmet bavullara baktı.

Sonra Ömür'e.

- Hazır mısınız?

Ömür başını salladı.

Ama gözleri dolmuştu.

- Hazırız.

Haşmet birkaç saniye ona baktı.

Sonra kollarını açtı.

Ömür hiç beklemeden sarıldı.

Haşmet onu sıkıca tuttu.

e6cf01693accfbad050a6971aaa1b669.jpg

- Ağlamayacaktık.

Ömür başını göğsüne yasladı.

- Sen söyledin. Ben söz vermedim.

Haşmet hafifçe gülümsedi.

- Doğru.

Ömür geri çekildi.

- Abi...

- Hm?

- Bebeğim doğduğunda...
İlk görüntülü arama sana.

Behzat hemen araya girdi.

- Neden ona?

Ömür gözlerini devirdi.

- İkinize aynı anda.

Behzat rahatladı.

- Güzel.

Haşmet Ömür'ün karnına baktı.

Henüz hiçbir şey belli değildi.

Ama bakışındaki yumuşaklık değişmişti.

- Kendine dikkat edeceksin.

- Edeceğim.

- İlyas'a güven ama her dediğini de yapma.

İlyas uzaktan itiraz etti.

- Abi...

Haşmet ona bakmadan devam etti.

- Doktor kontrollerini aksatma. Yemeğine dikkat et. Yorulma. Ve...

Ömür gülümsedi.

Haşmet bir an sustu.

Sonra sesi yumuşadı.

- Mutlu ol.

Ömür'ün gözlerinden yaşlar aktı.

- Olacağım.

Haşmet alnını öptü.

- Canımın içi.

Behzat ile Ömür

Herkes bir süre uzaklaştı.

Behzat ile Ömür kapının önünde yalnız kaldı.

İkisi de konuşmak istemiyordu.

Sonunda Behzat sessizliği bozdu.

- Bir şey söylemeyeceğim.

Ömür kaşını kaldırdı.

- Gerçekten mi?

- Evet.

- Çünkü konuşursam ağlarım.

Ömür'ün gözleri doldu.

- Zaten ağlıyorsun.

Behzat yüzünü çevirdi.

- Rüzgâr.

Ömür güldü.

- Yine mi?

- Bu evde de klima var.

Ömür başını iki yana salladı.

Sonra ona sarıldı.

Behzat bu kez iki koluyla onu tuttu.

Omzu artık çok daha iyiydi.

- Git.

Ömür başını kaldırdı.

- Gerçekten söylüyor musun?

- Evet. Git. Çocuğunu büyüt. İlyas'la kavga et. Sonra barış. Benim hakkımda kötü konuşursanız da bana söylemeyin.

Ömür ağlayarak güldü.

- Seni çok özleyeceğim.

Behzat'ın sesi kırıldı.

- Ben de.

- Ama bu kez...
Seni geri çağırmayacağım.

Ömür ona baktı.

Behzat devam etti.

- Burası seni çok şey kaybettirdi. Orası sana hayat versin.

Ömür ağabeyinin yanağından öptü.

- Sana söz.

Behzat da alnına dokundu.

- Hadi. Çocuğumuzu bekletmeyelim.

Ömür hafifçe gülümsedi.

- Daha mercimek kadar.

- Façalı kanı var. Beklemeyi sevmez.

İlyas uzaktan seslendi:

- Benim de kanım var!

Behzat başını çevirdi.

- Onu sonra konuşuruz.

Masada küçük bir kahkaha yayıldı.

Havaalanı

Bu kez herkes gelmişti.

Haşmet...

Emine...

Behzat...

Hızır...

Ömür...

İlyas...

Ve birkaç yakın adam.

Ömür kapının önünde durdu.

Son kez hepsine baktı.

Sonra Hızır'a sarıldı.

- Abi...

Hızır saçlarını öptü.

- Git kızım. Buraya bakıp hayatını yarım bırakma.

Ömür başını salladı.

İlyas da ağabeyine sarıldı.

Hızır onu tuttu.

- Karına iyi bak.

İlyas hafifçe gülümsedi.

- Artık bana güveniyorsun yani?

Hızır geri çekildi.

- Sana değil. Ömür'e güveniyorum.

İlyas güldü.

Sonra ciddi bir sesle konuştu.

- Onu üzmem.

- Biliyorum.

İki kardeş birbirine tekrar sarıldı.

Ömür son kez Haşmet'e baktı.

Haşmet başını hafifçe eğdi.

Ömür de.

İkisi konuşmadan anlaşmıştı.

Sonra Behzat'a döndü.

Behzat elini kaldırdı.

- Git artık. Yoksa ben de gelirim.

Ömür gözyaşlarının arasından güldü.

- Gel.

- Olmaz.

- Façalı'yı kim yönetecek?

Haşmet uzaktan konuştu.

- Ben varım Behzat.

Behzat ona baktı.

- Tek başına olmaz abi.

Haşmet'in yüzünde küçük bir tebessüm oluştu.

Ömür iki ağabeyine baktı.

Ve o an...

İçinde ilk kez huzur oluştu.

Teoman yoktu.

Ama aile tamamen dağılmamıştı.

Haşmet vardı.

Behzat vardı.

Ve onlar...

Birbirlerini bırakmayacaktı.

Ömür İlyas'ın elini tuttu.

- Hadi.

İkisi birlikte pasaport kontrolüne doğru yürüdü.

Bu kez...

Ömür arkasına yalnızca bir kez döndü.

Elini kaldırdı.

Behzat da kaldırdı.

Haşmet sadece başını eğdi.

Sonra...

Ömür ve İlyas kalabalığın içinde kayboldu.

Ve o kapı...

Onların Türkiye'deki hikâyesinin son kapısı oldu.

Üç Ay Sonra

Façalı Konağı...

0109692fc707003ba8f3b05a8cb1956f.jpg

Artık eskisi gibi değildi.

Daha sessiz...

Daha ağır...

Ama daha güçlüydü.

Haşmet çalışma odasının başındaydı.

eb2c98c4be959f276426c49306f7664b.jpg

Karşısında Behzat vardı.

Masanın üzerinde şirket dosyaları...

Yeni anlaşmalar...

Arazi belgeleri...

At kulübünün genişleme planları...

Ve ülkenin farklı şehirlerinde açılacak yeni işletmelerin dosyaları duruyordu.

Behzat bir dosyayı kapattı.

- Ankara tamam. İzmir de tamam.
Mersin'deki adamlar da imzalamış.

Haşmet başını salladı.

- Doğu tarafı?

- Yarın.

Haşmet sandalyesine yaslandı.

- Üç ayda iyi gittik.

Behzat hafifçe gülümsedi.

- Teoman abi olsaydı...
"Yavaş gidiyorsunuz." derdi.

Haşmet'in dudaklarında küçük bir tebessüm oluştu.

- Evet...Derdi...Abim derdi...

Behzat masanın üzerindeki büyük haritaya baktı.

İşaretler...

Her geçen gün artıyordu.

Façalı şirketleri...

At çiftlikleri...

Lojistik...

İnşaat...

Otomotiv...

Ve Masa'da kurulan yeni bağlantılar...

Façalı adı...

Artık yalnızca İstanbul'da değil...

Ülkenin her yerinde duyuluyordu.

Ama asıl değişen şey...

İnsanların o adı söylediği ses tonuydu.

Ankara - Bir İş Toplantısı

Kalabalık bir masa...

On farklı şirketin temsilcileri...

Ve ortada büyük bir proje.

Adamlardan biri dosyaya baktı.

- Façalılar da mı ortak?

Karşısındaki adam hemen sesini alçalttı.

- Evet.

İlk adam arkasına yaslandı.

- O zaman sorun çıkmaz.

- Neden?

Adam kısa cevap verdi.

- Çünkü Haşmet Façalı söz verdiyse...
İş biter.

- Behzat Façalı da masadaysa...
Kimse o sözü bozmaz.

Diğer adam hafifçe gülümsedi.

- Korkuyor musunuz?

Cevap gecikmedi.

- Düşmanıysanız...
Korkarsınız.

- Dostuysanız...
Rahat uyursunuz.

Façalı Konağı

Behzat bu haberi telefondan dinledikten sonra kapattı.

Haşmet'e baktı.

- Duydun mu?

- Neyi?

- Ankara'da bizi konuşuyorlarmış.

Haşmet dosyadan gözünü kaldırmadı.

- Konuşsunlar.

Behzat gülümsedi.

- Üç ay önce demiştim. Bütün ülke Façalı adını duyacak.

Haşmet kalemi bıraktı.

- Duymuş.

Behzat başını salladı.

- Daha yeni başlıyoruz.

Haşmet ona baktı.

Bir süre sessiz kaldı.

Sonra elini uzattı.

Behzat da elini masanın üzerine koydu.

Haşmet ağır bir sesle konuştu.

- Façalı adı...
Kimsenin üstüne basmak için kullanılmayacak. Ama kimsenin de üstüne basmasına izin vermeyecek.

Behzat başını salladı.

- Aynen.

Haşmet devam etti.

- Bize güvenenin arkasında duracağız. İhanet edenin karşısında. Ailemize yaklaşan...
Bir daha düşünmek zorunda kalacak.

Behzat'ın bakışları sertleşti.

- İşte o zaman...
Teoman abinin bıraktığı isim gerçekten yaşamış olur.

Haşmet başını salladı.

- Yaşayacak, abimin adı yaşayacak.

Aynı Akşam

Emine salona girdi.

Elinde telefon vardı.

Yüzünde büyük bir gülümseme...

- Haşmet!

Haşmet başını kaldırdı.

- Ne oldu?

- Ömür arıyor.

Behzat hemen ayağa kalktı.

- Ver!

Emine telefonu ondan kaçırdı.

- Dur Behzat dur. Görüntülü açacağım.

Telefon televizyona bağlandı.

Ekranda Ömür ile İlyas göründü.

Ömür'ün yüzü ışıl ışıldı.

Karnı artık hafifçe belli oluyordu.

Behzat ekrana yaklaştı.

- Vay...

Ömür güldü.

- Ne bakıyorsun?

- Çocuk büyümüş.

İlyas araya girdi.

- Çocuk mu?

- Göbek büyüdü sadece.

Ömür dirseğiyle ona vurdu.

- Sus.

Haşmet gülümsedi.

- İyi misiniz?

- Çok iyiyiz abi.

Emine sordu:

- Kontrol nasıl geçti?

Ömür ile İlyas birbirine baktı.

İkisinin de yüzünde aynı gülümseme vardı.

Behzat hemen fark etti.

- Bir şey saklıyorsunuz.

Ömür güldü.

- Sen nasıl anlıyorsun her şeyi?

- Söyle da Ömür.

Ömür elindeki küçük ultrason fotoğrafını kameraya gösterdi.

- Bugün öğrendik.

Emine heyecanla sordu:

- Kimmiş?

Ömür gözleri dolarak cevap verdi:

- Oğlan.

Bir anda...

Salonda sesler birbirine karıştı.

Emine alkışladı.

Behzat ayağa fırladı.

- OĞLAN MI?!

İlyas kahkaha attı.

- Evet lan, oğlum geliyor oğlum.

Behzat doğrudan kameraya yaklaştı.

- Adı ne?

Ömür kaşını kaldırdı.

- Daha yeni öğrendik.

- Ben isim bulurum.

İlyas hemen karşı çıktı.

- Hayır.

- Neden?

- Sen koyarsan çocuğa Behzat falan dersin.

Behzat ciddiyetle düşündü.

- Güzel isim.

Ömür kahkaha attı.

Haşmet ise sessizce ekrana bakıyordu.

Ömür bunu fark etti.

- Abi?

Haşmet gülümsedi.

- Efendim.

Ömür gözlerini sildi.

- Keşke Teoman abi de duysaydı.

Salondaki hava bir an değişti.

Haşmet birkaç saniye sustu.

Sonra sakin bir sesle konuştu.

- O bizden daha önce duymuştur.

Ömür başını salladı.

- Ben de öyle düşünüyorum.

Behzat hemen havayı değiştirdi.

- Çocuğa ata binmeyi ben öğreteceğim.

İlyas gözlerini açtı.

- Sen oradasın, çocuk burada.

Behzat hiç bozuntuya vermedi.

- Görüntülü.

Ömür kahkahaya boğuldu.

- Bebek ekran başında ata binecek yani?

- Teknoloji gelişti.

Haşmet başını iki yana salladı.

- Çocuğu doğmadan rahat bırak.

Behzat gülümsedi.

- Dayısıyım abi. Hakkım var.

Gece

Görüntülü konuşma bittikten sonra...

Emine ile Haşmet odalarına çıktı.

7619f477520a0d9229343cbe5f55000e.jpg

Artık aynı odada...

Aynı hayatı paylaşıyorlardı.

Emine aynanın karşısında küpelerini çıkarıyordu.

Haşmet yatağın kenarında oturmuş onu izliyordu.

Emine aynadan bakışını fark etti.

- Ne oldu?

- Hiç.

- Öyle bakınca hiç olmuyor Haşmet.

Haşmet hafifçe gülümsedi.

- Güzelmiş.

Emine döndü.

- Bunu senden duymaya hâlâ alışamadım.

Haşmet ayağa kalktı.

Yanına geldi.

- Alış. Biliyorsun çok güzel söz bilmem ama bundan sonra bildiklerimin hepsini söyleyeceğim.

Emine kollarını boynuna doladı.

fe4bc33358036e9856c6fc6604a25335.jpg

- Ne kadar?

Haşmet düşündü.

- Her gün.

- Olamaz.

- Yine de her gün demeye çalışacağım.

Emine başını göğsüne yasladı.

- Ev çok değişti.

Haşmet saçlarını okşadı.

- İyi anlamda mı?

- Hem iyi...Hem de kötü. Teoman'ın sesi yok. Leyla'nın kahkahası yok. Ömür uzakta.

Bir süre sustu.

Sonra gülümsedi.

- Ama sen varsın.

Haşmet alnını öptü.

- Sen de.

Emine birkaç saniye sessiz kaldı.

Sonra yavaşça konuştu.

- Bir gün...Bu evde yine çocuk sesi olsa güzel olmaz mı Haşmet?

Haşmet'in eli saçlarında durdu.

Emine başını kaldırdı.

- Ne oldu?

Haşmet ona uzun uzun baktı.

- Olur.

Emine kaşını kaldırdı.

- Ne olur?

Haşmet'in yüzünde küçük bir gülümseme oluştu.

- Çok güzel olur.

Emine de gülümsedi.

Başını yeniden göğsüne yasladı.

Henüz ikisi de bilmiyordu...

Façalı Konağı'nın uzun yıllar sonra duyacağı ilk çocuk sesi...

Tek bir bebeğe ait olmayacaktı.

Hayat...

Onlara bir değil...

İki çocukla gelecekti.

Комментарии

0 / 5000 символов
Пока нет комментариев. Будьте первым!