46 страницаОпубликовано: 21.08.2026. 13:15
20

Озвучивание не поддерживается в этом браузере

46. BÖLÜM Eksilirken Çoğalmak

Sabah...

Façalı Konağı uzun zaman sonra ilk kez erken saatlerde hareketlenmişti.

Mutfaktan sesler geliyor...

Bahçede masalar hazırlanıyor...

Ömür bir odadan diğerine koşuyor...

Behzat ise elindeki telefonla sürekli birilerine talimat veriyordu.

- Hayır. Büyük organizasyon istemiyoruz dedim.

Karşı taraftaki adam bir şey söyledi.

Behzat kaşlarını çattı.

- Kaç kişi?

Durdu.

- Yüz elli kişi küçük mü?

Telefonu kulağından çekip ekrana baktı.

Sonra tekrar konuştu.

- Otuz.

- En fazla kırk. Aile. Yakın dostlar. Bitti.

Telefonu kapattı.

Arkasından Haşmet'in sesi geldi.

- Yirmi demiştim.

Behzat döndü.

- Abi, sen evleniyorsun. Cenaze yapmıyoruz.

Haşmet'in yüzü bir an değişti.

Behzat söylediğine hemen pişman oldu.

- Abi...

Haşmet elini kaldırdı.

- Tamam.

Behzat sessizleşti.

Haşmet birkaç saniye sonra devam etti.

- Kırk olsun.

Behzat şaşırdı.

- Ciddi misin?

- Ama kırk biri olursa seni kovarım.

Behzat hafifçe gülümsedi.

- Tamam reis.

Haşmet kaşını kaldırdı.

- Bana evde reis deme.

- Tamam abi.

Haşmet yürümeye başladı.

Behzat arkasından seslendi:

- Damatlık denedin mi?

Haşmet durmadı.

- Takım elbisem var.

Behzat gözlerini kapattı.

- Allah'ım...Bana sabır ver.

Haşmet uzaktan cevap verdi:

- Duyuyorum!

Behzat güldü.

Uzun zamandır...

Bu evde böyle bir ses duyulmamıştı.

Hastane

Ömür ile İlyas...

Yan yana oturuyordu.

İkisi de sessizdi.

Ömür'ün elleri birbirine kenetlenmişti.

İlyas sürekli ayağını sallıyordu.

Ömür sonunda dayanamadı.

- Yapma şunu.

İlyas durdu.

Beş saniye sonra yeniden başladı.

Ömür ona baktı.

- İlyas.

- Geriliyorum.

- Ben gerilmiyor muyum?

- Sen benden daha sakinsin.

Ömür kaşlarını kaldırdı.

- İçimden çığlık atıyorum.

İlyas tam cevap verecekken...

Kapı açıldı.

Doktor içeri girdi.

Elindeki sonuçlara baktı.

Sonra karşılarına oturdu.

- Tebrik ederim.

İkisi de dondu.

Doktor gülümsedi.

- Hamilesiniz.

Ömür'ün dudakları aralandı.

Ama ses çıkmadı.

İlyas doktora baktı.

Sonra Ömür'e.

Sonra yeniden doktora.

- Kesin mi?

Doktor güldü.

- Oldukça kesin.

İlyas'ın yüzündeki bütün gerginlik bir anda kayboldu.

Ömür ise...

Hâlâ hareket etmiyordu.

Elini yavaşça karnına götürdü.

- Gerçekten...
Burada mı?

Doktor başını salladı.

- Evet.

Ömür'ün gözlerinden yaşlar aktı.

İlyas elini tuttu.

- Ömür...

Ömür ona döndü.

Bir anda gülmeye başladı.

Aynı anda ağlıyordu.

- İlyas... Biz...

İlyas da gülümsedi.

- Üç kişiyiz.

Ömür başını salladı.

- Üç kişiyiz.

İlyas ayağa kalkıp ona sarıldı.

Ömür başını göğsüne yasladı.

- Kimseye söyleme.

İlyas şaşırdı.

- Ne?

- Daha değil.

- Ama...

Ömür gözlerinin içine baktı.

- Önce iki kişiye söyleyeceğim.

İlyas anladı.

Cevap vermedi.

Sadece alnından öptü.

- Gidelim.

Mezarlık

Öğleye doğru...

Ömür ile İlyas iki mezarın karşısındaydı.

Yan yana.

Teoman.

Leyla.

Ömür elinde iki beyaz gül taşıyordu.

Birini Leyla'nın mezarına bıraktı.

Diğerini Teoman'ın.

Sonra iki mezarın arasına oturdu.

İlyas birkaç adım geride kaldı.

Bu konuşmanın...

Ömür'e ait olduğunu biliyordu.

Ömür önce Leyla'ya baktı.

- Sana bir şey söyleyeceğim.

Gülümsedi.

- Ama sakın Teoman abiye benden önce söyleme.

Gözlerinden yaşlar aktı.

Sonra Teoman'ın mezarına döndü.

- Abi...Hani sana demiştim ya...Çocuklarımı gösterecektim diye.

Elini karnına koydu.

Uzun süre konuşamadı.

Sonra...

Gülümseyerek fısıldadı.

- Geliyor.

İlyas başını eğdi.

Ömür ağlamaya başladı.

Ama bu kez...

Acıdan değil.

- Ben anne oluyorum abi. İlyas da baba oluyor Leyla.

Elini mezar taşına koydu.

- Keşke burada olsaydın.Biliyorum...
İlk duyduğunda kesin suratını asardın.
Sonra gizlice Behzat'a gidip "çocuğa ne alacağız?" diye sorardın.

İlyas uzaktan gülümsedi.

Ömür Leyla'nın mezarına döndü.

- Sen de...
Kesin benden önce kıyafet almaya başlardın.

- Cinsiyetini bile bilmeden.

Bir an sessizlik oldu.

Rüzgâr hafifçe esti.

Ömür iki mezarın arasındaki toprağa dokundu.

- Biz gidiyoruz. Bu kez gerçekten. Belki...
Bir daha hiç dönemeyiz.

Sesi kırıldı.

- Ama sizi bırakmıyorum. Sadece...
Hayatımı yaşamaya gidiyorum.

Teoman'ın mezar taşını öptü.

Sonra Leyla'nın.

- Siz de birbirinize iyi bakın.

Ayağa kalktı.

İlyas yanına geldi.

Elini tuttu.

Ömür son kez arkasına baktı.

- Hadi.

Ve birlikte yürüdüler.

Façalı Konağı

Akşam...

Bahçenin görüntüsü tamamen değişmişti.

Büyük bir düğün yoktu.

Gösterişli süslemeler yoktu.

Sadece uzun bir aile masası...

Beyaz çiçekler...

Sıcak ışıklar...

Ve bahçenin en güzel köşesinde...

İki küçük çerçeve.

Teoman.

Leyla.

Ömür onları görünce durdu.

Behzat yanına geldi.

- Fazla mı oldu?

Ömür başını iki yana salladı.

- Hayır.

- Böyle olmalıydı.

Behzat iki fotoğrafın önündeki çiçekleri düzeltti.

- Abim burada olsaydı...

Haşmet'i sabahtan beri sinir ederdi.

Ömür gülümsedi.

- Leyla da Emine'yi.

İkisi bir an sustu.

Sonra Ömür Behzat'a baktı.

- Sana bir şey söyleyeceğim.

Behzat hemen şüphelendi.

- Ne yaptın?

- Neden hemen ben bir şey yaptım?

- Suratını biliyorum.

Ömür gülmemek için dudaklarını ısırdı.

- Ama bugün değil.

Behzat kaşlarını çattı.

- Ömür.

- Yarın.

- Ne yarını?

Ömür uzaklaştı.

- Yarın söylersin demiştin, şimdi söyle!

Ömür kahkaha atarak eve girdi.

Behzat arkasından baktı.

- Kesin bir şey var.

Emine'nin Odası

Emine aynanın karşısındaydı.

Üzerinde...

Sade, uzun, beyaz bir elbise vardı.

Gelinlik kadar gösterişli değildi.

Ama zarifti.

Ömür saçlarını düzeltiyordu.

Emine aynadan ona baktı.

- Güzel miyim?

Ömür ellerini omuzlarına koydu.

- Çok.

Emine'nin gözleri doldu.

- Leyla olsaydı...

Ömür hemen eğilip ona sarıldı.

- Burada.

Emine gözlerini kapattı.

- Bugün ağlamayacağım dedim.

Ömür hafifçe güldü.

- Bu ailede kimse verdiği o sözü tutamıyor.

İkisi de güldü.

Sonra Emine ciddi bir şekilde Ömür'e baktı.

- Sen niye bugün farklısın?

Ömür dondu.

- Nasıl?

- Gülümsüyorsun. Evlendiğim için mi?

- Tabii.

Emine gözlerini kıstı.

- Yalan.

Ömür hemen saç tokasıyla uğraşmaya başladı.

- Sen düğününe odaklan.

Emine bir anda döndü.

- Ömür!

Ömür güldü.

- Yarın.

- Ne yarını?!

Kapı açıldı.

Hızır içeri girdi.

İkisi de sustu.

Hızır kız kardeşini görünce...

Olduğu yerde kaldı.

Emine gülümsedi.

- Ne oldu?

Hızır cevap vermedi.

Gözleri doldu.

Emine'nin yüzündeki gülümseme kayboldu.

- Abi...

Hızır yavaşça yanına geldi.

- Çok güzelsin.

Emine ona sarıldı.

Hızır gözlerini kapattı.

Bir an...

Leyla'yı düşündü.

Sonra kardeşinin alnından öptü.

- Seni bugün ben götüreceğim.

Emine başını salladı.

- Başka kim götürecek zaten?

Hızır hafifçe gülümsedi.

- Bir daha ağlatırsa geri getiririm.

Ömür hemen araya girdi.

- Haşmet abi duymasın.

Hızır kaşını kaldırdı.

- Duysun.

Bahçe

Haşmet...

Siyah takım elbisesiyle nikâh masasının yanında duruyordu.

Behzat yanına geldi.

Onu baştan aşağı süzdü.

- Fena değil.

Haşmet ona baktı.

- Senin onayını bekliyordum.

- Kravat biraz...

Haşmet gözlerini kıstı.

Behzat hemen sustu.

- Güzel.

Bir süre yan yana durdular.

Sonra Behzat sessizce konuştu.

- Heyecanlı mısın?

- Hayır.

- Yalan.

Haşmet ona baktı.

- Behzat...

Behzat gülümsedi.

- Tamam abi, ama kabul et ki çok heyecanlısın.

Haşmet cevap verecekken...

Bahçedeki herkes ayağa kalktı.

Hızır...Emine'yle birlikte kapıda görünmüştü.

Haşmet'in bakışları değişti.

Etrafındaki herkes...

Bir anda yok olmuş gibiydi.

Sadece Emine vardı.

Emine yürürken onun gözlerinin içine baktı.

Haşmet gülümsedi.

Gerçekten...

Gülümsedi.

Behzat bunu fark edip sessizce mırıldandı:

- Vay be... Haşmet Façalı'yı da bu halde gördük.

Haşmet duymuştu.

Ama bu kez cevap vermedi.

Hızır Emine'yi yanına getirdi.

Elini Haşmet'in eline bıraktı.

- Al.

Sonra hemen düzeltti:

- Yanına.

Haşmet başını salladı.

- Yanıma.

Emine ona baktı.

- Hazır mısın?

Haşmet elini sıktı.

- Hazırım Hızır.

Nikâh memuru soruyu sorduğunda:

Sayın Haşmet Façalı... Hiçbir baskı altında kalmadan, kendi özgür iradenizle, Sayın Emine Çakırbeyli'yi eş olarak kabul ediyor musunuz?

Haşmet daha sakin konuştu.

- Evet.

Sıra Emine'ye geldi.

Sayın Emine Çakırbeyli... Hiçbir baskı altında kalmadan, kendi özgür iradenizle, Sayın Haşmet Façalı'yı eş olarak kabul ediyor musunuz?

Emine birkaç saniye Haşmet'e baktı.

Sonra...

- Evet.

Alkışlar yükseldi.

Behzat ilk ayağa kalkan oldu.

Ömür ağlıyordu.

İlyas alkışlarken ona bakıyordu.

Hızır başını eğip gözlerini sildi.

Ve birkaç metre ötede...

Teoman ile Leyla'nın fotoğrafları...

Yan yana duruyordu.

Haşmet yüzüğü taktıktan sonra Emine'nin alnından öptü.

Emine fısıldadı.

- Artık kaçamazsın.

Haşmet gözlerinin içine baktı.

- Kaçmak isteyen kim?

Gecenin Sonunda

Misafirlerin çoğu gitmişti.

Aile masada kalmıştı.

Haşmet...

Emine...

Hızır...

İlyas...

Ömür...

Behzat...

Uzun zaman sonra...

Aynı masada kahkaha vardı.

Bir ara Ömür sessizleşti.

İlyas ona baktı.

Ömür başıyla küçük bir işaret yaptı.

İlyas gülümsedi.

Ömür bardağını masaya bıraktı.

- Bir şey söyleyeceğiz.

Behzat hemen parmağını kaldırdı.

- Biliyordum!

Herkes ona baktı.

- Ne biliyordun?

- Bir şey saklıyor.

Ömür güldü.

Haşmet kaşını kaldırdı.

- Ne oldu?

Ömür ile İlyas birbirlerine baktılar.

Ömür elini karnına koydu.

Emine bunu fark eden ilk kişi oldu.

Eli ağzına gitti.

- Ömür...

Ömür'ün gözleri doldu.

Başını salladı.

- Evet.

Masada sessizlik oldu.

Behzat anlamadı.

- Ne evet?

İlyas gülmeye başladı.

Hızır'ın yüzü değişti.

Haşmet birkaç saniye Ömür'ün eline baktı.

Sonra anladı.

- Hamile misin?

Ömür ağlayarak gülümsedi.

- Hamileyim.

Bir saniye...

Kimse hareket etmedi.

Sonra Behzat ayağa fırladı.

- NE?!

Ömür kahkaha attı.

Behzat masanın etrafından koşup kardeşinin yanına geldi.

- Gerçekten mi?!

- Gerçekten.

- Ben dayı mı oluyorum?!

Ömür güldü.

- Evet.

Behzat bir anda İlyas'a döndü.

- Sen yaptın bunu.

Masadaki herkes kahkahaya boğuldu.

İlyas gözlerini açtı.

- Yok, komşu yaptı Behzat!

Haşmet ilk kez yüksek sesle güldü.

Emine ağlayarak Ömür'e sarıldı.

Hızır İlyas'ın omzuna vurdu.

- Hayırlı olsun.

İlyas başını eğdi.

- Sağ ol abi.

Behzat hâlâ şaşkındı.

Ömür'ün karşısına çömeldi.

Karnına baktı.

- Orada mı şimdi?

Ömür güldü.

- Evet.

Behzat elini uzattı.

Sonra durdu.

- Dokunabilir miyim?

Ömür'ün gözleri doldu.

Elini tutup karnına koydu.

Behzat birkaç saniye hiçbir şey söylemedi.

Sonra...

Gözlerinden yaşlar aktı.

- Teoman abi biliyor mu?

Masadaki kahkaha bir anda sustu.

Ömür başını salladı.

- İlk ona ve Leyla'ya söyledik.

Behzat gözlerini kapattı.

Başını eğdi.

- Güzel.

Sonra yeniden karnına baktı.

- Bak ufaklık... Ben Behzat dayın.

İlyas hemen araya girdi.

- Daha doğmadan çocuğu bozma.

Behzat ona baktı.

- Sen yurtdışında olacaksın.Çocuğun eğitimini görüntülü ben vereceğim.

Ömür kahkaha attı.

Haşmet masanın başından onları izliyordu.

Yanında...

Artık karısı olan Emine vardı.

Karşısında...

Kardeşleri.

Ve yakında dünyaya gelecek yeni bir çocuk.

Haşmet bir an başını çevirdi.

Bahçenin köşesindeki iki fotoğrafa baktı.

Teoman...

Leyla...

Emine onun elini tuttu.

- Ne düşünüyorsun?

Haşmet gözlerini fotoğraflardan ayırmadan cevap verdi.

- Eksildik.

Sonra Ömür'ün kahkahasını duydu.

Behzat yine İlyas'la tartışıyordu.

Hızır onları susturmaya çalışıyordu.

Haşmet Emine'ye baktı.

Ve cümlesini tamamladı:

- Ama...
Yeniden çoğalıyoruz.

Emine başını omzuna yasladı.

Haşmet elini onun elinin üzerine koydu.

O gece...

Façalı Konağı'nda uzun zamandır ilk kez...

Gece yarısına kadar ışıklar sönmedi.

Çünkü ölümün susturduğu evde...

Hayat yeniden sesini yükseltmeye başlamıştı.

Комментарии

0 / 5000 символов
Пока нет комментариев. Будьте первым!