Озвучивание не поддерживается в этом браузере
45. BÖLÜM Bir Daha Ertelemem
At kulübünden döndüklerinde...
Akşam olmuştu.
Façalı Konağı'nın bahçesinde ışıklar yanıyordu.
Haşmet araçtan indi.
Behzat da arkasından çıktı.
Ama konağa doğru yürümek yerine birkaç saniye olduğu yerde kaldı.
Haşmet dönüp baktı.
- Ne oldu?
Behzat ellerini cebine soktu.
- Ciddi misin?
- Neyle ilgili?
- Emine'yle evlenmek konusunda.
Haşmet kaşını kaldırdı.
- Böyle bir konuda şaka yaptığımı gördün mü?
Behzat hafifçe gülümsedi.
- Sen şaka yaptığında bile insan anlayamıyor zaten.
Haşmet başını iki yana salladı.
Behzat yüzündeki tebessümü kaybetti.
- Abi...
Haşmet ona baktı.
- Hm?
- İyi yapıyorsun. Gerçekten.
Haşmet cevap vermedi.
Behzat devam etti.
- Teoman abiyle Leyla'nın başına gelenlerden sonra hepimiz sanki yaşamaya devam edersek onlara ayıp olacakmış gibi davranıyoruz.
- Ama...
Bir süre sustu.
- Teoman abi bunu istemezdi.
Haşmet'in gözleri konağın üst katındaki karanlık pencereye kaydı.
Teoman'ın odası...
- Biliyorum.
Behzat omzuna dokundu.
- O zaman git.
- Nereye?
Behzat güldü.
- Kadına evlenme teklif etmeye.
Haşmet ona uzun uzun baktı.
- Sen fazla konuşmaya başladın.
Behzat konağın kapısına yürürken cevap verdi:
- Teoman abi olmadığı için onun payını da ben konuşuyorum.
Haşmet'in adımları durdu.
Bu söz...
Bir an kalbine dokundu.
Ama Behzat arkasına dönmedi.
Haşmet hafifçe gülümsedi.
- Konuş kardeşim... Konuş.
Salon
Emine...
Ömür'le birlikte koltukta oturuyordu.
İlyas ile Hızır karşı taraftaydı.
Masanın üzerinde yurtdışı evrakları vardı.
Ömür birkaç dosyayı toparladı.
- Her şey tamam.
İlyas başını salladı.
- Uçuşu da aldım.
Behzat içeri girerken konuşmayı duydu.
Adımları yavaşladı.
- Ne zaman?
Ömür başını kaldırdı.
- Üç gün sonra.
Behzat'ın yüzündeki gülümseme kayboldu.
- Bu kadar erken mi?
Ömür gözlerini kaçırdı.
- Daha fazla kalırsak...
Gidemeyiz.
Behzat yanlarına geldi.
- Gitmeyin o zaman.
Salona sessizlik çöktü.
Ömür ağabeyine baktı.
Behzat hemen başını başka tarafa çevirdi.
- Şaka yaptım.
Kimse inanmadı.
Ömür ayağa kalkıp yanına geldi.
- Behzat...
- İyiyim.
- Daha bir şey demedim.
- Diyeceğini biliyorum.
Ömür elini tuttu.
- Bu kez...
Dönüş tarihi almadık.
Behzat başını ona çevirdi.
Birkaç saniye hiçbir şey söylemedi.
- Ne demek?
İlyas sakin bir sesle cevap verdi.
- Orada kalacağız.
- Sürekli.
Behzat'ın çenesi gerildi.
- Hiç mi dönmeyeceksiniz?
Ömür'ün gözleri doldu.
- Bilmiyorum.
- Belki bir gün. Ama...Şimdilik hayatımız orada.
Behzat elini çekip birkaç adım uzaklaştı.
Pencerenin önünde durdu.
Kimse arkasından gitmedi.
Çünkü onun bunu sindirmesi gerekiyordu.
Bir süre sonra Behzat kendisi konuştu.
- Teoman abi de bunu isterdi.
Ömür başını eğdi.
- Evet. Haşmet abi de isteyecek.
- Evet.
Behzat derin bir nefes aldı.
Sonra arkasını döndü.
- O zaman...
Gitmeniz lazım.
Ömür ağlamaya başladı.
- Bana kızmadın mı?
Behzat acı bir şekilde gülümsedi.
- Sana kızarsam...
Gitmekten vazgeçersin. Ben de hayatın boyunca bunun suçluluğunu taşırım.
Ömür yanına gelip sarıldı.
- Seni çok seviyorum.
Behzat gözlerini kapattı.
- Ben de seni. Her gün arayacaksın.
Ömür gülerek ağladı.
- Daha önce haftada üç demiştin.
- Fikrimi değiştirdim.
- Her gün.
- Görüntülü.
Behzat başını salladı.
- Evet.
İlyas uzaktan konuştu:
- Bana da söz hakkı var mı?
Behzat ona baktı.
- Yok.
Masada ilk kez küçük bir kahkaha yükseldi.
Bahçe

Emine biraz hava almak için dışarı çıktı.
Gece serindi.
Bahçenin ortasındaki taş yolda yavaşça yürüyordu.
Arkasından ayak sesleri geldi.
Kimin olduğunu anlamak için dönmesine gerek yoktu.
- Haşmet.
Haşmet yanına geldi.
- Nereden bildin?
Emine hafifçe gülümsedi.
- Sen yürürken bile ciddi yürüyorsun.
Haşmet gözlerini kıstı.
- Ciddi yürümek ne demek?
- Behzat gibi yürümüyor olmak.
Bu kez Haşmet güldü.
İkisi yan yana ilerledi.
Bir süre hiç konuşmadılar.
Sonunda Emine sordu:
- Neden geldin?
- Seni görmek için.
Emine durdu.
- Aynı evdeyiz.
- Yine de görmek istedim.
Emine'nin yüzündeki ifade yumuşadı.
Haşmet birkaç saniye ona baktı.
Sonra cebine uzandı.
Emine hemen fark etti.
- Ne yapıyorsun?
Haşmet küçük siyah bir kutu çıkardı.
Emine'nin gözleri büyüdü.
Ama Haşmet kutuyu açmadı.
Sadece elinde tuttu.
- Behzat bana bir şey söyledi.
Emine gülümsedi.
- Korkmaya başladım.
- "Evleniyoruz diye emir verme." dedi.
Emine istemeden kahkaha attı.
- Behzat gerçekten akıllanmış.
Haşmet de gülümsedi.
Sonra yüzü ciddileşti.
- Ben güzel konuşmayı bilmiyorum.
Emine hiçbir şey söylemedi.
- Sen biliyorsun. Ben...Bir şey hissederim.
Ama söylemek için saatlerce düşünürüm. Sonra iki kelime söylerim.
Emine gözleri dolarak gülümsedi.
- Biliyorum.
Haşmet kutuyu açtı.
İçinde sade bir yüzük vardı.
- Daha önce sana yüzük taktım. Ailelerin önünde söz verdim. Ama bu başka.
Emine gözlerini ondan ayırmadı.
Haşmet devam etti.
- Teoman öldüğü gün...
Bir şeyi anladım.
Sesi bir an durdu.
- İnsan...
Yarın söyleyeceği şeylerin olacağından emin olmamalı. Ben çok şey erteledim. Seni sevdiğimi söylemeyi...Yanında olmayı...Hayat kurmayı...
Emine'nin gözlerinden yaşlar süzülmeye başladı.
Haşmet yüzüğü parmaklarının arasında tuttu.
- Artık ertelemek istemiyorum.
Bir adım yaklaştı.
- Benimle evlenir misin Emine?
Emine ağlarken hafifçe güldü.
- Gerçekten sordun.
Haşmet kaşını kaldırdı.
- Ne yapacaktım?
- "Evleniyoruz." dersin sanıyordum.
Haşmet gülümsedi.
- Behzat engelledi.
Emine başını iki yana salladı.
Sonra elini uzattı.
- Evet.
Haşmet bir an kıpırdamadı.
Emine kaşını kaldırdı.
- Yüzüğü takmayacak mısın?
Haşmet sanki ancak o zaman kendine geldi.
Yüzüğü parmağına geçirdi.
Emine eline baktı.
Sonra Haşmet'e.
- Düğün ne zaman?
Haşmet hiç düşünmeden cevap verdi.
- Üç gün içinde.
Emine'nin yüzü dondu.
- Ne?
- Ömür'le İlyas gitmeden.
- Haşmet...
- Büyük düğün istemiyorum.
- Ben de istemiyorum ama üç gün?
Haşmet sakin bir yüzle konuştu.
- Vaktimiz var diye düşünmek istemiyorum artık.
Emine'nin yüzündeki şaşkınlık yavaşça tebessüme dönüştü.
- Peki. Üç günse üç gün olsun
Haşmet başını hafifçe eğdi.
- Pişman olmazsın.
Emine hemen cevap verdi:
- Bu cümleyi düzeltebilirsin.
Haşmet düşündü.
Sonra elini tuttu.
- Pişman etmeyeceğim.
Emine gülümsedi.
- Bu daha iyi, Façalım.
Salon
Kapı açıldığında...
Behzat ilk önce Emine'nin eline baktı.
Yüzüğü gördü.
Bir anda ayağa kalktı.
- Oldu mu?
Ömür şaşkınlıkla döndü.
- Ne oldu?
Behzat yüzüğü işaret etti.
Ömür'ün ağzı açık kaldı.
- ABİ!
Haşmet daha bir şey söyleyemeden Ömür koşup boynuna sarıldı.
- Evleniyorsunuz!
Haşmet istemsizce gülümsedi.
- Evet.
Ömür hemen Emine'ye sarıldı.
- Sonunda!
Emine güldü.
- Bunu herkes mi bekliyordu?
Hızır sandalyesinden kalktı.
Kız kardeşinin yanına geldi.
Elindeki yüzüğe baktı.
Sonra Haşmet'e.
Haşmet ciddi bir yüzle karşısına geçti.
- Hızır...
Hızır elini kaldırdı.
- İzin istemeyeceksin artık.
Haşmet sustu.
Hızır kız kardeşine baktı.
- Mutlu musun?
Emine başını salladı.
- Çok.
Hızır yüzünü yeniden Haşmet'e çevirdi.
- O zaman...
Bana başka söz lazım değil.
Elini uzattı.
Haşmet sıktı.
Hızır onu kendine çekip sarıldı.
- Kardeşimi sana emanet etmiyorum.
Haşmet kaşını hafifçe kaldırdı.
Hızır devam etti.
- Çünkü o eşya değil. Yanına veriyorum.
Haşmet'in yüzünde ağır ama sıcak bir ifade oluştu.
- Yanımda olacak. Hep.
İlyas gülümsedi.
- Bu ailede herkes aynı şeyi öğrenmiş.
Ömür ona baktı.
- Neyi?
- Kadınlar arkada durmuyor.
Emine hemen cevap verdi:
- Sonunda öğrendiniz.
Behzat koltuğa yaslandı.
- Ben en başından beri biliyordum.
Haşmet ona baktı.
- Sen sus.
Behzat gülümsedi.
- Abi...
Teklifin düzgün oldu mu bari?
Emine cevap verdi:
- Senin sayende.
Behzat gururla arkasına yaslandı.
- Bir aileyi daha kurtardım.
Aynı Gece
Salon boşaldığında...
Haşmet ile Behzat çalışma odasında kaldı.
Masanın üzerinde eski dosyalar vardı.
Ama bu kez...
Sınırsızlar dosyası yoktu.
Kerem ölmüştü.
Örgütün kalan hücreleri dağılmıştı.
Masa'daki bütün bağlantılar temizlenmişti.
O defter...
Kapanmıştı.
Behzat dosya dolabının en alt çekmecesini açtı.
Sınırsızlar'ın son dosyasını içine koydu.
Çekmeceyi kapattı.
Kilitledi.
Anahtarı Haşmet'e uzattı.
Haşmet almadı.
- At.
Behzat ona baktı.
- Emin misin?
- Bitti.
Behzat anahtarı avucunda çevirdi.
Sonra masadaki metal küllüğün içine bıraktı.
Çakmağını yaktı.
Anahtar yanmazdı.
Ama Behzat gülümsedi.
- Sembolik olarak güzel olmadı.
Haşmet istemeden güldü.
- Senin dramatik tarafın gelişmiş.
Behzat sandalyeye oturdu.
- Şimdi ne olacak?
Haşmet pencereden şehre baktı.
- Şimdi...
Façalı'yı yeniden kuracağız.
Behzat'ın bakışları değişti.
Haşmet devam etti:
- Teoman'ın bıraktığı her şeyi büyüteceğiz. Kulübü. Şirketleri. Masadaki ağırlığımızı.
Ama bir daha kimse...
Façalı ailesine saldırmayı aklından bile geçirmeyecek.
Behzat ayağa kalktı.
Ağabeyinin yanına geldi.
- İkimiz mi?
Haşmet ona döndü.
- İkimiz.
Behzat'ın yüzünde çok hafif ama ağır bir gülümseme oluştu.
- O zaman...
Bütün ülke duyacak.
Haşmet kaşını kaldırdı.
- Neyi?
Behzat gözlerinin içine baktı.
- FAÇALI soyadını.
Haşmet birkaç saniye sustu.
Sonra başını salladı.
- Sadece duymayacaklar. Hatırlayacaklar.
Behzat'ın gözleri karardı.
Ama bu...
İntikamın karanlığı değildi.
Ailesini bir daha kimsenin küçümseyemeyeceğine dair kararlılıktı.
- Bizden korkacaklar.
Haşmet sakin bir sesle düzeltti:
- Düşmanımız olan korkacak.
- Dostumuz olan...
Arkasında dağ olduğunu bilecek.
Behzat gülümsedi.
- İşte bu daha iyi.
Haşmet masanın üzerinde duran Teoman'ın eski kalemini aldı.
Parmaklarının arasında birkaç saniye çevirdi.
Sonra çalışma masasının en görünür yerine bıraktı.
- Üç kişi başladık.
Behzat'ın yüzündeki tebessüm kayboldu.
Haşmet devam etti:
- İki kişi devam edeceğiz.
Behzat sessizce başını salladı.
- Ama adı bizimle.
Haşmet gözlerini kaleme çevirdi.
- Hep.
Gece Yarısı
Ömür ile İlyas odalarında bavul hazırlıyordu.
Ömür elindeki kıyafeti valize koyamadı.
Yatağın kenarına oturdu.
İlyas yanına geldi.
- Ne oldu?
Ömür yüzüğüne baktı.
Sonra karnının üzerine farkında olmadan elini koydu.
- Bilmiyorum.
İlyas kaşlarını çattı.
- Neyi?
Ömür başını kaldırdı.
- Son birkaç gündür...
Kendimi garip hissediyorum.
İlyas yanına oturdu.
- Hasta mısın?
- Hayır.
- Midem bulanıyor.
- Çok yoruluyorum.
- Kokulara tahammül edemiyorum.
İlyas birkaç saniye yüzüne baktı.
Sonra gözleri yavaşça büyüdü.
- Ömür...
Ömür de onun ne düşündüğünü anlamıştı.
İkisi de birbirlerine baktılar.
Ömür çok hafif bir sesle konuştu.
- Sence?..
İlyas'ın yüzünde aylar sonra ilk kez çocukça bir heyecan belirdi.
- Yarın öğrenelim.
Ömür elini karnına koydu.
Gözleri doldu.
Tam o anda...
Aklına mezarlıkta Teoman'a söylediği cümle geldi.
"Ben sana çocuklarımı gösterecektim."
Gözünden bir damla yaş düştü.
İlyas elini onun elinin üzerine koydu.
- Ne oldu?
Ömür ağlayarak gülümsedi.
- Eğer gerçekten varsa...
İlk önce mezarlığa söylemek istiyorum.
İlyas ne demek istediğini anladı.
Başını yavaşça salladı.
- Söyleriz.
Ömür başını omzuna yasladı.
- Sonra gideriz.
- Sonra gideriz.
- Ve bu defa...
Gerçekten hayatımıza başlarız.
İlyas saçlarını öptü.
- Üç kişi olarak belki.
Ömür gözyaşlarının arasından gülümsedi.
- Belki.
O gece...
Façalı Konağı'nın bir odasında düğün hazırlığı başlarken...
Başka bir odasında...
Henüz kimsenin bilmediği yeni bir hayatın ihtimali doğmuştu.
Bir hikâye iki mezarla kapanmıştı.
Ama aile...
Yavaş yavaş yeniden çoğalmaya başlıyordu.


Комментарии