Озвучивание не поддерживается в этом браузере
44. BÖLÜM Eksik Masa
Façalı Konağı'na döndüklerinde...
Gece olmuştu.
Kapı açıldı.
Herkes içeri girdi.
Ama kimse salona doğru yürümek istemedi.
Çünkü içeride...
Her şey onları bekliyordu.
Teoman'ın oturduğu koltuk.
Leyla'nın bıraktığı kitap.
Behzat'ın onunla son kez tartıştığı masa.
Ömür'ün aylar önce oturduğu sandalye.
Hayat...
Sahipleri yokmuş gibi hiçbir şeyi değiştirmemişti.
İşte en acısı da buydu.
İnsan ölüyordu.
Ama bardak masada kalıyordu.
Ceket askıda...
Kahve fincanı rafta...
Bir çift ayakkabı kapının yanında kalıyordu.
Sanki sahibi birazdan geri gelecekmiş gibi.
Salon
Ömür içeri girdiği anda durdu.
Gözleri doğrudan büyük yemek masasına gitti.
Teoman'ın sandalyesi...
Hâlâ aynı yerdeydi.
Kimse kaldırmamıştı.
Ömür yavaşça yaklaştı.
Parmaklarını sandalyenin arkasında gezdirdi.
- Buraya otururdu.
Behzat arkasında duruyordu.
- Evet.
Ömür sandalyeyi hafifçe çekti.
- Kahvaltıda herkesten önce gelirdi.
Behzat gözlerini yere indirdi.
- Sonra da kimseye erken geldiğini belli etmezdi.
Ömür'ün dudaklarında bir anlık tebessüm oluştu.
- Çayını kim koyacak şimdi?
Bu soru...
Öylesine basitti ki...
Behzat'ın kalbine daha ağır oturdu.
- Bilmiyorum.
Ömür sandalyeye oturmadı.
Yavaşça yerine itti.
- Kimse oturmasın.
Behzat başını kaldırdı.
- Oturmaz.
- Hiç mi?
- Hiç.
Ömür ona baktı.
Behzat'ın cevabında şaka yoktu.
Teoman'ın sandalyesi...
Artık masanın bir parçası değil...
Ailenin kaybettiği birinin sessiz hatırasıydı.
Mutfak
Emine su almak için mutfağa girdi.
Dolabı açtı.
İçeride küçük cam kavanoz gördü.
Üzerinde Leyla'nın el yazısı vardı:
"Teoman'ın sevdiği kahve."
Emine olduğu yerde kaldı.
Kavanozu eline aldı.
Parmakları yazının üzerinde gezindi.
Bir anda nefesi kesildi.
- Leyla...
Kavanozu göğsüne bastırdı.
Sessizce ağlamaya başladı.
Tam o sırada Haşmet kapının önünde göründü.
Bir şey söylemedi.
Emine ona döndü.
Elindeki kavanozu gösterdi.
- Bak...
Haşmet yazıyı okuyunca gözlerini kapattı.
Emine'nin sesi kırıldı.
- Onun sevdiği kahveyi bile ayırmış. Evlenince götürecekti belki.
Haşmet cevap veremedi.
Emine devam etti:
- Bir evi olacaktı Haşmet. Sabah kalkacaklardı. Leyla kahve yapacaktı.
Teoman yine çok sıcak diye bekletecekti. Belki çocukları olacaktı. Biz hafta sonları gidecektik.
Haşmet'in gözleri doldu.
Emine kavanozu masaya bıraktı.
- İnsan nasıl oluyor da...Bir anda bütün geleceğini kaybediyor?
Haşmet yavaşça yanına geldi.
- Bir anda kaybetmiyor.
Emine ona baktı.
Haşmet'in sesi çok düşüktü.
- O gelecek...
Bizim içimizde kalıyor. O yüzden bu kadar acıyor.
Emine daha fazla dayanamadı.
Haşmet'e sarıldı.

- Kardeşimi özledim.
Haşmet gözlerini kapattı.
- Ben de özledim Emine, ben de çok özledim...
İkisi...
Mutfakta dakikalarca öyle kaldılar.
Bu kez birbirlerini korumaya çalışmıyorlardı.
Birbirlerinin acısına sadece ortak oluyorlardı.
Teoman'ın Odası
Gece yarısına doğru...
Ömür yukarı çıktı.
Behzat onu gördü ama peşinden gitmedi.
Hangi odaya gittiğini biliyordu.
Teoman'ın kapısı açıktı.
Ömür yavaşça içeri girdi.
Her şeyi tek tek inceledi.
Masadaki kalem...
Saati koyduğu küçük kutu...
Yatağın kenarındaki kitap...
Sonra...
Sandalyenin üzerindeki Leyla'nın şalını gördü.
Ömür yaklaştı.
Şalı eline aldı.
Yüzüne götürdü.
Leyla'nın kokusu hâlâ çok hafif kalmıştı.
Gözlerini kapattı.
- Siz gerçekten...
Evlenmeye hazırlanıyordunuz.
Masadaki çekmeceyi açtı.
İçeride birkaç zarf vardı.
Dokunmadı.
Ama en üstteki kâğıdın kenarında kendi adını görünce durdu.
Ömür.
Kağıdı yavaşça çıkardı.
Teoman'ın el yazısıydı.
Sadece birkaç satır.
Ömür yatağın kenarına oturdu.
Okumaya başladı.
«"Ömür,uzaktasın diye sana söylemiyorum ama düğün için Leyla'yla tarih bakıyoruz.
Sen gelmeden yapmayacağız.
Çünkü sen olmazsan aile eksik olur.
İlyas'ı da al gel.
Behzat'a söyleme, sürpriz yapmak istiyoruz."»
Ömür'ün eli titredi.
Kâğıt dizlerinin üzerine düştü.
- Abi...
Ağlamaya başladı.
- Ben geldim. Bak...İlyas'ı da getirdim.
Kâğıdı göğsüne bastırdı.
- Ama siz niye başlamadınız?
Kapının önünden sessiz bir ses geldi.
- Çünkü seni bekliyorlardı.
Ömür başını kaldırdı.
Haşmet oradaydı.
Gözleri kâğıda gitti.
- Nereden buldun?
Ömür uzattı.
Haşmet okumadı.
Sadece el yazısını görmesi yetti.
Başını çevirdi.
Ömür ağlayarak sordu:
- Gerçekten beni mi bekliyorlardı?
Haşmet başını salladı.
- Leyla geçen hafta Emine'yle konuşmuş. Sen gelince gelinlik bakacaklarmış.
Ömür'ün yüzü parçalandı.
- O zaman neden beni daha erken çağırmadınız?
Haşmet gözlerini kapattı.
- Çünkü...
Hepimizin zamanı var sandık.
Odadaki sessizlik...
Her şeyden daha ağırdı.
Ömür Teoman'ın yazısını tekrar göğsüne bastırdı.
- Hepimizin zamanı var sandık...
Haşmet başını eğdi.
- Evet.
Alt Kat
İlyas...
Salonun karanlığında tek başına oturan Behzat'ı gördü.
Yanına geçti.
- Uyuyamadın mı?
Behzat hafifçe güldü.
- Sence?
İlyas sessizce karşısına oturdu.
Behzat'ın önünde iki bardak vardı.
Birinde su...
Diğerinde içilmemiş çay.
İlyas çaya baktı.
- Kimin?
Behzat birkaç saniye cevap vermedi.
Sonra Teoman'ın boş sandalyesine baktı.
- Alışkanlık.
İlyas'ın gözleri doldu.
Behzat devam etti:
- Mutfaktan gelirken iki çay aldım.
Sonra buraya gelince...
Hatırladım.
İlyas başını öne eğdi.
Behzat çayı eline aldı.
- İnsan nasıl unutuyor kanka? Bir saniyeliğine...
Yaşıyor sanıyorsun. Sonra tekrar ölüyor.
İlyas dudaklarını sıktı.
- Unutmayacağız.
Behzat hemen başını kaldırdı.
- Ben unutmak istemiyorum zaten. Acısı geçsin istemiyorum.
İlyas şaşırdı.
- Neden?
Behzat gözlerini Teoman'ın sandalyesinden ayırmadı.
- Ya geçerse? Ya bir sabah kalkıp normal kahvaltı yaparsam? Ya bir gün adını duymadan bütün günü geçirirsem?
Sesi titredi.
- Sanki ona ihanet etmişim gibi gelir.
İlyas ayağa kalkıp yanına oturdu.
- Acının azalması unutmak değil.
Behzat cevap vermedi.
İlyas sağlam omzuna elini koydu.
- Sen onu ağlamadan da seveceksin.
Bir gün burada oturup anlattığı bir şeye güleceksin. Sonra suçlu hissedeceksin. Ama aslında...
Onu yaşatmış olacaksın.
Behzat gözlerini kapattı.
- Sen ne ara bu kadar akıllı oldun?
İlyas çok hafif gülümsedi.
- Evlenince.
Behzat'ın dudaklarında da istemsizce küçük bir tebessüm oluştu.
- Ömür duymasın. Çok şımarır.
İki adam...
Gözyaşlarının arasında ilk kez güldüler.
Sadece birkaç saniye.
Ama o birkaç saniye bile...
Evin içinde uzun zamandır duyulmayan bir şeydi.
Ertesi Sabah
Kahvaltı masası kuruldu.
Kimsenin iştahı yoktu.
Ama Haşmet herkesin masaya oturmasını istemişti.
- Kimse odasında yalnız kalmayacak.
Emine onun yanına...
Ömür, İlyas'ın yanına...
Behzat ise karşılarına oturdu.
Hızır da gelmişti.
Bir sandalye boştu.
Teoman'ın sandalyesi.
Ve bir sandalye daha...
Leyla'nın.
Kimse onları kaldırmamıştı.
Ömür iki boş sandalyeye baktı.
Sonra ağabeylerine.
- Böyle mi kalacak?
Haşmet cevap verdi.
- Bir süre.
Behzat başını salladı.
- Bence hep.
Emine gözlerini Leyla'nın sandalyesinden ayırmadı.
- Hayır.
Herkes ona baktı.
Emine gözyaşlarını sildi.
- Bir gün kaldıracağız.
Behzat kaşlarını çattı.
- Neden?
Emine ona baktı.
- Çünkü Leyla...
Bu masada iki boş sandalye görmemizi istemezdi. Teoman da istemezdi.
Behzat sertçe konuştu.
- Nereden biliyorsun?
Emine'nin sesi sakin kaldı.
- Çünkü ikisi de bizi yaşatmak için uğraştı. Biz her sabah cenaze masasına oturursak...
Onların hatırasını yaşatmıyoruz. Ölümünü yaşatıyoruz.
Behzat sustu.
Haşmet uzun süre Emine'ye baktı.
Sonra Teoman'ın sandalyesine.
- Bugün değil.
Emine başını salladı.
- Bugün değil. Yarın da değil. Ama bir gün.
Hızır ağır ağır konuştu:
- Doğru.
Behzat'ın gözleri doldu.
- Ben o gün burada olmayacağım.
Ömür elini tuttu.
- O gün hepimiz burada olacağız. Birlikte kaldıracağız.
Behzat kardeşine baktı.
Uzun bir sessizlikten sonra başını salladı.
- Tamam.
Kahvaltıdan Sonra
Ömür, Haşmet'in yanına geldi.
- Abi...
- Hm?
- İlyas'la bir süre daha burada kalacağız.
Haşmet gözlerinin içine baktı.
- Hayır.
Ömür şaşırdı.
- Neden?
- Bir süre kalın. Ama hayatınızı burada bırakmayın.
Ömür'ün yüzü değişti.
Haşmet devam etti:
- Teoman seni bunun için göndermedi. Senin dönüp yeniden bu dünyanın içine girmeni istemezdi. Yasımızı tutacağız.
Sonra siz evinize döneceksiniz.
Ömür gözlerini yere indirdi.
- Sizi yalnız bırakamam.
Haşmet çenesini kaldırdı.
- Bizi yalnız bırakmıyorsun. Behzat yanımda. Emine yanımda. Hızır yanımızda.
Sonra İlyas'a baktı.
- Sen de karını alıp hayatınıza döneceksin.
İlyas ağır ağır başını salladı.
- Ama acele etmeyeceğiz.
- Etmeyin.
Haşmet yeniden Ömür'e döndü.
- Ama bana söz ver.
- Ne?
- Suçluluk duyup hayatını yarım bırakmayacaksın.
Ömür'ün gözleri doldu.
Bu söz...
Teoman'ın ona söylediği sözlere fazlasıyla benziyordu.
- Aynı onun gibi konuşuyorsun.
Haşmet'in yüzü bir an değişti.
Sonra çok hafif gülümsedi.
- Abimdi.
- Bir şeyler kalmıştır.
Ömür ona sarıldı.
- Çok şey kalmış.
At Kulübü
Öğleden sonra...
Behzat herkesten habersiz kulübe gitti.
Ahırların arasından yürüdü.
Teoman'ın onun için çizdirdiği yeni bölüme ulaştı.
Çocuk manejinin önünde durdu.
Duvar hâlâ boştu.
Teoman bir gün ona:
"Çocukların isimlerini buraya yazarsın."
demişti.
Behzat elini duvara koydu.
Sonra cebinden siyah bir kalem çıkardı.
Duvarın en üst köşesine...
İki isim yazdı.
TEOMAN
LEYLA
Bir süre baktı.
Sonra altına küçük harflerle ekledi:
"Bu evin ilk sahipleri."
Arkasından bir ses geldi.
- Güzel olmuş.
Behzat döndü.
Haşmet...
Kapının yanında duruyordu.
Behzat gözlerini sildi.
- Peşimden mi geldin?
- Evet.
- Neden?
Haşmet yanına yürüdü.
- Artık kardeşlerimi gözümden kaybetmek istemiyorum.
Behzat'ın yüzündeki ifade bir anda değişti.
Şaka yapamadı.
Haşmet duvardaki isimlere baktı.
- Leyla'nın hayali neydi?
Behzat düşündü.
- Çocuklara at binmeyi öğretmek.
- Teoman'ın?
- Bu kulübü büyütmek.
Haşmet başını salladı.
- O zaman yapacağız.
Behzat ona baktı.
- Gerçekten mi?
- Evet.
- İkisi için.
Behzat'ın gözleri doldu.
- Abi...
Haşmet bu kez düzeltti.
- Kardeşim.
Behzat hafifçe gülümsedi.
- Efendim?
Haşmet elini sağlam omzuna koydu.
- Bundan sonra...
Hiçbir şeyi ertelemiyoruz.
Behzat kaşlarını kaldırdı.
- Ne demek?
Haşmet uzaklara baktı.
Sonra sakin bir sesle konuştu.
- Emine'yle evleneceğim.
Behzat birkaç saniye ona baktı.
Sonra yüzünde uzun zamandır ilk kez gerçekten sıcak bir gülümseme oluştu.
- Sonunda.
Haşmet başını salladı.
- Büyük düğün yok. Gösteriş yok. Aile arasında nikâh.
Behzat'ın gülümsemesi bir an azaldı.
Duvara baktı.
- Teoman abi olmadan...
Haşmet'in sesi kırıldı.
- O yüzden ertelersem...
Hayatım boyunca erteleyebilirim.
Behzat sessizleşti.
Haşmet devam etti:
- Abim giderken bana bir şey söylemedi. Ama bütün hayatıyla söyledi.
Vaktin var sanma. Seviyorsan...
Yanında dur.
Behzat gözlerini kapattı.
Sonra ağabeyine döndü.
- Emine'ye söyledin mi?
Haşmet başını iki yana salladı.
- Henüz değil.
Behzat çok hafif gülümsedi.
- O zaman sana bir tavsiye.
Haşmet kaşını kaldırdı.
- Ne?
- "Evleniyoruz." diye emir verme.
Haşmet istemsizce güldü.
- O kadar kötü değilim.
Behzat birkaç saniye düşündü.
- Bazen daha kötüsün.
Haşmet başını iki yana salladı.
Ve o kulüpte...
Teoman ile Leyla'nın isimlerinin yazıldığı duvarın önünde...
İki kardeş ilk kez gelecekten konuştu.
Acıları bitmemişti.
Bitmeyecekti.
Ama hayat...
Yavaşça yeniden kapıyı çalıyordu.
Ve bu kez Haşmet...
O kapıyı açmayı ertelemeyecekti.


Комментарии