43 страницаОпубликовано: 20.08.2026. 17:09
20

Озвучивание не поддерживается в этом браузере

43. BÖLÜM İki Mezar

İstanbul...

Bir kez daha yağmura uyanmıştı.

Ama bu defa...

Façalı Konağı'nda kimse pencereye bakmıyordu.

Kimse kahvaltı masasını kurmamıştı.

Kimse Teoman'ın odasının kapısını açmaya cesaret edemiyordu.

Bir gün önce...

Bu evden bir kadın eksilmişti.

Bugün ise...

Bir erkek.

Ve geriye kalanlar...

Aynı evin içinde birbirlerine bakarken bile ne söyleyeceklerini bilmiyordu.

Façalı Konağı

Haşmet çalışma odasında tek başına oturuyordu.

Önündeki masada...

Teoman'ın telefonu...

Cüzdanı...

Saati...

Ve kan lekeleri tamamen temizlenememiş yüzüğü duruyordu.

b784fbf74492c9ecbfdb2259242fe062.jpg

Haşmet hiçbirine dokunmuyordu.

Sadece bakıyordu.

Kapı hafifçe açıldı.

Emine içeri girdi.

Gözleri şişmişti.

Belli ki bütün gece uyumamıştı.

Haşmet başını kaldırmadı.

Emine sessizce yanına geldi.

Elini omzuna koydu.

Haşmet birkaç saniye sonra konuştu.

- Bana "kardeşim" dedi...

Emine'nin gözleri doldu.

Haşmet devam etti.

- Ben ona ilk kez "abi" dedim hiç de kardeş olamadım. O benden büyüktü.
Ama...Son anında...Bana öyle baktı ki...

Sesi kırıldı.

- Sanki yine çocukmuşuz gibi.

Emine sandalyesini yanına çekti.

- Sen onun kardeşiydin. Bundan daha büyük bir şey yok.

Haşmet gözlerini kapattı.

- Abim

Bir kaç dakika sustu, sonra devam etti.

-- Kollarımda öldü Emine...

Haşmet sesli ağladı...

Bir gün önce Leyla... Bir gün sonra Teoman. Ben ikisini de tuttum. İkisini de bırakamadım.

Emine onun elini tuttu.

Haşmet ilk kez başını omzuna yasladı.

- Çok yoruldum dedi bana abim.
Emine...ben de çok yoruldum...

Emine gözyaşlarını tutamadı.

- Biliyorum... Haşmet, biliyorum (gözlerinden yaş aktı)Ama Behzat var.
Ömür geliyor. Ben varım.

Haşmet gözlerini kapattı.

- Ömür'e nasıl söyleyeceğim?

Emine cevap veremedi.

Sandalyesine dik oturdu.

-- Ona nasıl abin öldü diyeceğim, onu koruyamadım Ömür, Leyla'yı da abimizi de koruyamadım mı diyeceğim.

Emine yine cevap vermedi.

Çünkü...

Bunun hiçbir doğru yolu yoktu.

Üst Kat

Behzat...

Teoman'ın odasının kapısında duruyordu.

Dakikalardır.

Kapıyı açmıyordu.

Sadece kapının koluna bakıyordu.

Sonunda...

Yavaşça bastırdı.

Kapı açıldı.

Her şey...

Olduğu gibiydi.

Yatağın kenarındaki ceket...

Masanın üzerindeki dosyalar...

Pencerenin yanında duran kahve fincanı...

Ve sandalyenin üzerinde Leyla'nın bir gün unuttuğu şal.

Behzat içeri girdi.

Kapıyı arkasından kapattı.

Şalı eline aldı.

Bir süre baktı.

Sonra yatağın kenarına oturdu.

- İkiniz de...
Bizi bıraktınız.

Ses çıkmadı.

Behzat burnunu çekti.

- Önce Leyla...
Sonra sen. Bana ne kaldı şimdi?

Başını eğdi.

- Ömür gitti...İlyas gitti...Şimdi siz...

Elindeki şalı yüzüne bastırdı.

İlk kez...

Kimsenin görmediği bir yerde yüksek sesle ağladı.

- Ben size...
Ailemi kaybetmekten korkuyorum demiştim. Siz beni niye dinlemediniz?

Kapının dışında...

Haşmet durmuştu.

İçeri girmedi.

Kardeşinin ağlamasını sessizce dinledi.

Sonra başını duvara yasladı.

Gözlerini kapattı.

Çünkü bazen...

İnsan kardeşini teselli etmek için bile yeterince güçlü olamıyordu.

Havaalanı

Öğleden sonra...

Özel terminalin kapıları açıldı.

İlk çıkan İlyas oldu.

Yüzü bembeyazdı.

Arkasından...

Ömür.

Siyah bir palto giymişti.

Saçları toplanmış...

Yüzünde tek bir makyaj izi yoktu.

Elinde yalnızca küçük bir çanta vardı.

Ömür kapının önünde durdu.

Etrafına baktı.

Kimse yoktu.

Ne Behzat...

Ne Haşmet...

Ne de Teoman.

Bir anda yüzündeki korku büyüdü.

İlyas elini tuttu.

- Gel.

Ömür kıpırdamadı.

- Niye kimse gelmedi?

İlyas cevap vermedi.

Ömür ona döndü.

- İlyas... Neden kimse yok?

İlyas gözlerini kaçırdı.

- Hızır abi adam gönderdi.

Ömür'ün nefesi hızlandı.

- Behzat niye gelmedi?

- Ömür...

- Haşmet abi?

- Ömür...

- Teoman abi nerede?

İlyas gözlerini kapattı.

Ömür'ün eli yavaşça onun elinden kaydı.

- Bana bak.

İlyas bakamadı.

Ömür'ün sesi yükseldi.

- BANA BAK!

İlyas başını kaldırdı.

Gözleri doluydu.

Ömür birkaç saniye yüzünü inceledi.

Sonra...

Bir şeyi anladı.

Başını yavaşça iki yana salladı.

- Hayır.

İlyas dudaklarını araladı.

- Ömür...

- Hayır.

Bir adım geri çekildi.

- Bana sakın...
Sakın söyleme.

İlyas'ın gözlerinden yaşlar aktı.

- Dün...

Ömür kulaklarını kapattı.

- Hayır!

- Ömür dinle...

- DUYMAK İSTEMİYORUM!

İnsanlar dönüp bakmaya başladı.

İlyas ona yaklaşmaya çalıştı.

Ömür geri çekildi.

- Leyla öldü. Leyla öldü diye geldim ben! Daha başka ne olabilir?!

İlyas artık konuşamıyordu.

Sadece ağlıyordu.

Ve bu...

Ömür için cevaptı.

Dizlerinin bağı çözüldü.

İlyas yetişip tuttu.

- Hayır...

Ömür'ün sesi küçücük çıktı.

- Teoman abi...

İlyas gözlerini kapattı.

Başını salladı.

Ömür bir anda çığlık attı.

- HAYIR!

Terminaldeki bütün sesler sustu.

İlyas onu kollarının arasına aldı.

Ömür göğsüne vura vura ağlıyordu.

- Hayır! Hayır! Daha ben gelmedim! Ben daha onunla konuşmadım! Bana söz vermişti!

İlyas onu tutmaya çalışıyordu.

- Ömür...

- O beni gönderen adamdı! "Git yaşa" dedi! Kendisi niye yaşamadı?!

İlyas'ın da yüzü parçalandı.

Başını saçlarına yasladı.

- Bilmiyorum...

Ömür hıçkırarak fısıldadı.

- Behzat... Behzat nasıl?

İlyas gözlerini kapattı.

- Kötü.

- Haşmet abi?

- O da.

Ömür hemen ayağa kalkmaya çalıştı.

- Gidelim.

- Nereye?

Ömür gözyaşlarının içinden ona baktı.

- Onlara.

Mezarlık

Akşamüstü...

Gökyüzü yeniden kararmaya başlamıştı.

Araç mezarlığın önünde durdu.

Ömür kapıyı açmadı.

Dakikalarca...

Sadece önündeki demir kapıya baktı.

İlyas sessizce bekledi.

Sonunda Ömür konuştu.

- Yan yana mı?

İlyas neyi sorduğunu anlamıştı.

Başını hafifçe salladı.

- Evet.

Ömür gözlerini kapattı.

Bir damla yaş yanağından süzüldü.

- Ben bunu görmek istemiyorum.

İlyas elini tuttu.

- İstersen girmeyiz.

Ömür hemen başını salladı.

- Hayır. Görmem lazım.

Kapıyı açtı.

Ayağını yere bastığında...

Bacakları titredi.

İlyas koluna girdi.

İkisi yavaşça mezarlığın içine yürüdü.

Uzakta...

Haşmet...

Behzat...

Emine...

Ve Hızır vardı.

Hiçbiri onlara doğru gelmedi.

Çünkü herkes biliyordu.

Ömür'ün ilk önce...

Onları görmesi gerekiyordu.

Ömür birkaç adım daha attı.

Sonra...

İki mezar taşını gördü.

Yan yana.

Birincisinde:

**LEYLA ÇAKIRBEYLİ FAÇALI **

Diğerinde:

*** TEOMAN FAÇALI ***

Ömür durdu.

Nefesi kesildi.

Sanki biri göğsünü parçalamıştı.

İlyas kolunu daha sıkı tuttu.

Ama Ömür elini çekti.

Tek başına yürüdü.

Önce Leyla'nın mezarına gitti.

Dizlerinin üzerine çöktü.

Eliyle ismini okşadı.

- Ben geldim...

Gözyaşları toprağa düştü.

- Sana sürprizim var demiştin. Hatırlıyor musun? Telefonda..."Birkaç aya gelin." demiştin.

Ağlaması şiddetlendi.

- Geldim Leyla. Ama sen niye beklemedin?

Başını mezar taşına yasladı.

- Bana elbiseni gösterecektin. Düğünü konuşacaktık. Ben sana...Evli olmanın ne kadar zor olduğunu anlatacaktım.

Gülmeye çalıştı.

Ama sesi tamamen kırıldı.

- Sen benimle dalga geçecektin. Nerdesin şimdi?

Emine artık dayanamadı.

Yüzünü Haşmet'in göğsüne gömdü.

e0967a29451757f202472ceea448ff03.jpg

Ömür Leyla'nın toprağını öptü.

Sonra...

Başını yavaşça çevirdi.

Teoman'ın mezarı.

İki mezar arasında...

Sadece birkaç adım vardı.

Ama Ömür...

O birkaç adımı atamıyordu.

Sanki giderse...

Teoman'ın gerçekten öldüğünü kabul edecekti.

Behzat uzaktan onu izliyordu.

Gözlerinden yaşlar süzülüyordu.

Ömür sonunda ayağa kalktı.

Bir adım...

İkinci...

Üçüncü...

Ve Teoman'ın mezarının önüne geldi.

Mezar taşına baktı.

Uzun süre.

Sonra...

Bir anda dizlerinin üzerine çöktü.

- Teoman abim...

Sesi öylesine küçüktü ki...

Mezarlıktaki herkesin kalbini parçaladı.

Elini taşın üzerine koydu.

- Ben geldim. Bak...Sözümü tuttum.
Gittim. İlyas'la yeni hayat kurdum. Sen istemiştin ya... Yaptım.

Başını mezarın üzerine koydu.

- Ama sen sözünü tutmadın.

Hıçkırarak ağlamaya başladı.

- Bana "Her yaz gel." dedin. Ben geldim abi! Sen niye yoksun?!

İki eliyle toprağı tuttu.

- Ben sana...
Çocuklarımı gösterecektim. Sen onların dayısı olacaktın. Behzat'la kavga edecektiniz. Haşmet abi hepinizi ayıracaktı. Biz yine aynı masaya oturacaktık.

Yumruklarını toprağa vurdu.

- BÖYLE OLMAYACAKTI!

İlyas gözlerini kapattı.

Hızır başını başka tarafa çevirdi.

Haşmet'in dudakları titriyordu.

Ama Behzat...

Artık dayanamadı.

Ömür'ün yanına yürüdü.

Yavaşça diz çöktü.

- Ömür...

Ömür başını kaldırdı.

Ağabeyini görünce...

Çocuk gibi ona sarıldı.

- Behzat...Abim gitti Behzat gitti...

Behzat onu iki koluyla tuttu.

Bu kez omzundaki ağrıyı düşünmedi bile.

- Buradayım.

Ömür hıçkıra hıçkıra konuştu.

- Niye izin verdiniz? Niye yalnız gitti?
Siz niye tutmadınız?

Behzat gözlerini kapattı.

- Tutamadık. Koştuk.
Yetişmeye çalıştık. Ama...

Sesi kırıldı.

Ömür başını kaldırdı.

- Sonunda yanında mıydınız?

Behzat başını salladı.

- Evet. Haşmet abimin kollarındaydı.

Ömür gözlerini kapattı.

- Bir şey söyledi mi?

Behzat'ın yüzü değişti.

Teoman'ın son sözleri...

Bir anda yeniden kulaklarında yankılandı.

"Ömür'e söyle..."

"Onu çok sevdiğimi..."

Behzat yutkundu.

Ömür gözlerinin içine baktı.

- Ne söyledi?

Behzat daha fazla tutamadı.

Gözlerinden yaşlar aktı.

- Seni sordu.

Ömür'ün dudakları titredi.

- Beni mi?

Behzat başını salladı.

- Son dakikalarında bile. "Ömür'e söyle..." dedi.

Durdu.

Sesi artık çıkmıyordu.

Ömür elini ağabeyinin yüzüne koydu.

- Ne söyle?

Behzat ağlayarak devam etti.

- "Onu çok sevdiğimi söyle."

Ömür'ün yüzü tamamen çöktü.

- Abi...

Behzat onu kendine çekti.

Ömür Teoman'ın mezarına sarılarak ağlıyordu.

- Ben de seni çok seviyorum! Duyuyor musun?! Ben de seni çok seviyorum Niye kendin söylemedin?!

Behzat gözlerini kapattı.

Ömür'ün çığlıkları mezarlıkta yankılanıyordu.

Bir süre sonra...

Haşmet yanlarına geldi.

Ömür onu görünce Behzat'tan ayrıldı.

Ayağa kalkıp Haşmet'e sarıldı.

Haşmet bütün gücüyle kardeşini tuttu.

Ömür ağlayarak konuştu.

- Üç ağabeyim kalmıştı... Şimdi biriniz yok.

Haşmet gözlerini kapattı.

- Ben buradayım.

Ömür başını kaldırdı.

- Sen de gitmeyeceksin değil mi?

Bu soru...

Haşmet'i paramparça etti.

İki eliyle kardeşinin yüzünü tuttu.

- Gitmeyeceğim. Behzat da gitmeyecek.
Seni bir daha böyle bir haberle çağırmayacağız.

Ömür gözyaşları içinde başını salladı.

- Söz mü?

Haşmet alnını onun alnına yasladı.

- Söz.

Behzat yanlarına geldi.

- Ben de.

Ömür iki ağabeyine birden sarıldı.

Üç Façalı kardeş...

İlk kez Teoman olmadan...

Birbirlerine sarılmıştı.

Ve tam o anda...

Üçü de aynı boşluğu hissetti.

Teoman'ın yeri...

Aralarında fiziksel bir boşluk gibi duruyordu.

Biraz Sonra

İlyas, Hızır'ın yanında duruyordu.

İkisi de sessizce mezarlara bakıyordu.

İlyas fısıldadı.

- Abi...

Hızır başını çevirmedi.

- Hm?

- Ömür'ü geri götürmeyeceğim.

Hızır ona baktı.

İlyas devam etti:

- Şimdilik.

- Ailesinin yanında kalacak.

Hızır başını salladı.

- Doğru.

- Sen?

- Ben de kalacağım.

- İşler?

İlyas gözlerini mezarlardan ayırmadı.

- Bekler. Şu an aile daha önemli.

Hızır ilk kez hafifçe başını salladı.

- İşte bunu öğrendiysen...
Gitmeniz boşa olmamış.

İlyas ağabeyine baktı.

- Sen de yalnız kalmayacaksın.

Hızır'ın gözleri Leyla'nın mezarına çevrildi.

- Ben artık biraz yalnızım İlyas.

İlyas elini omzuna koydu.

- O zaman biz kalabalık oluruz.

Hızır gözlerini kapattı.

Gün Batarken

Herkes yavaş yavaş mezarlıktan çıkmaya hazırlanıyordu.

Ama Ömür gitmedi.

Teoman'ın mezarının yanında oturdu.

Yanına...

Leyla'nın mezarından bir avuç beyaz çiçek aldı.

İki mezarın arasına yerleştirdi.

Sonra gülümsedi.

- Şimdi yan yanasınız. Teoman abi...
Leyla'yı yine çok sıkma. O kızar.

Behzat'ın gözlerinden yaşlar aktı.

Ömür devam etti:

- Leyla...
Sen de ona biraz rahat ver. Adam ömrü boyunca senin peşinden koştu.

Kendi şakasına ağlayarak güldü.

Sonra iki mezarın arasına elini koydu.

- Ben yine geleceğim. Ama bir daha beni böyle karşılamayın.

Ayağa kalktı.

İlyas yanına geldi.

Elini tuttu.

Ömür birkaç adım yürüdü.

Sonra yeniden arkasını döndü.

İki mezar...

Akşam güneşinin altında yan yana duruyordu.

Birinin üzerinde beyaz güller...

Diğerinin üzerinde...

Teoman'ın yıllarca cebinde taşıdığı küçük siyah yüzük kutusu vardı.

Haşmet onu mezarın üzerine bırakmıştı.

Ömür uzaktan fısıldadı.

- Masalmış...

İlyas ona baktı.

Ömür gözyaşlarını silerek devam etti:

- Gerçekten masalmış...Ama çok kısa sürdü.

İlyas elini biraz daha sıkı tuttu.

İkisi mezarlıktan çıkarken...

Arkalarında iki mezar kaldı.

Ama geride kalan hikâye...

Onların toprağa girmesiyle bitmemişti.

Çünkü artık...

Haşmet'in omuzlarında iki kardeşin yükü...

Behzat'ın kalbinde kaybetme korkusunun en büyüğü...

Hızır'ın içinde kapanmayacak bir kardeş yarası...

Emine'nin hayatında Leyla'nın sessizliği...

Ve Ömür ile İlyas'ın kurduğu yeni hayatın üzerinde...

Geri dönüp baktıklarında hiç unutamayacakları iki isim vardı.

Teoman.

Leyla.

Masal onlarınki için bitmişti.

Ama geride kalanlar...

Yaşamaya devam etmek zorundaydı.

Комментарии

0 / 5000 символов
Пока нет комментариев. Будьте первым!