42 страницаОпубликовано: 20.08.2026. 15:28
20

Озвучивание не поддерживается в этом браузере

42. BÖLÜM Verilen Söz

Teoman mezarlığın kapısından fırladığı anda...

Haşmet de koşmaya başladı.

- TEOMAN!

Ama Teoman dönüp bakmadı.

Kerem'in siyah aracı mezarlıktan çıkıp anayola girmişti.

Teoman, ilk gördüğü arabanın kapısını açtı.

Şoför şaşkınlıkla ona baktı.

- Teoman Bey...

- İn aşağa İN!!!

Adam hiç itiraz etmedi.

Teoman direksiyonun başına geçti.

Motor kükredi.

Lastikler çığlık atarak döndü.

Haşmet kendi aracına binerken bağırdı.

- Hızır!

- Behzat!

- Arkasından!

Üç araç aynı anda mezarlıktan çıktı.

Otoyol

Kerem dikiz aynasına baktı.

Gülümsedi.

- Geldin...

Yanındaki adam sordu.

- Reis, plan değişmedi değil mi?

Kerem gözünü aynadan ayırmadı.

- Hayır. Bu kez gerçekten bitecek.

Teoman

Ayağı gaz pedalına sonuna kadar basılıydı.

Gözlerinde artık yaş yoktu.

Sadece...

Sessizlik vardı.

Telefonu çaldı.

Ekranda Haşmet yazıyordu.

Reddetti.

Bir kez daha çaldı.

Yine reddetti.

Üçüncü kez...

Telefonu tamamen kapattı.

Arkasından Haşmet öfkeyle direksiyona vurdu.

- Ulan aç şu telefonu! Aç!

Hızır telsizden bağırdı.

- Sakin ol!

- Çok hızlı gidiyor.

Behzat sessizce konuştu.

- O bizi artık duymuyor.

Eski Liman

Kerem'in aracı terk edilmiş limana girdi.

Teoman da birkaç saniye sonra arkasından ulaştı.

Araçtan indiği anda...

Etrafındaki depoların kapıları açıldı.

Yaklaşık yirmi silahlı adam...

Yavaş yavaş ortaya çıktı.

Kerem ortalarında duruyordu.

Maske takmıyordu artık.

İlk kez...

Gerçek yüzüyle Teoman'ın karşısındaydı.

- Hoş geldin.

Teoman silahını çekti.

- Bu kez kaçamayacaksın.

Kerem başını salladı.

- Kaçmaya gelmedim. Seni bekliyordum.

İlk Kurşun

Hiç kimse "başla" demedi.

İlk tetiği Kerem'in adamlarından biri çekti.

BANG!

Kurşun...

Teoman'ın sağ omzuna saplandı.

Vücudu geriye savruldu.

Ama düşmedi.

Silahını kaldırdı.

İki el ateş etti.

İki adam yere düştü.

Çatışma başladı.

Dakikalar geçti.

Depoların arasında kurşun sesleri yankılanıyordu.

Teoman...

Sanki acıyı hissetmiyordu.

Bir adamı yumrukla yere serdi.

Diğerini silahsız bıraktı.

Üçüncüsünü omzundan vurdu.

Ama...

Bir kurşun daha geldi.

BANG!

Bu kez...

Sol kaburgasına.

Teoman dişlerini sıktı.

Duvara yaslandı.

Kan...

Gömleğinin içinden akmaya başlamıştı.

Kerem uzaktan onu izliyordu.

- Hâlâ ayakta...
İnanılır gibi değil.

Mezarlığa Giden Yol

Haşmet'in aracı limana yaklaşıyordu.

Uzaktan silah sesleri duyuluyordu.

Behzat'ın yüzü bembeyazdı.

- Geç kaldık.

Haşmet'in ayağı gazdan hiç çekilmiyordu.

- Hayır...bir şey olmayacak, yetişiriz!

Liman

Teoman'ın şarjöründe son mermiler kalmıştı.

Karşısındaki son adam da yere düştü.

Artık...

Ayakta sadece Kerem vardı.

İkisi birbirine bakıyordu.

Kerem yavaşça silahını yere bıraktı.

- İşte...
İkimiz kaldık.

Teoman güçlükle nefes aldı.

- Bu...
Leyla için.

Kerem acı acı güldü.

- Ben de aynı cümleyi yıllarca söyledim.

Bir anda cebinden küçük bir tabanca çıkardı.

Teoman ateş etmekte geç kaldı.

BANG!

Üçüncü kurşun...

Teoman'ın karnına saplandı.

Bu kez...

Dizleri yere değdi.

Nefesi kesildi.

Kerem yavaş adımlarla yanına geldi.

- Artık bitti.

Teoman başını kaldırdı.

Kan dudaklarından süzülüyordu.

Ama...

Gülümsedi.

Kerem durdu.

- Neye gülüyorsun?

Teoman fısıldadı.

- Sen...
Bir şeyi unuttun.

- Neyi?

Bir anda bütün gücüyle ayağa kalktı.

Kerem'in kolunu yakaladı.

Yüzüne sert bir yumruk indirdi.

Silahını uzağa savurdu.

İkinci yumruk...

Üçüncü...

Kerem yere düştü.

Teoman kemerini çıkardı.

Ellerini bağladı.

Kerem çırpınıyordu.

- Bırak beni!

Teoman'ın sesi neredeyse çıkmıyordu.

- Sana...
Bir söz vermiştim.

Kerem şaşkınlıkla baktı.

- Ne yapıyorsun?

Teoman onu yerden sürüklemeye başladı.

Her adımında...

Arkasında kan izi kalıyordu.

Kerem bağırıyordu.

- Delirdin sen!

Teoman cevap vermedi.

Yakındaki siyah arazi aracının kapısını açtı.

Kerem'i arka koltuğa fırlattı.

Kendisi direksiyonun başına geçti.

Kontağı çevirdi.

Motor çalıştı.

Tam o sırada...

Haşmet ile Hızır limana girdi.

- TEOMAN!

Teoman başını çevirdi.

Haşmetle göz göze geldi.

Haşmet onun kan içindeki hâlini görünce dondu.

- Abi...(sessizce)

Teoman camı açtı.

Yorgun bir gülümsemeyle baktı.

Ve sadece tek cümle söyledi.

- Kardeşim...
Sözümü tutup geleceğim.

Ardından gaza bastı.

Arazi aracı limandan çıktı.

Haşmet peşinden koştu.

- TEOMAN!

Ama yetişemedi.

Araç uzaklaşırken...

Arkasında sadece kan damlaları kalıyordu.

Ve Haşmet o anda ilk kez anladı.

Teoman...

Artık geri dönmek için değil...
Veda etmek için gidiyordu.

Arazi aracı...

Mezarlığa doğru ilerliyordu.

Teoman direksiyonu iki eliyle tutmaya çalışıyordu.

Ama sağ kolu artık neredeyse kalkmıyordu.

Omzundaki kurşun yarası...

Kaburgasındaki yara...

Ve en kötüsü...

Karnındaki kurşun...

Her geçen dakika daha fazla kan kaybetmesine neden oluyordu.

Beyaz gömleğinin beyaz kalan neredeyse hiçbir yeri yoktu.

Nefesi düzensizdi.

Gözleri zaman zaman bulanıklaşıyordu.

Bir ara yol ikiye bölündü.

Teoman hangi tarafa gideceğini göremedi.

Gözlerini birkaç saniye kapattı.

Başını direksiyona yasladı.

- Hayır...

Kendi kendine konuşuyordu.

- Daha değil.

Derin bir nefes almaya çalıştı.

Acıyla yüzünü buruşturdu.

- Daha ölmek yok... Önce söz...

Gözlerini yeniden açtı.

Ve devam etti.

Arka koltukta elleri bağlı olan Kerem...

İlk defa Teoman'ın durumunu gerçekten fark etmişti.

Koltukların arasından akan kanı gördü.

- Teoman...

Cevap yoktu.

- Hastaneye gitmen lazım.

Teoman hafifçe güldü.

- Sen...
Beni mi düşünüyorsun?

Kerem sustu.

Teoman dikiz aynasından ona baktı.

- Merak etme. Seni götüreceğim yere kadar yaşayacağım.

Kerem'in yüzü değişti.

- Nereye götürüyorsun beni?

Teoman cevap vermedi.

Ama birkaç dakika sonra...

Kerem önlerinde yükselen mezarlık duvarlarını görünce anladı.

Yüzündeki bütün renk çekildi.

- Hayır...

Teoman sessizdi.

- Teoman... Hayır.

Araç mezarlığın kapısında durdu.

Mezarlık

Motor sustu.

Sessizlik...

Teoman kapıyı açmaya çalıştı.

İlk denemede başaramadı.

Eli kaydı.

İkinci kez denedi.

Kapı açıldı.

Ayağını yere bastığı anda...

Dizleri çözüldü.

Aracın kapısına tutunarak ayakta kaldı.

Başını eğdi.

Kan damlaları toprağa düşüyordu.

Damla...

Damla...

Damla...

Teoman derin bir nefes aldı.

Sonra arka kapıyı açtı.

Kerem'i kolundan tuttu.

- İn.

Kerem direnmedi.

Teoman onu araçtan çıkardı.

İlk birkaç adımda...

Kerem önde...

Teoman arkada yürüyordu.

Sonra Teoman'ın ayağı takıldı.

Dizlerinin üzerine düştü.

Kerem arkasına döndü.

- Teoman!

Teoman bir elini toprağa koydu.

Bir süre öyle kaldı.

Kerem ilk defa karşısındaki adama nefretle değil...

Şaşkınlıkla bakıyordu.

- Öleceksin.

Teoman başını kaldırdı.

- Biliyorum.

Kerem dondu.

Teoman ayağa kalkmaya çalıştı.

İlk denemede yapamadı.

İkinci kez...

Yine olmadı.

Sonunda mezar taşlarından birine tutunarak kalktı.

- Yürü.

Kerem hareket etmedi.

- Teoman...

- Yürü dedim ulan!

Kerem yürümeye başladı.

Her adım...

Teoman için ayrı bir savaştı.

On metre...

Yirmi metre...

Otuz metre...

Ve sonunda...

Uzaktan o mezar taşı göründü.

Teoman'ın adımları durdu.

LEYLA ÇAKIRBEYLİ

Bir anda...

Yüzündeki bütün öfke kayboldu.

Yerine...

Dün geceki adam geri geldi.

Mezarın üzerinde uyuyan...

Sevdiği kadına sarılıyormuş gibi toprağı kucaklayan adam.

Dudakları titredi.

- Geldim...

Kerem ona baktı.

Teoman'ın gözlerinden yaşlar akıyordu.

- Sana geldim Leylam...

Aynı Anda

Haşmet'in aracı mezarlığa doğru uçuyordu.

Behzat arka koltukta sürekli Teoman'ı arıyordu.

- Kapalı! Telefon hâlâ kapalı!

Hızır telsizden adamlarına bağırdı.

- Bütün hastaneleri arayın!

Haşmet aniden konuştu.

- Hastaneye gitmedi.

Behzat öne eğildi.

- Nereden biliyorsun?

Haşmet'in yüzü değişti.

Bir şey anlamıştı.

- Mezarlık.

Hızır ona baktı.

- Ne?

Haşmet direksiyonu sertçe çevirdi.

- Leyla'nın mezarına gidiyor!

Behzat'ın gözleri büyüdü.

- Abi...

Haşmet'in sesi titredi.

- Oraya götürüyor Kerem'i.

Leyla'nın Mezarı

Teoman...

Kerem'i mezarın önünde dizlerinin üzerine çöktürdü.

Kendisi birkaç adım geride kaldı.

Ama artık ayakta durmakta zorlanıyordu.

b518dfdcd848636257b7a92523ce880c.jpg

Bir mezar taşına yaslandı.

Kerem başını kaldırdı.

Karşısında...

Leyla'nın fotoğrafı vardı.

Uzun süre baktı.

Sonra gözlerini kapattı.

Teoman güçlükle konuştu.

- Bak.

Kerem cevap vermedi.

- BAK ONA!

Kerem gözlerini açtı.

Teoman'ın sesi titriyordu.

- Ne yaptı sana?

Kerem sustu.

- Söyle! Leyla sana ne yaptı?!

Kerem'in gözleri doldu.

- Hiçbir şey.

Teoman acıyla güldü.

- Hiçbir şey...

Mezar taşına doğru yürümeye çalıştı.

Bir adım...

İkinci adım...

Sonunda Leyla'nın mezarına ulaştı.

Elini taşın üzerine koydu.

- Duydun mu? Hiçbir şey yapmamışsın ona.

Kerem başını eğdi.

Teoman ona baktı.

- O kazada...
Seni arabadan ben çıkardım. Kardeşini çıkarmaya çalışırken ellerim yandı. Sevdiğin kadını kurtarmak için camı yumruklarımla kırdım. Günlerce hastanede kapının önünde bekledim.

Kerem'in çenesi titredi.

- Ama direksiyonda sendin.

Teoman başını salladı.

- Evet ulan bendim direksiyonda bendim. Ama frenler tutmadı Kerem! O raporu sana yüz kere gösterdim! Ben de onları kaybettim!

Kerem öfkeyle başını kaldırdı.

- Sen hayatına devam ettin!

Teoman'ın yüzünde acı bir gülümseme oluştu.

Yavaşça Leyla'nın mezarına baktı.

- Devam mı ettim? Bak bana. Devam mı ediyorum...

Kollarını hafifçe açtı.

Kan içindeydi.

- Sen benim hayatımı on sekiz yıl önce durduramadın. Ama şimdi...Başardın.

Kerem'in gözlerinden ilk kez bir damla yaş süzüldü.

Teoman devam etti.

- Beni öldürseydin...Seni belki affederdim. Haşmet'i vursaydın...Seninle savaşırdım. Behzat'a dokunsaydın...Seni bulurdum.

Bir an sustu.

Bakışları Leyla'nın adına kaydı.

Sesi artık neredeyse fısıltıydı.

- Ama sen...Benim hiçbir günahım olmayan kadınımı...Benim kollarımdayken öldürdün.

Kerem başını öne eğdi.

- Ben...

Teoman sözünü kesti.

- Sus lan!

Silahını çıkardı.

Ama eli o kadar titriyordu ki...

Silahı kaldırmakta zorlandı.

İki eliyle tutmaya çalıştı.

Kerem ona baktı.

- Sen zaten öleceksin.

Teoman hafifçe gülümsedi.

- Biliyorum.

Kerem şaşırdı.

Teoman Leyla'nın mezarına baktı.

- Benim işim...
Seninle bitiyor zaten.

Sonra yavaşça mezarın önüne çöktü.

Bir eliyle toprağa dokundu.

- Leyla...

Gözlerini kapattı.

- Sana söz vermiştim.

Kerem sessizce onu izliyordu.

Teoman mezar taşını okşadı.

- Seni senden alan adamı...
Sana getireceğim demiştim.

Gözlerinden yaşlar süzüldü.

- Getirdim.

Kerem başını kaldırdı.

- Teoman...

Teoman ona döndü.

Bu kez sesinde öfke yoktu.

Sadece...

Bitmiş bir adamın yorgunluğu vardı.

- Ben seni affedebilirdim Kerem. Gerçekten. Çünkü bir zamanlar kardeşimdin.

Kerem'in gözleri doldu.

- Teoman...

- Ama Leyla affedebilir mi...Bilmiyorum.

Silahını kaldırdı.

Kerem gözlerini kapattı.

- Kardeşimin yanına gidiyorum.

Teoman başını salladı.

- Hayır. Önce...
Leyla'nın hesabını vereceksin.

BANG!

Mezarlıkta tek bir silah sesi yankılandı.

Kerem'in bedeni yana doğru devrildi.

Sessizlik...

Bitti.

On sekiz yıllık nefret...

Tek bir kurşunla sona erdi.

Teoman'ın elindeki silah yere düştü.

Tak...

Ve hemen ardından...

Teoman'ın bedeni de öne doğru eğildi.

Bir eliyle Leyla'nın mezarına tutundu.

- Bitti...

Gözlerini kapattı.

Başını mezar taşına yasladı.

- Sözümü tuttum...

Birkaç Dakika Sonra

Mezarlığın girişinde araç frenlerinin sesi yankılandı.

Kapılar açıldı.

- ABİ!

Haşmet koşuyordu.

Arkasından Hızır...

Behzat...

Ve adamlar...

Behzat uzaktan yerdeki Kerem'i gördü.

Sonra...

Leyla'nın mezarına yaslanmış Teoman'ı.

Olduğu yerde dondu.

- Abi...

Haşmet herkesten önce ulaştı.

Teoman'ın yanına diz çöktü.

Onu çevirdiği anda...

Ellerine kan bulaştı.

Çok fazla kan.

Haşmet'in yüzü değişti.

- Abi...

Teoman gözlerini güçlükle açtı.

Kardeşini görünce...

Çok hafif gülümsedi.

- geldin mi kardeşim...

Haşmet hemen yarasına bastırdı.

- Sus. Konuşma. Ambulans gelecek, yorma kendini.

Hızır diğer yarasına bastırdı.

- Basınç uygulayın! Çabuk!

Behzat telefonunu çıkardı.

Elleri o kadar titriyordu ki numarayı basamıyordu.

- Ambulans! Ambulans nerede ulan?!

Teoman yüzünü buruşturdu.

- Behzat...

Behzat hemen dizlerinin üzerine çöktü.

- Buradayım abi. Buradayım.

Teoman ona baktı.

- Bağırma...

Behzat ağlamaya başladı.

- Bağırırım! Susmayacağım! Sen de susma! Konuş benimle!

Haşmet gömleğini çıkarıp Teoman'ın karnına bastırdı.

Kan...

Gömleği saniyeler içinde kırmızıya çevirdi.

- Bana bak. Abi! Bana bak!

Teoman gözlerini Haşmet'e çevirdi.

- Kardeşim...

Haşmet'in gözlerinden yaşlar akmaya başladı.

- Buradayım. Buradayım...ulan burda...

Teoman güçlükle nefes aldı.

- Çok...(kan ağzından akıyordu)Yoruldum.

Haşmet başını iki yana salladı.

- Hayır. Dinlenirsin. Hastaneye gidiyoruz. Sonra dinlenirsin.

Teoman hafifçe gülümsedi.

- Yalan...Söyleyemiyorsun.

Haşmet'in dudakları titredi.

- Bu sefer söylerim. İstersen ömrüm boyunca söylerim. Yeter ki kal benle.

Teoman gözlerini Leylanın mezarına çevirdi.

Uzun süre baktı.

Sanki...

Orada yalnızca mezar taşı yoktu.

Sanki Leyla...

Karşısında duruyordu.

Lacivert elbisesiyle...

Elinde fotoğraf makinesi...

Gülümsüyordu.

Teoman'ın yüzünde huzurlu bir ifade belirdi.

- Haşmet...

- Efendim?

- Sözümü tuttum.

Haşmet başını salladı.

Gözyaşları Teoman'ın yüzüne düşüyordu.

- Tuttun. Tamam. Tuttun abi ama şimdi kalkıyoruz.

Teoman çok hafif başını iki yana salladı.

- Ben...
Burada kalacağım.

Behzat ağlayarak kolundan tuttu.

- Olmaz! Sen eve geleceksin! Daha kulübü büyüteceğiz! Ömür gelecek! İlyas gelecek! Hep beraber oturacağız!

Teoman ona baktı.

Gülümsedi.

- Ömür'e...Söyle...

Behzat hıçkırarak başını salladı.

- Kendin söylersin! Ben söylemem!

Teoman'ın sesi gittikçe azalıyordu.

- Söyle...

Onu çok...

Sevdiğimi...

Behzat başını iki yana salladı.

- Hayır abi... Hayır...

Teoman gözlerini Hızır'a çevirdi.

Hızır'ın elleri onun kanıyla kaplıydı.

İki adam birkaç saniye sessizce birbirine baktı.

Teoman fısıldadı.

- Leyla'yı...Koruyamadım.

Hızır'ın yüzü parçalandı.

Başını sertçe iki yana salladı.

- Öyle deme. Son nefesinde yanındaydın. Onu yalnız bırakmadın. Sen onu herkesten çok sevdin.

Teoman'ın gözlerinden bir damla yaş aktı.

- Çok sevdim...

Sonra tekrar Haşmet'e baktı.

- Haşmet...

- Buradayım abi burdayım...

-- Kardeşim...

Teoman başını yavaşça Haşmetin omzuna bıraktı.

- Ben... uyuyacağım.

Haşmet onu daha sıkı tuttu.

- Tamam. Ama gözünü kapatma. Benimle konuş.

Teoman'ın dudaklarında küçük bir gülümseme oluştu.

- Dün gece...
Burada uyudum ya...

Haşmet ağlamaya başladı.

- Biliyorum abim. Gördüm seni.

Teoman gözlerini Leyla'nın mezarından ayırmadı.

- Çok güzeldi... Rüyamda...
Leyla vardı.

Nefesi kesildi.

Haşmet hemen yüzüne dokundu.

- ABİ!

Teoman yeniden nefes aldı.

Çok zayıf...

Çok kısa...

- Beni...
Bekliyordu.

Haşmet artık hıçkırıyordu.

- ABİ HAYIR ABİİİİ... Ne olur...yapma, benle kal,

Teoman son gücünü toplayıp elini kaldırdı.

Leyla'nın mezar taşına dokundu.

Parmakları...

İsminin üzerinde durdu.

LEYLA

Teoman fısıldadı.

- Bekle beni...

Derin bir nefes aldı.

Sonra...

Başını Haşmet'in omzuna bıraktı.

Eli...

Mezar taşından yavaşça kaydı.

Haşmet birkaç saniye hiçbir şey anlamadı.

- Teoman?

Sessizlik.

- Abi...

Yüzüne dokundu.

- Abi?

Cevap yoktu.

Haşmet'in gözleri büyüdü.

- Abi, dur yapma, olmaz böyle olmaz!

Hızır nabzını kontrol etti.

Bir saniye...

İki saniye...

Üç...

Sonra gözlerini kapattı.

Behzat Hızır'ın yüzündeki ifadeyi gördü.

- Hayır... Hızır abi hayır bakma öyle, bakma ...

Hızır cevap veremedi.

Behzat dizlerinin üzerine çöktü.

- Hayır abim, abim gitme...HAYIRRRR!

Haşmet Teoman'ın yüzünü iki eli arasına aldı.

- Hayır, hayır ne diyorsunuz uyan, abim, hadi uyan.
Abiiii...Uyan hadi, yapma bunu bize.

Omzundan hafifçe sarstı.

- Hadi... Eve gidiyoruz.

Aynı cümle...

Bir gün önce Leyla'nın mezarında söylediği cümleydi.

Ama bu kez...

Teoman cevap vermedi.

Haşmet onu göğsüne bastırdı.

Ve yıllardır içinde tuttuğu bütün acı...

Tek bir çığlıkla mezarlığa yayıldı.

- ABİİİİİ!

Behzat başını toprağa eğmiş ağlıyordu.

Hızır birkaç adım geri çekildi.

Bir tarafta...

Kardeşinin mezarı.

Diğer tarafta...

Onu herkesten çok seven adamın cansız bedeni.

Ve aralarında...

Kerem'in bedeni.

Hızır gözlerini kapattı.

İntikam alınmıştı.

Ama kimse kazanmamıştı.

Birkaç Gün Sonra

Mezarlık yeniden sessizdi.

Leyla'nın mezarının hemen yanında...

Yeni bir yer hazırlanıyordu.

Haşmet uzaktan baktı.

Kimse ona ne yapılacağını sormamıştı.

Çünkü herkes biliyordu.

Teoman...

Başka hiçbir yere gömülmeyecekti.

Behzat sessizce Haşmet'in yanına geldi.

- Yan yana mı?

Haşmet uzun süre cevap veremedi.

Sonra başını salladı.

- Yan yana.

Behzat gözlerini kapattı.

Haşmet mezara baktı.

- Hayattayken ayıramadık...

Sesi kırıldı.

- Ölünce hiç ayırmayacağız.

Rüzgâr hafifçe esti.

Leyla'nın mezarının üzerindeki beyaz güllerden biri...

Yanındaki boş toprağa düştü.

Sanki...

Leyla ona yer açmıştı.

Ve böylece...

Teoman Façalı'nın bütün dünyası olan kadına verdiği son söz yerine gelmişti.

Katilini ona getirmişti.

Hesabını sormuştu.

Ve sonunda...

Gidecek başka hiçbir yeri kalmadığında...

Yine Leyla'nın yanına dönmüştü.

Masal bitmemişti.

Ama Teoman ile Leyla'nın masalı...

Aynı toprağın altında...

Birbirlerinden bir daha hiç ayrılmamak üzere kapanmıştı.

Комментарии

0 / 5000 символов
Пока нет комментариев. Будьте первым!