Озвучивание не поддерживается в этом браузере
48. BÖLÜM Yeni Nesil
Aradan altı ay geçmişti.
Façalı Konağı artık eski sessizliğini büyük ölçüde kaybetmişti.
Teoman'ın odası hâlâ olduğu gibi korunuyordu.
Leyla'nın bazı eşyaları Emine'nin odasında duruyordu.
Ama ev...
Yeniden yaşamaya başlamıştı.
Sabahları çalışanların sesleri...
Bahçede Behzat'ın telefon konuşmaları...
Akşamları Haşmet ile Emine'nin uzun sohbetleri...
Ve arada bir yurtdışından gelen görüntülü aramalar...
Konağın duvarlarına yeni bir düzen getirmişti.
Façalı adı ise...
Artık gerçekten bütün ülkeye yayılmıştı.
Ankara...
İzmir...
Mersin...
Konya...
Gaziantep...
Trabzon...
Birçok şehirde Façalı şirketlerinin imzası vardı.
Haşmet işin başındaydı.
Behzat ise onun yanında...
Aynı ağırlıkla duruyordu.
Artık hiç kimse Behzat'a sadece "Haşmet'in kardeşi" demiyordu.
O da kendi adıyla bilinmeye başlamıştı.
Behzat Façalı.
İki kardeş...
Teoman'ın bıraktığı ismi yalnızca korumamış...
Daha da büyütmüştü.
Ama evde...
Hâlâ aynı iki kardeşti.
Çalışma Odası
Behzat elindeki dosyayı masaya bıraktı.
- Ankara'daki iş tamam.
Haşmet başını kaldırmadan sordu:
- İmza?
- Atıldı.
- Ödeme?
- Geldi.
Haşmet başını salladı.
- Güzel.
Behzat birkaç saniye ağabeyine baktı.
- Abi...
- Hm?
- Sen böyle devam edersen insanlar seni robot sanacak.
Haşmet kaşını kaldırdı.
- İş yapıyoruz.
- Altı aydır iş yapıyoruz. Arada insan gibi konuşabilirsin.
Haşmet dosyayı kapattı.
- Ne konuşalım?
Behzat sandalyesine yaslandı.
- Mesela...
Evlilik nasıl gidiyor?
Haşmet'in yüzünde hemen küçük bir tebessüm oluştu.
Behzat bunu fark etti.
Parmağıyla işaret etti.
- İşte! Bak! Emine abla deyince yüzün değişiyor.
Haşmet başını iki yana salladı.
- Fazla konuşuyorsun.
Behzat sırıttı.
- Teoman abinin payı hâlâ bende.
Haşmet'in yüzündeki tebessüm bir an yumuşadı.
- Biliyorum.
Tam o sırada kapı açıldı.
Emine içeri girdi.
Elinde iki kahve vardı.
Behzat hemen ayağa kalktı.
- Yenge! Kurtar beni.
Emine kaşını kaldırdı.
- Neden?
Behzat Haşmet'i gösterdi.
- Beni çalıştırıyor.
Haşmet sakin bir sesle konuştu:
- Maaşını da veriyorum.
Behzat gözlerini kıstı.
- Aile şirketinde maaş mı konuşulur?
Emine gülmeye başladı.
Haşmet de istemeden güldü.
Behzat ikisine baktı.
- Tamam. Ben gidiyorum. Siz zaten beni görünce daha mutlu oluyorsunuz.
Kapıya yöneldi.
Haşmet arkasından seslendi.
- Akşam erken gel.
Behzat durdu.
- Neden?
- Yemek yiyeceğiz.
- Kimler?
Emine cevap verdi.
- Sadece biz.
Behzat döndü.
- Üçümüz mü?
- Evet.
Behzat hafifçe gülümsedi.
- Güzel.
Sonra kapıyı kapattı.
Emine çalışma masasının yanına oturdu.
Haşmet kahvesinden bir yudum aldı.
- Yoruldun mu?
Emine omuz silkti.
- Biraz.
Haşmet hemen baktı.
- Son zamanlarda çok yoruluyorsun.
-- İş yapmıyorum ki.
- Yine de.
Emine güldü.
- Haşmet... Ben iyiyim.
Haşmet kaşlarını çattı.
- Emin misin?
- Eminim.
Tam o anda Emine'nin yüzü değişti.
Elini ağzına götürdü.
Haşmet hemen ayağa kalktı.
- Ne oldu?
Emine birkaç saniye konuşamadı.
Sonra hızlıca banyoya yöneldi.
Haşmet arkasından gitti.
- Emine?
- Bir şey yok.
- Nasıl bir şey yok?
- Midem bulandı.
Haşmet'in yüzü bir anda ciddileşti.
- Doktor çağırıyorum.
Emine banyodan seslendi.
- Çağırma!
- Emine...
- Haşmet!
Bir süre sonra çıktı.
Yüzünü yıkamıştı.
Haşmet hâlâ kapının önünde bekliyordu.
- Hastaneye gidiyoruz.
Emine ona baktı.
- Bir dakika.
- Ne?
Emine birkaç saniye düşündü.
Sonra yüzündeki ifade yavaşça değişti.
Haşmet fark etti.
- Ne oldu?
Emine cevap vermedi.
Takvime baktı.
Sonra yeniden Haşmet'e.
- Haşmet...
- Efendim?
Emine'nin gözleri büyüdü.
- Sanırım...
Cümleyi tamamlamadı.
Haşmet hiçbir şey anlamadı.
- Ne oldu Emine, söylesene?
Emine gülmeye başladı.
- Sen gerçekten anlamadın mı?
Haşmet kaşlarını çattı.
- Neyi?
Emine iki eliyle yüzünü kapattı.
- Allah'ım...
Haşmet sabırsızlandı.
- Emine!
Emine ellerini indirdi.
Gözlerinin içine baktı.
- Hamile olabilirim.
Haşmet olduğu yerde dondu.
Dakikalar geçmiş gibi oldu.
- Ne?
Emine gülerek tekrar söyledi.
- Hamile olabilirim.
Haşmet'in yüzünde...
Emine'nin daha önce hiç görmediği bir ifade oluştu.
Korku...
Şaşkınlık...
Sevinç...
Hepsi bir aradaydı.
- Emin misin?
- Daha değil.
Haşmet hemen telefonu çıkardı.
- Hastaneye gidiyoruz.
Emine güldü.
- Bir dakika önce de aynısını söyledin.
- Şimdi sebep daha ciddi.
Bir anda Haşmetin telefonu çaldı.
Emine ona baktı.
-- Çalıyor.
-- Önemli değil.
Diyip telefonu kapattı.
-- Haşmet!
Haşmet istemezsen açtı telefonu. Arayan Ömürün klibindeki çalışandı.
-- Reis, kusura bakma rahatsız ediyorum...
-- Söyle oğlum, söyle ne oldu?
-- Dayı kulübün arka tarafından atlar kaçırıldı. Teoman beiyle Leyla hanımın atları da yok.
Haşmetin yüzü hemen sertleşti.
-- NE DEMEK KAÇIRILDI ULAN!
Emine böyle sesten, ne oldu diye endişelendi. Haşmete baktı ki Haşmet hiç ona bakmadı.
-- Dayı yemin ederim, çocukları ailelerine teslim ederken kaçırdılar yoksa sabahtan beri onlara bakıyorduz, gezmeye çıkardık bile.
-- KAPAT KAPAT, BEHZATA ARA O DA GELSİN BEN GELİYORUM!
Diyip telefonunu kapattı.
-- Ne oldu Haşmet, kimi kaçırmışlar?
Haşmet Emineye baktı, elini tuttu.
-- Emine çıkma dışarıya tamam mı ben geldiğimde beraber gideriz doktora.
Tam elini bırakmak isterken Emine sıkı tuttu elini.
-- Haşmet nereye gidiyorsun? Sana soru sordum?!
-- Ömürün at kulübünde atları kaçırmışlar, özellikle Teomanla Leyla'nın atlarını.
Emine bu duyduğuna çok şaşırdı. Böylece döndü kaldı.
-- Emine bak çıkma dışarıya, Faruk senin yanında burda kalsın, ben tek başıma gider gelirim.
Emine hiç bir şey diyemedi, korku onun tam kalbine girip yer almıştı. Kocasının gidişini gözleriyle takip ederek kaldı.
Akşamüstü Yol
Haşmet evden çıktıktan sonra Şehir trafiği yavaş yavaş sakinleşirken, Façalı Konağı'ndan uzaklaştıkça etraf daha da sessizleşti.
Ama o sessizlik uzun sürmedi.
Bir anda...
Önüne siyah bir araç kırdı.
Haşmet frene bastı ama geç kalmıştı.
Arkasından gelen ikinci araç ise hızla çarptı.
Metal sesleri sokakta yankılandı.
Haşmet direksiyon hâkimiyetini kaybetti.
Araba savruldu.
Bir çarpma daha...
Ve frenler tamamen kilitlendi.
Araç, kontrolsüz şekilde Boğaz yönüne doğru sürüklendi.
Son bir sarsıntıyla köprü ayağına çarptı.
Ve Haşmet'in aracı...
Aşağıya, suya düştü.

Boğaz Kenarı
Olay yerine ilk ulaşan polis ekipleri oldu.
Siren sesleri kısa sürede tüm bölgeyi sardı.
Suyun içinden çıkarılan Haşmet, bilinci yarı kapalı halde kurtarıldı.
Hemen ambulansa alındı.
Durumu kritikti.
Aynı anda Façalı Konağı'na ve Hızır ailesine haber verildi.
Emine, haberi alır almaz yıkıldı.
- Hayır... hayır... Haşmet.
Gözyaşları içinde hastaneye doğru koştu.
Behzat da onunla birlikteydi.
Ambulans gelmeden çok önce hastaneye ulaşmışlardı bile.
Hastane
Emine koridorda dizlerinin üzerine çöktü.
- Haşmet... Lütfen...
Hıçkırarak ağlıyordu.
- Allah'ım... merhamet et...
Doktorlar içeride onun için mücadele ediyordu.
Bir yandan da olayın detayları netleşmeye başlamıştı.
Bu bir kaza değildi.
Planlı bir saldırıydı.
Ve kısa süre sonra gerçek ortaya çıktı.
Saldırıyı yapan kişi...
Teoman'ın öldürdüğü Kerem'in gayrimeşru oğluydu.
Yıllardır saklanmış...
Ve şimdi intikam için geri dönmüştü.
Emine bu gerçeği duyduğunda daha da yıkıldı.
- Bunlar... bu yüzden mi? Haşmet... Allah'ım... götürme onu, daha hiç bir şey yaşayamadık biz...
Behzat yerde oturan Emineye sarılıp onu sakinleştirmeye çalıştı.
-- Abim güçlü yenge, bak gör kalkar o!
-- Gitmesin Behzat! gitmesin ben onsuz nasıl yaşayacağım. Çocuğum babası yokken nasıl yaşayacak.
Behzat acı yerinde bu sözlere anlam veremedi.
Ama o gün geliyordu bir gün yeğenlerinin amcası olacaktı.
Hastane Koridoru
Doktorlar sonunda dışarı çıktı.
Durumu kritikti ama hayattaydı.
Emine gözyaşları içinde başını kaldırdı.
- Yaşıyor mu Haşmet, yaşıyor değil mi?
Doktor başını salladı.
- Yaşıyor.
Emine dizlerinin üzerine çöktü.
- Şükürler olsun, şükürler olsun Allah'ım.
Ama yüzü hâlâ korkuyla doluydu.
Çünkü Haşmet...
Ölümle yaşam arasındaydı.
Emine doktora bakıp.
-- Ben girebilir miyim yanına doktor bey ne olur lütfen.
-- Biraz sonra onu ayrı odaya alacaklar, hemşire size haber verir. Ama sadece 5 dakika lütfen.
-- Teşekkür ederim doktor bey.
Behzat Emine'nin yanına gitti.
-- Demiştim sana yenge abim kalkar, çıkar bırakmaz bizi.
Haşmeti ameliyat odasından çıkarıp yoğum bakima götürüyorlardı.

Hemşire Emineye musade var gibi gösterdi Emine hemen Haşmetin yanına gitti.
Emine bir an bile Haşmet'in yanından ayrılmadı.
Onun elini tutuyor...
-- Haşmet, aşkım, seni çok özlüyoruz. Behzat özlüyor, ben özlüyorum, çocuğumuz da babasını özlüyor, ne olur bırakma bizi.
Hastane Odası
Haşmet yoğun bakımdaydı.
Cihazlara bağlıydı.
Emine camın arkasından ona bakıyordu.
Gözleri şişmişti.
Ama hâlâ fısıldıyordu.
- Sen güçlüsün...Beni bırakmazsın...
Ve o an...
Gerçek ortaya çıktı.
Saldırının nedeni sadece intikam değildi.
Haşmet, Teoman'ın geçmişinden gelen bir hesabın tam ortasındaydı.
Ve bu hesap...
Henüz kapanmamıştı.


Комментарии