49 страницаОпубликовано: 23.08.2026. 04:49
20

Озвучивание не поддерживается в этом браузере

49. BÖLÜM Bir Façalı Daha Kaybetmeyeceğim

Hastanenin yoğun bakım koridoru...

Gece yarısını çoktan geçmişti.

Koridorun beyaz ışıkları...

İnsanın içini daha da daraltıyordu.

Camın diğer tarafında Haşmet...

Hareketsiz yatıyordu.

Başında bandaj...

Kolunda serumlar...

Göğsünde elektrotlar...

Yanında sürekli çalışan makineler...

Bip...

Bip...

Bip...

Emine...

Camın önündeki sandalyede oturuyordu.

Gözünü bir saniye bile Haşmet'ten ayırmıyordu.

Sanki bakmayı bırakırsa...

Haşmet de nefes almayı bırakacakmış gibi.

Elini karnının üzerine koydu.

Henüz hiçbir şey belli değildi.

Ama artık biliyordu.

İçeride bir hayat vardı.

Belki de...

Haşmet'in hayata tutunması için en büyük sebep.

Emine camın ardından fısıldadı.

- Haşmet...seni çok seviyorum. Ne olur duy...ve dön bize.

Gözlerinden yaşlar süzüldü.

- Baba olacaksın Haşmet. Anlıyor musun? Beraber gidip öğrenecektik. Sen kalkıp gittin.

Acıyla gülümsedi.

- Yine beni dinlemedin.

Sonra sesi kırıldı.

- Ama bu sefer...Bana kızabilirsin.
Emir verebilirsin. Dışarı çıkma diyebilirsin. Telefonumu bile alabilirsin. Yeter ki kalk.

Başını cama yasladı.

- Haşmet ben...bir daha o mezarlığa gitmek istemiyorum.

Haşmet yoğun bakımda gözlerini kapattığı anda...

Odanın içindeki sesler bir anda uzaklaştı.

Monitörün "bip"leri yavaşladı.

Işıklar soldu.

Ve Haşmet kendini bambaşka bir yerde buldu.

Bembeyaz, sonsuz bir boşluk...

Ama korkutucu değildi.

Aksine...

Sakin.

Huzurlu.

İleride iki siluet vardı.

Teoman ve Leyla.

Yan yana duruyorlardı.

Sanki yıllardır bekliyorlardı.

Teoman gülümsedi.

Elini uzattı.

- Hadi kardeşim...Gel yanıma.

Haşmet bir adım attı.

Tam o anda...

Gerçek dünyada Emine çığlık attı.

- HAŞMET! HAŞMET DUYUYOR MUSUN?!

Monitörler bir anda alarm vermeye başladı.

Biiiiip!

Biiiiip!

Kalp ritmi düşüyordu.

Doktorlar kapıya koştu.

Ama Haşmet hâlâ o beyaz boşluktaydı.

Teoman'ın eline baktı.

Sonra başını yavaşça salladı.

- Abim orada... Hızır'la Behzat'ım...
İlyas'la Ömür'üm...Karım var, Emine var abi...

Bir an durdu.

Yüzünde hafif bir gülümseme belirdi.

- Bir de... Çocuğumuz olacak.

Teoman ile Leyla birbirine baktı.

Gülümsediler.

Leyla elini uzattı.

Teoman da.

Ama Haşmet'in yüzü bir anda değişti.

Gözleri doldu.

Başını iki yana salladı.

- Ben aileme döneceğim abi...ben karıma döneceğim abi.

Bir adım geri çekildi.

O anda gerçek dünyada kalbi neredeyse durmak üzereydi.

Emine cama vuruyordu.

- HAŞMET KAL! LÜTFEN KAL! GİTME HAŞMET, GİTME NE OLUR!

Doktor bağırdı.

- KALP MASAJI!

- HAZIR!

Cihaz getirildi.

Şok verildi.

VUUUUT!

Haşmet'in bedeni sarsıldı.

Rüyadaki dünya çatladı.

Teoman ile Leyla silikleşti.

Teoman son kez gülümsedi.

- Doğru yaptın kardeşim...

Ve kayboldular.

Haşmet bir anda karanlıktan çekildi.

- Nabız geliyor!

- Devam edin!

- Basınç yükseliyor!

Emine dizlerinin üzerine çöktü.

- Haşmet... Lütfen...bu zafer ben kaldıramam.

Bir şok daha.

VUUUUT!

Ve sonra...

Monitörde çizgi düz olmaktan çıktı.

Bir atım...

Bir daha...

Bip...

Bip...

Emine ağlayarak güldü.

- Yaşıyor... Yaşıyor...

Karnını tuttu.

- Baban yaşıyor, yaşıyor...

Koridorun Diğer Ucu

Behzat...

Duvarın önünde ayakta duruyordu.

Ellerinde hâlâ Haşmet'in hastaneye getirildiği sırada bulaşan kan izleri vardı.

Yıkamamıştı.

Hızır birkaç metre ötede telefonla konuşuyordu.

- Olay yerindeki bütün görüntüleri istiyorum. Köprü girişinden...

Kazanın olduğu yola kadar.

- Siyah araçlardan birinin bile görüntüsü varsa çıkarın.

Telefonu kapattı.

Behzat hiç kıpırdamadı.

Hızır ona baktı.

- Behzat.

Cevap yok.

- Behzat!

Bu kez başını kaldırdı.

Gözleri kıpkırmızıydı.

- Abi...

Hızır ilk kez bu hitaba şaşırmadı.

Behzat devam etti.

- Teoman abiyi kaybettim.

Sesi titredi.

- Leyla'yı kaybettik. Ömür'ü uzağa gönderdik... Şimdi...Haşmet abim o camın arkasında yatıyor.

Hızır yaklaşarak omzuna dokundu.

Behzat'ın sesi giderek sertleşti.

- Bir tane daha kaybetmem. Bu sefer kaybetmeyeceğim. Kim yaptıysa...Bulacağım.

Hızır gözlerinin içine baktı.

- Bulacağız.

Behzat başını salladı.

- Ben gideceğim.

- Hayır.

Behzat kaşlarını çattı.

- Hızır abi...

- Tek gitmeyeceksin. Bu iş artık yalnız Façalı işi değil.

Hızır gözlerini yoğun bakım camına çevirdi.

- Haşmet...Leyla'yı kendi kardeşi gibi bildi. Teoman benim kardeşim için öldü.
Sen İlyas için kurşunun önüne geçtin.

Yeniden Behzat'a döndü.

- Artık kimin ailesi kimin bilmiyorum.

Behzat'ın gözleri doldu.

Hızır elini uzattı.

- O yüzden...Bu gece birlikte gidiyoruz.

Behzat birkaç saniye baktı.

Sonra elini sıktı.

- Eyvallah abim.

Aynı Anda - Şehrin Dışında

Eski, terk edilmiş bir villa...

Pencerelerin çoğu kapalıydı.

Bahçesinde siyah araç duruyordu.

Aracın ön kısmı parçalanmıştı.

İçeride...

Otuzlu yaşlarının başındaki bir adam ellerini yıkıyordu.

Lavabodaki su...

Kırmızıya dönüyordu.

Yanındaki adam endişeyle konuştu.

- Cihan...Gitmemiz lazım.

Cihan aynadan ona baktı.

- Nereye?

- Façalılar bizi bulur.

Cihan hafifçe güldü.

- Bulsunlar.

-- Haşmet ölürse...
Behzat bütün şehri ayağa kaldırır.

Cihan musluğu kapattı.

- İşte istediğim de bu.

Adam şaşırdı.

- Sen gerçekten onu öldürmek mi istedin?

Cihan arkasını döndü.

- Ben...
Façalıların ne hissettiğini görmek istedim. Babam öldüğünde...Kimse bana bakmadı. Babamın adı silindi. Adamları dağıldı. Malları alındı. Herkes Façalıların peşine geçti.

Bir an sustu.

- Şimdi onların da bir şey kaybetmesini istedim.

Yanındaki adam başını iki yana salladı.

- Haşmet'in senin babanla ilgisi yoktu.

Cihan'ın bakışları sertleşti.

- Soyadı vardı. Bana yetti.

Hastane

Bir saat sonra...

Behzat'ın telefonuna mesaj geldi.

Güvenlik amirinden.

"Reis, araç bulundu."

Behzat hemen açtı.

- Nerede?

- Sarıyer tarafında terk edilmiş sanayi bölgesinde.

- İçinde kimse yok. Plaka sahte.

Behzat hızlıca sordu:

- Parmak izi?

- Ekip bakıyor.

- Kamera?

- Aracın bir benzin istasyonuna uğradığı görüntü bulundu.

- Gönder.

Telefon kapandı.

Birkaç saniye sonra fotoğraf geldi.

Behzat ekrana baktı.

Genç bir adam...

Aracın yanında duruyordu.

Yüzü netti.

Hızır yanına geldi.

- Tanıyor musun?

Behzat başını iki yana salladı.

Tam o sırada...

Arkalarından bir ses duyuldu.

- Ben tanıyorum.

İkisi de döndü.

Koridorun sonunda...

Selim Reis vardı.

Yavaş adımlarla yanlarına geldi.

Behzat telefonu uzattı.

Selim Reis fotoğrafa baktı.

Bir anda yüzü değişti.

- Cihan...

Hızır sordu:

- Kim?

Selim Reis uzun süre cevap vermedi.

Sonunda ağır bir sesle konuştu.

- Kerem'in oğlu.

Behzat'ın gözleri sertleşti.

- Kerem'in oğlu yoktu.

- Bildiğiniz kadarıyla.

Selim Reis duvarın yanındaki sandalyeye oturdu.

- Yıllar önce bir kadından çocuğu oldu, kabul etmedi. Kadını ve çocuğu şehir dışında tuttu. Para gönderdi. Soyadını vermedi.

Hızır kaşlarını çattı.

- Çocuk şimdi babasının intikamını mı alıyor?

Selim başını salladı.

- Büyük ihtimalle.

Behzat acı acı güldü.

- Babası kendi ihanetinin altında kaldı. Bunun hesabını Haşmet abiden mi soruyor?

Selim cevap vermedi.

Behzat telefonu cebine koydu.

- Nerede olabilir?

Selim birkaç saniye düşündü.

- Kerem'in yıllar önce kullandığı eski bir evi vardı. Resmî kayıtlarda artık yok.

- Nerede?

- Şehrin kuzeyinde. Eski taş ocağının arkasında.

Behzat ceketini aldı.

Emine bunu fark etti.

Ayağa kalktı.

- Nereye gidiyorsun?

Behzat ona baktı.

- Yenge...

- Nereye gidiyorsun Behzat?

Bu kez sesi daha sertti.

Behzat birkaç saniye sustu.

- Haşmet abiye bunu yapan adamı bulduk.

Emine'nin yüzündeki korku büyüdü.

- Sen de mi gideceksin?

- Evet.

-- Hayır.

Behzat şaşırdı.

Emine yanına geldi.

- Ben az önce kocamı ölümün kapısında gördüm. Teoman'ı toprağa verdik. Leyla'yı toprağa verdik. Şimdi seni de gönderip burada haber mi bekleyeceğim?

Behzat'ın yüzü yumuşadı.

- Bana bir şey olmayacak.

Emine acı bir şekilde güldü.

- Hepiniz aynı cümleyi söylüyorsunuz. Teoman da söyledi. Haşmet de söyledi.

Behzat cevap veremedi.

Emine gözlerinin içine baktı.

- Gitmek zorundaysan git. Ama bana söz ver.

- Ne?

- İntikam almak için gitmeyeceksin.

Behzat sustu.

Emine devam etti.

- Haşmet uyandığında...
Kardeşinin katil olduğunu öğrenmesin.

Bu cümle...

Behzat'ı durdurdu.

Hızır da sessizce onları izliyordu.

Behzat gözlerini yere indirdi.

Sonra başını kaldırdı.

- Öldürmeyeceğim.

Emine'nin gözleri doldu.

- Söz?

Behzat başını salladı.

- Söz.

Emine elini yanağına koydu.

- Geri gel.

Behzat çok hafif gülümsedi.

- Gelirim yenge. Haşmet abi bana kızmadan ölmem zaten.

Emine gözyaşlarının arasından gülümsedi.

Eski Taş Ocağı

Gece...

Bölge tamamen karanlıktı.

Behzat ile Hızır'ın araçları uzakta durdu.

Yanlarında yalnızca güvendikleri birkaç adam vardı.

Ne büyük bir konvoy...

Ne siren...

Ne gösteri...

Hızır araca yaslanarak haritaya baktı.

- Ev burada.

Behzat silahını kontrol etti.

Hızır ona baktı.

- Verdiğin sözü unutma.

Behzat gözlerini kaldırdı.

- Unutmadım.

- Canlı.

- Canlı.

İkisi birlikte ilerledi.

Villanın kapısına geldiklerinde...

İçeride tek bir ışık yanıyordu.

Behzat kapıyı itti.

Açıktı.

Hızır hemen durdu.

- Bu hoşuma gitmedi.

Behzat da başını salladı.

- Beni bekliyor.

İçeri girdiler.

Duvarlarda...

Eski fotoğraflar vardı.

Kerem...

Masa...

Façalı ailesinin uzaktan çekilmiş görüntüleri...

Teoman'ın cenazesi...

Leyla'nın mezarı...

Haşmet ile Emine'nin nikâhı...

Behzat'ın at kulübünde çekilmiş görüntüsü...

Hızır'ın yüzü sertleşti.

- Bizi yıllardır izliyor.

Behzat fotoğraflardan birini söktü.

Haşmet ile Emine...

Nikâh masasındaydı.

Fotoğrafın üzerine kırmızı kalemle yazılmıştı:

"Sıradaki."

Behzat'ın çenesi gerildi.

Üst kattan alkış sesi geldi.

Tak...

Tak...

Tak...

Cihan merdivenin başında göründü.

- Behzat Façalı.

Behzat başını kaldırdı.

- Cihan.

Cihan gülümsedi.

- Demek adımı öğrendin.

- Senin gibi köpeklerin adını öğrenmek zor değil.

Cihan merdivenlerden yavaşça inmeye başladı.

- Abin nasıl?

Behzat'ın yüzündeki bütün ifade silindi.

Hızır ona kısa bir bakış attı.

Emine'ye verdiği sözü hatırlatıyordu.

Behzat sakin kaldı.

- Yaşıyor.

Cihan'ın yüzündeki gülümseme hafifçe kayboldu.

- Yazık oldu adama.

Behzat bir adım öne çıktı.

- Onu öldüremediğin için mi?

- Hayır ondan değil.

Cihan'ın sesi soğudu.

- Acı çekmeye devam edeceği için.

Behzat silahını kaldırdı.

Hızır hemen konuştu:

- Behzat.

Behzat tetiğe dokunmadı.

Sadece namluyu Cihan'ın üzerinde tuttu.

- Sana bir soru soracağım.

Cihan ellerini iki yana açtı.

- Sor Behzat Façalı. Abim sana ne yaptı?

Cihan sustu.

Sonra acı bir şekilde güldü.

- Doğru... Haşmet bana hiçbir şey yapmadı.

Bir anda yüzü değişti.

- Ama Teoman...

Behzat'ın gözleri sertleşti.

- Teoman abim ne yaptı sana lan?!

Cihan bir anda bağırdı.

- BABAMI ÖLDÜRDÜ ULAN!

Behzat da sesini yükseltti.

- HAYIR!

Villanın içinde sesi yankılandı.

- Baban kendi ihanetinin içinde öldü! Teoman abim son nefesini Leyla'nın mezarında verdi! Senin baban için değil!

Cihan'ın gözleri karardı.

- Façalılar...
Hep kendinizi haklı sanıyorsunuz.

Behzat başını salladı.

- Hayır. Bizim de günahımız var. Hatalarımız var. Ama yaptığımız şeyin bedelini başkasının karısına... Kardeşine... Çocuğuna ödetmedik.

Cihan alayla güldü.

- Çok değişmişsiniz.

Behzat'ın cevabı sakindi.

- Çok kaybettik.

Bir an sessizlik oldu.

- İnsan ya kaybettikçe canavar olur... Ya da neden kaybettiğini anlar.

Cihan gözlerini kıstı.

- Sen hangisi oldun?

Behzat silahını yavaşça indirdi.

- Kardeş.

Cihan kaşlarını çattı.

Behzat devam etti.

- Eskiden sadece Façalıydım. Şimdi... Haşmet Façalı'nın kardeşiyim. Ömür'ün abisiyim. Emine yengemin kardeşiyim. İlyas'ın kankasıyım.

Hızır'a baktı.

- Hızır abimin de ailesiyim artık.

Hızır'ın dudaklarında çok hafif bir tebessüm oluştu.

Behzat yeniden Cihan'a döndü.

- Sana verdiğim son şans. Bizimle gel. Hesabını kanun önünde ver.

Cihan kahkaha attı.

- Baban olsaydı...
Seninle gurur duymazdı.

Behzat'ın yüzü taş kesildi.

Cihan devam etti.

- Façalı dediğim adam düşmanını yaşatmazdı. Sen ise karşımda durmuş bana polis anlatıyorsun.

Behzat uzun süre yüzüne baktı.

Sonra çok sakin bir şekilde konuştu.

- Ben babamın yaptığı her şeyi tekrar etmek zorunda değilim.

Cihan sustu.

- Teoman abi de bana bunu öğretti. Haşmet abim de: Façalı olmak...her önüne çıkanı öldürmek değil, bir adım daha yaklaştı. Bazen tetiğe basabilecek gücün varken...Basmamaktır.

Cihan'ın yüzündeki alay kayboldu.

Behzat elindeki silahı tamamen aşağı indirdi.

- Ben seni öldürürsem...Sen kazanırsın. Çünkü beni de kendin gibi yapmış olursun.

Cihan'ın çenesi gerildi.

- Beni affettiğini mi sanıyorsun?

Behzat hemen cevap verdi.

- Hayır. Seni asla affetmeyeceğim. Sadece senin yüzünden kendimi kaybetmeyeceğim.

Cihan birkaç saniye ona baktı.

Sonra...

Bir anda eli ceketinin içine girdi.

Hızır gördü.

- BEHZAT!

Cihan silahını çıkardı.

Namluyu doğrudan Behzat'ın göğsüne çevirdi.

Ama tetiğe basamadan...

BANG!

Silah elinden fırladı.

Cihan acıyla bağırarak dizlerinin üzerine çöktü.

Kurşun...

Sağ omzuna girmişti.

Behzat bir an şaşkınlıkla Hızır'a baktı.

Hızır'ın silahından ince bir duman yükseliyordu.

Hızır sakin bir şekilde konuştu.

- Emine'ye söz verdin. Tutmana yardım ettim.

Behzat birkaç saniye ona baktı.

Sonra hafifçe gülümsedi.

- Eyvallah abim.

Cihan yere çökmüş, omzunu tutuyordu.

- Öldürün beni!

Behzat yanına yürüdü.

Önünde durdu.

Cihan bağırdı: Hadi! Façalı değil misin?!
Öldür beni!

Behzat eğildi.

Gözlerinin içine baktı.

- Hayır.

Cihan şaşkınlıkla sustu.

- Sen yaşayacaksın. Hapiste...

Her sabah gözünü açacaksın.

- Haşmet abimin aracını suya ittiğin günü hatırlayacaksın. Emine yengemin o hastane koridorunda nasıl ağladığını bilerek yaşayacaksın.

Cihan dişlerini sıktı.

- Ben hiçbir şeyden pişman değilim.

Behzat doğruldu.

- Olursun diye beklemiyorum zaten.

Adamlarına döndü.

- Alın.

İki adam Cihan'ı ayağa kaldırdı.

Cihan götürülürken son kez bağırdı.

- BU BİTMEYECEK FAÇALI!

Behzat arkasını döndü.

Hiç bakmadı.

Sadece tek bir cümle söyledi.

- Bizim için bitti.

Kapı kapandı.

Villanın içi sessizleşti.

Hızır silahını yerine koydu.

Behzat birkaç saniye olduğu yerde durdu.

Sonra derin bir nefes aldı.

- Teoman abi olsa...
Bana kızar mıydı?

Hızır yanına geldi.

Bir süre düşündü.

- Hayır.

- Ne derdi?

Hızır'ın yüzünde hafif bir tebessüm oluştu.

- "Geç öğrendin ama sonunda adam oldun." derdi.

Behzat güldü.

Gözleri doldu.

- Aynen öyle derdi.

Sonra başını kaldırdı.

- Hadi.

- Abime dönelim.

Hastane - Sabaha Karşı

Koridor...

Hâlâ aynıydı.

Ama bu kez...

Emine ayakta değildi.

Haşmet'in yatağının yanında oturmasına izin verilmişti.

Elini iki eliyle tutuyordu.

Behzat ile Hızır koridora geldiklerinde...

Emine onları gördü.

Hemen ayağa kalktı.

İlk baktığı yer Behzat'ın üzeriydi.

- İyi misin?

- İyiyim.

- Bir şey oldu mu?

- Hayır.

Emine derin bir nefes aldı.

- Cihan?

Behzat birkaç saniye sustu.

Sonra başını salladı.

- Yaşıyor.

Emine'nin gözlerinden yaşlar aktı.

- Öldürmedin?

- Hayır. Polise teslim ettik. Bitti yenge.

Emine elini ağzına götürdü.

- Şükürler olsun.

Behzat hemen sordu:

- Haşmet abi?

Emine camın arkasına baktı.

- Kalbi az önce...

Sesi kırıldı.

Behzat'ın yüzü bir anda bembeyaz oldu.

- Ne oldu?!

Emine hemen devam etti.

- Döndü. Doktorlar geri getirdi.

Behzat gözlerini kapattı.

Duvara yaslandı.

Hızır derin bir nefes aldı.

Emine fısıldadı.

- Bizi bırakmadı.

Yoğun Bakım

Saatler geçti.

Sabah güneşi hastane odasının perdesinden içeri girmeye başladığında...

Haşmet'in parmakları hafifçe hareket etti.

Emine önce fark etmedi.

Sonra...

Bir kez daha.

Emine doğruldu.

- Haşmet? Canım...

Parmakları yeniden kıpırdadı.

Emine ayağa fırladı.

- Doktor!

Doktor ile hemşireler içeri girdi.

Kontroller yapıldı.

Bir süre sonra...

Haşmet'in göz kapakları yavaşça açıldı.

Her şey bulanıktı.

Sesler uzaktan geliyordu.

İlk gördüğü şey...

Tavan oldu.

Sonra...

Yanındaki siluet.

Emine.

Haşmet dudaklarını güçlükle hareket ettirdi.

- Emine...

Emine'nin gözlerinden yaşlar boşaldı.

Elini tuttu.

- Buradayım. Buradayım Haşmet.

Haşmet birkaç saniye ona baktı.

Sanki gerçekten geri döndüğünü anlamaya çalışıyordu.

Sonra çok kısık bir sesle sordu:

- Behzat?..

Kapının önünde bekleyen Behzat daha fazla dayanamadı.

İçeri girdi.

- Buradayım abi.

Haşmet gözlerini ona çevirdi.

Behzat gülmeye çalışıyordu.

Ama ağlıyordu.

Haşmet çok hafif kaşını kaldırdı.

- Ne ağlıyorsun?

Behzat burnunu çekti.

- Sen yoğun bakımdan çık...
Sonra döverim seni.

Haşmet'in dudaklarının kenarında küçücük bir tebessüm oluştu.

- Adam?

Behzat sustu.

Haşmet hemen anladı.

- Buldun.

- Buldum.

- Öldürdün mü?

Behzat başını iki yana salladı.

- Hayır.

Haşmet birkaç saniye kardeşine baktı.

- Neden?

Behzat Haşmet'in yatağının yanına geldi.

- Çünkü yeter abi. Teoman abiyi toprağa verdik. Leyla'yı verdik. Sen az önce ölümden döndün. Ben artık ailemin karşısına kanlı ellerle çıkmak istemiyorum.

Haşmet'in gözlerinde hafif bir şaşkınlık...

Sonra gurur belirdi.

- Ne yaptın?

- Adalete teslim ettim.

Haşmet gözlerini kapattı.

Çok yavaş başını salladı.

- Aferin.

Behzat dondu.

- Ne dedin?

Haşmet gözlerini açtı.

- Aferin dedim.

Behzat gülmeye başladı.

- Bir daha söyle.

Haşmet kaşını kaldırdı.

- Şımarma.

Behzat eğilip ağabeyinin alnından öptü.

- Seni çok özledim ulan.

Haşmet kısık sesle cevap verdi.

- Ben de.

Behzat ile doktor dışarı çıktığında...

Odada sadece Haşmet ve Emine kaldı.

Emine yatağının yanına oturdu.

Uzun süre konuşmadılar.

Sadece...

Birbirlerine baktılar.

Haşmet yavaşça elini kaldırmaya çalıştı.

Emine hemen tuttu.

- Zorlama.

Haşmet gözlerinden ayrılmadan konuştu.

- Çok ağlamışsın.

Emine kaşlarını çattı.

- Senin yüzünden.

- Özür dilerim.

Emine dondu.

- Bir dakika...Ne dedin?

Haşmet çok hafif gülümsedi.

- Özür dilerim.

Emine gözlerinden yaşlar akarken güldü.

- Demek ölümden dönünce insan oluyorsun.

Haşmet de gülmeye çalıştı.

- Fazla alışma.

Emine elini dudaklarına götürüp öptü.

Sonra yüzü ciddileşti.

- Haşmet...

- Hm?

- Sana bir şey söylemem lazım.

Haşmet yorgun gözlerle baktı.

Emine onun elini aldı.

Yavaşça...

Karnının üzerine koydu.

Haşmet kaşlarını çattı.

- Ne oldu?

Emine gülümsedi.

Ama gözlerinden yaşlar akıyordu.

- Hani doktora beraber gidecektik ya...

Haşmet'in bakışları değişti.

Emine devam etti.

- Gitmeden önce sana hamile olabileceğimi söyledim.

Haşmet bir anda hatırladı.

Nefesi değişti.

- Emine...

- Sonuç geldi.

Haşmet gözlerini ondan ayırmadı.

Emine fısıldadı.

- Baba olacaksın.

Haşmet'in yüzü tamamen değişti.

Uzun süre konuşamadı.

- Gerçekten mi?

Emine başını salladı.

- Gerçekten.

Haşmet'in gözlerinden yaşlar süzüldü.

Bu kez...

Saklamadı.

Elini Emine'nin karnında tuttu.

- Ben...
Baba olacağım.

Emine gülümsedi.

- Olacaksın.

Haşmet gözlerini kapattı.

O beyaz boşluğu...

Teoman'ın uzattığı eli...

Leyla'nın gülümsemesini hatırladı.

Sonra gözlerini açtı.

Emine'ye baktı.

- Ben geri dönmekle doğru yapmışım.

Emine ne demek istediğini anlamadı.

- Ne?

Haşmet çok hafif gülümsedi.

- Boş ver.

Emine eğilip alnından öptü.

- Bundan sonra hiçbir yere gitmiyorsun.

- Gitmem.

- Söz mü?

Haşmet elini biraz daha karnına bastırdı.

- İkinize söz.

Emine gülümsedi.

Комментарии

0 / 5000 символов
Пока нет комментариев. Будьте первым!