50 страницаОпубликовано: 23.08.2026. 05:25
20

Озвучивание не поддерживается в этом браузере

50. BÖLÜM İki Kalp

Üç hafta sonra...

Hastane odasının penceresinden İstanbul görünüyordu.

Haşmet artık yoğun bakımda değildi.

Kaburgalarındaki ağrı hâlâ geçmemiş...

Başındaki yara iyileşmeye başlamış...

Doktorlar ayağa kalkmasına izin vermişti.

Ama tek bir şartla:

Yavaş.

Haşmet Façalı'nın hayatında en sevmediği kelimelerden biriydi.

Emine pencerenin yanında durmuş onu izliyordu.

Haşmet yatağın kenarından kalkmaya çalıştı.

Emine hemen döndü.

- Ne yapıyorsun?

- Kalkıyorum.

- Nereye?

- Yürüyeceğim.

- Doktor ne dedi?

- Yürü dedi.

Emine kollarını göğsünde birleştirdi.

- "Yanında biri varken" dedi.

Haşmet ona baktı.

- Yanımdasın.

- Sen önce otur.

- Emine...

- Haşmet.

İkisi birkaç saniye birbirine baktı.

Haşmet sonunda yeniden yatağa oturdu.

Emine'nin yüzünde küçük bir zafer gülümsemesi oluştu.

- Güzel.

Haşmet kaşını kaldırdı.

- Bu kadar mutlu olma.

- Yıllarca herkese emir verdin.

- Biraz da sen dinle.

Haşmet hafifçe güldü.

- Hamile kaldığından beri daha sert oldun.

Emine hemen cevap verdi:

- Hayır. Sen hastaneye düştüğünden beri akıllandım.

Haşmet bir an sustu.

Sonra yüzündeki tebessüm yumuşadı.

- Korkuttum seni.

Emine ona baktı.

- Çok korktum Haşmet, sana o kadar bağlanmışım ki...

Haşmet elini uzattı.

Emine yanına geldi.

Haşmet parmaklarını elinin arasına aldı.

- Bir daha olmayacak.

Emine gözlerini kıstı.

- Böyle sözler verme.

- Neden?

- Çünkü hayatın ne getireceğini bilmiyoruz.

Haşmet birkaç saniye sessiz kaldı.

Teoman...

Leyla...

Bir anda aklına geldiler.

Sonra başını salladı.

- Haklısın.

Emine şaşırdı.

- Ne?

Haşmet kaşını kaldırdı.

- Haklısın dedim.

Emine elini alnına götürdü.

- Doktor!

Haşmet gülmeye başladı.

- Fazla konuşma.

- Adam gerçekten değişmiş.

Kapı

Tam o sırada kapı açıldı.

Behzat içeri girdi.

Elinde iki büyük poşet vardı.

Haşmet ona baktı.

- Bunlar ne?

- Yemek.

Emine poşetlere baktı.

- Hastane yemeği var.

Behzat yüzünü buruşturdu.

- Ona yemek mi diyorsun yenge?

Haşmet poşete uzandı.

Emine eline vurdu.

- Hayır.

Haşmet ona baktı.

- Ne hayır?

- Diyet var.

Behzat birkaç saniye ikisini izledi.

Sonra gülmeye başladı.

- Abi... Geçmiş olsun.

Haşmet kaşlarını çattı.

- Neye?

Behzat Emine'yi işaret etti.

- Sen artık bittin.

Emine gülümsedi.

- Sonunda anlayan biri çıktı.

Behzat sandalyeye oturdu.

- Ben senin tarafındayım yenge.

Haşmet sakin bir sesle konuştu.

- Behzat sen bence biraz süs, SUS.

Behzat bir an durdu.

- İki tarafı da dinlemek gerekir.

Emine kahkaha attı.

Haşmet de istemeden güldü.

Behzat'ın yüzü ciddileşti.

- Cihan işi tamamen kapandı.

Haşmet gözlerini ona çevirdi.

- Ne oldu?

- Tutuklandı. Elimizdeki bütün görüntüler...Aracın kayıtları...Villadaki fotoğraflar...
Her şey dosyaya girdi.

Haşmet başını salladı.

- Adamları?

- Çoğu konuştu. Kalanlar da dağıldı.

Behzat birkaç saniye sustu.

Sonra özellikle vurguladı:

- Kimsenin peşinden gitmiyoruz.

Haşmet onun ne demek istediğini anladı.

- Güzel.

- Bitti.

- Bitti.

Haşmet arkasına yaslandı.

- Sınırsızlar...

Kerem...

Cihan...

Hepsi.

Behzat başını salladı.

- Hepsi.

Haşmet derin bir nefes aldı.

- İlk defa...
Bir düşman dosyasını kapatıp yerine başka dosya açmak istemiyorum.

Behzat hafifçe gülümsedi.

- Ben de. Ne açıyoruz?

Haşmet düşünmeden cevap verdi.

- İş.

Behzat'ın gülümsemesi büyüdü.

- Hızır abiyle zaten başladık.

Haşmet kaşını kaldırdı.

- Neye başladınız?

Behzat sırıttı.

- Sen yokken şirketi batırmadık, merak etme.

- Behzat.

- Ankara'daki lojistik anlaşmasını bitirdik. İzmir liman bağlantısını da aldık. At kulübünün ikinci tesisi için yer bakıyoruz.

Haşmet şaşkınlıkla kardeşine baktı.

- Üç haftada?

Behzat omuz silkti.

- Bir şeylerle uğraşmam gerekiyordu.

Haşmet'in yüzünde gururlu bir tebessüm oluştu.

- İYİ.

Behzat ona baktı.

- Sadece İYİ mi?

Haşmet birkaç saniye bekletti.

Sonra:

- Aferin.

Behzat anında ayağa kalktı.

- Yenge duydun mu?

Emine kahkaha attı.

- Duydum.

- İkinci kez söyledi!

Haşmet gözlerini devirdi.

- Pişman ettirme.

Behzat yeniden oturdu.

- Tamam. Ama kayıtlara geçti.

Doktor Kontrolü

Öğleden sonra...

Haşmet tekerlekli sandalyede oturuyordu.

Bundan hiç hoşlanmıyordu.

Emine yanında yürüyordu.

- Suratını düzelt.

- Yürüyebilirim.

- Biliyorum.

- O zaman?

- Doktor böyle istedi.

Haşmet sessizce mırıldandı.

- Doktorla sonra konuşacağım.

Emine hemen baktı.

- Sakın adamı tehdit etme.

- Tehdit etmiyorum.

- Haşmet, sen normal soru sorarken bile insanlar tehdit edildiğini sanıyor.

Doktor odasının kapısı açıldı.

Haşmet içeri girdiğinde...

Doktor ilk önce Emine'ye baktı.

- Bugün sizin kontrolünüz de vardı değil mi?

Emine başını salladı.

- Evet.

Haşmet hemen doğruldu.

- Her şey yolunda mı?

Doktor gülümsedi.

- Önce bakalım.

Emine yatağa uzandı.

Haşmet yanındaki sandalyeye geçti.

Monitör açıldı.

Doktor cihazı hareket ettirdi.

Birkaç saniye...

Hiç konuşmadı.

Haşmet hemen huzursuzlandı.

- Ne oldu?

Doktor cevap vermedi.

Ekrana biraz daha dikkatli baktı.

Emine de gerildi.

- Doktor bey?

Doktorun yüzünde yavaşça bir gülümseme oluştu.

- Bir sürprizimiz var Haşmet bey.

Haşmet'in kaşları çatıldı.

- Ne sürprizi?

Doktor ekranı onlara çevirdi.

- Burada bir bebeğimiz var.

Haşmet dikkatle baktı.

Küçük bir görüntü...

Anlamak zordu.

Doktor parmağını başka bir noktaya götürdü.

- Burada da...
İkinci bebeğimiz.

Sessizlik.

Emine'nin gözleri büyüdü.

- Ne?

Haşmet doktora baktı.

- Nasıl ikinci?

Doktor güldü.

- İkiz bekliyorsunuz.

Haşmet'in yüzü tamamen dondu.

- Nasıl yani? İki tane mi?

Emine bir anda kahkaha atarak ağlamaya başladı.

- Haşmet...İki tane.

Haşmet hâlâ ekranı izliyordu.

Doktor sesleri açtı.

Odanın içine...

Hızlı küçük kalp atışları yayıldı.

Bir tanesi...

Sonra diğeri.

Haşmet'in gözleri doldu.

Bu ses...

Hayatında duyduğu hiçbir sese benzemiyordu.

Ne silah sesi...

Ne Masa'daki tokmak...

Ne kalabalığın alkışı...

Hiçbiri.

Sadece...

İki küçük kalp.

Haşmet yavaşça elini Emine'nin elinin üzerine koydu.

- İki...

Emine gülerek başını salladı.

- Evet.

- Sen bir tane biliyordun.

- Ben de.

Haşmet çok hafif gülümsedi.

- Demek bana iki kişi birden yalan söylemiş.

Emine şaşırdı.

- Kim?

- Bunlar.

Doktor kahkaha attı.

Emine de.

Haşmet ekrana bakmaya devam etti.

Sonra gözlerinden iki damla yaş süzüldü.

Bu kez saklamadı.

- Teoman abi...

Sesi neredeyse duyulmayacak kadar düşüktü.

Emine elini sıktı.

Haşmet devam etti.

- Ev yine kalabalık olacak.

Emine başını salladı.

- Hem de çok.

Hastane Koridoru

Behzat ile Hızır dışarıda bekliyordu.

Behzat yerinde duramıyordu.

- Ne kadar sürer bu?

Hızır tespihini çevirdi.

- Beş dakikadır içerideler.

- Beş dakika uzun.

- Behzat...

- Çocuğun kalbi falan...

Hızır ona baktı.

- Sen niye bu kadar gerildin?

Behzat şaşkın bir yüzle cevap verdi.

- Ben amca olacağım. Sen dayı olacaksın.

Hızır bir an durdu.

Sonra yüzü değişti.

- Doğru.

Behzat gülümsedi.

- Bak.

- Sen de gerildin.

Kapı açıldı.

İlk çıkan Emine oldu.

Yüzünde gözyaşları...

Ama kocaman bir gülümseme vardı.

Behzat hemen ayağa fırladı.

- Ne oldu?

Emine hiçbir şey söylemedi.

İki parmağını kaldırdı.

Behzat kaşlarını çattı.

- Ne iki?

Hızır bir anda anladı.

- Yok artık...

Emine başını salladı.

Behzat'ın gözleri büyüdü.

- İKİZ Mİ?!

Koridordaki insanlar dönüp baktı.

Emine kahkaha attı.

- Evet.

Behzat iki elini başına götürdü.

- İki yeğen!

Hızır da kız kardeşine sarıldı.

- Hayırlı olsun can kardeşim.

Emine ağlayarak ağabeyine sarıldı.

- Sağol abi.

Behzat kapıya doğru baktı.

Haşmet tekerlekli sandalye ile çıkıyordu.

Behzat hemen yanına koştu.

- Abi!

Haşmet hafifçe gülümsedi.

- Bağırma.

- İki tane!

- Duydum.

- Nasıl bu kadar sakinsin?

Haşmet Emine'ye baktı.

Sonra tekrar Behzat'a.

- İçimden bağırıyorum.

Behzat birkaç saniye sustu.

Sonra kahkahaya başladı.

- Bunu da duyduk ya...

O Akşam

Telefon televizyona bağlandı.

Yurtdışında...

Ömür ile İlyas ekrandaydı.

Ömür'ün karnı iyice büyümüştü.

- Abi nasıl oldun?

Haşmet koltukta oturuyordu.

- Daha iyiyim.

Ömür hemen sertleşti.

- Bir daha böyle şey yapmayacaksın.

Haşmet kaşını kaldırdı.

- Herkes sırayla mı emir verecek bana?

İlyas gülümsedi.

- Kanka sistemi kurmuşsunuz.

Behzat hemen cevap verdi.

- Haşmet abi artık azınlık.

Ömür güldü.

- Çok iyi.

Haşmet başını iki yana salladı.

- Size bir haberimiz var.

Ömür bir anda ciddileşti.

- Kötü değil değil mi?

Emine hemen konuştu.

- Hayır.

Haşmet Emine'ye baktı.

- Sen söyle.

Emine iki parmağını kaldırdı.

Ömür birkaç saniye anlamadı.

Sonra çığlık attı.

- İKİZ?!

İlyas da kameraya yaklaştı.

- Oha!

Haşmet kaşını kaldırdı.

- Oha ne ya?

İlyas toparlandı.

- Maşallah diyecektim abi... maşallah

Behzat kahkaha attı.

Ömür ağlamaya başladı.

- İki tane... Allah'ım iki yeğenim.

Emine gülümsedi.

- Evet.

Ömür elini kendi karnına koydu.

- Bizim oğlan yalnız kalmayacak desene.

Behzat hemen araya girdi.

- Kimse kimseyi yalnız bırakmayacak artık.

Bir an...

Herkes sustu.

O cümle...

Teoman'dan...

Leyla'dan...

Geçmiş bütün kayıplardan geçip gelmişti.

Haşmet sessizce başını salladı.

- Evet. Artık hiç kimse yalnız değil.

İki Ay Sonra

Haşmet ilk kez yeniden Façalı şirketlerinin merkez binasına girdi.

Ama bu defa...

Yanında koruma ordusu yoktu.

Behzat sağında...

Hızır solunda yürüyordu.

Üçü büyük toplantı salonuna girdiğinde...

Bütün şirket yöneticileri ayağa kalktı.

Haşmet masanın başına geçti.

Ama oturmadı.

Önündeki dosyayı açtı.

- Bundan sonra bazı şeyler değişiyor.

Herkes sessizce dinledi.

- Façalı adı...
Korkuyla anılabilir. Buna engel olamayız.

Behzat ile Hızır ona baktı.

Haşmet devam etti.

- Ama yalnızca korkuyla anılmayacak.

- Çalışanının hakkını yiyen...
Bizimle iş yapmayacak.

- Ailesine verdiği sözü tutmayan...
Bizim masamıza oturmayacak.

- Bize güvenen...

Kapımızdan eli boş dönmeyecek.

Salonda çıt çıkmıyordu.

Haşmet elindeki kalemi masaya bıraktı.

Teoman'ın kalemiydi.

- Bizim gücümüz...
Kaç adamımız olduğuyla ölçülmeyecek. Verdiğimiz sözün ağırlığıyla ölçülecek.

Behzat'ın yüzünde belli belirsiz bir gülümseme oluştu.

Hızır başını salladı.

Haşmet son kez konuştu.

- Bundan sonra işimiz bu.

- Temiz.

- Güçlü.

- Ve geri dönüşü olmayan sözlerle.

Toplantı bittiğinde...

İnsanlar salonu terk etti.

Sadece üç adam kaldı.

Behzat koltuğa yaslandı.

- Abi...

- Hm?

- Teoman abi duysa ne derdi?

Haşmet masanın üzerindeki kaleme baktı.

Uzun süre cevap vermedi.

Sonra:

- "Geç kaldınız."

Hızır güldü.

Behzat da.

Haşmet'in yüzünde de küçük bir tebessüm oluştu.

- Ama doğru yaptınız derdi.

Behzat başını salladı.

- Ben de öyle düşünüyorum.

Gece

Façalı Konağı...

7339164f20f6776676a92b15a05ed9c5.jpg

Haşmet bahçede tek başına oturuyordu.

b0910caa5c35f4a425b8c2f143bab2d6.jpg

Emine yanına geldi.

Elinde battaniye vardı.

Omuzlarına örttü.

Haşmet ona baktı.

- Üşümüyorum.

- Ben üşüyorsun dedim mi?

- Neden getirdin?

Emine yanına oturdu.

- Çünkü istedim.

Haşmet gülümsedi.

Bir süre çocukların geleceği hakkında konuştular.

İsimler...

Odalar...

Beşikler...

Behzat'ın daha şimdiden at seçmek istemesi.

Hızır'ın "silah falan yok" diye Behzat'la tartışması...

Haşmet ilk kez geleceği konuşurken korkmuyordu.

Emine başını omzuna yasladı.

- Mutlu musun?

Haşmet hiç düşünmeden cevap verdi.

- Çok.

Emine gülümsedi.

- Bunu eskiden sana söyletmek için savaş çıkarmam gerekirdi.

Haşmet hafifçe güldü.

Sonra gözlerini gökyüzüne çevirdi.

- Öğrendim.

- Neyi?

- Mutlu olduğunu söylemek...

Mutluluğu bozmazmış.

Emine'nin gözleri doldu.

Elini tuttu.

Haşmet parmaklarını onunkilere kenetledi.

Ve Façalı Konağı'nın bahçesinde...

Yıllarca ölüm konuşulan yerde...

İlk kez yalnızca çocuk odalarının hangi renkte olacağı tartışıldı.

Savaş...

Gerçekten geride kalıyordu.

Ve Masalmış'ın kalan üç bölümünde...

Artık kimse geçmişten kaçmayacaktı.

Çünkü önlerinde...

İki küçük kalbin...

Bir yeni neslin...

Ve yeniden kurulan büyük bir ailenin hayatı vardı.

Комментарии

0 / 5000 символов
Пока нет комментариев. Будьте первым!