Озвучивание не поддерживается в этом браузере
40. BÖLÜM Veda
Sabah...
İstanbul'da yağmur dinmemişti.
Gökyüzü kurşuni bulutlarla kaplıydı.
Sanki şehir de...
Leyla'nın ardından yas tutuyordu.
Hastane Morgu
Kapı yavaşça açıldı.
Emine içeri girdi.
Beyaz örtünün altında yatan kardeşine doğru yürüdü.
Dizlerinin üzerine çöktü.
Titreyen eliyle örtüyü yavaşça açtı.
Leyla...
Sanki sadece uyuyordu.
Emine, kardeşinin saçlarını kulağının arkasına itti.
Gülümsemeye çalıştı.
Ama başaramadı.
- Hatırlıyor musun...
Çocukken...
Benden korkup geceleri odama gelirdin.
Sessizlik...
- "Abla, elimi bırakma." derdin.
Emine'nin sesi tamamen kırıldı.
- Şimdi ben geldim... Ama sen elimi tutmuyorsun.
Gözyaşları Leyla'nın elinin üzerine düştü.
- Kalk ne olur... Bir kere daha bana "abla" de...Bir kere daha, elimi tut de Leylam, hadi eve gidelim, hadi...
Odanın kapısında duran hemşire bile gözyaşlarını silemiyordu.
Koridor
Haşmet duvara yaslanmıştı.
İlk kez...
Ne telefonuna bakıyordu...
Ne de adamlarına emir veriyordu.
Behzat sessizce yanına geldi.
İkisi de uzun süre konuşmadı.
Sonunda Behzat fısıldadı.
- Abi...
Haşmet başını çevirdi.
- Efendim.
- Dün gece...
İlk defa seni ağlarken gördüm.
Haşmet gözlerini kapattı.
- Ben de...
İlk defa kendimi bu kadar güçsüz gördüm.
Behzat'ın sesi titredi.
- Biz hep herkesi koruyacağımızı sandık.
Haşmet acı bir tebessüm etti.
- İnsan...En çok sevdiğini koruyamayınca anlıyor...Ne kadar aciz olduğunu.
Morg
Teoman hâlâ çıkmamıştı.
Doktor içeri girdi.
Sessizce yaklaştı.
- Beyefendi...Artık hazırlamamız gerekiyor.
Teoman gözlerini Leyla'dan ayırmadı.
- Biraz daha.
Doktor başını eğdi.
- Elbette.
Tam çıkacağı sırada...
Teoman cebinden küçük siyah kutuyu çıkardı.
İçindeki ikinci yüzüğü aldı.
Leyla'nın parmağına yavaşça taktı.
Titreyen sesiyle konuştu.
- Düğünümüz olmadı...Ama...Sen benim karımsın. Bunu kimse değiştiremeyecek.
Sonra eğildi.
Alnını Leyla'nın alnına dayadı.
Fısıldadı.
- Öteki tarafta...İlk dansı bana sakla.
Öğle
Cenaze arabası hastanenin önüne geldi.

Bütün aile dışarıdaydı.
Hızır...
Haşmet...
Behzat...
Emine...
Teoman...
Kimsenin konuşacak hâli yoktu.
Tabut omuzlara alındığında...
Hızır ilk adımı attı.
Teoman ikinci omuza girdi.
Haşmet üçüncü...
Behzat dördüncü.
Dört adam...
Hayatlarının en ağır yükünü taşıyordu.
Behzat yürürken fısıldadı.
- Çok ağır...
Haşmet sessizce cevap verdi.
- Ağır olan tabut değil Behzat...İçimiz.
Aynı Saatlerde
Şehrin dışında...
Eski fabrikanın çatısında...
Kerem uzaktan cenaze konvoyunu izliyordu.

Yanındaki adam sordu.
- Reis...
Neden saldırmıyoruz?
Kerem gözlerini tabuttan ayırmadı.
- Çünkü...
Bugün onların günü.
- Yaslarına dokunmayın.
Adam şaşırdı.
- Ama...
Kerem sözünü kesti.
- Ben canavar değilim.
- Onlar bugün kardeşlerini uğurlasın.
- Yarın...
Benimle yaşayacakları cehennem başlayacak.
Mezarlık
Yağmur yeniden hızlandı.
İmam duasını bitirdi.
Tabut yavaşça mezara indirildi.
Toprağın ilk sesi duyuldu.
Tak...
O ses...
Orada bulunan herkesin kalbine işledi.
Emine dayanamadı.
Haşmet'e sarıldı.
Hıçkırıkları bütün mezarlıkta yankılandı.

Behzat başını eğmişti.
Gözlerinden akan yaşları gizlemeye bile çalışmıyordu.
Hızır...
Hiç ağlamıyordu.
Sadece boş gözlerle toprağa bakıyordu.
En son...
Teoman yaklaştı.
Elindeki beyaz gülü mezarın üzerine bıraktı.

Uzun süre konuşmadı.
Sonra diz çöktü.
Avuç içiyle toprağa dokundu.
- Seni burada bırakıyorum...
Ama kalbimde değil.
Ayağa kalktı.
Arkasını döndü.
Tam yürümeye başlayacaktı ki...
Uzakta siyah bir ceket gördü.
Mezarlığın girişinde...
Bir adam birkaç saniye durmuştu.
Yüzü seçilmiyordu.

Teoman refleksle koşmaya başladı.
- Dur!
Adam arkasına bile bakmadan mezarlığın dışına çıktı.
Teoman peşinden fırladı.
Ama dışarı vardığında...
Sokak bomboştu.
Yerde sadece küçük, eski bir oyuncak araba duruyordu.

Teoman onu eline aldı.
Bir anda yüzü değişti.
Bu oyuncak...
Yıllar önceki trafik kazasından önce...
Kerem'in küçük kardeşine ait olan oyuncaktı.
Teoman oyuncağı avucunun içinde sıktı.
Artık emindi.
Karşısındaki adam...
Gerçekten Kerem'di.
Ve çocuklukta başlayan o yarım kalan hikâye...
Kanla yeniden yazılmaya başlamıştı.


Комментарии