32 страницаОпубликовано: 20.08.2026. 08:39
20

Озвучивание не поддерживается в этом браузере

32. BÖLÜM Sessizlikten Önce

Aradan dört ay geçmişti.

İstanbul...

İlk defa uzun zamandır bu kadar sakindi.

Sınırsızlar ortadan kaybolmuş gibiydi.

Ne bir saldırı...

Ne bir tehdit...

Ne de Gölge'den tek bir haber...

Bu sessizlik...

En çok Haşmet'i rahatsız ediyordu.

Façalı At Kulübü

Sabahın erken saatleri...

f4b25441985072c347e0925ed15a07be.jpg

Behzat, doktorların bütün yasaklarına rağmen kulübün yeni yapılan bölümünü geziyordu.

Çocuklar manejde ata biniyor...

Yeni kurtarılan iki yaralı at padokta koşuyordu.

Bir köşede ise Ömür'ün yaptırdığı küçük tabela duruyordu.

"Umut Maneji"

Behzat tabelaya uzun uzun baktı.

Telefonunu çıkardı.

Görüntülü aramayı başlattı.

Birkaç saniye sonra ekran açıldı.

Ömür...

Yanında İlyas vardı.

Arkalarında küçük bir göl ve yemyeşil ağaçlar görünüyordu.

Behzat gülümsedi.

- Rahatınız yerinde galiba.

Ömür güldü.

- Kıskandın mı?

- Biraz.

İlyas kamerayı çevirerek konuştu.

- Gel.

- Misafir odamız hazır.

Behzat başını salladı.

- Haşmet abi bırakırsa.

Üçü de güldü.

Ömür ekrana dikkatle baktı.

- Omzun nasıl?

- Bak...

İki kolumu da kaldırabiliyorum.

Omzunu yukarı kaldırınca acıyla yüzünü buruşturdu.

Ömür hemen kaşlarını çattı.

- Yalan söyledin.

İlyas güldü.

- Değişmemiş.

Behzat omuz silkti.

- Biraz ağrıyor.

Ömür ciddileşti.

- Doktora gittin mi?

- Gideceğim.

- Ne zaman?

- Yakında.

Ömür derin bir nefes aldı.

- Behzat...

- Tamam.

- Yarın gideceğim.

Ömür ancak o zaman rahatladı.

- İşte böyle.

Behzat kamerayı yeni manej alanına çevirdi.

- Bak.

- Senin hayalini bitirdik.

Ömür'ün gözleri doldu.

Çocukların kahkahalarını duyunca sessizce gülümsedi.

- Çok güzel olmuş.

Behzat başını salladı.

- Bir köşesini boş bıraktım.

- Neden?

- Çocukların isimlerini yazacağız.

İlyas şaşkınlıkla baktı.

- Hangi çocukların?

Behzat sırıttı.

- Sizinkilerin.

Ömür'ün yüzü kızardı.

- Daha yeni evlendik.

Behzat omuz silkti.

- Ben planlamaya başladım bile.

Üçü birden kahkaha attı.

Çakırbeyli Konağı

d9d7b1d195c0dff35b60b3b036bda8b9.jpg

Leyla mutfakta kahve hazırlıyordu.

Teoman arkasından sessizce yaklaştı.

İki eliyle gözlerini kapattı.

Leyla hiç düşünmeden gülümsedi.

- Teoman.

- Nereden bildin?

- Sen yaklaşınca kahve kokusu değişiyor.

Teoman güldü.

- Böyle bir şey olur mu?

Leyla arkasına döndü.

- Oluyor.

İkisi de gülümsedi.

Teoman tezgâha yaslandı.

- Bugün boş musun?

- Neden?

- Seni kaçıracağım.

Leyla kaşını kaldırdı.

- Beni mi?

- Evet.

- Bu şehirde en tehlikeli adam benim.

Leyla kahvesini uzattı.

- O zaman korkmam gerekiyor.

Teoman fincanı aldı.

- Korkuyor musun?

Leyla başını iki yana salladı.

- Hayır.

- Çünkü beni kaçıracak adam...

Beni geri de getirir.

Teoman istemsizce güldü.

- Akşam gün batımını izlemeye gidelim.

- Tamam.

- Telefon yok.

- Koruma yok.

Leyla fincanını masaya bıraktı.

- Son söylediğini Haşmet duymasın.

Tam o sırada kapı açıldı.

Haşmet içeri girdi.

İkisine baktı.

- Ne duymayayım?

Teoman ile Leyla birbirine baktı.

Haşmet şüpheyle yaklaştı.

- Bir şey saklıyorsunuz.

Leyla masum bir yüzle konuştu.

- Hiç.

Haşmet Teoman'a döndü.

- Sen söyle.

Teoman kahvesinden bir yudum aldı.

- Akşam yürüyüşe çıkacağız.

Haşmet birkaç saniye sustu.

- Kaç korumayla?

Teoman iç çekti.

- Başladık.

Leyla gülmeye başladı.

Haşmet ciddi görünmeye çalışıyordu.

- Gülme. Dört koruma yeter.

Teoman başını iki yana salladı.

- Bir.

- İki.

- Pazarlık yapıyorum.

Leyla kahkahasını tutamadı.

- Siz gerçekten kardeş misiniz?

Haşmet hiç bozulmadı.

- Bu yüzden hâlâ yaşıyor.

Teoman gülerek başını eğdi.

- Tamam.

- İki koruma.

Haşmet kısa bir sessizlikten sonra başını salladı.

- Anlaştık.

Leyla ikisini izlerken içinden geçirdi.

"Ne kadar kavga etseler de... birbirlerini nefesleri kadar seviyorlar."

Akşam

Boğaz kıyısı...

0f2979d01d6082d5b3a5985bf4e9f76a.jpg

Güneş yavaş yavaş batıyordu.

İki koruma uzakta bekliyordu.

Teoman ile Leyla denizin kenarında yürüyordu.

Uzun zamandır ilk kez...

Hiçbir operasyon konuşmuyorlardı.

Leyla sessizliği bozdu.

- Bir şey soracağım.

- Sor.

- Hayatında hiç korktun mu?

Teoman düşünmeden cevap verdi.

- Çok.

Leyla şaşırdı.

- Gerçekten mi?

- Her operasyonda.

- Ama belli etmiyorsun.

Teoman denize baktı.

- Kurşundan korkmuyorum.

- Peki neden?

Uzun bir sessizlik oldu.

Sonra Teoman yavaşça konuştu.

- Seni kaybetmekten.

Leyla'nın adımları durdu.

Teoman da durdu.

Leyla gözlerinin içine baktı.

- Ben de senden korkuyorum.

- Benden mi?

- Seni kaybetmekten.

Rüzgâr hafifçe esiyordu.

Teoman elini uzattı.

Leyla tuttu.

Teoman cebinden küçük siyah bir kutu çıkardı.

Leyla şaşkınlıkla ona baktı.

- Bu ne?

Teoman kutuyu açtı.

İçinde zarif bir yüzük vardı.

- Leyla...

Sesindeki bütün sertlik kaybolmuştu.

- Hayatım boyunca silah taşıdım. İlk kez cebimde yüzük taşıyorum.

Leyla'nın gözleri doldu.

Teoman diz çöktü.

- Bana eş olur musun?

Leyla ağlayarak güldü.

- Çok geç kaldın.

Teoman şaşkınlıkla baktı.

- Ne?

Leyla diz çöken adamın yüzünü iki eli arasına aldı.

- Ben seni zaten çoktan kocam gibi sevmeye başlamıştım.

Sonra gözlerinin içine bakarak fısıldadı.

- Evet. Bin kere evet.

Teoman yüzüğü parmağına taktı.

Ayağa kalkınca Leyla ona sarıldı.

İkisi de uzun süre konuşmadı.

Sadece denizi dinlediler.

Aynı Dakikalarda

Yaklaşık beş yüz metre ileride...

Siyah bir minibüsün içinde iki adam onları izliyordu.

3b018020db1ea1aba27a52f5f8375d5e.jpg

Öndeki adam dürbünü indirdi.

- Yüzüğü taktı.

Yanındaki adam telefonunu çıkardı.

Tek bir mesaj yazdı.

"Hedefler evlilik hazırlığına başladı."

Mesaj birkaç saniye içinde okundu.

Cevap tek satırdı.

"Dokunmayın."

Adam şaşırdı.

- Neden bekliyoruz?

Telefondaki ikinci mesaj geldi.

"Mutluluk büyüsün."

Adam istemsizce ürperdi.

- Bu psikopat...

Yanındaki adam başını salladı.

- Gölge acıyı sever.
Önce insanlara her şeyi verir.
Sonra tek hamlede alır.

İki adam sessizce minibüsü çalıştırdı.

Uzaklaştılar.

Hiçbiri fark edilmedi.

Gece

Haşmet çalışma odasında dosyaları inceliyordu.

17b7f2517a095ff34431c43887d25a5a.jpg

Emine sessizce içeri girdi.

Masaya iki fincan çay bıraktı.

Haşmet başını kaldırıp gülümsedi.

- Yoruldun.

- Sen de.

Emine pencerenin önüne geçti.

- İlyas aradı.

- Nasıllarmış?

- Çok mutlular.

Haşmet başını salladı.

- Sevindim.

Emine ona baktı.

- İlk kez yüzünde bu kadar huzur görüyorum.

Haşmet hafifçe güldü.

- Sessizlik güzel.

Emine birkaç saniye sustu.

Sonra yavaşça konuştu.

- Sen sessizliği sevmiyorsun.

Haşmet dosyayı kapattı.

- Hayır. Çünkü sessizlik...
Fırtınadan önce gelir.

Tam o anda...

Masadaki telefon çaldı.

Numara görünmüyordu.

Haşmet telefonu açtı.

- Buyur.

Karşı taraftan yalnızca tek cümle geldi.

"Mutlu musunuz Haşmet Reis?"

Haşmet'in yüzündeki bütün ifade kayboldu.

Bu sesi tanıyordu.

- Gölge...

Telefonun diğer ucundan hafif bir kahkaha duyuldu.

- Bekleyin. Çok az kaldı.

Bağlantı kesildi.

Emine ayağa kalktı.

- Ne dedi?

Haşmet pencereye doğru yürüdü.

Boğaz'ın karanlığına baktı.

Sonra çok alçak bir sesle konuştu.

- Oyun başlıyor.

Ve aynı anda...

Şehrin başka bir yerinde...

Sınırsızlar'ın gizli karargâhında büyük bir İstanbul haritası masaya serildi.

Haritanın üzerinde yüzlerce işaret vardı.

Fakat yalnızca bir fotoğrafın etrafı kırmızı kalemle daire içine alınmıştı.

LEYLA ÇAKIRBEYLİ

Gölge fotoğrafa uzun süre baktı.

Sonra yavaşça fısıldadı:

- Seni öldürmeyeceğim...

Önce...

Seni ondan ayıracağım.

Комментарии

0 / 5000 символов
Пока нет комментариев. Будьте первым!