31 страницаОпубликовано: 20.08.2026. 08:25
20

Озвучивание не поддерживается в этом браузере

31. BÖLÜM Yeni Bir Hayatın İlk Günü

Aradan üç hafta geçmişti.

Façalı Konağı'ndaki kurşun izleri kapatılmış...

Kırılan camlar değiştirilmiş...

Bahçedeki güvenlik sistemi baştan kurulmuştu.

Behzat'ın omzu yeniden iyileşmeye başlamıştı.

Doktorun bütün itirazlarına rağmen nikâhta şahitlik yapacağı konusunda kimseyle tartışmaya bile yanaşmamıştı.

Çünkü o gün...

Yalnızca kız kardeşi evlenmeyecekti.

Uğruna kurşunun önüne atladığı iki insan...

Sonunda aynı hayatın içine adım atacaktı.

Nikâhın nerede yapılacağını son ana kadar yalnızca birkaç kişi biliyordu.

Ne Masa üyeleri davet edilmişti...

Ne şehirde büyük bir hazırlık duyurulmuştu...

Ne de salon tutulmuştu.

Nikâh...

İstanbul'dan uzak, denize bakan eski bir aile köşkünün bahçesinde yapılacaktı.

Sadece iki aile...

Birkaç yakın dost...

Ve Behzat'ın kurulmasını istediği küçük masa...

Hepsi buydu.

Gösteriş yoktu.

Kalabalık yoktu.

Ama o günün ağırlığı...

Büyük düğünlerin hiçbirinde olmayacak kadar fazlaydı.

Façalı Konağı

013e3b15a890d9a976897182a38f89d8.jpg


Ömür odasının ortasında durmuş...

Aynadaki yansımasına bakıyordu.

Üzerinde sade, beyaz bir elbise vardı.

Ne kabarık bir gelinlik...

Ne ağır bir duvak...

Ne de pahalı taşlarla süslenmiş bir taç...

Saçları ensesinde toplanmış...

Yüzünde yalnızca doğal bir makyaj vardı.

Ama gözleri...

Her zamankinden daha parlaktı.

Emine, elbisenin arkasındaki küçük düğmeleri kapatırken gülümsedi.

- Tam sana göre olmuş.

Leyla pencerenin yanında durmuş, onu sessizce izliyordu.

Ömür aynadan ikisine baktı.

- Çok mu sade?

Leyla hemen başını iki yana salladı.

- Hayır.

- Çok güzelsin.

Emine elini omzuna koydu.

- Bugün insanlar elbisene bakmayacak.
Yüzüne bakacak. Çünkü mutlu olduğun belli.

Ömür hafifçe gülümsedi.

Ama birkaç saniye sonra gözleri doldu.

Leyla hemen yanına geldi.

- Ağlama. Daha başlamadık.

Ömür gözyaşlarını silmeye çalıştı.

- Ben bu evden çıkacağımı hiç düşünmemiştim.

Emine yumuşak bir sesle konuştu:

- Bu evden çıkmıyorsun. Yalnızca başka bir kapının anahtarını alıyorsun.

Ömür başını eğdi.

- Abilerimi yalnız bırakıyormuşum gibi geliyor.

Leyla gülümsedi.

- Üç adamı mı? Onlar seni yalnız bırakmaz. Senin evine her gün gelirler.

Emine ekledi:

- Haşmet muhtemelen güvenlik kameralarını bile kendi kurar.

Ömür istemeden güldü.

- Kurdu bile.

Leyla şaşkınlıkla döndü.

- Gerçekten mi?

- Dün İlyas söyledi. Evde kaç kamera olduğunu kendisi bile bilmiyor.

Üç kadın birlikte güldüler.

Tam o sırada kapı çalındı.

Ömür gözlerini sildi.

- Girin.

Kapı açıldı.

Behzat içeri girdi.

Üzerinde koyu lacivert bir takım elbise vardı.

Sol omzu hâlâ tam hareket etmiyordu.

Ama kolunu askıya almamıştı.

Ömür onu görünce hemen kaşlarını çattı.

- Kol askın nerede?

Behzat içeri girer girmez yüzünü buruşturdu.

- Daha nikâha gitmeden başladın.

Emine ona dikkatle baktı.

- Doktor takmanı söylemişti.

- Fotoğraflarda görünmesin diye çıkardım.

Leyla kollarını göğsünde birleştirdi.

- Omzun iyileşsin diye takıyorsun. Fotoğraf için değil.

Behzat üç kadına sırayla baktı.

- Ben buraya kız kardeşimi görmeye geldim. Sağlık kurulu toplandı.

Ömür yanına gelip ceketinin yakasını düzeltti.

- Ağrın var mı?

- Yok.

- Yalan.

- Biraz.

Ömür'ün yüzü hemen değişti.

Behzat sağlam eliyle yanağına dokundu.

- Bugün benim omzumu düşünme.

- Bugün kendini düşün.

Ömür gözlerini ondan ayırmadı.

Behzat onu baştan aşağı inceledi.

Dudaklarındaki şaka dolu ifade yavaşça kayboldu.

- Vay be...

Ömür gülümsedi.

- Ne oldu?

Behzat'ın gözleri doldu.

- Gerçekten gidiyorsun.

Ömür hemen ona sarıldı.

Omzuna dikkat ederek başını göğsüne yasladı.

- Gitmiyorum.

- Birkaç sokak öteye geçiyorum.

Behzat sağlam kolunu kardeşinin etrafına sardı.

- Bugün birkaç sokak.

- Yarın yurt dışı.

Ömür'ün gözleri yeniden doldu.

- Daha belli değil.

Behzat başını saçlarına yasladı.

- Belli.

- Hızır güvenlik için sizi gönderecek.
Haşmet abi de kabul edecek. Teoman abi istemese de razı olacak.

Ömür hafifçe geri çekildi.

- Sen?

Behzat gülümsemeye çalıştı.

- Ben istemeyeceğim. Ama yine de git diyeceğim.

- Neden?

Behzat gözlerinin içine baktı.

- Çünkü senin mutlu olman...Benim seni yanımda görmemden daha önemli.

Ömür'ün gözyaşları aktı.

Behzat parmağıyla silmeye çalıştı.

- Bugün ağlama.
İlyas seni böyle görürse beni suçlar.

Ömür gülümsedi.

- O senden korkuyor zaten.

Behzat kaşını kaldırdı.

- Korksun.

- İyi gelir.

Koridor

Teoman ile Haşmet kapının birkaç metre ilerisinde bekliyordu.

İkisi de takım elbiselerinin içinde her zamankinden daha ağır görünüyordu.

Fakat bugün...

Ne Masa'ya gidiyorlardı...

Ne operasyona...

Ne de savaşa.

Bugün kardeşlerini uğurlayacaklardı.

Teoman sessizliği bozdu.

- Hazır mısın?

Haşmet gözünü Ömür'ün kapısından ayırmadı.

- Hayır.

Teoman kısa bir nefes aldı.

- Ben de.

Haşmet ona baktı.

- İzin vermeseydik...Bugün olmazdı.

Teoman başını salladı.

- Ama Ömür'ün yüzü de böyle olmazdı.

Haşmet'in bakışları yumuşadı.

- Doğru yaptık.

- Evet.

- Yine de içim rahat değil.

Teoman acı bir tebessümle konuştu:

- Abilik biraz da bu galiba.

- Doğru olanı yapıp...
Kalbinin yanlış olduğunu düşünmesi.

Kapı açıldı.

Ömür dışarı çıktığında...

İki kardeş de bir an konuşamadı.

Ömür onların yüzlerine baktı.

- Nasıl olmuşum?

Teoman'ın gözleri doldu.

Hemen başını başka tarafa çevirdi.

Haşmet ise doğrudan ona baktı.

- Çok güzel olmuşsun.

Ömür hafifçe gülümsedi.

- Sadece güzel mi?

Haşmet'in dudaklarında küçük bir tebessüm oluştu.

- Çok güzel.

Teoman da yanına yaklaştı.

- Annem görseydi...
Çok mutlu olurdu.

Ömür'ün gözlerinden yaşlar süzüldü.

Teoman elini yanağına koydu.

- Bugün ağlamak olmaz Ömür.

Ömür ağlayarak güldü.

- Herkes aynı şeyi söylüyor.

Behzat kapının arkasından konuştu:

- Çünkü makyajın bozulursa bizi suçlarsın.

Ömür dönüp ona baktı.

- Sen sus.

Haşmet elini uzattı.

- Hadi.

Ömür bir elini Haşmet'in...

Diğerini Teoman'ın koluna doladı.

Behzat da arkalarından yürüdü.

Façalı kardeşler...

Uzun yıllar boyunca korudukları kız kardeşlerini...

Bu kez bir tehlikeden uzaklaştırmak için değil...

Kendi mutluluğuna götürmek için konağın merdivenlerinden indirdiler.

Çakırbeyli Konağı

İlyas aynanın karşısında kravatını üçüncü kez bağlıyordu.

Hızır kapının önünde durmuş onu izliyordu.

- Yanlış oldu.

İlyas kravatı çözdü.

- Biliyorum.

- Ben yapayım mı?

İlyas başını iki yana salladı.

- Kendim yapacağım.

Hızır kaşını kaldırdı.

- Nikâha yetişirsek iyi.

İlyas yeniden denedi.

Bu kez kravat düzgün oldu.

Aynadaki yansımasına baktı.

- Nasıl?

Hızır birkaç saniye kardeşini inceledi.

- Adam gibi.

İlyas hafifçe gülümsedi.

- Önceden değil miydim?

Hızır odanın içine girdi.

- Önceden de adamdın.

- Ama bugün...

Başka birinin hayatından da sorumlu olacaksın.

İlyas'ın yüzündeki gülümseme yavaşça ciddileşti.

- Biliyorum.

Hızır karşısına geçti.

- Gerçekten hazır mısın?

İlyas hiç düşünmeden başını salladı.

- Hazırım.

- Mafyayı bırakmaya?

- Evet.

- İstanbul'dan gitmeye?

İlyas birkaç saniye sustu.

- Zor olacak.

- Ama evet.

Hızır gözlerini kardeşinden ayırmadı.

- Beni bırakmaya?

İlyas'ın yüzü bir anda değişti.

- Seni bırakmıyorum abi.

- Ben nereye gidersem gideyim...

Sen benim ağabeyimsin.

- Bir telefonunda dönerim.

Hızır derin bir nefes aldı.

- Dönmeni istemem.

İlyas şaşırdı.

- Ne demek?

- Seni tehlikeden uzaklaştırıyorsam...

Her problemimde yeniden ateşe çağıramam.

İlyas bir adım yaklaştı.

- Ben senin kardeşinim.

- Kardeşliğim işi bıraktım diye bitmez.

Hızır elini omzuna koydu.

- Bitmez.

- Ama sen artık yalnız değilsin.

- Ömür var.

- Yarın çocuklarınız olacak.

- Bir karar verirken yalnızca beni düşünmeyeceksin.

İlyas'ın gözleri doldu.

- Sen beni büyüttün abi.

- Babamdan sonra...

Hem ağabeyim...

Hem babam oldun.

- Şimdi bana git diyorsun.

Hızır'ın sesi titredi.

- Çünkü büyüttüğüm çocuk...

Artık kendi evini kuruyor.

- Seni yanımda tutmak isterim.

- Her gün görmek isterim.

- Ama bu şehir seni bir gün benden alacak.

İlyas gözlerini kapattı.

Hızır onu kendine çekip sarıldı.

- Git kardeşim.

- Ömür'ü mutlu et.

- Benim yaşayamadığım sakin hayatı sen yaşa.

İlyas başını ağabeyinin omzuna yasladı.

- Sen de yalnız kalmayacaksın.

- Emine...

Leyla...

Hepimiz varız.

Hızır'ın kolları biraz daha sıkılaştı.

- Bugün gitmiyorsun daha.

- Şimdi ağlamayalım.

İlyas geri çekilip gözlerini sildi.

- Sen başladın.

Hızır hafifçe gülümsedi.

- Hadi.

- Gelini bekletme.

Deniz Köşkü

Bahçede sade beyaz sandalyeler vardı.

Denize doğru uzanan küçük taş yolun sonunda nikâh masası hazırlanmıştı.

Masada yalnızca beyaz çiçekler...

İki kalem...

Ve iki yüzük bulunuyordu.

İlk olarak Çakırbeyliler geldi.

Hızır...

İlyas...

Emine...

Leyla...

Ardından Façalıların araçları göründü.

İlyas ayağa kalktı.

Bütün bakışlar girişe çevrildi.

Önce Behzat göründü.

Yavaş yürüyordu.

Ama yüzünde geniş bir tebessüm vardı.

Arkasından Haşmet ile Teoman...

İkisinin arasında Ömür...

İlyas onu gördüğü anda...

Çevresindeki her şey sustu.

Deniz sesi...

Rüzgâr...

İnsanların fısıltıları...

Hepsi uzaklaştı.

Yalnızca Ömür kaldı.

Ömür de gözlerini ondan ayıramıyordu.

Teoman kız kardeşinin kolunu biraz daha sıkı tuttu.

- Son kez soruyorum.

Ömür ona baktı.

- Ne?

- Emin misin?

Ömür gülümsedi.

- Hayatımda hiçbir şeyden bu kadar emin olmadım.

Haşmet de sessizce konuştu:

- Bir gün pişman olursan...
Kapımız açık.

Ömür'ün gözleri doldu.

- Pişman olmam. Ama yine de kapımı açık tutun.

Haşmet başını salladı.

- Hep.

Nikâh masasının önüne geldiklerinde...

İlyas birkaç adım öne çıktı.

Teoman, Ömür'ün elini tuttu.

Uzun süre bırakmadı.

Sonra İlyas'a baktı.

- Bu el...
Yıllardır bizim elimizdeydi.

İlyas ciddi bir yüzle başını eğdi.

- Bundan sonra da sizden kopmayacak.

Teoman elini onun eline bıraktı.

- Öyle olsun.

Haşmet de İlyas'ın karşısına geçti.

- Bugün sana bir kez daha söyleyeceğim.

- Ömür'ü korumak...
Onu kendi kararlarından uzak tutmak değildir.

- Onun yanında duracaksın.

İlyas hiç tereddüt etmedi.

- Son nefesime kadar.

Haşmet gözlerini kıstı.

- Son nefesini erken vermeyeceksin.
Onu yalnız bırakmayacaksın.

İlyas'ın yüzü ciddileşti.

- Bırakmayacağım.

Haşmet elini uzattı.

İlyas elini sıktı.

- Allah mesut etsin.

- Sağ ol.

Behzat yanlarına geldi.

- Bitti mi sorgu?

İlyas hafifçe gülümsedi.

- Şimdilik.

Behzat sağlam eliyle omzuna dokundu.

- Daha benim konuşmam var.

Ömür hemen araya girdi.

- Yok.

- Nikâh başlasın.

Nikâh memuru masanın arkasındaki yerini aldı.

İlyas ile Ömür yan yana oturdu.

Behzat, İlyas'ın şahidi olarak hemen arkasına geçti.

Teoman ise Ömür'ün şahidiydi.

Haşmet, kardeşinin yanında ayakta duruyordu.

Hızır birkaç adım ötede onları izliyordu.

Nikâh memuru önce İlyas'a döndü.

- İlyas Çakırbeyli...

- Ömür Façalı'yı hiçbir baskı altında kalmadan eş olarak kabul ediyor musunuz?

İlyas gözlerini Ömür'den ayırmadı.

- Evet.

Sesi öyle net çıkmıştı ki...

Bahçenin en arkasında duranlar bile duymuştu.

Nikâh memuru bu kez Ömür'e döndü.

- Ömür Façalı...

- İlyas Çakırbeyli'yi hiçbir baskı altında kalmadan eş olarak kabul ediyor musunuz?

Ömür'ün gözleri doldu.

İlyas elini tuttu.

Ömür gülümseyerek cevap verdi:

- Evet.

Behzat başını öne eğdi.

Gözlerinden süzülen yaşı kimse görmesin diye yüzünü çevirdi.

Ama Haşmet gördü.

Teoman da.

Nikâh memuru imzaları aldı.

Önce İlyas...

Sonra Ömür...

Ardından Behzat ile Teoman imzaladı.

Kalem Behzat'ın önüne geldiğinde sol kolunu kullanmaya çalıştı.

Omzundaki ağrı yüzüne vurdu.

İlyas hemen kalemi sağ tarafına koydu.

- Yavaş.

Behzat ona baktı.

- Nikâhta bile başımda mısın?

İlyas gülümsedi.

- Ömür'ün ağabeyisin.

- Artık benim de ağabeyimsin.

Behzat'ın gözleri yeniden doldu.

Başını eğip imzasını attı.

Nikâh memuru ayağa kalktı.

- Sizleri kanun önünde eş ilan ediyorum.

Bahçede alkış yükseldi.

Ömür gözlerini kapatıp derin bir nefes aldı.

İlyas elini tuttu.

Sonra yüzüğünü parmağına geçirdi.

- Artık gerçekten karımsın.

Ömür gülümsedi.

- Sen de gerçekten kocamsın.

Behzat hemen arkalarından konuştu:

- Daha şimdiden sahiplenme başladı.

Herkes güldü.

İlyas Behzat'a baktı.

- Kanka...

Bugün susacak mısın?

- Hayır.

- Bu evlilik benim eserim.

Ömür ağabeyine sarıldı.

- Evet.

- Senin eserin.

Behzat sağlam kolunu etrafına sardı.

- Mutlu ol yeter.

Ömür başını göğsüne yasladı.

- Seni bırakmayacağım.

- Biliyorum.

- Her gün arayacağım.

- O kısmı tekrar düşünelim.

Ömür ağlayarak güldü.

Nikâhtan Sonra

Büyük bir yemek masası hazırlanmıştı.

Kimse gösterişli kutlamalar yapmadı.

Müzik hafifçe çalıyor...

İki aile uzun masada yan yana oturuyordu.

İlyas ile Ömür masanın ortasındaydı.

Sağlarında Hızır...

Sollarında Teoman, Haşmet ve Behzat...

Leyla ile Emine de yanlarındaydı.

Behzat tabağındaki yemeğe dokunmadan çiftleri izliyordu.

Haşmet fark etti.

- Neden yemiyorsun?

- Aç değilim.

- İlacını aç karnına alamazsın.

Behzat gözlerini devirdi.

- Nikâhta bile mi?

Emine gülümseyerek tabağını önüne itti.

- Birkaç lokma ye.

Behzat ona baktı.

- Yenge söylesin...
Sen değil.

Haşmet kaşını kaldırdı.

- Ne fark ediyor?

Behzat hafifçe gülümsedi.

- Ondan emir almak daha güzel.

Emine kahkaha attı.

Haşmet başını iki yana salladı.

- Fazla yüz verdik.

Teoman, Leyla'ya doğru eğilip fısıldadı:

- Biz evlenince de böyle olacak.

Leyla gülümsedi.

- Behzat her gün gelir.

- Kapıyı kilitleriz.

Behzat uzaktan konuştu:

- Duydum.

Masada yeniden kahkahalar yükseldi.

Bu kahkahalar...

Kısa süre sonra yaşanacak ayrılığın öncesindeki son uzun huzur anlarından biriydi.

Yemek bittiğinde Hızır ayağa kalktı.

Masadaki herkes ona döndü.

Hızır önce İlyas'a...

Sonra Ömür'e baktı.

- Bugün sizi evlendirdik.

- Şimdi başka bir mesele konuşacağız.

İlyas'ın yüzü ciddileşti.

- Ne meselesi?

Hızır ellerini masanın üzerine koydu.

- İstanbul'dan gideceksiniz.

Masaya sessizlik çöktü.

Ömür'ün gözleri hemen ağabeylerine kaydı.

Teoman ile Haşmet bu kararı biliyor gibiydi.

Behzat ise başını öne eğdi.

İlyas sakin bir sesle sordu:

- Ne zaman?

- Bir hafta sonra.

Ömür şaşkınlıkla konuştu:

- Bu kadar erken mi?

Hızır başını salladı.

- Sınırsızlar'ın bir hücresini dağıttık.

- Ama örgüt bitmedi.

- Masa'nın içinde hain var.

- İlyas işi bıraktığını açıkladığı an...

Zayıf halka olarak görülecek.

- Sizi burada tutmak doğru değil.

Ömür, Teoman'a baktı.

- Siz de kabul ettiniz mi?

Teoman cevap vermekte zorlandı.

- Evet.

- Haşmet abi?

Haşmet gözünü kaçırmadı.

- Gitmenizi ben de istiyorum.

Ömür'ün yüzü kırıldı.

- Beni göndermek mi istiyorsunuz?

Haşmet hemen karşı çıktı.

- Seni göndermiyoruz. Seni koruyoruz.

Ömür acı bir şekilde gülümsedi.

- Aynı şeyi daha önce de söylediniz.
Beni korumak için İlyas'tan ayırmak istediniz.

Behzat araya girdi.

- Bu aynı şey değil.

Ömür ona döndü.

Behzat devam etti:

- Bu kez seni sevdiğin adamdan ayırmıyorlar. Onunla birlikte yeni bir yere gönderiyorlar.

Ömür'ün gözleri doldu.

- Sizden uzak.

Behzat'ın sesi yumuşadı.

- Evet. Bizden uzak. Ama tehlikeden de uzak.

İlyas karısının elini tuttu.

- Gitmek istemezsen kalırız.

Hızır hemen konuştu:

- Bu karar yalnızca güvenlikle ilgili değil. Sen işi bıraktın. Burada kaldığın sürece herkes senden yeniden taraf seçmeni bekleyecek. Yurt dışında...
Gerçekten yeni bir hayat kurabilirsiniz.

Ömür gözlerini kapattı.

Bu sözün doğruluğunu biliyordu.

Ama doğru olması...

Canını daha az acıtmıyordu.

Teoman sandalyesinden kalktı.

Kardeşinin yanına geldi.

Diz çöküp ellerini tuttu.

- Ömür... Bize bak.

Ömür gözlerini açtı.

Teoman'ın gözleri doluydu.

- Seni yanımızda tutmak istiyoruz.
Her gün görmek...
Kulüpte sesini duymak...
Eve geldiğimizde burada olduğunu bilmek istiyoruz. Ama bu şehir...Bizi bir gün birbirimizden alabilir.
İlyas senin için bu hayattan vazgeçti. Sen de onunla birlikte başka bir hayat kur.

Ömür ağlamaya başladı.

- Sizi özlerim.

Haşmet de yanlarına geldi.

Elini kardeşinin başına koydu.

- Biz de seni. Çok. Ama özlemek...
Mezarını ziyaret etmekten daha iyidir.

Masadaki herkes sessizleşti.

Haşmet'in sesi ilk kez bu kadar açık kırılmıştı.

Ömür ayağa kalkıp iki ağabeyine sarıldı.

- Böyle söylemeyin.

Haşmet onu sıkıca tuttu.

- O yüzden git. Yaşa. Mutlu ol.
Çocukların olsun. Her yaz bize gel.

Teoman saçlarını öptü.

- Bu ev senin. Odan senin.
Kulüp senin. Hiçbiri değişmeyecek.

Ömür ağlayarak başını salladı.

- Her gün arayacağım.

Behzat uzaktan konuştu:

- Yine başladı.

Ömür onun yanına koştu.

Behzat ayağa kalkmak istedi.

Omzundaki ağrı yüzünden yavaşladı.

Ömür dikkatle sarıldı.

- Sen de gel bizimle.

Behzat gülümseyerek başını iki yana salladı.

- Benim yerim burada.

- Neden?

Behzat ağabeylerine baktı.

Sonra at kulübünün bulunduğu tarafa...

- Teoman abinin hayalini yapacağım.
Kulübü büyüteceğim. Evimi yanlarına kuracağım. Haşmet abiyle Emine...Teoman abiyle Leyla evlendiğinde...
Onların yanında olacağım.

Ömür gözyaşlarının arasından sordu:

- Ya sen?

- Ben iyiyim.

- Yalnız kalırsın.

Behzat gülümsedi.

- Benim aşk hayatım yok.
Ama ailem var. Bana yeter.

İlyas ayağa kalkıp yanına geldi.

Behzat'a sarıldı.

Bu kez dikkatliydi.

Omzuna zarar vermeden sağlam tarafına yaslandı.

- Kanka...

Behzat da kolunu sırtına vurdu.

- Efendim?

- Seni bırakmak zor.

Behzat gülümsedi.

- Sen beni bırakmıyorsun. Kardeşimi götürüyorsun.

İlyas'ın gözleri doldu.

- Bana canını verdin. Ben sana ne verebilirim bilmiyorum.

Behzat yüzündeki ciddiyetle ona baktı.

- Ömür'ü mutlu et. Başka bir şey istemiyorum.

İlyas başını salladı.

- Edeceğim.

Behzat hafifçe gülümsedi.

- Bir gün ağlatırsan...
Uçağa binip gelirim.

- Omzunla mı? Sağ elim yetiyor.

İlyas gözyaşlarının arasından güldü.

- Tamam kanka. Korktum.

Behzat alnını onun alnına hafifçe dokundurdu.

- Benim kardeşim oldun. Unutma.

İlyas kısık sesle cevap verdi:

- Ölene kadar.

Bir Hafta Sonra

Havaalanının özel bölümünde...

İki ailenin araçları yan yana durmuştu.

İlyas ile Ömür'ün bavulları uçağa yüklenmişti.

Yurt dışında yaşayacakları ev hazırlanmış...

Güvenlikleri ayarlanmış...

Yeni kimlik düzenleri kurulmuştu.

İlyas artık Masa'nın üyesi değildi.

Adamlarını Hızır'ın güvendiği bir isme devretmiş...

Silahını ağabeyinin çalışma masasına bırakmıştı.

O sabah...

İlk kez belinde silah olmadan yürüyordu.

Ömür bunu fark etti.

- Garip hissediyor musun?

İlyas beline baktı.

- Hafif.

- Kötü mü?

İlyas elini tuttu.

- Hayır.

- İlk defa...

Gerçekten özgür gibi.

Ömür başını omzuna yasladı.

- Korkuyorum.

- Ben de.

- Ya alışamazsak?

İlyas yüzünü kendine çevirdi.

- Birbirimize alıştık.

- Gerisi kolay.

Hızır kardeşinin karşısında durdu.

Uzun süre konuşamadı.

İlyas gülümsedi.

- Abi...

Hızır ona sarıldı.

Sıkıca...

Çocukken yaptığı gibi...

- Kendine dikkat et.

Ederim.

- Her yere tek başına gitme.

- Tamam.

- Ömür'ü üzme.

- Asla.

- Telefonunu kapatma.

İlyas güldü.

- Bu kadar talimatı Haşmet bile vermedi.

Hızır geri çekilip yüzüne baktı.

- Gül.

- Ama dinle.

İlyas başını salladı.

- Dinliyorum.

Hızır'ın gözleri doldu.

- Mutlu ol kardeşim. Beni düşünerek yarım yaşama. Tam yaşa.

İlyas ağabeyinin ellerini tuttu.

- Sen de. Ben gelene kadar kendine dikkat et.

Hızır başını salladı.

- Git. Yoksa bırakmayacağım.

İlyas yeniden sarıldı.

- Seni seviyorum abi.

Hızır gözlerini kapattı.

- Ben de seni.

Ömür önce Teoman'a sarıldı.

Teoman onu kollarının arasına aldığında...

İlk kez herkesin önünde ağladı.

- Abi...

- Efendim?

- Ben gidince kahvaltı masasındaki yerimi kaldırmayın.

Teoman başını iki yana salladı.

- Kimse oturmayacak.

- O sandalye senin.

Ömür ağladı.

- Her gün arayacağım.

- Ara.

- Gece olsa da. Sabah olsa da. Ne zaman istersen.

Ömür yanağını öptü.

- Seni çok seviyorum.

Teoman gözlerini kapattı.

- Ben de seni.

Sonra Haşmet'e döndü.

Haşmet onu görünce kollarını açtı.

Ömür çocukken yaptığı gibi...

Hiç düşünmeden ağabeyinin göğsüne sığındı.

- Abi...
Haşmet saçlarını okşadı.
- Buradayım.
- Ben gidince kim seninle tartışacak?

Haşmet'in dudaklarında titrek bir tebessüm oluştu.
- Emine var.

Emine uzaktan gözyaşlarının arasından gülümsedi.

Ömür daha sıkı sarıldı.
- Bana kızdığın günleri bile özleyeceğim.

Haşmet gözlerini kapattı.
- Ben de...
Senin dinlemediğin günleri.

Ömür başını kaldırdı.
- Bana söz ver.
- Ne sözü?
- Kendini koruyacaksın. Emine'yi yalnız bırakmayacaksın. Behzat'a dikkat edeceksin. Teoman abinin yanında olacaksın.

Haşmet'in gözleri doldu.
- Hepsine söz.
- Sen de bana söz ver.
- Ne?
- Mutlu olacaksın. Korkup geri dönmeyeceksin. Bu şehir seni çağırsa bile...Önce hayatını düşüneceksin.

Ömür başını salladı.
- Söz.

Haşmet alnını öptü.
- Git kızım.
- Masalını yaşa.

Behzat birkaç adım geride durmuştu.
Ömür ona yaklaşınca gülümsemeye çalıştı.

Ama gözlerinden yaşlar çoktan akıyordu.
- Ağlıyorsun.
Behzat hemen yüzünü çevirdi.
- Rüzgâr.
Ömür kahkaha atarak ağladı.
- Havaalanının içinde mi?
Behzat başını salladı.
- Klima.

Ömür ona dikkatlice sarıldı.
Behzat sağlam kolunu etrafında kapattı.
Uzun süre bırakmadı.
- Her gün arayacağım.
- Haftada üç yeter.
- Her gün.
- Tamam.
- Görüntülü.
- Tamam.
- Kulübü göstereceksin.
- Tamam.
- Atları...
- Tamam ya Ömür, tamam.

Ömür başını göğsüne yasladı.
- Seni çok özleyeceğim.
Behzat'ın sesi kırıldı.
- Ben de seni.
- Ama seni mutlu görmek...Özlemekten daha güzel.

İlyas yanlarına geldi.
Behzat bir elini Ömür'ün...
Diğerini İlyas'ın omzuna koydu.
- Size son kez söylüyorum.
- Birbirinizi kırmayın.
- Kavga ederseniz...
Aynı gün barışın.
- Geceyi küs geçirmeyin.
- Biriniz yorulursa diğeri taşısın.
- Biriniz korkarsa...
Diğeri gülmesin.

İlyas başını salladı.
- Söz.
Ömür de gözyaşlarını silerek konuştu:
- Söz.
Behzat ikisini kendine çekti.
- Hadi gidin.
- Yoksa sizi bırakmayacağım.
İlyas sarılıştan ayrılmadan fısıldadı:
- Kanka...
- Efendim?
- Sen benim kardeşimsin.
Behzat gözlerini kapattı.
- Sen de benim.

İlyas ile Ömür uçağa giden kapıya yürümeye başladı.
Bir süre sonra Ömür arkasını döndü.
Ailesi hâlâ aynı yerdeydi.
Teoman...
Haşmet...
Behzat...
Hızır...
Emine...
Leyla...

Hepsi onu izliyordu.
Ömür elini kaldırdı.
Sonra koşarak geri döndü.

Üç ağabeyine birden sarıldı.
- Yapamayacağım sandım.
Teoman saçlarını öptü.
- Yapacaksın.
Haşmet sırtına dokundu.
- Çünkü yalnız değilsin.
Behzat gülerek gözyaşlarını sildi.
- İlyas kapıda bekliyor.

Ömür dönüp baktı.
İlyas gerçekten de kapının yanında durmuş...

Onu bekliyordu.
Ömür derin bir nefes aldı.
Ağabeylerinden ayrıldı.
Bu kez geri dönmedi.
İlyas'ın yanına ulaştı.
Elini tuttu.
Birlikte kapıdan geçtiler.

İki aile...
Onların gözden kayboluşunu sessizce izledi.
Behzat başını öne eğdi.

Haşmet sağlam omzuna elini koydu.
- İyi misin?
Behzat yutkundu.
- Değilim.
Haşmet elini çekmedi.
- Ben de.
Teoman yanlarına geldi.
Üç kardeş...
Ömür'ün geçtiği kapıya baktı.
Behzat alçak sesle konuştu:
- Ev sessiz olacak.
Teoman cevap verdi:
- Biz doldururuz.
Haşmet başını salladı.
- Hep birlikte.

Uçakta

Ömür pencere kenarında oturuyordu.
Uçak pistte ilerlerken...
İstanbul'un ışıklarına baktı.

İlyas elini tuttu.
- Pişman mısın?
Ömür gözlerini şehirden ayırmadı.
- Hayır.
- Ama canım acıyor.

İlyas elini dudaklarına götürdü.
- Ben yanındayım.

Ömür başını omzuna yasladı.
- Gerçekten yeni bir hayat mı kuracağız?

İlyas gülümsedi.
- Silahsız.
- Operasyonsuz.
- Gece yarısı gelen telefonlar olmadan.
- Sadece sen...
Ben...
Ve bir gün çocuklarımız.

Ömür'ün gözlerinden yaşlar süzüldü.
- Masal gibi.
İlyas alnını öptü.
- Masalmış. Ama bu kez...
Sonu mutlu olsun.

Uçak yükselmeye başladığında...
İstanbul küçüldü.
Ömür'ün ağabeyleri...
İlyas'ın ağabeyi...
At kulübü...
Konaklar...

Hepsi ışıkların arasında kaldı.
İlyas ile Ömür...
İki düşman ailenin çocukları olarak başlamışlardı.
Şimdi ise...

Birbirini seçmiş mutlu bir karı koca olarak yeni hayatlarına gidiyorlardı.
Fakat İstanbul'da kalanlar için...
Masalın en karanlık sayfası henüz açılmamıştı.

Çünkü Ömür'ün uçağı gökyüzünde kaybolurken...

Şehrin başka bir ucunda...

Sınırsızlar yeni bir dosya açıyordu.
Dosyanın kapağında iki isim vardı:

TEOMAN FAÇALI

LEYLA ÇAKIRBEYLİ

Комментарии

0 / 5000 символов
Пока нет комментариев. Будьте первым!