Озвучивание не поддерживается в этом браузере
30. BÖLÜM Evde Kalanlar
Façalı Konağı'na giden araçların motor sesleri...
Gecenin sessizliğini parçalıyordu.
Teoman direksiyonun arkasında değildi.
Ama öndeki koltukta oturmuş...
Her birkaç saniyede bir telefonunu yeniden arıyordu.
Ömür...
Cevap vermiyordu.
İlyas...
Cevap vermiyordu.
Behzat...
Onun telefonu da kapalıydı.
Teoman'ın çenesi gerildi.
- Oğlum bas gaza bas!
Sürücü gaza bastı.
Arkadaki araçta Haşmet...
Telsizden konağa ulaşmaya çalışıyordu.
- Yusuf cevap ver.
Sessizlik...
- Şahin durum bildir.
Yine sessizlik...
Haşmet gözlerini kapatmadı.
Sesini de yükseltmedi.
Fakat telsizi tutan elindeki damarlar belirginleşmişti.
Yanında oturan koruma amiri dikkatle ona baktı.
- Reis...
Yedek hat üzerinden deniyoruz.
Haşmet başını çevirmeden konuştu:
- Denemeyin.
Adam hemen telefonuna uzandı.
Haşmet yeniden Behzat'ı aradı.
Bu kez telefon çalmadı.
Doğrudan kapandı.
Haşmet'in gözleri karardı.
- Telefonları kestiler.
Koruma amiri cevap verdi:
- Sinyal bozucu kullanıyor olabilirler.
Haşmet dışarı baktı.
Yolun kenarındaki ışıklar hızla arkalarında kalıyordu.
- Konağa kaç dakika?
- Sekiz dakika.
Haşmet'in sesi buz gibi çıktı:
- Dörde indir.
Façalı Konağı
Yaklaşık on dakika önce...
Salondaki dört kişi hâlâ erkeklerden haber bekliyordu.
Behzat pencerenin önünde durmuş...
Kulüpten dönecek telefonu bekliyordu.
Ömür koltukta oturmuş, İlyas'a mesaj yazıyordu.
Leyla'nın eli Teoman'ın gönderdiği son mesajın üzerindeydi.
Emine ise konağın güvenlik ekranlarına bakıyordu.
Bir anda...
Ekranların tamamı karardı.
Emine kaşlarını çattı.
- Kameralar gitti.
Behzat hemen arkasını döndü.
- Hepsi mi?
- Evet.
Ömür ayağa kalktı.
- Elektrik var.
Salondaki lambalar hâlâ yanıyordu.
Behzat hızlı adımlarla güvenlik paneline yaklaştı.
Sağ eliyle sistemi kontrol etti.
- Elektrik değil.
- Hattı kestiler.
Leyla'nın yüzü değişti.
- Kim?
Cevap vermeye gerek yoktu.
Dışarıdan tek bir boğuk ses duyuldu.
Ardından...
Konağın bahçe ışıkları söndü.
Evin içi aydınlıktı.
Ama pencerelerin dışında...
Tam bir karanlık vardı.
Behzat, salon kapısının yanındaki çekmeceyi açtı.
İçinden silah çıkardı.
Ömür hemen yanına geldi.
- Sen silah taşımayacağına söz verdin.
Behzat şarjörü kontrol etti.
- Bu evin dışına çıkmayacağıma da söz verdim.
- Çıkmıyorum.
Emine sakin ama kararlı bir sesle konuştu:
- Önce ne olduğunu anlayalım.
Behzat ona baktı.
- Sinyal kesildi.
- Kameralar kapandı.
- Bahçe ışıkları gitti.
Sonra pencerelere döndü.
- Ne olduğunu biliyoruz.
Leyla çantasından kendi silahını çıkardı.
Behzat hemen kaşlarını çattı.
- Nereden aldın onu?
Leyla silahı kontrol ederken cevap verdi:
- Hızır'dan.
Emine de eteğinin altındaki küçük tabancayı çıkardı.
Behzat ona baktı.
- Siz hazırlıklı gelmişsiniz.
Emine sakin bir yüzle konuştu:
- Senin ağabeylerinle evlenmeye hazırlanıyoruz.
- Hazırlıksız olunmaz.
Ömür de çalışma odasındaki kasaya yöneldi.
Behzat seslendi:
- Ömür.
Ömür durmadı.
Kasayı açtı.
İçinden küçük bir tabanca aldı.
Şarjörü elleri titremeden yerleştirdi.
Behzat kardeşini birkaç saniye sessizce izledi.
- Kullanmaya hazır mısın?
Ömür doğrudan gözlerinin içine baktı.
- Gerekirse.
Behzat'ın yüzündeki korumacı sertlik bir an yumuşadı.
Ama tartışacak zaman yoktu.
Telsizini açtı.
- Dış güvenlik...
Durum verin.
Yalnızca cızırtı geldi.
- Kuzey kapısı...
Cevap verin.
Sessizlik...
Tam o anda konağın arka tarafından iki el silah sesi duyuldu.
Pat! Pat!
Ömür irkildi.
Behzat hemen elini kaldırdı.
- Sakin.
Emine pencereden uzaklaştı.
- Evde kaç koruma var?
Behzat hızla hesapladı.
- Dışarıda on iki.
- İçeride altı.
- Hasan Amca ve çalışanlar da mutfak tarafında.
Leyla sordu:
- Güvenli oda?
- Alt katta.
- Herkesi oraya indirmeliyiz.
Behzat başını salladı.
Sonra telsize konuştu:
- İç güvenlik...
Çalışanları alt kata indirin.
Bu kez zayıf bir cevap geldi:
- Anlaşıldı Behzat Bey.
Ardından telsiz yeniden sustu.
Behzat derin bir nefes aldı.
- İç hat çalışıyor.
Emine hemen sordu:
- Erkeklere ulaşabilir miyiz?
- Ana sinyal kesildi.
- Alt kattaki sabit hat üzerinden deneyebiliriz.
Ömür telefonunu tekrar kontrol etti.
- Ben İlyas'a ulaşamıyorum.
Behzat onun gözlerindeki korkuyu gördü.
- Onlar bize geliyor.
- Nereden biliyorsun?
- Haşmet abi bağlantı kesildiğini anladığı an döner.
Leyla alçak sesle konuştu:
- Teoman da.
Behzat başını salladı.
- Evet.
- Ama gelene kadar bu ev bize emanet.
Konağın Dış Duvarı
Siyah giyimli sekiz adam...
Konağın kuzey duvarının dibinde ilerliyordu.
Yüzlerinde maskeler vardı.
Silahlarının namlularında susturucular bulunuyordu.
Öndeki adam elini kaldırdı.
Ekip durdu.
Kulaklığından boğuk bir ses geldi:
- Ana hedefler içeride.
- Behzat Façalı...
Ömür Façalı...
Emine Çakırbeyli...
Leyla Çakırbeyli.
Adam alçak sesle sordu:
- Öldürme emri var mı?
Karşı taraftaki ses birkaç saniye sustu.
- Hayır.
- Bu gece kimse ölmeyecek.
- Peki amaç?
- Korku.
- Eve girebildiğimizi göstereceksiniz.
- Behzat'ı canlı alın.
Adam kaşlarını çattı.
- Neden Behzat?
- Zincirin ortası o.
- Onu alırsak...
Diğerleri peşimizden gelir.
- Kadınlar?
- Dokunmayın.
- Ama önünüzde dururlarsa etkisiz hâle getirin.
Bağlantı kesildi.
Öndeki adam diğerlerine işaret verdi.
Karanlığın içinde konağa doğru ilerlediler.
Salon
Behzat perdeleri kapattı.
Sonra kadınlara döndü.
- Alt kata inin.
Üçü de aynı anda ona baktı.
Emine ilk konuşan oldu:
- Hayır.
Behzat'ın kaşları çatıldı.
- Bu tartışma değil.
Leyla silahını iki eliyle tuttu.
- Haklısın.
- Tartışmıyoruz.
- Burada kalıyoruz.
Behzat sesini sertleştirdi.
- Sizi korumak benim görevim.
Ömür hemen karşı çıktı:
- Senin omzun hâlâ tam iyileşmedi.
- Seni kim koruyacak?
- Kendimi korurum.
- Geçen sefer de öyle söyledin.
Behzat kardeşine baktı.
Ömür devam etti:
- Sonra İlyas'ın önüne atladın.
- Bu kez seni yalnız bırakmayacağım.
Behzat çenesini sıktı.
- Ömür...
Emine aralarına girdi.
- Behzat.
- Bizi aşağıya gönderirsen...
Bu evi tek başına savunmaya çalışacaksın.
- O zaman bizi korumuyorsun.
- Kendini feda ediyorsun.
Behzat cevap vermedi.
Leyla sakin bir sesle ekledi:
- Dört kişiyiz.
- Evi senden daha iyi bilen Ömür var.
- Savunma eğitimi alan Emine var.
- Silah kullanmayı bilen ben varım.
Behzat kaşını kaldırdı.
- Ben yok muyum?
Leyla hafifçe gülümsedi.
- Sen de varsın.
- Ama komutan gibi davranacaksan...
Ekibini dinleyeceksin.
Behzat birkaç saniye üç kadına baktı.
Bu kadınların hiçbiri korkusuz değildi.
Ama hiçbiri geri çekilmiyordu.
Sonunda başını salladı.
- Tamam.
Ömür şaşırdı.
- Gerçekten mi?
- Gerçekten.
Sonra sesi yeniden sertleşti.
- Ama benim söylediğim yerden ayrılmayacaksınız.
- Kahramanlık yapmayacaksınız.
Emine kaşını kaldırdı.
- Bunu sen mi söylüyorsun?
Behzat kısa bir an sustu.
- Şimdi sırası değil.
Behzat salonun planını masaya açtı.
- Dışarıdan kuzey duvarı en zayıf nokta.
- İlk olarak oradan girmeye çalışırlar.
Leyla sordu:
- Neden?
- Ana güvenlik odasına en yakın bölüm.
- Kameraları kestiklerine göre orayı biliyorlar.
Emine masadaki plana yaklaştı.
- Arka koridor dar.
- İki kişi yan yana geçemez.
Behzat başını salladı.
- Orası avantajımız.
- Ömür, sen Emine'yle üst merdivende dur.
- Leyla, benimle arka salonda.
Ömür hemen itiraz etti:
- Neden ayrılıyoruz?
- Çünkü tek noktadan girerlerse hepimizi sıkıştırırlar.
Emine plana bakarak sordu:
- İkinci çıkış?
- Kütüphanedeki gizli kapı.
Leyla şaşırdı.
- Gizli kapınız mı var?
Behzat ona baktı.
- Mafya ailesiyiz.
- Şaşırma.
Leyla istemeden gülümsedi.
Behzat devam etti:
- İş kötüye giderse...
Kütüphaneden alt kata geçeceksiniz.
- Sen?
- Arkanızdan gelirim.
Ömür ağabeyinin gözlerine baktı.
- Önümüzden geleceksin.
Behzat cevap vermedi.
Ömür bir adım yaklaştı.
- Bir daha bizi arkanda bırakıp kendini öne atmayacaksın.
Behzat'ın bakışları yumuşadı.
- Tamam.
- Söz mü?
- Söz.
Tam o anda...
Üst kattaki camlardan biri kırıldı.
Şangır!
Dört kişi aynı anda başını çevirdi.
Ardından susturuculu iki silah sesi geldi.
Pıt! Pıt!
Salondaki lambalardan biri patladı.
Karanlık odanın yarısını yuttu.
Behzat bağırdı:
- Yerlere!
Herkes siper aldı.
Bir saniye sonra...
Konağın arka kapısı büyük bir gürültüyle sarsıldı.
Güm!
Bir kez daha...
Güm!
Kilit dayanıyordu.
Ama üçüncü darbede kapının menteşelerinden biri koptu.
Behzat, Leyla'ya işaret etti.
- Sol taraf!
Leyla koltuğun arkasına geçti.
Behzat sütunun yanında pozisyon aldı.
Ömür ile Emine merdiven tarafına çekildi.
Kapı dördüncü darbede açıldı.
İçeri duman kapsülü atıldı.
Beyaz duman koridora yayılmaya başladı.
Emine atkısını ağzına kapattı.
- Görüşü kapatıyorlar.
Behzat cevap verdi:
- Termal gözlükleri olabilir.
Leyla sordu:
- Bizde var mı?
- Çalışma odasında.
Ömür hemen döndü.
- Ben getiririm.
Behzat sertçe konuştu:
- Tek başına gitme!
Emine onun yanında belirdi.
- Birlikte gideriz.
İkisi eğilerek çalışma odasına doğru ilerledi.
Arka Koridor
İlk maskeli adam kapıdan içeri girdi.
Silahını kaldırdığı anda...
Behzat tetiğe bastı.
Pat!
Kurşun adamın elindeki silaha isabet etti.
Silah yere düştü.
Leyla aynı anda ikinci adama ateş etti.
Kurşun omzuna saplandı.
Adam geriye sendeledi.
Behzat kısa bir bakışla Leyla'ya döndü.
- Güzel atış.
Leyla siperden çıkmadan cevap verdi:
- Teoman öğretti.
Behzat yeniden önüne baktı.
- O zaman ağabeyim bir işe yaramış.
Dışarıdan üç adam daha ateş açtı.
Kurşunlar sütunun kenarını parçaladı.
Behzat geri çekilirken sol omzunda keskin bir ağrı hissetti.
Yüzü gerildi.
Leyla fark etti.
- Behzat?
- İyiyim.
- Yalan.
- Aile alışkanlığı.
Leyla ona sertçe baktı.
- Sol kolunu kullanma.
Behzat şarjörünü değiştirirken cevap verdi:
- Ben de biliyorum.
Dışarıdan bir ses yükseldi:
- Behzat Façalı!
Behzat sustu.
Adam yeniden seslendi:
- Seni almaya geldik.
Leyla fısıldadı:
- Hedef sensin.
Behzat'ın yüzünde soğuk bir gülümseme oluştu.
- Çok değerliyim demek ki.
Adam dışarıdan devam etti:
- Bizimle gelirsen...
Kadınlara dokunmayacağız.
Leyla hemen Behzat'a baktı.
Onun yüzündeki ifadeyi görünce ne düşündüğünü anladı.
- Sakın.
Behzat cevap vermedi.
Leyla bir adım yaklaştı.
- Kendini teslim etmeyi düşünme.
- Kadınlar içeride.
- Biz de silahlıyız.
- Behzat...
Leyla'nın sesi sertleşti.
- Teoman burada olsaydı sana ne derdi?
Behzat kısa bir an düşündü.
- Büyük ihtimalle "Aklını kullan." derdi.
- O zaman kullan.
Behzat'ın dudaklarında çok hafif bir tebessüm oluştu.
- Seni neden sevdiğini anlıyorum.
Leyla kaşını kaldırdı.
- Şimdi mi?
- Biraz geç oldu.
Dışarıdaki adam bağırdı:
- On saniyen var!
Behzat karşılık verdi:
- Saymayı seviyorsunuz.
- Sonunu hiç getiremiyorsunuz.
Ve tekrar ateş açtı.
Çalışma Odası
Ömür kasayı açarken elleri ilk kez titremeye başladı.
Emine onun yüzüne baktı.
- Bana bak.
Ömür nefes almaya çalıştı.
- Behzat'ın omzu yeniden kanarsa...
- Şu an bunu düşünme.
- Onu bir daha hastanede görmek istemiyorum.
Emine iki eliyle yüzünü tuttu.
- Behzat yalnız değil.
- Biz buradayız.
- Ağabeylerin geliyor.
- İlyas geliyor.
Ömür gözlerini kapatıp derin bir nefes aldı.
Sonra başını salladı.
- Tamam.
Kasadan iki termal gözlük ve yedek şarjörler çıkardılar.
Tam kapıya yönelecekleri sırada...
Çalışma odasının yan penceresi parçalandı.
Maskeli bir adam içeri atladı.
Silahını doğrudan onlara çevirdi.
- Silahları bırakın!
Ömür dondu.
Emine gözünü adamdan ayırmadı.
Silahını yavaşça yere bırakıyormuş gibi eğildi.
Adam bir adım yaklaştı.
- Hızlı!
Emine silahını bıraktı.
Ama doğrulurken masanın altındaki düğmeye bastı.
Çalışma odasının metal panjurları bir anda kapandı.
Adam irkildi.
Aynı saniyede...
Ömür elindeki termal gözlüğü bütün gücüyle adamın yüzüne fırlattı.
Adamın dikkati dağıldı.
Emine öne atılıp bileğini tuttu.
Silahın namlusunu yukarı çevirdi.
Pat!
Kurşun tavana saplandı.
Ömür adamın dizinin arkasına tekme attı.
Adam yere düştü.
Emine silahı elinden aldı.
Namluyu göğsüne doğrulttu.
- Kıpırdama.
Adam şaşkınlıkla ikisine baktı.
Ömür derin nefes alıyordu.
- İşe yaradı.
Emine gözünü adamdan ayırmadan cevap verdi:
- Eğitim boşa gitmemiş.
Ömür yerdeki kabloyu aldı.
Adamın ellerini bağlamaya başladı.
- Behzat bunu görünce ne diyecek?
Emine'nin dudaklarında hafif bir tebessüm oluştu.
- Önce kızacak.
- Sonra gurur duyacak.
Konağa Giden Yol
İlyas, Behzat'ı aramaya devam ediyordu.
Telefon hâlâ kapalıydı.
Yanında Hızır vardı.
Hızır telsizden emir veriyordu.
- Kuzey duvarını kapatın.
- Ana kapıdan girmeyin.
- İçeridekileri çapraz ateşe alabilirsiniz.
İlyas direksiyona doğru eğildi.
- Daha ne kadar?
Sürücü cevap verdi:
- İki dakika.
İlyas'ın nefesi hızlandı.
- Ömür'e ulaşamıyorum.
Hızır kardeşine baktı.
- Ona güven.
- Silah kullanmayı biliyor.
- Mesele silah değil abi.
- Ben yanında değilim.
Hızır'ın sesi sert ama sakindi.
- Behzat yanında.
İlyas gözlerini kapattı.
- Behzat'ın omzu iyileşmedi.
- Yine kendini öne atar.
Hızır cevap vermedi.
Çünkü aynı korkuyu o da taşıyordu.
Konağın Bahçesi
Teoman'ın aracı ana yola saparken...
Uzakta konağın karanlık silueti göründü.
Bahçeden ara sıra silah parlamaları yükseliyordu.
Teoman silahını kontrol etti.
- İçerideler.
Haşmet'in aracı yanına yaklaştı.
Telsizden sesi geldi:
- Ana kapıya gitmiyoruz.
- Doğu duvarından gireceğiz.
Teoman hemen sordu:
- Leyla'ya ulaşabiliyor musun?
- Hayır.
- Emine'ye?
- Hayır.
Teoman'ın çenesi gerildi.
- Behzat...
Haşmet birkaç saniye sustu.
- O hayatta.
- Nereden biliyorsun?
- Biliyorum.
Bu, bilgi değildi.
Ağabeyin inancıydı.
Ama o anda...
İkisine de yetmek zorundaydı.
Arka Salon
Çatışma kısa bir süre durmuştu.
Dışarıdaki adamlar yeniden yer değiştiriyordu.
Behzat nefesini kontrol etmeye çalışıyordu.
Sol omzundaki yara bölgesi yanıyor...
Gömleğinin altında sıcaklık yayılıyordu.
Leyla göz ucuyla baktı.
- Kanıyor.
Behzat hemen reddetti.
- Eski yara.
- Behzat.
- İyiyim.
Leyla yanına yaklaşıp ceketinin sol tarafına baktı.
Koyu kumaşın üzerinde ıslak bir leke büyüyordu.
- Dikişlerin açıldı.
Behzat dişlerini sıktı.
- Şimdi sırası değil.
Leyla elindeki şalı çıkarıp omzunun üzerinden sıkıca bağlamaya çalıştı.
Behzat acıyla nefes verdi.
- Yavaş.
- Biraz önce iyiydin.
- Şimdi acıyor mu?
Behzat ona baktı.
- Teoman'la fazla vakit geçiriyorsun.
- Aynı onun gibi konuşuyorsun.
Leyla bağı sıkıştırdı.
- Sus.
- Kanamayı azaltmamız lazım.
Dışarıdaki adam yeniden seslendi:
- Son şansın Behzat!
Behzat başını sütuna yasladı.
- Çok ısrarcı.
Leyla şarjörünü kontrol etti.
- Seni sevmişler.
Behzat hafifçe güldü.
- Benim aşk hayatım olmayacak demiştim.
- Düşmanlar peşime düştü.
Leyla istemeden güldü.
Bu kısa kahkaha...
İkisinin de korkusunu bir anlığına hafifletti.
Sonra arka kapının diğer tarafında metal bir ses duyuldu.
Behzat hemen ciddileşti.
- Patlayıcı yerleştiriyorlar.
Leyla kaşlarını çattı.
- Kapıyı mı uçuracaklar?
- Muhtemelen.
Behzat telsize uzandı.
- Ömür?
Cızırtının ardından kardeşinin sesi geldi:
- Buradayım.
Behzat'ın nefesi rahatladı.
- İyi misiniz?
- İyiyiz.
- Bir adamı yakaladık.
Behzat birkaç saniye sessiz kaldı.
- Ne yaptınız?
Emine'nin sesi geldi:
- Sonra anlatırız.
Leyla hafifçe gülümsedi.
Behzat başını iki yana salladı.
- Kütüphaneye geçin.
- Şimdi.
Ömür hemen sordu:
- Ya siz?
Behzat arka kapıya baktı.
- Biz de geliyoruz.
- Yalan söyleme.
Behzat'ın sesi yumuşadı.
- Ömür...
- Efendim?
- Ağabeylerin geliyor.
- Siz aşağıya geçin.
- Biz kapıyı tutup arkanızdan geleceğiz.
Ömür kısa bir sessizlikten sonra cevap verdi:
- Bu kez gerçekten geleceksin.
Behzat gözlerini kapattı.
- Geleceğim.
Arka Kapı
Dışarıdaki patlayıcının kırmızı ışığı yanmaya başladı.
Maskeli adamlardan biri geri çekildi.
- Hazır!
Ekip lideri elini kaldırdı.
Tam düğmeye basacağı sırada...
Doğu duvarının üzerinden iki gölge bahçeye indi.
Haşmet ve Teoman...
Aynı anda ateş açtı.
Pat! Pat!
Patlayıcıyı tutan adam elinden vuruldu.
Düğme yere düştü.
Teoman ikinci adamın bacağına ateş etti.
Haşmet siperin arkasındaki iki adamı etkisiz hâle getirdi.
Bahçenin diğer ucundan Hızır ve İlyas'ın adamları girdi.
Sınırsızlar bir anda iki ateş arasında kaldı.
Ekip lideri bağırdı:
- Geri çekilin!
Haşmet karanlığın içinden ilerledi.
- Kimse çıkmayacak.
Adamlar kuzey duvarına yöneldi.
Fakat Çakırbeyli ekibi çıkışı çoktan kapatmıştı.
İlyas konağın arka kapısına doğru koştu.
İçeriden silah sesi geliyordu.
- Ömür!
Arka Salon
Behzat dışarıdaki çatışmayı duydu.
Yüzünde ilk kez gerçek bir rahatlama belirdi.
- Geldiler.
Leyla da sesi tanımıştı.
- Teoman.
Kapının dışında maskeli adamlardan biri son bir hamleyle içeri atıldı.
Silahını Behzat'a çevirdi.
Leyla tetiğe uzandı.
Ama adam daha hızlıydı.
Tam ateş edeceği anda...
Arka pencereden bir kurşun geldi.
Pat!
Adamın elindeki silah savruldu.
Teoman kırık camın ardından içeri girdi.
Gözleri önce Leyla'yı buldu.
Sonra Behzat'ın kanayan omzunu gördü.
- Behzat!
Behzat duvara yaslanmıştı.
- Hoş geldin abi.
Teoman yanına koştu.
- Yaran açılmış.
- Biraz.
- Bu mu biraz?
Leyla hemen konuştu:
- Dikişleri açıldı.
Behzat ona baktı.
- Şikâyet etme.
Teoman kardeşinin sağlam tarafından tuttu.
- Otur.
- Daha bitmedi.
- Senin için bitti.
Behzat itiraz etmek istedi.
Ama tam o anda Haşmet salona girdi.
Kardeşinin omzundaki kanı görünce adımları durdu.
Yüzündeki bütün ifade silindi.
- Behzat.
Behzat ağabeyinin sesini duyunca başını çevirdi.
- İyiyim abi.
Haşmet yanına geldi.
Ceketini açtı.
Kan gömleğine kadar yayılmıştı.
- Yine mi?
Behzat hafifçe gülümsedi.
- Bu kez kurşun değil.
Haşmet'in gözleri doldu.
Ama öfkesi korkusunun önüne geçti.
- Sana burada kal dedik.
- Burada kaldım.
- Kendini koru dedik.
- Evi korudum.
Haşmet elini yaranın üzerine bastırdı.
Behzat acıyla yüzünü buruşturdu.
- Yavaş abi.
Haşmet dişlerinin arasından konuştu:
- Sus.
- Doktor geliyor.
Behzat ağabeyinin yüzüne baktı.
- Kadınlar aşağıda.
- İyiler.

Haşmet'in bakışları hemen Emine'yi aradı.
Telsizden onun sesi geldi:
- Haşmet?
Haşmet anında cevap verdi:
- Buradayım.
- İyi misin?
- İyiyim.
- Siz?
- İyiyiz.
- Bir adam canlı elimizde.
Haşmet gözlerini kapatıp kısa bir nefes aldı.
- Olduğunuz yerden çıkmayın.
Emine sakin bir sesle cevap verdi:
- Sen gelene kadar çıkmayız.
Haşmet telsizi indirdi.
Sonra yeniden Behzat'a baktı.
- Seninle sonra konuşacağız.
Behzat yorgun bir tebessümle başını duvara yasladı.
- Bütün aile sıraya girdi zaten.
Kütüphanenin Alt Katı
Gizli kapı açıldığında...
İlyas herkesten önce içeri girdi.
Ömür onu görünce elindeki silahı bıraktı.
İlyas birkaç adımda yanına ulaştı.
Onu kollarının arasına aldı.
- İyi misin?
Ömür başını salladı.
- İyiyim.
İlyas yüzünü iki eli arasına aldı.
- Sana bir şey yaptılar mı?
- Hayır.
- Emin misin?
Ömür gözlerinin içine baktı.
- İlyas...
İyiyim.
Sonra ona sarıldı.
- Sen geldin.
İlyas başını saçlarına yasladı.
- Geç kaldım.
- Hayır.
- Tam zamanında geldin.
Hızır da merdivenlerden indi.
Emine ile Leyla'nın orada olduğunu görünce rahatladı.
Ama bağlı maskeli adamı görünce kaşlarını kaldırdı.
- Bunu kim yaptı?
Emine sakin bir sesle cevap verdi:
- Biz.
Hızır önce adama...
Sonra üç kadına baktı.
- Üçünüz mü?
Leyla gülümsedi.
- Eğitim işe yaradı.
Hızır başını iki yana salladı.
- Ben size eğitim alın demedim.
Emine hemen cevap verdi:
- Biz de izin istemedik.
Hızır birkaç saniye konuşamadı.
İlyas gülmemek için Ömür'ün arkasına baktı.
Hızır derin bir nefes aldı.
- Bu konuşmayı sonra yapacağız.
Emine kaşını kaldırdı.
- Behzat iyi mi?
Hızır'ın yüzü ciddileşti.
- Yarası açılmış.
Ömür'ün bütün rengi çekildi.
- Nerede?
İlyas kolundan tuttu.
- Doktor geliyor.
Ömür elini çekti.
- Ben yanına gideceğim.
- Ömür...
- O benim ağabeyim.
İlyas başını salladı.
- Birlikte gideriz.
Salon
Teoman, Leyla'yı gördüğü hâlde ona tam olarak sarılamamıştı.
Behzat'ın kanamasıyla ilgileniyordu.
Doktor ve sağlık ekibi hızla içeri girdi.
Behzat koltuğa yatırıldı.
Doktor bandajı açtığında yüzü ciddileşti.
- Dikişlerin bir kısmı açılmış.
Haşmet sordu:
- Hastaneye götürüyor muyuz?
- Kanama kontrol altına alınırsa burada müdahale edebiliriz.
- Ama kolunu birkaç gün hiç kullanmaması gerekiyor.
Behzat hemen konuştu:
- Tamam.
Haşmet ona baktı.
- Sen sus.
Doktor çalışmaya başladı.
Behzat dişlerini sıkarak acıya dayanıyordu.
Tam o sırada Ömür ile İlyas salona girdi.
Ömür ağabeyinin kanlı gömleğini görünce durdu.
- Behzat...
Behzat ona bakıp gülümsedi.
- İyiyim.
Ömür gözyaşlarıyla yanına geldi.
- Bana geleceğine söz verdin.
- Geldim.
- Yine yaralandın.
- Eski yara.
Ömür dizlerinin üzerine çöktü.
Sağlam elini tuttu.
- Neden kendini korumuyorsun?
Behzat'ın yüzündeki gülümseme yavaşça azaldı.
- Korudum.
- Hepinizi korudum.
Ömür ağlayarak başını iki yana salladı.
- Biz seni de istiyoruz.
- Sadece bizi koruyan biri olarak değil.
- Yanımızda...
Sağlıklı...
Yaşayan kardeşimiz olarak istiyoruz.
Behzat gözlerini kapattı.
Bu cümle...
Kurşundan daha derine işlemişti.
Sağlam eliyle kardeşinin parmaklarını sıktı.
- Özür dilerim.
Ömür şaşırdı.
Behzat nadiren özür dilerdi.
- Gerçekten...
Özür dilerim.
- Bir daha kendimi unutmamaya çalışacağım.
Ömür elini alnına götürüp öptü.
- Çalışma.
- Yap.
Behzat hafifçe gülümsedi.
- Tamam.
Haşmet birkaç adım geride durmuş kardeşlerini izliyordu.
Emine yanına geldi.
Elinde hâlâ silah vardı.
Haşmet ilk olarak ona baktı.
Yüzünü...
Kollarını...
Elbiselerini...
Her yerini gözleriyle kontrol etti.
- Yaralandın mı?
- Hayır.
- O adam sana dokundu mu?
- Bileğimi tutmaya çalıştı.
Haşmet'in yüzü taşlaştı.
- Hangi eliyle?
Emine şaşkınlıkla baktı.
- Haşmet...
- Hangi eliyle?
Emine başını iki yana salladı.
- Adam bağlı.
- Konuşacak.
- Bana bir şey olmadı.
Haşmet birkaç saniye gözlerini kapattı.
Sonra onu kendine çekti.
Emine başını göğsüne yasladı.

- Sana güven dedim.
- Güvendim.
- Ama bu kadar korkacağımı bilmiyordum.
Emine kollarını etrafına sardı.
- Ben de sen gelene kadar korktum.
Haşmet saçlarını öptü.
- Bir daha seni yalnız bırakmam.
Emine başını kaldırdı.
- Yalnız değildim. Leyla vardı. Ömür vardı. Behzat vardı. Biz birbirimizi koruduk.
Haşmet gözlerini salondaki herkese çevirdi.
Kardeşi yaralıydı.
Ama hayattaydı.
Kadınlar korkmuştu.
Ama ayaktaydı.
Konağın duvarları hasar görmüştü.
Ama aile dağılmamıştı.
Emine elini yanağına koydu.
- Bu evi yalnızca siz korumuyorsunuz artık.
Haşmet gözlerinin içine baktı.

- Fark ettim.
- Rahatsız oldun mu?
Haşmet'in dudaklarında yorgun bir tebessüm oluştu.
- Gurur duydum.
Emine de gülümsedi.
- İşte doğru cevap.
Teoman, doktor Behzat'la ilgilenirken Leyla'nın karşısına geçti.
Bir süre yalnızca ona baktı.
Leyla yavaşça yaklaştı.
- Ben iyiyim.
Teoman ellerini omuzlarına koydu.
- Emin misin?
- Evet.
- Ateş ettin mi?
- Ettim.
- Birini vurdun mu?
Leyla başını salladı.
- Omzundan.
Teoman'ın yüzünde kısa bir şaşkınlık belirdi.
- Ben öğrettim, demişsin.
Leyla Behzat'a baktı.
- Duydun mu?
- Kardeşim söyledi.
Leyla gülümsedi.
- Gurur duydun mu?
Teoman ciddi görünmeye çalıştı.
- Silah kullanmak zorunda kalmana üzülüyorum.
- Ama kendini korumana...
Evet.
Leyla elini tuttu.
- Sen gelmeseydin de sonuna kadar mücadele edecektik.
Teoman'ın yüzü sertleşti.
- Gelirdim.
- Biliyorum.
- Nerede olursam olayım...
Gelirdim.
Leyla başını göğsüne yasladı.
- Senin geleceğini bildiğim için korkuma yenilmedim.
Teoman kollarını etrafına sardı.
- Bir daha seni böyle bir evin içinde bırakmayacağım.
Leyla hafifçe başını kaldırdı.
- Bu ev bizim olacaksa...
Bir gün yine içinde kalabilirim.
Teoman cevap vermedi.
Leyla devam etti:
- Bana söz verme.
- Beni hiçbir tehlikenin bulmayacağına dair söz veremezsin.
- Ama her seferinde geri döneceğine söz verebilirsin.
Teoman gözlerini ondan ayırmadı.
- Dönerim.
- Ne kadar uzağa gidersem gideyim...
Sana dönerim.
Bahçe
Çatışma tamamen sona ermişti.
Sınırsızlar'ın altı adamı ölü...
Dördü yaralı...
Üçü canlı olarak ele geçirilmişti.
Geri kalanlar duvarın dışındaki araçlara ulaşamadan yakalanmıştı.
Hızır, dışarıda koruma amirlerinden rapor alıyordu.
- Konağa nasıl girdiler?
- Kuzey duvarındaki alarm hattı önceden devre dışı bırakılmış Reis.
- İçeriden yardım?
- Büyük ihtimalle.
Hızır'ın bakışları sertleşti.
- Konağın planını biliyorlardı.
- Kör noktaları da.
Teoman bahçeye çıktı.
- Bu evi bilen herkesin listesini çıkarın.
Haşmet de yanlarına geldi.
- Mimarlardan...
Eski çalışanlara...
Güvenlik sistemini kuran ekibe kadar.
Hızır bağlı adamlardan birine baktı.
- Canlı yakalananlar?
Haşmet'in sesi soğuktu.
- Ayrı ayrı tutulacaklar.
- Bu kez birbirlerini susturmalarına izin vermeyeceğiz.
Teoman çevredeki hasarı inceledi.
- Kulüp sadece yemdi.
- Evet.
Haşmet konağın pencerelerine baktı.
- Ama asıl hedef yalnızca kadınlar değildi.
Hızır sordu:
- Behzat mı?
- Onu canlı almak istediler.
Teoman'ın yüzü değişti.
- Neden?
Haşmet'in gözleri karanlık bahçeye çevrildi.
- Bizi başka bir yere çekmek için.
- Ya da onun üzerinden pazarlık yapmak için.
Hızır başını iki yana salladı.
- Behzat onların düşündüğünden daha önemli.
Teoman sakin ama ağır bir sesle cevap verdi:
- Bizim için ne kadar önemli olduğunu biliyorlar.
Haşmet'in çenesi gerildi.
- Bu yüzden ona bir daha yaklaşamayacakları bir düzen kuracağız.
Tam o sırada korumalardan biri yanlarına geldi.
Elinde siyah bir telefon vardı.
- Reis...
Saldırganlardan birinin üzerinde bulundu.
Haşmet telefonu eldivenle aldı.
Ekran kilitli değildi.
Son aranan numarada yalnızca tek bir isim yazıyordu:
GÖLGE
Teoman hemen sordu:
- Ara.
Haşmet birkaç saniye ekrana baktı.
Sonra arama tuşuna bastı.
Telefon bir kez çaldı.
İkinci kez...
Üçüncüde açıldı.
Karşı taraftan boğuk ses geldi:
- Rapor ver.
Haşmet hiçbir şey söylemedi.
Gölge birkaç saniye bekledi.
- Behzat alındı mı?
Haşmet'in gözleri karardı.
- Hayır.
Telefonun diğer ucunda sessizlik oldu.
Sonra Gölge hafifçe güldü.
- Haşmet Façalı.
- Evime girdin.
- Hayır.
- Evinize girebildiğimi gösterdim.
Haşmet konağın kırık camlarına baktı.
- Adamların elimde.
- Adamlar değişir.
- Sen de değişirsin.
Gölge'nin sesi soğudu.
- Bugün kardeşini alamadık.
- Ama onun kanı yine aktı.
Haşmet'in eli telefonun etrafında sıkılaştı.
- Bir daha kardeşimin adını söylersen...
- Ne yapacaksın?
Gölge'nin kahkahası duyuldu.
- Beni öldürecek misin?
- Hangi beni?
- Tersanede gördüğün mü?
- Bu telefonda konuştuğun mu?
- Yoksa Masa'da yanına oturan mı?
Üç adamın yüzü aynı anda değişti.
Teoman telefona yaklaştı.
- Masa'da mısın?
Gölge cevap vermedi.
Sadece sakin bir sesle konuştu:
- Haini arıyorsunuz.
- Ama yanlış soruyu soruyorsunuz.
Hızır sertçe sordu:
- Doğru soru ne?
Gölge birkaç saniye sustu.
- Masa'dan kim bize çalışıyor değil...
- Masa'yı kim kurdu?
Bağlantı kesildi.
Haşmet telefonu kulağından indirdi.
Bahçede ağır bir sessizlik oluştu.
Teoman kaşlarını çattı.
- Masa'yı kim kurdu ne demek?
Hızır'ın yüzü düşünceliydi.
- Bu yapı bizden eski.
- İlk reislerin dönemine kadar gidiyor.
Haşmet telefon ekranına baktı.
- Gölge bizi yalnızca bir haine götürmüyor.
- Masa'nın geçmişine götürüyor.
Teoman konağın salonuna baktı.
Behzat içeride tedavi ediliyor...
Kadınlar birbirine sarılmış...
İki aile aynı çatı altında yeniden nefes alıyordu.
- Önce aile.
Haşmet başını salladı.
- Önce aile.
Hızır da aynı kararlılıkla konuştu:
- Sabah olunca geçmişi açarız.
- Bu gece kimse bu evden ayrılmayacak.
Salon
Doktor müdahaleyi tamamladığında...
Behzat yorgunluktan koltuğa gömülmüştü.
Omzu yeniden sarılmış...
Ağrı kesici verilmişti.
Doktor sert bir ifadeyle konuştu:
- En az on gün kolunuzu hiç zorlamayacaksınız.
Behzat gözlerini kapatmıştı.
- Tamam.
Doktor şaşkınlıkla baktı.
- Bu kadar kolay mı?
Ömür hemen cevap verdi:
- İlacın etkisi başladı.
- Birazdan itiraz eder.
Behzat gözlerini açmadan konuştu:
- Duyuyorum.
İlyas sağlam tarafında oturuyordu.
- İyi.
- O zaman söylediklerimizi de duy.
- On gün yatacaksın.
Behzat hafifçe gözlerini açtı.
- Nikâh?
İlyas gülümsedi.
- Şahit koltuğunu yatağının yanına koyarız.
Behzat kaşlarını çattı.
- Ayakta duracağım.
Haşmet salona girerken konuştu:
- Durmayacaksın.
Behzat gözlerini kapattı.
- Başladı.
Teoman da içeri geldi.
Leyla onun kolundaydı.
Hızır, Emine ve Ömür'ün yanında durdu.
Bir anda...
Bütün aile Behzat'ın etrafında toplanmıştı.
Behzat gözlerini açıp onları tek tek inceledi.
- Ne oldu?
Ömür sağlam elini tuttu.
- Hiç.
- Seni izliyoruz.
Behzat hafifçe gülümsedi.
- Bu kadar insanın ortasında uyuyamam.
Haşmet karşısındaki koltuğa oturdu.
- Uyumayacaksın.
- Önce hesap vereceksin.
Behzat iç çekti.
- Sabaha kadar sürecek mi?
Teoman arkasına yaslandı.
- Gerekirse.
Emine, Haşmet'in omzuna dokundu.
- Daha yeni müdahale edildi.
Haşmet ona baktı.
- Kızmayayım mı?
- Kız.
- Ama yarın.
Leyla da Teoman'a döndü.
- Hepimiz yorgunuz.
Hızır sakin bir sesle konuştu:
- Bu gece hesap yok.
- Şükür var.
Salondaki herkes sessizleşti.
Hızır devam etti:
- Evimize girdiler.
- Bizi ayrı yakalamaya çalıştılar.
- Birimizi alıp diğerlerini peşinden sürüklemek istediler.
- Ama başaramadılar.
Ömür başını İlyas'ın omzuna yasladı.
Leyla, Teoman'ın elini tuttu.
Emine, Haşmet'in yanında oturdu.
Behzat onların hepsine bakıyordu.
Hızır gözlerini tek tek üzerlerinde gezdirdi.
- Çünkü bu kez...
Evde kalanlar da savaştı.
Behzat'ın yüzünde yorgun ama gururlu bir tebessüm oluştu.
- İyi savaştılar.
Haşmet Emine'ye baktı.
Sonra Leyla'ya...
Ömür'e...
- Evet.
- Çok iyi savaştılar.
Üç kadın birbirlerine baktı.
O gece ilk kez...
Korunması gereken kişiler gibi değil...
Ailenin ayakta kalan halkaları gibi görülmüşlerdi.
Behzat gözlerini kapatırken fısıldadı:
- Demiştim...
- Bu zincir kolay kırılmaz.
Haşmet kardeşinin sözünü duydu.
Ayağa kalkıp yanına geldi.
Battaniyeyi omzuna çekti.
- Uyu.
Behzat gözlerini açmadan sordu:
- Siz burada mısınız?
Haşmet hiç tereddüt etmedi.
- Hepimiz buradayız.
Behzat'ın nefesi yavaşladı.
Yüzündeki gerginlik dağıldı.
- O zaman...
Tamam.
Birkaç dakika içinde uykuya daldı.
Kimse yerinden kalkmadı.
Sabahın ilk ışıklarına kadar...
Teoman...
Haşmet...
Hızır...
İlyas...
Ömür...
Leyla...
Ve Emine...
Aynı salonda kaldılar.
Kırık camlardan içeri soğuk hava giriyor...
Duvarlarda kurşun izleri duruyor...
Bahçede yaralı adamlar götürülüyordu.
Ama şöminenin önündeki o kalabalık...
Dağılmıyordu.
Sınırsızlar bir kez daha korku göndermişti.
Fakat karşılığında başka bir şey bulmuştu:
Kadınları savaşmayı öğrenmiş...
Erkekleri sevdiklerini yalnızca saklamak yerine yanlarında tutmayı anlamış...
Kardeşleri kanla değil, iradeyle birbirine bağlanmış bir aile.
Ve Gölge'nin yanıldığı yer tam da buydu.
Behzat'ı alırsa zincirin kopacağını sanıyordu.
Oysa Behzat'ın uğruna kan döktüğü insanlar...
Artık zinciri onsuz da tutmayı öğreniyordu.
Yine de sabah olduğunda...
Masanın geçmişi açılacak...
Eski reislerin isimleri tek tek çıkarılacak...
Ve Sınırsızlar'ın söylediği o soru cevap bekleyecekti:
Masa'yı gerçekte kim kurmuştu?


Комментарии