Озвучивание не поддерживается в этом браузере
29. BÖLÜM Aynı Masadaki Hain
Ertesi akşam...
İstanbul'un üzerine ağır bir sis çökmüştü.

Masa toplantısının yapılacağı eski taş konak, dışarıdan her zamanki kadar sakin görünüyordu.
Fakat kapının önündeki araç sayısı...
Çatıdaki keskin nişancılar...
Bahçede sessizce dolaşan korumalar...
Bu gecenin sıradan bir toplantı olmadığını gösteriyordu.
Masa'nın bütün reisleri çağrılmıştı.
Katılım zorunluydu.
Kadınlar yoktu.
Emine...
Leyla...
Ömür...
Kendi evlerinde kalmıştı.
Ama hiçbiri, içeride konuşulacaklardan tamamen habersiz değildi.
Çünkü bu defa erkekler...
Onları karanlıkta bırakmamaya söz vermişti.
Masa Konağının Avlusu

İlk olarak Hızır'ın araçları geldi.
Hızır araçtan indi.
Arkasından İlyas...
İki kardeşin yüzü sakindi.
Ama ikisi de bahçedeki her adamı dikkatle inceliyordu.
İlyas ceketinin düğmesini iliklerken alçak sesle konuştu:
- Buradaki adamlardan biri...
Sınırsızlar'a çalışıyor olabilir.
Hızır gözünü kapıdan ayırmadı.
- Sadece adamlardan biri değil.
Reislerden biri de olabilir.
İlyas'ın çenesi gerildi.
- Bir zamanlar aynı masaya oturduğumuz biri...
Behzat'ın vurulacağını biliyordu.
Hızır kardeşine kısa bir bakış attı.
- Öfkeni yüzüne çıkarma.
Bu gece kimseye hesap sormaya gelmedik. Hata yapmasını bekleyeceğiz.
İlyas ağır bir nefes aldı.
- Ya hata yapmazsa?
Hızır kapıya doğru yürümeye başladı.
- Her insan hata yapar. Hele kendini herkesten akıllı sanıyorsa.
Birkaç dakika sonra...
Façalı araçları avluya girdi.
İlk araçtan Teoman indi.
Ardından Haşmet...
Son araçtan ise Behzat çıktı.
Sol omzundaki yara tamamen iyileşmemişti.
Takım elbisesinin altında ince bir destek bandajı vardı.
Haşmet onu görür görmez bakışlarını omzuna çevirdi.
- Ağrın var mı?
Behzat hiç duraksamadan cevap verdi:
- Yok.
Teoman arkasına dönmeden konuştu:
- Yalan.
Behzat iki ağabeyine sırayla baktı.
- Daha kapıdan girmedik.
Şimdiden başladınız.
Haşmet ağır adımlarla yanına geldi.
- İçeride omzunu zorlarsan kalkıp gideceksin.
Behzat kaşını kaldırdı.
- Masa toplantısından mı?
- Evet.
- Bütün reislerin önünde mi?
Haşmet'in yüzünde hiçbir değişiklik olmadı.
- Gerekirse kucağıma alıp çıkarırım.
Behzat hemen Teoman'a döndü.
- Abi...
Teoman hafifçe gülümsedi.
- Haşmet yapar.
Behzat başını iki yana salladı.
- İnsan düşmanından değil...
Ağabeyinden korkmalı.
Tam o sırada Hızır ile İlyas onlara yaklaştı.
İlyas doğrudan Behzat'ın yanına geldi.
- İyi misin kanka?
Behzat sağlam eliyle omzuna dokundu.
- Bu ikisi konuşmasa iyiyim.
İlyas gülümsedi.
- Ben de onları destekliyorum.
Behzat'ın yüzü düştü.
- Sen tamamen karşı tarafa geçtin.
İlyas sakin bir sesle cevap verdi:
- Sen benim için vuruldun.
İyileşene kadar başındayım.
Behzat iç çekti.
- Kardeşlik dediğin şeyin de fazlası zararmış.
Hızır ile Teoman tokalaştı.
Haşmet de kısa bir selam verdi.
Dört aile erkeği...
Aynı kapıdan içeri girdi.
Bir zamanlar birbirini hırsızlıkla ve cinayetle suçlayan adamlar...
Şimdi aynı masadaki haini bulmak için yan yana yürüyorlardı.
Masa Salonu
Salonun ortasında uzun, koyu renkli masa vardı.
Masa'nın başında Hızır için ayrılmış sandalye duruyordu.
Sağ tarafta eski reisler...
Sol tarafta daha sonra katılan aileler...
Karşı uçta ise bağımsız hareket eden adamlar oturuyordu.
Teoman...
Haşmet...
Behzat...
Kendi yerlerine geçti.
İlyas, Hızır'ın sağında oturdu.
Salondaki bakışlar hemen Façalılar ile Çakırbeyliler'e çevrildi.
Kimileri merakla...
Kimileri öfkeyle...
Kimileri ise gizlemeye çalıştığı korkuyla bakıyordu.
Masa üyelerinden Rauf Reis sert bir tavırla konuştu:
- Sonunda geldiniz.
Teoman sandalyesine otururken cevap verdi:
- Çağrıldık. Geldik.
Rauf kaşlarını çattı.
- Galata'da yaptıklarınızı konuşacağız.
Haşmet arkasına yaslanmadı.
İki elini masanın üzerine koydu.
- Konuşuruz. Ama önce herkes yerine otursun.
Rauf onun sesindeki sakin emri fark etti.
Bir şey söylemek istedi...
Ama vazgeçti.
Behzat otururken omzuna hafif bir ağrı saplandı.
Yüzündeki kaslar bir an gerildi.
İlyas bunu fark etti.
Bakışlarıyla sordu:
"İyi misin?"
Behzat belli belirsiz başını salladı.
Haşmet ise kardeşinin en küçük hareketini bile görmüştü.
Ama herkesin önünde bir şey söylemedi.
Yalnızca masanın altından ayağıyla Behzat'ın sandalyesine hafifçe dokundu.
Behzat ağabeyine baktı.
Haşmet'in bakışında tek bir uyarı vardı:
"Zorlama."
Behzat sessizce arkasına yaslandı.
Kapılar kapandı.
Bütün korumalar dışarı çıkarıldı.
Salonda yalnızca Masa üyeleri kaldı.
Hızır tespihini masanın üzerine bıraktı.
Salon tamamen sessizleşti.
- Toplantıyı açıyorum.
Sesi sakindi.
Ama önceki toplantılardan çok daha ağırdı.
- Galata tersanesinde yapılan operasyon...
Masa'ya bildirilmeden gerçekleştirilmiştir.
- Operasyonda Sınırsızlar'ın bir hücresi dağıtılmış...
Üç rehine kurtarılmış...
Çok sayıda adam canlı ele geçirilmiştir.
Masanın karşısında oturan Kemal Reis hemen söze girdi:
- Sonuç başarılı olabilir.
Ama usul yanlış.
İlyas kaşlarını çattı.
Kemal devam etti:
- Masa'dan habersiz iş yapılırsa...
Bu masa neden var?
Teoman gözlerini ona çevirdi.
- Masa'nın içinden bilgi sızdığı için.
Salondaki hava bir anda değişti.
Bazı reisler birbirlerine baktı.
Bazıları ise hiç kıpırdamadı.
Rauf Reis sertçe konuştu:
- Büyük suçlama.
Haşmet sakin bir sesle cevap verdi:
- Büyük ihanet.
Suçlama değil.
Masadaki yaşlı reislerden Nizam sordu:
- Elinizde delil var mı?
Hızır doğrudan cevap verdi:
- Selim Reis yaşıyor.
Bu cümle masaya bomba gibi düştü.
Birçok kişinin yüzündeki ifade değişti.
Ama Haşmet...
Yalnızca dört kişiyi izliyordu.
Rauf...
Kemal...
Nizam...
Ve masanın en sessiz adamı olan Ferhat Reis.
Ferhat'ın eli...
"Selim Reis yaşıyor" cümlesi duyulduğu anda tespihinin üzerinde durdu.
Sadece yarım saniye.
Sonra yeniden hareket etti.
Haşmet bunu gördü.
Teoman da kardeşinin bakışının yönünü fark etti.
Ama hiçbiri belli etmedi.
Kemal Reis sandalyesinde öne eğildi.
- Selim yaşıyorsa neden burada değil?
Hızır'ın cevabı soğuktu.
- Çünkü Masa'nın içinde ona yeniden ulaşmak isteyen biri var.
Rauf masaya vurdu.
- Herkesi hain yerine koyamazsınız!
Behzat ilk kez konuştu.
- Herkesi koymuyoruz.
- Haini arıyoruz.
Rauf gözlerini ona çevirdi.
- Sen daha yeni hastaneden çıktın.
- Masa işlerini büyüklerine bırak.
Salonda kısa bir sessizlik oldu.
Behzat'ın yüzündeki hafif tebessüm kayboldu.
İlyas sandalyesinde doğruldu.
Fakat Behzat ondan önce konuştu:
- Bana gelen kurşunun nereden çıktığını biliyorum.
- Kimin için yediğimi de.
- Bu masa yüzünden vuruldum.
- O yüzden konuşmak için sizden izin almam.
Rauf bir şey söylemek istedi.
Haşmet'in bakışı onun üzerinde durdu.
Soğuk...
Ağır...
Ve tehditkârdı.
- Kardeşim konuşurken...
Sözünü kesmeyeceksin.
Rauf sustu.
Masa'daki herkes...
Haşmet'in sesini yükseltmediği hâlde salonun nasıl sessizleştiğini gördü.
Behzat devam etti:
- Sınırsızlar...
Kimin nerede olduğunu biliyor.
- Hangi operasyona kimin gideceğini biliyor.
- Ailelerimizin içinde konuşulanları biliyor.
- Bu bilgi sokaktan gelmez.
- Bu masadan gider.
Ferhat Reis ilk kez konuştu.
Sesi sakindi.
- Belki de sizin kendi adamlarınızdandır.
Haşmet gözlerini ona çevirdi.
- Olabilir.
Ferhat böyle bir cevap beklemiyordu.
Haşmet devam etti:
- Bu yüzden kendi adamlarımızı da araştırıyoruz.
- Siz de araştırılacaksınız.
Masa'da yeniden huzursuzluk başladı.
Nizam Reis kaşlarını çattı.
- Bizi kim araştıracak?
Teoman sakin bir ifadeyle cevap verdi:
- Biz.
Rauf öfkeyle güldü.
- Façalılar Masa'yı mı sorgulayacak?
Teoman gözlerini kaçırmadı.
- Hain bulunana kadar...
Herkes sorgulanır.
- Biz de.
- Siz de.
Hızır başını hafifçe salladı.
- Karar budur.
Rauf ona döndü.
- Masa Reisi olarak bu suçlamayı kabul ediyor musun?
Hızır tespihini eline aldı.
- Bu masanın içinde bir hain varsa...
Onu korumak Masa'yı korumak değildir.
- Masa'yı bitirmektir.
- Kim rahatsızsa...
Kapı orada.
Hiç kimse kalkmadı.
Ama herkesin gözünde farklı bir hesap vardı.
İlk Yalan
Toplantı ilerledikçe...
Haşmet'in planı sessizce uygulanmaya başladı.
Teoman...
İlk gruptaki eski reislere dönerek konuştu:
- Tersanede yakaladığımız adamlardan Murat öldü.
Ferhat'ın gözü kısa bir an Teoman'a kaydı.
Rauf ise rahat bir nefes almış gibi omuzlarını gevşetti.
Teoman bunu fark etti.
Fakat konuşmaya devam etti:
- Ağır yaralıydı.
- Hastaneye yetişmedi.
Yaşlı reisler kendi aralarında fısıldaştı.
Hızır hiçbir şey söylemedi.
Çünkü bu bilgi...
Yalnızca birinci grup içindi.
Gerçekte Murat hayattaydı.
Ve gizli bir yerde tutuluyordu.
İkinci Yalan
Bir süre sonra ara verildi.
Masa üyeleri küçük gruplara ayrıldı.
İlyas, sonradan katılan reislerin bulunduğu tarafa geçti.
Kahvesini alırken kasıtlı olarak alçak ama duyulabilecek bir sesle konuştu:
- Murat'ı bu gece şehir dışına çıkaracağız.
Yanındaki Halil Reis hemen sordu:
- Nereye?
İlyas omuz silkti.
- Bilmiyorum.
- Haşmet söylemedi.
- Ama kuzey yolundan gidecekmiş.
Halil başını salladı.
Sanki konuşma önemsizmiş gibi davranıyordu.
Ama birkaç dakika sonra salondan çıkıp telefonunu kontrol etti.
İlyas bunu uzaktan gördü.
Yanında duran Behzat'a bakmadı.
Fakat Behzat da görmüştü.
Behzat çayından bir yudum aldı.
- Kuzey yolu kalabalık olacak.
İlyas alçak sesle cevap verdi:
- Olursa...
Hain bu grupta.
Üçüncü Yalan
Haşmet ise Hızır'a yakın görünen üç reisin bulunduğu masaya geçti.
Ferhat Reis de onların yanındaydı.
Haşmet fincanını masaya bıraktı.
- Yarınki toplantıda Murat'ı buraya getireceğiz.
Ferhat'ın eli yine tespihinde durdu.
Bu kez biraz daha uzun.
- Buraya mı?
Haşmet ona baktı.
- Evet.
- Haini yüzüne bakarak teşhis edecek.
Ferhat'ın dudakları çok hafif gerildi.
- Herkesi tanıyor mu?
- Bazılarını.
- Gölge'yle Masa arasındaki bağlantıyı biliyor olabilir.
Ferhat birkaç saniye sustu.
Sonra sakin görünmeye çalışarak konuştu:
- Buraya getirmeniz tehlikeli.
Haşmet kaşını kaldırdı.
- Kimin için?
Ferhat'ın bakışları bir an karardı.
- Hepimiz için.
Haşmet'in yüzünde belli belirsiz bir tebessüm oluştu.
- Hain olmayan için...
Tehlike yok.
Ferhat cevap vermedi.
Dördüncü Yalan
Toplantının sonunda...
Selim Reis hakkında yalnızca Nizam'a bilgi verildi.
Teoman onu koridorun kenarında durdurdu.
- Selim, eski limandaki güvenli eve taşınacak.
Nizam şaşırdı.
- Hâlâ orada mı?
Teoman doğrudan yüzüne baktı.
- Bunu kimse bilmiyor.
- Sen de kimseye söylemeyeceksin.
Nizam başını ağır ağır salladı.
- Merak etme.
- Ben Masa'ya ihanet etmem.
Teoman elini omzuna koydu.
- Umarım.
Nizam bu kelimenin içindeki şüpheyi hissetti.
Fakat ses çıkarmadı.
Teoman uzaklaşırken...
Nizam'ın gözleri arkasından uzun süre kaldı.
Çakırbeyli Konağı
Toplantı sürerken...
Emine, Leyla ve Ömür salonda bekliyordu.
Masada açık kalan çaylar çoktan soğumuştu.
Leyla telefonuna baktı.
- Üç saat oldu.
Emine sakin kalmaya çalışıyordu.
- Masa toplantıları uzun sürer.
Ömür pencerenin önünde duruyordu.
- İlyas bir mesaj atabilirdi.
Emine ona baktı.
- Telefonlar içeri alınmıyordur.
Ömür derin bir nefes aldı.
- Biliyorum.
- Ama bilmek rahatlatmıyor.
Leyla yüzüğünü çevirdi.
- Teoman bugün giderken sağ elini cebine koydu.
Emine hafifçe gülümsedi.
- İşaretiniz.
- Evet.
- Her şey yolunda demekti.
Ömür ikisine döndü.
- Siz artık birbirinizin bakışından her şeyi anlıyorsunuz.
Emine başını hafifçe salladı.
- Her şeyi değil.
- Ama sustukları yeri anlıyoruz.
Tam o sırada dış kapı açıldı.
Üç kadın aynı anda ayağa kalktı.
Fakat gelen erkekler değildi.
Behzat'ın at kulübünden yaşlı seyis içeri girdi.
Yüzü endişeliydi.
Ömür hemen yaklaştı.
- Ne oldu?
Yaşlı adam elindeki küçük siyah kutuyu uzattı.
- Bunu kulübün arka ahırında bulduk.
Emine kutuyu doğrudan eline almadı.
Masanın üzerine bırakmasını işaret etti.
- Dokunmayın.
Kutunun kenarında küçük bir kırmızı ışık yanıp sönüyordu.
Leyla'nın yüzü sertleşti.
- Dinleme cihazı mı?
Ömür başını iki yana salladı.
- Hayır.
- Bunun üzerinde anten yok.
Emine telefonunu çıkarıp Haşmet'in adamlarından birini aradı.
- Konağa hemen teknik ekip gönderin.
- Kulüpte şüpheli bir cihaz bulundu.
Telefonu kapattıktan sonra kutuya dikkatle baktı.
- Erkekler dönene kadar açmayacağız.
Ömür kutunun üzerindeki ince çizgiyi fark etti.
- Bekle.
- Bunu daha önce gördüm.
Leyla ona döndü.
- Nerede?
Ömür birkaç saniye düşündü.
- Behzat'ın vurulduğu tersanedeki düzeneğin fotoğrafında.
Üç kadın sessizleşti.
Emine'nin bakışları sertleşti.
- Bomba olabilir.
Yaşlı seyisin yüzü soldu.
- Ahırda çocuklar vardı.
Ömür'ün kalbi hızlandı.
- Herkesi çıkardınız mı?
- Evet kızım.
- Kulübü kapattık.
Leyla hemen konuştu:
- Belki de çocukları hedef aldılar.
Ömür'ün yüzü taş gibi oldu.
- Hayır.
- Bizi kulübe çekmek istiyorlar.
Emine başını salladı.
- Erkeklere haber vermeden hareket etmeyeceğiz.
Ömür ona baktı.
- Ama cihaz kulüpte.
- Benim kulübümde.
- Çocuklarımın bulunduğu yerde.
Emine elini koluna koydu.
- Bu yüzden akıllı hareket edeceğiz.
Leyla da yanlarına geldi.
- Birlikte.
Ömür derin bir nefes aldı.
Başını salladı.
Bu kez...
Korkuyla tek başına koşmayacaktı.
Masa Konağının Çıkışı
Toplantı sona erdiğinde...
Reisler teker teker salondan ayrılmaya başladı.
Hızır en son ayağa kalktı.
- Bir sonraki toplantıya kadar...
Kimse tersane operasyonuyla ilgili dışarıda konuşmayacak.
- Hain bulunduğu gün...
Bu masaya yeniden oturacağız.
Rauf Reis kapıya yönelirken alçak sesle söylendi:
- Masa artık eski Masa değil.
Haşmet arkasından cevap verdi:
- Eski Masa'nın içinde hain varsa...
İyi ki değil.
Rauf durdu.
Ama geri dönmedi.
Kapıdan çıktı.
Ferhat Reis ise Haşmet'in önünden geçerken kısa bir an durdu.
- Murat gerçekten yarın gelecek mi?
Haşmet gözlerini ondan ayırmadı.
- Merak mı ettin?
Ferhat hafifçe gülümsedi.
- Masa'nın güvenliği için.
Haşmet'in sesi sakindi.
- Güvenliği düşünmeyi bize bırak.
Ferhat'ın yüzündeki tebessüm kayboldu.
- Kendine fazla güveniyorsun.
Haşmet bir adım yaklaştı.
- Hayır.
- Yanımdakilere güveniyorum.
Ferhat gözlerini Behzat'a...
Teoman'a...
Hızır'a...
Ve İlyas'a çevirdi.
Sonra hiçbir şey söylemeden çıktı.
Behzat kapı kapanınca alçak sesle konuştu:
- Bu adam...
Haşmet başını salladı.
- Biliyorum.
Teoman sordu:
- Yemi yuttu mu?
- Bir kısmını.
Hızır tespihini cebine koydu.
- Şimdi bekleyeceğiz.
İlyas telefonunu geri aldı.
Ekranında Ömür'den gelen birkaç cevapsız arama vardı.
Hemen aradı.
Ömür ilk çalışta açtı.
- İlyas?
Sesindeki endişeyi duyunca İlyas'ın yüzü değişti.
- Ne oldu?
- Kulüpte bir cihaz bulduk.
- Nasıl bir cihaz?
- Behzat'ın vurulduğu tersanedeki düzeneğe benziyor.
İlyas bir anda olduğu yerde durdu.
- Dokundunuz mu?
- Hayır.
- Teknik ekip geliyor.
- Siz neredesiniz?
İlyas gözlerini Haşmet'e çevirdi.
- Çıkıyoruz.
- Konağın dışına çıkmayın.
Ömür hemen itiraz etti:
- Kulübe gitmemiz gerekebilir.
İlyas'ın sesi sertleşti.
- Hayır.
- Biz gelene kadar hiçbir yere gitmeyeceksiniz.
Ömür kısa bir sessizlikten sonra cevap verdi:
- Tamam.
Telefon kapandı.
İlyas durumu anlattı.
Behzat'ın yüzü bir anda değişti.
- Kulüpte mi?
Haşmet hemen ona döndü.
- Sen konağa gidiyorsun.
- Abi...
- Hayır.
- Orası benim kulübüm.
Teoman sertçe konuştu:
- Behzat.
Behzat iki ağabeyine baktı.
Bu kez geri adım atmak istemiyordu.
- Çocuklar orada.
- Atlar orada.
- Ömür'ün hayatı orada.
Haşmet ağır ağır yanına geldi.
- Bu yüzden ben gideceğim.
- Sen değil.
Behzat'ın sesi titredi.
- Her seferinde beni geride bırakamazsınız.
Haşmet'in yüzündeki sertlik yumuşamadı.
Ama sesi alçaldı.
- Seni geride bırakmıyorum.
- Seni hayatta tutuyorum.
Behzat cevap veremedi.
Teoman sağlam omzuna dokundu.
- Konağa git.
- Kadınların yanında dur.
- Cihaz bombaysa...
Kulüpte başka düzenekler de olabilir.
- Biz temizlemeden kimse yaklaşmayacak.
Behzat dişlerini sıktı.
Sonunda başını salladı.
- Ama her şeyi söyleyeceksiniz.
Haşmet kısa cevap verdi:
- Söyleyeceğiz.
İlyas Behzat'ın yanına geçti.
- Ben seninle konağa gideyim.
Behzat ona baktı.
- Sen de gitmeyecek misin?
- Ömür'ün yanında olmam gerekiyor.
Hızır başını salladı.
- Doğru.
- Teoman'la Haşmet kulübe gidecek.
- Ben teknik ekipleri yöneteceğim.
Plan birkaç saniye içinde kurulmuştu.
Artık iki aile...
Birbirlerinin ne yapacağını söylemeden de biliyordu.
Façalı At Kulübü
Gece...
Kulübün bütün ışıkları kapatılmıştı.
Çocuklar ve çalışanlar çoktan uzaklaştırılmıştı.
Çevrede yalnızca özel eğitimli bomba ekipleri vardı.
Teoman ile Haşmet giriş kapısında duruyordu.
İki kardeş de kurşun geçirmez yelek giymişti.
Teknik ekip amiri yanlarına geldi.
- Cihaz arka ahırda.
- İlk incelemeye göre zamanlayıcı değil.
Haşmet sordu:
- Uzaktan tetiklenebilir mi?
- Evet.
- İçinde patlayıcı var mı?
Adam tereddüt etti.
- Henüz emin değiliz.
Teoman ahırlara baktı.
İçeriden atların huzursuz sesleri geliyordu.
- Hayvanları çıkarabilir miyiz?
- Cihaza yaklaşmadan arka kapıları açabiliriz.
Haşmet başını salladı.
- Önce atları çıkarın.
Teoman ona baktı.
- Cihaz patlarsa?
- Kulüp yeniden yapılır. Can geri gelmez.
Teoman'ın yüzündeki ifade yumuşadı.
Behzat'ın hayalini...
Çocukların koştuğu bahçeyi...
Yaralı atların iyileşeceği yeri düşündü.
- Bu kulüp yıkılmayacak.
Haşmet gözlerini ahırdan ayırmadı.
- Yıkılırsa yeniden yaparız.
- Behzat sağ olsun yeter.
Atlar yavaş yavaş arka kapıdan çıkarıldı.
Son at da güvenli bölgeye ulaştığında...
Bomba uzmanı cihazın yanına yaklaştı.
Dakikalar ağır ağır geçti.
Teoman ile Haşmet uzaktan izliyordu.
Sonunda kulaklıktan ses geldi:
- Reis...
Bu bomba değil.
Haşmet kaşlarını çattı.
- Ne?
- İçinde görüntü kaydı var. Küçük bir ekran...Ve hafıza kartı.
Teoman ile Haşmet birbirlerine baktılar.
- Buraya getirin.
Cihaz dikkatlice dışarı çıkarıldı.
Teknik ekip ekranı güvenli şekilde açtı.
Siyah görüntü birkaç saniye sürdü.
Sonra...
Bir video başladı.
Ekranda Behzat vardı.
Kurşun yediği gece...
Tersanenin güvenlik kamerasından alınmış görüntülerdi.
Behzat'ın İlyas'ın önüne atladığı an...
Kurşunun omzuna saplanması...
Yere düşmesi...
İlyas'ın onu kollarına alması...
Haşmet'in kardeşinin kanına bulanması...
Hepsi yeniden oynatılıyordu.
Teoman'ın yüzü buz kesti.
Haşmet hiç kıpırdamadı.
Ama elleri yumruk olmuştu.
Video bittiğinde ekranda tek bir cümle belirdi:
"İlk kurşunu unutmadık."
Ardından ikinci görüntü açıldı.
Façalı Konağı'nın çizimleri...
Behzat için yapılacak ev...
Büyütülecek at kulübü...
Çocuk alanları...
Hepsi tek tek gösterildi.
Sonunda Gölge'nin değiştirilmiş sesi duyuldu:
- Yeni bir hayat kuruyorsunuz.
Güzel. Ama temeli kanla atılan evler...
Kanla yıkılır.
Ekran karardı.
Teoman dişlerini sıktı.
- Behzat'ı hedefte tutuyorlar.
Haşmet'in gözleri ekrandaydı.
- Hayır.
- Onun korkusunu hedefte tutuyorlar.
Kulübü yok etmeyeceklerdi. Bizi buraya çekmek istediler.
Teoman çevresine baktı.
- Neden?
Haşmet bir anda başını kaldırdı.
- Konağa.
Aynı saniyede telefonunu çıkardı.
Behzat'ı aradı.
Telefon çaldı...
Bir kez...
İki kez...
Cevap yoktu.
Haşmet yeniden aradı.
- Aç Behzat...
Teoman da Ömür'ü arıyordu.
Onun telefonu da cevap vermedi.
İki kardeşin yüzü aynı anda değişti.
Haşmet telsize bağırdı:
- Konağa ulaşın! ÇABUK!!!
Kulaklıktan birkaç saniye sonra panik dolu cevap geldi:
- Reis...konağın güvenlik hattı kesildi.
İçeriden cevap alamıyoruz.
Teoman aracına doğru koştu.
- Tuzak kulüp değildi.
Haşmet de peşinden gitti.
Yüzündeki bütün sakinlik...
Yerini ölüm sessizliğine bırakmıştı.
- Hedef konak.
Araçlar bütün hızlarıyla yola çıktı.
Çünkü Sınırsızlar...
Onları boş bir ahıra çekmiş...
Asıl hamleyi sevdikleri herkesin bulunduğu eve yapmıştı.


Комментарии