28 страницаОпубликовано: 20.08.2026. 05:40
20

Озвучивание не поддерживается в этом браузере

28. BÖLÜM Hayatı Geri Almak

Çalışma odasının pencerelerinden içeri giren sabah ışığı...

Masanın üzerindeki dosyaları aydınlatıyordu.

Gece boyunca silah seslerinin arasında kalan adamlar...

Şimdi aynı masada gelecekten konuşuyordu.

Sınırsızlar'ın bir hücresi dağıtılmıştı.

Bir Gölge kaçmıştı.

Masa'nın içinde bir hain olduğu anlaşılmıştı.

Ama bunların hiçbiri...

Verdikleri sözlerden geri dönmeleri için yeterli değildi.

Haşmet sandalyeden kalktı.

Masanın üzerindeki dosyayı kapattı.

- Bugün herkes dinlenecek.

Behzat kaşını kaldırdı.

- Herkes derken?

Haşmet gözlerini kardeşine çevirdi.

- Özellikle sen.

Behzat çayından bir yudum aldı.

- Ben gece operasyona gitmedim.

- Telsizden başından sonuna kadar takip ettin.

- Oturarak.

- Omzun ağrıyor.

Behzat hemen itiraz etti.

- Ağrımıyor.

İlyas yanındaki koltuğa yaslandı.

- Yalan söylüyor.

Behzat ona döndü.

- Sen ne ara doktor oldun?

İlyas sakince cevap verdi:

- Yüzünden anlıyorum.

Hızır tespihini eline aldı.

- Hepimiz anlıyoruz.

Behzat masadakilere tek tek baktı.

- İki aile birleşince...Benim hayatım daha da zorlaştı.

Teoman ilk kez rahatça gülümsedi.

- Daha başlangıç.

Behzat başını iki yana salladı.

- Siz evlendikten sonra bu masada bana yer kalmayacak.

Haşmet dosyaları toplarken konuştu:

- Senin sesin olduğu sürece...Her yerde yerin olur.

Behzat birkaç saniye sustu.

Haşmet'in bu kadar açık konuşmasını beklemiyordu.

İlyas, Behzat'ın sağlam omzuna hafifçe dokundu.

- Duydun mu kanka? Sana iltifat etti.

Behzat ağabeyine bakarak gülümsedi.

- Bugünü takvime işaretleyelim.

Haşmet kapıya yöneldi.

- İyileşmeden önce fikrimi değiştirtme.

Odadaki gerginlik...

Behzat'ın kahkahasıyla biraz daha dağıldı.

Façalı Konağı'nın Salonu

Kadınlar sabah kahvaltısı için masanın etrafında oturuyordu.

Leyla'nın yüzü yorgundu.

Ama Teoman'ın sağ salim dönmesiyle içindeki büyük korku biraz olsun azalmıştı.

Emine, önündeki çaya dokunmadan pencereden dışarı bakıyordu.

Ömür ise sürekli merdivenlere bakıyordu.

Kapı açıldığında...

İlk olarak İlyas çıktı.

Ömür hemen ayağa kalktı.

- Toplantı bitti mi?

İlyas gülümsedi.

- Bitti.

- Nikâh erteleniyor mu?

- Hayır.

Ömür'ün yüzündeki kaygı dağıldı.

- Emin misin?

İlyas yanına gelip elini tuttu.

- Tarih değişmeyecek.

- Yer değişecek.

- Ama o da son gece belli olacak.

Ömür kaşını kaldırdı.

- Yine mi benden bir şey saklıyorsunuz?

İlyas başını iki yana salladı.

- Ben de bilmiyorum.

- Damatsın.

- Ben de aynı şeyi söyledim.

Ömür hafifçe güldü.

- Hızır abi sana güvenmiyor galiba.

- Bana güveniyor. Ağzıma güvenmiyor.

Behzat merdivenlerden inerken konuşmaya katıldı:

- Haklı.

İlyas arkasını döndü.

- Sen hâlâ ayakta mısın?

Behzat kaşlarını çattı.

- Hepiniz aynı cümleyi mi ezberlediniz?

Ömür hemen ağabeyinin yanına geçti.

- Odana çıkman gerekiyordu.

- Yeni indim.

- Toplantıdan geliyorsun.

- O da alt kattaydı.

Emine hafifçe gülümsedi.

- Behzat...Bu kez dinlen.

Behzat ona baktı.

- Yenge sen de mi?

Salondaki herkes bir an sustu.

Haşmet tam o sırada kapıdan çıkmıştı.

Behzat onun bakışını fark etti.

- Dilim alıştı abi.

Emine gülümseyerek Haşmet'e baktı.

- Ben rahatsız olmadım.

Haşmet'in yüzündeki sertlik yumuşadı.

- Ben de olmadım.

Behzat zafer kazanmış gibi arkasına yaslandı.

- Güzel. Bir meseleyi daha çözdük.

Teoman da salona girdiğinde Leyla hemen ayağa kalktı.

Onun yüzünü inceledi.

- İyi misin?

Teoman yanına geldi.

- İyiyim.

Leyla elini tuttu.

- Gölge gerçekten kaçtı mı?

Teoman'ın yüzündeki rahatlık biraz azaldı.

- Kaçtı. Ama adamlarından bazıları elimizde.

- Konuşurlar mı?

- Konuşmak zorunda kalacaklar.

Leyla birkaç saniye sessiz kaldı.

Sonra Teoman'ın sağ eline baktı.

Teoman bunu fark etti.

Elini ceketinin cebine koydu.

Leyla'nın gözlerinde hafif bir tebessüm oluştu.

İşaret...

Her şeyin yolunda olduğunu söylüyordu.

Teoman ona doğru biraz eğildi.

- Bu kez oyun değil.

Leyla sessizce cevap verdi:

- Biliyorum.

- Yine de görmeyi seviyorum.

Teoman elini cebinden çıkarıp onun elini tuttu.

- Bundan sonra sana anlatacağım.

- Her şeyi mi?

Teoman kısa bir nefes aldı.

- Bildiğin zaman seni tehlikeye sokmayacak her şeyi.

Leyla kaşını kaldırdı.

- Yine karar veren sensin yani.

Teoman gülümsedi.

- Öğreniyorum.

- Biraz yavaş.

- Ama öğreniyorum.

Leyla'nın yüzündeki sertlik yumuşadı.

- Şimdilik kabul.

Kahvaltı Masası

Herkes masaya oturduğunda...

Uzun zamandır ilk kez aynı sofrada korkudan çok yorgunluk vardı.

Hasan Amca çayları dolduruyor...

Mutfaktan sıcak ekmek kokusu geliyordu.

Haşmet, Emine'nin sandalyesini kendine biraz daha yaklaştırdı.

Behzat bunu fark etti.

- Abi...

Haşmet başını çevirmedi.

- Ne?

- Hiç. İnsan değişince güzel oluyormuş.

Haşmet ekmeğinden bir parça kopardı.

- Senin de değişmen lazım.

Behzat hemen cevap verdi:

- Ben mükemmelim.

İlyas kahkaha attı.

- Omzundan kurşun yemiş hâlin buysa...Mükemmel hâlini görmek istemem.

Ömür ona hafifçe vurdu.

- Dalga geçme.

Behzat İlyas'a bakarak gülümsedi.

- Bırak.

- Kurşunun parasını böyle çıkarıyor.

Hızır çayını masaya bırakırken konuştu:

- Bu mesele artık şaka olmayacak.

Masadaki hava yeniden ciddileşti.

Hızır devam etti:

- Sınırsızlar yalnızca dışarıdaki adamları değil. Masa'nın içinden birini de kullanıyor.

Teoman başını salladı.

- Selim Reis doğruladığına göre...
Toplantılarda konuşulan her şey onlara gidiyor.

Emine dikkatle sordu:

- Şüphelendiğiniz biri var mı?

Haşmet cevap verdi:

- Henüz yok.

- O zaman herkes şüpheli mi?

- Evet.

Ömür huzursuzca İlyas'a baktı.

- Nikâhta Masa'dan kimse olmayacak, değil mi?

İlyas başını salladı.

- Yalnızca aile.

Behzat hemen ekledi:

- Ben varım.

Ömür gülümsedi.

- Sen aileden sayılıyorsun zaten.

Behzat ciddiyetle cevap verdi:

- Ben organizasyon komitesiyim.

Haşmet ona baktı.

- Sen hiçbir şeyi organize etmiyorsun.

- Neden?

- Dinleneceksin.

Behzat sandalyeye daha fazla yaslandı.

- Nikâhta da mı?

Teoman konuştu:

- Nikâhta oturacaksın.

- Şahitlik yapacağım.

İlyas ile Ömür aynı anda ona baktı.

İlyas şaşkınlıkla sordu:

- Kim söyledi?

Behzat kendinden emin bir yüzle cevap verdi:

- Ben.

Ömür gülmeye başladı.

- Kendi kendine şahit mi oldun?

- Bu evliliğin asıl şahidi benim.

Hızır hafifçe gülümsedi.

- Haksız değil.

Teoman, kardeşine baktı.

- Şahitlik yapacaksın.

Behzat'ın yüzündeki gülümseme bir anda yumuşadı.

- Gerçekten mi?

Haşmet başını salladı.

- Bir şartla.

Behzat gözlerini kıstı.

- Ne şartı?

- Nikâhtan önce omzunu zorlamayacaksın. Silah taşımayacaksın. Güvenlik işine karışmayacaksın.

Behzat derin bir nefes aldı.

- Tamam.

İlyas kaşını kaldırdı.

- Bu kadar kolay kabul ettin.

Behzat Ömür'e baktı.

- Kardeşimin nikâhında şahit olacağım.
Birkaç gün uslu durabilirim.

Haşmet sakin bir sesle konuştu:

- Göreceğiz.

Bahçe

Kahvaltıdan sonra...

Hızır ile Teoman, güvenlik konuşmak için bahçeye çıktı.

Haşmet de birkaç dakika sonra yanlarına katıldı.

Kadınlar içeride kalmış...

İlyas, Ömür'le nikâh belgelerini kontrol ediyordu.

Behzat ise Hasan Amca'nın gözetiminde ilacını almak zorunda bırakılmıştı.

Hızır ağır adımlarla yürürken konuştu:

- Masa toplantısını biz istemeden önce onlar isteyecek.

Teoman başını salladı.

- Tersane baskını duyulmuştur.

Haşmet gözlerini bahçe duvarlarından ayırmadı.

- Köstebek kimse...Bizden önce kendini korumaya çalışacak.

Hızır sordu:

- Toplantıda ne yapacağız?

- Hiçbir şey bilmiyormuş gibi davranacağız.

Teoman kaşlarını çattı.

- Selim Reis'i ortaya çıkarmayacak mıyız?

Haşmet başını iki yana salladı.

- Hayır. Onun yaşadığını öğrenirlerse...
Yarım kalan işi tamamlamaya çalışırlar.

- Selim gizli kalacak.

Hızır tespihini çevirdi.

- Köstebeği nasıl bulacağız?

Haşmet kısa bir süre sustu.

Sonra sakin bir sesle konuştu:

- Üç farklı yalan söyleyeceğiz.

Teoman ona döndü.

- Nasıl?

- Masa üyelerini üç gruba ayıracağız.

- Her gruba operasyonla ilgili başka bir bilgi gidecek.

- Sınırsızlar hangi bilgiye göre hareket ederse...

Hainin hangi grupta olduğunu anlayacağız.

Hızır'ın yüzünde belli belirsiz bir tebessüm oluştu.

- Güzel.

Teoman başını salladı.

- Ama üyeleri gruplara ayırdığımız belli olmamalı.

- Olmayacak.

Haşmet kardeşine baktı.

- Bilgileri sen vereceksin.

Teoman kaşını kaldırdı.

- Neden ben?

- Çünkü Masa'da sana güvenmediklerini düşünüyorlar.

- Senin ağzından çıkan bilgi...
Onlara daha değerli gelir.

Teoman kısa bir nefes aldı.

- Güzel.

Hızır sordu:

- Üç bilgi ne olacak?

Haşmet bahçenin ortasında durdu.

- Birinci gruba...Murat'ın öldüğünü söyleyeceğiz.

- İkinci gruba...Murat'ın şehir dışına çıkarıldığını.

- Üçüncü gruba ise...Murat'ın Masa toplantısına getirileceğini.

Teoman hemen anladı.

- Murat'a hangi noktada saldırırlarsa...
Bilginin kimden çıktığını bulacağız.

Haşmet başını salladı.

- Evet.

Hızır'ın bakışları ağırlaştı.

- Ya doğrudan toplantıya saldırırlarsa?

Haşmet'in sesi soğudu.

- O zaman hain...
Masa'nın içinde çok daha güçlü bir yerde demektir.

Konağın İçinde

Emine, Leyla ve Ömür salondaki dağınıklığı topluyordu.

Aslında çalışanlar her şeyi yapabilirdi.

Ama üç kadın birlikte bir şeylerle uğraşmak istiyordu.

Leyla çiçekleri vazoya yerleştirirken konuştu:

- Teoman'ın gözü hâlâ kapıda.

Emine gülümsedi.

- Haşmet de konuşurken sürekli bahçeye bakıyor.

Ömür elindeki dosyayı kapattı.

- İlyas da her beş dakikada bir telefonunu kontrol ediyor.

Leyla derin bir nefes aldı.

- Biz bu hayata gerçekten alışabilecek miyiz?

Emine cevap vermeden önce düşündü.

- Alışmak istemiyorum.

Ömür şaşırdı.

- Neden?

- Çünkü alışınca...
Korku normalleşir. Silah sesi...
Gece gelen telefonlar...Beklemek...Hepsi hayatın sıradan parçası olur.

Leyla sessizce başını salladı.

- Ama onlardan vazgeçemeyiz.

Emine yüzüğüne baktı.

- Vazgeçmeyeceğiz. Sadece onların hayatına girip susan kadınlar da olmayacağız.

Ömür hafifçe gülümsedi.

- Zaten sen susmazsın.

Emine ona baktı.

- Sen de.

Leyla da masaya yaklaştı.

- Teoman dün bana her şeyi anlatacağına söz verdi. Ya Haşmet?

Emine kaşını kaldırdı.

- Bildiğim zaman beni tehlikeye atmayacak şeyleri anlatacakmış.

Leyla istemeden güldü.

- Aynı cümleyi Teoman da söyledi.

Ömür başını iki yana salladı.

- Gerçekten kardeşler.

Emine yüzünde kararlı bir ifadeyle konuştu:

- Onlar bize ne kadar anlatırsa anlatsın...

Biz de kendi güvenliğimizi öğreneceğiz.

Leyla merakla baktı.

- Nasıl?

- Silah kullanmayı biliyoruz.

- Ama takipten kurtulmayı...

Bir cihazı fark etmeyi...

Biri bizi izliyorsa nasıl davranacağımızı daha iyi öğrenmeliyiz.

Ömür başını salladı.

- Kulüpte güvenli bir alan var.

- Haşmet abinin adamlarından biri eğitim verebilir.

Leyla gülümsedi.

- Ağabeylere söyleyecek miyiz?

Emine'nin yüzünde küçük bir tebessüm oluştu.

- Söyleyeceğiz.

- Ama izin istemeyeceğiz.

Üç kadın birbirlerine baktılar.

Aynı anda gülümsediler.

Façalı ve Çakırbeyli erkekleri...

Kadınları korumak için yeni planlar kurarken...

Kadınlar da kendilerini ve sevdikleri adamları korumayı öğrenmeye karar vermişti.

Akşamüstü

Behzat odasında dinlenirken...

Kapı hafifçe çalındı.

- Gir.

İçeri Teoman girdi.

Elinde birkaç çizim vardı.

Behzat doğrulmaya çalıştı.

- Abi?

Teoman yatağın kenarındaki sandalyeye oturdu.

Çizimleri önüne bıraktı.

- Bak.

Behzat kâğıtları eline aldı.

İlk çizimde büyük bir at ahırı vardı.

İkinci çizimde çocuklar için eğitim alanı...

Üçüncüde küçük ama geniş bahçeli bir ev...

Behzat'ın yüzündeki ifade değişti.

- Bunlar ne?

Teoman sakin bir sesle cevap verdi:

- Senin evin.

Behzat ona baktı.

- Ciddi misin?

- Kulübün yanındaki araziyi aldık. Haşmet'le sabah konuştuk.Ahırlar büyüyecek. Yaralı atlar için ayrı bölüm yapılacak. Çocuklar için de kapalı eğitim alanı.

Behzat çizimlere yeniden baktı.

Parmakları evin planı üzerinde durdu.

- Bu kadar büyük olmasına gerek yok.

Teoman hafifçe gülümsedi.

- Ailen kalabalık.

- Hepimiz geliriz.

Behzat'ın gözleri doldu.

Hemen başını eğdi.

- Teoman abi...

- Efendim?

- Sen gerçekten bunu istiyor muydun?

Teoman kardeşine uzun süre baktı.

- Ailemizin yalnızca korkuyla anılmasını istemiyorum.

- İnsanlar Façalı ismini duyduğunda...
Silahı da bilsinler.Ama bir çocuğun ilk kez ata bindiği günü de. Yaralı bir hayvanın burada iyileştiğini de. Sen bunu yapabilirsin.

Behzat'ın sesi titredi.

- Sen de yapacaksın.

Teoman elini kardeşinin sağlam omzuna koydu.

- Birlikte.

Behzat çizimlere bakmaya devam etti.

- Evleriniz de yakın olacak mı?

Teoman başını salladı.

- Senin bir tarafında Haşmet'in evi.
Diğer tarafında benimki.

Behzat hafifçe güldü.

- Ömür de on dakika uzakta.

- Haşmet'e göre çok uzak.

İkisi birlikte gülümsedi.

Sonra Behzat'ın yüzü ciddileşti.

- Abi...

- Ne?

- Gölge sana ne söyledi?

Teoman bir an sustu.

Behzat gözlerini ondan ayırmadı.

- Duydum.

- Leyla'nın mezarıyla ilgili bir şey söylemiş.

Teoman'ın yüzündeki sıcaklık kayboldu.

- Korkutmak için söyledi.

- Sen inanıyor musun?

Teoman hemen cevap vermedi.

Pencereye döndü.

- Hayır.

Behzat ağabeyini çok iyi tanıyordu.

- Yalan söylüyorsun.

Teoman başını ona çevirdi.

- Geleceği göremez.

- Ama o cümle aklından çıkmıyor.

Teoman derin bir nefes aldı.

- Leyla'yı dün kaybettiğimi sandım.

- Sonra o adam...

Mezardan söz etti.

Behzat çizimleri kenara bıraktı.

- Abi...

Korkunla geleceği birbirine karıştırma.

Teoman sessizce dinledi.

- Sınırsızlar ne yaptığını biliyor.

- Seni öldürmek için önce aklının içine giriyor.

- Sen her Leyla'ya baktığında mezar düşünürsen...

Onu bugünden kaybetmeye başlarsın.

Teoman'ın bakışları ağırlaştı.

Behzat devam etti:

- O burada.

- Seni seviyor.

- Seninle hayat kurmak istiyor.

- Düşman daha dokunmadan...

Korkunuzu hayatınızın ortasına koymayın.

Teoman birkaç saniye kardeşine baktı.

Sonra yavaşça başını salladı.

- Haklısın.

Behzat gülümsedi.

- Bunu kayda alalım.

- Bugün herkes bana hak veriyor.

Teoman hafifçe güldü.

- Fazla konuşma.

- Omzun ağrır.

Behzat başını iki yana salladı.

- Siz Haşmet abiyle gerçekten aynısınız.

Kütüphane

Haşmet çalışma masasının başında oturmuş...

Murat'ın verdiği bilgileri inceliyordu.

Kapı açıldı.

Emine içeri girdi.

Elinde iki fincan kahve vardı.

Birini Haşmet'in önüne bıraktı.

- Şekersiz.

Haşmet fincana baktı.

- Biliyorum.

Emine karşısına oturdu.

- Konuşmamız gerekiyor.

Haşmet dosyayı kapattı.

- Dinliyorum.

Emine hiç dolaştırmadan söyledi:

- Biz eğitim alacağız.

Haşmet kaşını kaldırdı.

- Ne eğitimi?

- Takipten kurtulma. Dinleme cihazı fark etme. Yakın savunma. Gerekirse silah.

Haşmet'in yüzü bir anda ciddileşti.

- Hayır.

Emine arkasına yaslandı.

- Fikrini sormadım.

Haşmet birkaç saniye ona baktı.

- Tehlikeli olabilir.

- Bilmemek daha tehlikeli.

- Adamlarım yanınızda olacak.

- Her zaman olmadılar.

Haşmet cevap veremedi.

Emine devam etti:

- Beni otoparkta yalnız bıraktığında...

Plan gereğiydi.

- Leyla çiftlikten çıktığında...
Korumalar bağlantıyı kaybetti.

- Ömür kulüpte her gün onlarca insanla karşılaşıyor.

- Biz zaten bu hayatın içindeyiz.

- Bizi dışarıda tutarak koruyamazsınız.

Haşmet parmaklarını masanın üzerinde birleştirdi.

- Kimler eğitim alacak?

- Ben.

- Leyla.

- Ömür.

Haşmet kısa bir nefes aldı.

- Hızır biliyor mu?

- Henüz değil.

- Teoman?

- O da bilmiyor.

Haşmet'in dudaklarında istemsiz bir tebessüm oluştu.

- Üçünüz karar verdiniz.

- Evet.

- Sonra bize söylüyorsunuz.

- Evet.

- İzin istemiyorsunuz.

Emine gülümsedi.

- Öğreniyorsun.

Haşmet başını iki yana salladı.

- Eğitimi benim adamlarım verecek.

Emine şaşırdı.

- Kabul ettin mi?

- Engel olamayacağımı biliyorum.

- Doğru.

- O zaman kontrolüm altında olsun.

Emine kaşını kaldırdı.

- Kontrolün altında değil.
Bilgin dâhilinde.

Haşmet birkaç saniye onu izledi.

Sonra hafifçe gülümsedi.

- Peki.

Emine'nin yüzünde zafer dolu bir ifade oluştu.

- Bu kadar kolay olacağını bilmiyordum.

- Kolay olmadı. Sadece haklısın.

Emine kahvesinden bir yudum aldı.

- Bugün ikinci kez biri bana hak verdi.

Haşmet gözlerini kıstı.

- Kim?

- Kendim.

Haşmet istemeden güldü.

Emine de ona bakarak gülümsedi.

- Böyle daha güzelsin.

- Nasıl?

- Güldüğünde.

Haşmet yüzündeki tebessümü saklamadı.

- Senin yanında oluyor.

Emine elini masanın üzerine koydu.

Haşmet de elini onun elinin üzerine bıraktı.

- Nikâhtan sonra...

Hızır'la bizim tarihimizi konuşalım.

Emine'nin gözleri yumuşadı.

- Acele mi ediyorsun?

- Aylarca sustum.
Şimdi beklemek istemiyorum.

- Büyük düğün mü?

Haşmet başını iki yana salladı.

- Hayır.

- Aile arasında nikâh.

- Sonra ev.

Emine hafifçe gülümsedi.

- Behzat'ın yanına mı?

- Evet.

- Teoman da yakın olacak.

- Ömür de.

Emine parmaklarını onunkilere kenetledi.

- Demek gerçekten bütün aile yan yana yaşayacak.

Haşmet başını salladı.

- Ben başka türlü istemiyorum.

- Peki ya mahremiyet?

Haşmet kaşını kaldırdı.

- Behzat'ı evine sokmayız.

Kapının dışından Behzat'ın sesi geldi:

- Duydum!

Emine kahkaha attı.

Haşmet gözlerini kapatıp başını iki yana salladı.

Behzat kapıyı açıp içeri baktı.

- Ben olmadan plan yapmayın.

Haşmet sertçe konuştu:

- Odana git.

Behzat gülümsedi.

- Aile düzeni kurulmuş.

- İçim rahat.

Kapıyı kapatıp uzaklaştı.

Emine gülmeye devam ederken...

Haşmet onun yüzüne baktı.

Bu kahkahanın...

Evinin içinde her gün duyulmasını istediğini fark etti.

Ve ilk kez...

Gelecek onun gözünde yalnızca yaklaşan bir savaş değil...

Kurulacak bir yuva gibi görünüyordu.

Gece

Konağın bütün ışıkları söndükten sonra...

Bahçedeki korumalar nöbet değiştiriyordu.

Çalışma odasında yalnızca Teoman ile Haşmet kalmıştı.

Masanın üzerinde Masa üyelerinin fotoğrafları vardı.

Haşmet fotoğrafları üç ayrı gruba ayırdı.

Teoman dikkatle baktı.

- Birinci grup...

Eski reisler.

- İkinci grup...

Sonradan katılanlar.

- Üçüncü grup...

Hızır'a en yakın görünenler.

Haşmet başını salladı.

- Köstebek en güvendiğimiz yerde olabilir.

Teoman bir fotoğrafı eline aldı.

- Ya Selim Reis yalan söylüyorsa?

- O ihtimal de var.

- O zaman bu plan bizi yanlış yere götürür.

Haşmet sakin bir sesle cevap verdi:

- Bu yüzden Selim'e de farklı bilgi vereceğiz.

Teoman kardeşine baktı.

- Dördüncü yalan.

- Evet.

- Ona ne söyleyeceğiz?

Haşmet parmağını haritadaki eski limana koydu.

- Murat'ın oraya taşınacağını.

Teoman başını salladı.

- Saldırı eski limana olursa...

Selim de şüpheli.

Haşmet gözlerini fotoğraflardan ayırmadı.

- Bu kez kimseyi dışarıda bırakmıyoruz.

- En yakınımızı bile.

Teoman sessizce kardeşini izledi.

- Bana da güvenmiyor musun?

Haşmet başını kaldırdı.

Bakışlarında en küçük bir tereddüt yoktu.

- Sana güvenmek...

Nefes almak gibi.

- Düşünmem bile.

Teoman'ın yüzündeki ifade yumuşadı.

Haşmet devam etti:

- Ama bu savaşta...

Bize güvenen herkesin çevresini de kontrol etmek zorundayız.

Teoman fotoğrafı masaya bıraktı.

- Yarın Masa toplantısı isteyelim.

- Hayır.

Haşmet başını iki yana salladı.

- Onların istemesini bekleyeceğiz.

- Ne kadar?

- Fazla değil.

Tam o anda...

Teoman'ın telefonu çaldı.

Ekranda Masa sekreterinin adı vardı.

İki kardeş birbirlerine baktı.

Teoman telefonu açtı.

- Dinliyorum.

Karşı taraftan resmî bir ses geldi:

- Yarın akşam Masa toplantısı yapılacak.

- Bütün reislerin katılması zorunlu.

Teoman gözlerini Haşmet'ten ayırmadı.

- Konu?

- Galata tersanesinde yaşananlar.

- Ve Façalılar ile Çakırbeylilerin Masa'dan habersiz operasyon yapması.

Teoman'ın yüzünde soğuk bir tebessüm oluştu.

- Geliriz.

Telefon kapandı.

Haşmet arkasına yaslandı.

- Beklediğimizden hızlı oldu.

Teoman başını salladı.

- Korktular.

Haşmet fotoğrafları yeniden önüne çekti.

- Yarın...

Hain ilk kez bizimle aynı masada oturacak.

Teoman'ın bakışları sertleşti.

- Belki de yüzümüze bakıp...

Bizi suçlayacak.

Haşmet sakin bir sesle cevap verdi:

- Bırak konuşsun.

- İnsan en çok...

Kendini güvende sandığında hata yapar.

O gece...

Façalı Konağı'nın duvarları içinde gelecek kurulurken...

Masa'nın karanlık salonunda başka bir hesap hazırlanıyordu.

Bir tarafta evler...

Nikâhlar.
At kulübü...
Çocukların kahkahaları vardı.
Diğer tarafta ise...
Maskelerin ardına saklanan yüzler...
Satılmış sadakatler...
Ve henüz ismi bilinmeyen bir hain.
Masal devam ediyordu.
Ama artık herkes biliyordu:
En güzel sayfaların kenarında bile...
Karanlık parmak izleri vardı.

Комментарии

0 / 5000 символов
Пока нет комментариев. Будьте первым!