Озвучивание не поддерживается в этом браузере
27. BÖLÜM Gölgenin Yüzü
Güvenli evin duvarlarında...
Yakalanan adamın son sözleri hâlâ yankılanıyordu.
"Yarın gece... Eski Galata tersanesinde toplantı var."
"Bizim Gölge oraya gelecek."
Masanın üzerindeki tek lambanın solgun ışığında...
Haşmet...
Hızır...
Ve Behzat birbirlerine bakıyordu.

Aylar boyunca peşlerinde dolaştıkları düşmana ilk kez bu kadar yaklaşmışlardı.
Ama bu yakınlık...
Zafer anlamına gelmiyordu.
Bazen düşmana açılan ilk kapı...
İnsanı doğrudan mezara götürürdü.
Haşmet, sandalyedeki adamdan gözünü ayırmadan sordu:
- Adın ne?
Adam önce cevap vermedi.
Behzat hafifçe öne eğildi.
- Gölge değilsin. Sınırsız da değilsin. Annen sana bir isim verdi. Onu soruyoruz.
Adamın yüzünde uzun zamandır görülmeyen bir ifade belirdi.
Sanki yıllar sonra ilk kez...
Birileri onu örgütün içindeki koduyla değil...
İnsan olarak görmüştü.
Dudaklarını güçlükle araladı.
- Murat.
Behzat başını salladı.
- Güzel.
- Şimdi konuşmaya Murat olarak devam edeceğiz.
Hızır dikkatle adamın yüzünü izliyordu.
- Toplantıya sen de gidecek miydin?
- Evet.
- Görevin neydi?
- Dış güvenlik.
- Gölge'yi gördün mü?
Murat başını iki yana salladı.
- Yüzünü değil.
- Her zaman maskeyle gelir.
Haşmet kaşlarını hafifçe çattı.
- Sesini tanır mısın?
- Evet.
- Değiştirici kullanıyor mu?
- Bazen.
- Yürüyüşü?
Murat ilk kez biraz düşündü.
- Sağ bacağını hafif sürüyor. Eski yara olabilir.
Behzat ağabeyine baktı.
Bu küçük ayrıntının Haşmet için ne kadar değerli olduğunu biliyordu.
Haşmet devam etti:
- Toplantının amacı ne?
Murat'ın yüzü yeniden gerildi.
- Yeni hedefleri belirlemek.
Hızır'ın sesi sertleşti.
- Kimler?
Murat gözlerini masaya indirdi.
- Siz. Hepiniz.
Behzat'ın yüzündeki hafif tebessüm kayboldu.
- İsim ver.
Murat cevap vermek istemedi.
Haşmet'in sesi değişmedi.
Ama odanın içindeki hava ağırlaştı.
- İsimleri zaten biliyoruz. Senden sadece doğruyu duymak istiyorum.
Murat yavaşça konuştu:
- Teoman Façalı.
- Leyla Çakırbeyli.
- Haşmet Façalı.
- Emine Çakırbeyli.
- İlyas Çakırbeyli.
- Ömür Façalı.
Bir an durdu.
Sonra Behzat'a baktı.
- Ve sen.
Behzat kaşını kaldırdı.
- Ben listenin sonunda mıyım?
Murat'ın yüzünde acı bir ifade oluştu.
- Hayır. Sen...Hepsinin ortasındasın.
Odadaki sessizlik daha da derinleşti.
Hızır sordu:
- Ne demek bu?
Murat, Behzat'tan gözünü ayırmadan cevap verdi:
- Onlara göre sen köprüsün. İlyas'la Ömür'ü sen birleştirdin. İki aileyi sen yakınlaştırdın. Ağabeylerinin arasındaki bağı sen ayakta tutuyorsun. Seni öldürürlerse...Herkesin birbirini suçlayacağını düşünüyorlar.
Behzat bir süre konuşmadı.
Sonra hafifçe gülümsedi.
- Beni fazla önemsemişler.
Haşmet hemen ona baktı.
- Az bile önemsemişler.
Behzat'ın gülümsemesi söndü.
Haşmet Murat'a döndü.
- Yarın gece oraya gittiğimizde...
Bizi beklediklerini bilecekler mi?
- Büyük ihtimalle.
- O zaman verdiğin bilgi neden gerçek olsun?
Murat acı bir nefes aldı.
- Çünkü toplantı gerçekten yapılacak. Ama size söylediğimi fark ederlerse...
Yeri değiştirirler.
Hızır saatine baktı.
- Ne kadar zamanımız var?
- Yirmi dört saatten az.
Haşmet ağır ağır doğruldu.
- Bu adam burada kalacak.
Kimseyle görüştürülmeyecek. Yerini yalnızca bu odadakiler bilecek.
Behzat hemen sordu:
- Teoman abi?
Haşmet başını salladı.
- Ona şimdi söyleyeceğiz.
İlyas da bilecek. Ama kadınlar...
Behzat kaşlarını çattı.
- Yine mi bilmeyecek?
Haşmet kardeşine baktı.
- Bu operasyonu bilmeleri gerekmiyor.
Behzat kısa bir süre sustu.
Sonra sakince konuştu:
- Emine'ye bunu sen anlatırsın artık.
Hızır istemsizce hafifçe güldü.
Haşmet bakışlarını ona çevirdi.
- Çok komik mi?
- Hayır.
- Sadece kız kardeşimi tanıyorum.
Behzat da ekledi:
- Biz de Haşmet abiyi tanıyoruz.
Haşmet ikisine sırayla baktı.
- Operasyona dönelim.
Façalı Konağı
Gece oldukça ilerlemişti.
Teoman hâlâ Leyla'nın kaldığı odanın karşısındaki koltukta oturuyordu.
Kapı yarı açıktı.
Leyla yatağın üzerinde uyuyakalmış...
Teoman ise gözünü ondan ayırmamıştı.
Telefonu sessizce titredi.
Ekranda Haşmet'in adı vardı.
Teoman hemen açtı.
- Ne oldu?
- Konuştu.
Teoman ayağa kalktı.
Koridora çıktı.
Kapıyı tamamen kapatmadı.
- Ne söyledi?
- Yarın gece Galata tersanesinde toplantı var. Gölge gelecekmiş.
Teoman'ın bakışları sertleşti.
- Leyla'yı alan adamların başındaki mi?
- Aynı hücre.
- Nereye geliyorum?
- Konağa. Şimdi.
Teoman kısa bir an Leyla'nın kapısına baktı.
- Onu yalnız bırakamam.
Haşmet birkaç saniye sustu.
- Bırakma.
- Sabah konuşuruz.
Teoman şaşırdı.
- Operasyon yarın gece değil mi?
- Evet.
- O zaman sabaha kadar vaktimiz var.
Teoman kardeşinin sesindeki anlamı fark etti.
Haşmet...
İlk kez bir operasyonu aileden daha öne koymuyordu.
- Tamam.
Telefon kapandı.
Teoman yeniden odaya girdi.
Leyla'nın üzerindeki battaniye hafifçe kaymıştı.
Sessizce düzeltti.
Tam geri çekilecekken...
Leyla gözlerini açtı.
- Kiminle konuştun?
Teoman durdu.
- Haşmet'le.
- Bir şey mi olmuş?
Teoman cevap vermekte tereddüt etti.
Leyla bunu hemen fark etti.
- Benden saklama.
Teoman yatağın kenarındaki sandalyeye oturdu.
- Yakalanan adam konuşmuş.
Leyla doğruldu.
- Ne söylemiş?
- Yarın gece Sınırsızlar'ın bir toplantısı varmış.
Leyla'nın yüzü ciddileşti.
- Gideceksiniz.
Bu bir soru değildi.
Teoman başını salladı.
- Evet.
Leyla ellerini birbirine kenetledi.
- Bu kez de beni evde tutacaksınız. Seni operasyona götüremem. Ben onu söylemiyorum.
Teoman sessizce bekledi.
Leyla devam etti:
- Bana gerçeği söyle.
- Nereye gittiğini...Kiminle olduğunu...
Ne zaman haber vereceğini bilmek istiyorum. Karanlıkta beklemek istemiyorum.
Teoman elini tuttu.
- Eski Galata tersanesi.
- Haşmet, Hızır, İlyas...
Ve ben.
Leyla hemen sordu:
- Behzat?
- Gelmeyecek.
- Emin misin?
Teoman'ın dudaklarında çok hafif bir tebessüm oluştu.
- Hayır.
Leyla da istemsizce güldü.
- Onu bağlamanız gerekebilir.
- Haşmet halleder.
Leyla yüzündeki gülümsemeyi kaybetti.
- Teoman...
- Efendim?
- Bana söz ver.
- Ne sözü?
- Öfkenle hareket etmeyeceksin.
Teoman gözlerini ondan ayırdı.
Leyla elini daha sıkı tuttu.
- Beni aldılar diye aklını kaybettiğini gördüm.Yarın aynı adamı görürsen...
Kendini unutma.
Teoman yeniden ona baktı.
- Ona hesap sormayacağımı mı istiyorsun?
- Sor. Ama geri dönecek şekilde sor.
Teoman birkaç saniye sessiz kaldı.
Sonra başını salladı.
- Geri döneceğim.
Leyla'nın gözleri doldu.
- Bu söz yeter.
Teoman elini dudaklarına götürüp öptü.

- Sen de sabaha kadar burada kalacaksın.
- Emir mi?
- Rica etmeye çalışıyorum.
Leyla hafifçe gülümsedi.
- Kabul edildi.
Façalı Konağı - Behzat'ın Odası
Sabah...
Behzat yatağında olması gerekirken dolabının önünde durmuştu.
Tek eliyle siyah gömleğinin düğmelerini iliklemeye çalışıyordu.
Kapı açıldı.
İlyas içeri girdi.
Bir süre onu sessizce izledi.
- Ne yapıyorsun?
Behzat arkasını dönmeden cevap verdi:
- Giyiniyorum.
- Nereye?
- Kulübe.
İlyas kapıyı kapattı.
- Yalan.
Behzat son düğmeyle uğraşmaya devam etti.
- Sabah sabah beni sorgulamaya mı geldin?
İlyas yanına gidip elini çekti.
- Ver.
- Dokunma.
- Yine yanlış deliğe geçirdin.
Behzat gömleğine baktı.
Gerçekten de iki düğme kaymıştı.
İlyas düzeltmeye başladı.
- Operasyonu öğrendin mi?
Behzat'ın yüzü değişmedi.
- Ne operasyonu?
İlyas durdu.
- Beni aptal yerine koyma.
Behzat iç çekti.
- Murat'ın söylediğini duydum.
- Nereden?
- Kapılar ince.
İlyas kaşlarını çattı.
- Güvenli evin kapısı mı?
Behzat hafifçe gülümsedi.
- Benim adamlarım da var kanka.
İlyas düğmeleri bitirip karşısına geçti.
- Gelmiyorsun.
- Haşmet abi mi gönderdi seni?
- Hayır. Kendim geldim.
Behzat yatağın kenarına oturdu.
- Ben bu ailenin erkeğiyim. Siz giderken evde oturamam.
İlyas onun karşısına çömeldi.
- Omzuna daha yeni kurşun geldi.
- Geçti.
- Geçmedi.
- Kolunu hâlâ tam kaldıramıyorsun.
Behzat yüzünü başka tarafa çevirdi.
İlyas devam etti:
- Sen benim için vuruldun.
- Şimdi sıra bende. Seni korumama izin vereceksin.
Behzat ona baktı.
- Ben korunacak adam değilim.
- Ben de değildim.
İlyas'ın sesi ağırlaştı.
- Ama sen önüme atladın.
- Şimdi benim de önünde durmama izin ver.
Behzat birkaç saniye sessiz kaldı.
İlyas'ın gözlerinde şaka yoktu.
- Gelmeyeceksin.
- Ömür'ün yanında kalacaksın.
- Emine ile Leyla da burada olacak.
- Hızır abi kendi adamlarını bırakacak.
Behzat başını iki yana salladı.
- Siz hepiniz gidiyorsunuz. Birilerinin burada kalması gerekiyor.
İlyas elini sağlam omzuna koydu.
- O kişi sensin.
Behzat acı bir tebessümle konuştu:
- Beni kadınlarla evde bırakıyorsunuz yani.
Kapının dışından Ömür'ün sesi geldi:
- Kadınlarla kalmak sana ağır mı geliyor?
Behzat ile İlyas aynı anda kapıya baktı.
Ömür içeri girdi.
Arkasından Emine ve Leyla da görünüyordu.
Behzat gözlerini kapattı.
- Hepiniz dinliyordunuz.
Emine sakin bir sesle cevap verdi:
- Kapıyı kapatmadınız.
Leyla kollarını göğsünde birleştirdi.
- Hem biz korunmaya muhtaç değiliz.
Behzat hemen karşılık verdi:
- Ben onu demedim.
Ömür ağabeyinin önüne geçti.
- Bu gece burada kalacaksın.
- Siz de mi başladınız?
- Evet.
Behzat İlyas'a baktı.
- Kanka...
Sen bunlara ne yaptın?
İlyas gülümsedi.
- Ben hiçbir şey yapmadım.
Seni seviyorlar.
Behzat üç kadına sırayla baktı.
Sonunda yenilgiyi kabul eder gibi arkasına yaslandı.
- Tamam.
Ömür kaşını kaldırdı.
- Gerçekten mi?
- Gerçekten.
Leyla şüpheyle sordu:
- Bize oyun yapmıyorsun?
Behzat ciddi bir yüzle cevap verdi:
- Söz verdim.
Emine hemen ekledi:
- Haşmet'e verdiğin söz gibi mi?
Behzat birkaç saniye sustu.
- Siz çok detay hatırlıyorsunuz.
Ömür yatağın yanına oturdu.
- Bu gece hepimiz burada olacağız. Sen de bizimle.
Behzat başını salladı.
- Tamam.
Sonra İlyas'a döndü.
- Ama sizden iki saatte bir haber istiyorum.
- Veririm.
- Yarım saatte bir.
- Behzat...
- Bir saatte anlaşalım.
İlyas elini uzattı.
- Tamam.
Behzat elini sıktı.
- Ve geri dön.
İlyas'ın yüzündeki tebessüm azaldı.
- Dönerim.
Behzat gözlerinin içine baktı.
- Ömür için değil.
Benim için de.
İlyas sağlam omzuna dikkatlice sarıldı.
- Senin için de.
Operasyon Gecesi
Saat gece yarısını geçmişti.
Galata'nın eski sanayi bölgesi...
Yıllar önce terk edilmiş tersaneler...
Paslanmış vinçler...
Kırık camlar...
Ve denizin üzerine çöken ağır sis...
Operasyon için kusursuz bir karanlık oluşturuyordu.
Façalı ve Çakırbeyli adamları bölgeye açık bir konvoyla gelmedi.
Ekipler küçük gruplar hâlinde...
Farklı yollardan...
Farklı saatlerde yerlerine yerleşmişti.
Haşmet, terk edilmiş bir depo çatısından tersaneyi izliyordu.
Yanında Teoman vardı.
Hızır ile İlyas ise güney girişindeki konteynerlerin arasında bekliyordu.
Murat...
Kurşun geçirmez yelek giydirilmiş hâlde, Haşmet'in iki adamının gözetimindeydi.
Toplantı alanının krokisini masaya sermişti.
- Ana bina burada.
- Gölge üst kattaki ofise girer.
Haşmet dürbünden gözünü ayırmadan sordu:
- Kaç çıkış var?
- Üç.
- Deniz tarafındaki?
- Tekneler için.
Teoman kaşlarını çattı.
- Kaçmak için kullanabilirler.
Murat başını salladı.
- Muhtemelen orada iki sürat teknesi vardır.
Haşmet telsize uzandı.
- Deniz ekibi...
Kuzey iskelesine yaklaşın.
- Motorları çalıştırmayın.
Kulaklıktan cevap geldi:
- Anlaşıldı Reis.
Teoman tersanenin üst katındaki ışığa baktı.
- Kaç kişiler?
Murat karanlık pencereleri saydı.
- Dışarıda gördüğünüzden fazla.
- Bazıları çalışan gibi görünür. Hepsi silahlıdır.
Haşmet kısa bir nefes aldı.
- Gölge içeri girmeden kimse hareket etmeyecek.
Teoman başını ona çevirdi.
- Leyla'yı alan adam oradaysa...
Haşmet kardeşinin gözlerinin içine baktı.
- Verdiğin sözü hatırla.
Teoman cevap vermedi.
Sağ elini ceketinin cebine koydu.
Leyla'nın işaretini...
Sanki o oradaymış gibi kullandı.
Sonra yavaşça başını salladı.
- Hatırlıyorum.
Façalı Konağı
Aynı saatlerde...
Salonda bütün ışıklar yanıyordu.
Behzat koltuğunda oturuyor...
Bir eliyle telefonunu tutuyor...
Diğer eliyle omzundaki ağrıyı bastırmaya çalışıyordu.
Ömür pencerenin önünde duruyordu.
Emine masadaki çaylara dokunmamıştı.
Leyla ise Teoman'ın son mesajını tekrar tekrar okuyordu.
"Yerimize ulaştık. İyiyim."
Aradan kırk dakika geçmişti.
Yeni mesaj gelmemişti.
Behzat saate baktı.
- Daha yirmi dakika var.
Leyla ona döndü.
- Neye?
- İlyas bir saatte bir haber verecek.
Ömür hemen sordu:
- Söz verdi mi?
- Evet.
Emine Behzat'ın yüzüne baktı.
- Sen de en az bizim kadar korkuyorsun.
Behzat telefonunu masaya bıraktı.
- Daha çok.
Ömür yanına oturdu.
- O zaman neden sakin görünüyorsun?
Behzat hafifçe gülümsedi.
- Haşmet abiden öğrendim.
Emine başını iki yana salladı.
- İçinde fırtına koparken taş gibi durmayı mı?
- Evet.
- İyi bir şey değil.
Behzat birkaç saniye düşündü.
- Belki. Ama bazen herkes korkarken...
Birinin sakin görünmesi gerekir.
Leyla alçak sesle konuştu:
- Teoman da böyle yapıyor.
Emine yüzüğüne baktı.
- Haşmet de.
Ömür Behzat'ın elini tuttu.
- Sen yapmak zorunda değilsin.
Behzat kız kardeşine baktı.
- Siz buradayken zorundayım.
Ömür başını onun sağlam omzuna yasladı.
- Biz de senin için buradayız.
Salonda yeniden sessizlik oluştu.
Dört insan...
Aynı kapıdan geri dönecek dört adamı bekliyordu.
Eski Galata Tersanesi
Saat tam ikiyi gösterdiğinde...
Siyah bir araç tersanenin ana kapısından içeri girdi.
Ardından iki araç daha...
Kapılar açıldı.
Yaklaşık on silahlı adam dışarı çıktı.
Hepsinin yüzü açıktı.
Ama hiçbiri aranan kişi değildi.
Son araçtan...
Uzun siyah palto giymiş...
Yüzünde mat siyah bir maske bulunan biri indi.
Sağ ayağı normal basıyor...
Sol bacağını çok hafif sürüyordu.
Murat fısıldadı:
- O.
Haşmet'in bakışları keskinleşti.
- Emin misin?
- Yürüyüşünden.
Teoman dürbünü aldı.
Maskeli adam ağır adımlarla ana binaya doğru ilerliyordu.
Tam kapıdan girecekken...
Bir an durdu.
Başını Haşmet ile Teoman'ın saklandığı çatıya doğru çevirdi.
Teoman nefesini tuttu.
- Bizi gördü mü?
Haşmet kıpırdamadı.
- Hayır.
Maskeli adam birkaç saniye karanlığa baktı.
Sonra içeri girdi.
Haşmet telsize konuştu:
- Birinci ekip hazır. İkinci ekip kuzey kapısına. Deniz ekibi tekneleri kontrol etsin.
Hızır'ın sesi geldi:
- Biz hazırız.
İlyas da konuştu:
- Güney tarafı kapalı.
Haşmet gözünü binadan ayırmadı.
- Kimse ateş etmeyecek.
- Önce Gölge'yi canlı alacağız.
Teoman alçak bir sesle ekledi:
- Kaçmaya çalışırsa?
Haşmet ona baktı.
- Bacaklarından.
Murat huzursuzca konuştu:
- Bu kadar kolay olmayacak.
Haşmet sordu:
- Neyi biliyorsun?
Murat'ın yüzü soldu.
- Gölge bir yere girerken...
Çıkışını hazırlamadan girmez.
Tam o anda...
Ana binanın çatısındaki projektörler yandı.
Tersanenin tamamı beyaz ışığa boğuldu.
Hoparlörlerden boğuk bir alkış sesi yayıldı.
Tak... Tak... Tak...
Ardından değiştirilmiş bir erkek sesi duyuldu:
- Hoş geldiniz...
Façalılar...
Çakırbeyliler...
Haşmet'in yüzü taşlaştı.
Teoman silahını hazırladı.
Hızır ile İlyas siper aldı.
Ses devam etti:
- Aylarca beni aradınız.
- Şimdi kapıma kadar geldiniz.
Haşmet telsizin düğmesine bastı.
- Kendini göstermeye cesaretin varsa...
Maskeyi çıkar.
Hoparlörden hafif bir kahkaha duyuldu.
- Yüzümü görmeniz...
Beni tanıyacağınız anlamına gelmez.
- Ama bugün...
Size küçük bir hediye vereceğim.
Teoman kaşlarını çattı.
- Ne hediyesi lan?
Bir anda tersanenin yan tarafındaki büyük kapı açıldı.
İçeriden elleri bağlı üç adam çıkarıldı.
Façalıların liman görevlilerinden biri...
Çakırbeylilerin eski muhbirlerinden biri...
Ve daha önce aylarca kayıp olduğu düşünülen Masa üyesi Selim Reis...
Hızır'ın sesi telsizden geldi:
- Selim...
Murat şaşkınlıkla fısıldadı:
- Onu öldürdüklerini sanıyorduk.
Hoparlördeki ses devam etti:
- Üç kişiden yalnızca biri...
Bu gece sağ çıkacak.
Teoman öfkeyle konuştu:
- Şerefsiz.
Haşmet gözünü adamlardan ayırmadı.
- Ne istiyorsun?
- Seçmenizi.
- Façalı kendi adamını mı kurtaracak?
- Çakırbeyli muhbirini mi?
- Yoksa Masa...
Kendi reisini mi?
Hızır telsize sertçe konuştu:
- Kimse seçim yapmayacak.
Hoparlörden kahkaha yükseldi.
- Tam da bunu bekliyordum.
Maskeli adam üst kattaki camın arkasında göründü.
Elinde küçük bir kumanda vardı.
- O zaman üçünü de kaybedersiniz.
Haşmet adamların ayaklarının altındaki zemine baktı.
İnce kablolar...
Sandalyelerin altında küçük patlayıcı düzenekleri vardı.
Teoman fısıldadı:
- Bomba.
Murat hızla konuştu:
- Kumandaya bağlı.
- Tetiği bırakırsa da patlayabilir.
Haşmet'in gözleri Gölge'nin eline kilitlendi.
- Keskin nişancı...
Atış var mı?
Kulaklıktan cevap geldi:
- Cam kurşun geçirmez Reis.
- Net açı yok.
Gölge devam etti:
- On saniyeniz var.
- Bir kişi seçin.
- On...
Teoman dişlerini sıktı.
- Binaya girelim.
Haşmet başını iki yana salladı.
- Patlatır.
- Dokuz...
Hızır telsizden konuştu:
- Deniz ekibi arka çıkışa girsin.
- Sekiz...
İlyas güney kapısındaki küçük elektrik kutusunu fark etti.
- Haşmet abi...Ana güç hattı sağ tarafta.
Haşmet gözlerini kutuya çevirdi.
- Kesersek?
Murat hemen cevap verdi:
- Kumanda yedek bataryalı olabilir.
- Yedi...
Behzat'ın sesi bir anda kulaklığa geldi.
- Bomba düzeneklerinin altına bakın.
Dört adam da irkildi.
Haşmet sertçe sordu:
- Sen frekansta ne arıyorsun?
Behzat konağın çalışma odasındaki yedek telsizi bulmuştu.
- Sonra kızarsın.
- Şimdi dinle.
- Altlarında basınç plakası var mı?
Haşmet dürbünü yakınlaştırdı.
- Var.
Behzat hızlı konuştu:
- O zaman kumanda sadece kapıları açıyor olabilir.
- Adamlar sandalyeden kalkınca patlar.
Murat şaşkınlıkla başını salladı.
- Doğru olabilir.
Gölge saymaya devam ediyordu:
- Altı...
Behzat'ın sesi geldi:
- Seçim yapıyor gibi görün.
- Birini serbest bıraktırsın.
- Adam kalkmadan önce düzeneğe ulaşın.
Haşmet anında karar verdi.
Hoparlöre doğru bağırdı:
- Selim Reis.
Hızır başını kaldırdı.
Teoman Haşmet'e baktı.
Gölge birkaç saniye sustu.
- Masa'yı mı seçtin?
Haşmet'in sesi soğuktu.
- Kendi adamımı feda edersem...Beni takip eden olmaz. Muhbiri seçersem...Hızır bana güvenmez.
- Selim yaşarsa...Masa ikimize de borçlanır.
Hoparlörden memnun bir kahkaha duyuldu.
- İşte beklediğim Haşmet Façalı.
Gölge kumandadaki bir düğmeye bastı.
Selim'in sandalyesinin arkasındaki kilit açıldı.
Ama Selim hareket etmedi.
Haşmet yüksek sesle bağırdı:
- Ayağa kalkma!
Gölge'nin başı bir anda cama döndü.
Aynı saniyede...
İlyas elektrik kutusuna ateş etti.
Pat!
Tersanenin yarısı karanlığa gömüldü.
Deniz ekibi arka kapıdan içeri girdi.
Hızır ile adamları güney tarafından ilerledi.
Teoman, Haşmet'le birlikte çatıdan aşağı indi.
Gölge kumandaya bastı.
Fakat hiçbir patlama olmadı.
Behzat telsizden bağırdı:
- Basınç plakaları hâlâ aktif!
- Sandalyeleri kaldırmayın!
Haşmet'in iki bomba uzmanı üç adama doğru koştu.
Sınırsızlar'ın adamları ateş açtı.
Tersane bir anda çatışmaya döndü.
Ratatatat!
Pat! Pat!
Teoman metal sütunun arkasından kontrollü şekilde ateş etti.
Haşmet sol koridordaki iki adamı etkisiz hâle getirdi.
Hızır bağırdı:
- Canlı bırakabildiğinizi bırakın!
İlyas konteynerin arkasına yuvarlandı.
Karşısındaki saldırganın silahını elinden vurdu.
Façalı ile Çakırbeyli adamları...
İlk kez aynı planın içinde kusursuz şekilde hareket ediyordu.
Gölge üst kattaki camın arkasından her şeyi izledi.
Sonra arkasını dönüp çıkışa yöneldi.
Teoman onu gördü.
- Kaçıyor!
Haşmet başını kaldırdı.
- Teoman, sağdan!
İki kardeş ayrı merdivenlerden üst kata çıktı.
Gölge uzun koridorun sonunda ilerliyordu.
Sol bacağını hafifçe sürüyor...
Ama beklenenden hızlı hareket ediyordu.
Teoman bağırdı:
- Dur!
Gölge dönmeden ateş etti.
Kurşun Teoman'ın omzunun hemen yanındaki duvara saplandı.
Haşmet diğer taraftan çıktı.
- Silahı bırak!
Gölge iki kardeşin arasında kalmıştı.
Bir an durdu.
Sonra yavaşça döndü.
Siyah maskesinin arkasındaki gözleri...
Buz gibi sakindi.
- İkinizi aynı yerde görmek...
Güzel.
Teoman silahını doğrudan göğsüne çevirdi.
- Leyla'yı sen mi aldın?
Gölge hafifçe başını yana eğdi.
- Ben emir verdim.
Teoman'ın parmağı tetiğe yaklaştı.
Haşmet hemen konuştu:
- Canlı lazım.
Teoman gözünü adamdan ayırmadı.
- Leyla'ya dokundun mu?
- Hayır.
- Ama korkusunu gördüm.
Teoman bir adım attı.
- Son kez konuşuyorsun.
Gölge hafifçe güldü.
- Senin hikâyenin sonunu da gördüm Teoman Façalı.
Teoman'ın yüzü sertleşti.
- Ne demek istiyorsun?
- Bir mezarın başında...
Sevdiğin kadına sarılmış bir adam.
- Kanı toprağa karışıyor.
Teoman'ın nefesi değişti.
Haşmet'in gözleri daraldı.
- Ne saçmalıyorsun?
Gölge cevap vermek yerine ceketinin içinden küçük bir metal küre çıkardı.
Haşmet hemen bağırdı:
- Yat!
Küre yere düştü.
Yoğun beyaz duman koridoru kapladı.
Teoman iki el ateş etti.
Pat! Pat!
Fakat hedef görünmüyordu.
Haşmet duvara yaslanıp dumanın dağılmasını bekledi.
Ayak sesleri metal merdivene yöneldi.
İki kardeş peşinden koştu.
Arka platforma ulaştıklarında...
Gölge deniz tarafındaki korkulukta duruyordu.
Aşağıda sürat teknesi bekliyordu.
Teoman silahını kaldırdı.
- Atlarsan vururum!
Gölge maskesini eliyle tuttu.
Bir an çıkaracakmış gibi yaptı.
Sonra yalnızca alt kısmını kaldırdı.
Dudaklarında ince bir yara izi görünüyordu.
- Bugün bir yüz gördünüz.
- Ama Gölge'yi değil.
Kendini aşağı bıraktı.
Tekneye düştüğü anda motor çalıştı.
Teoman ateş etti.
Kurşun teknenin arka kısmına isabet etti.
Haşmet de motor bölümüne sıktı.
Tekne kısa bir an sendeledi.
Fakat karanlığın içine doğru uzaklaşmaya devam etti.
Deniz ekibi peşine düştü.
Haşmet telsize bağırdı:
- Canlı istiyorum!
- Motoru vurun!
Dakikalar sonra cevap geldi:
- Reis...
Sis içinde ikinci tekneye geçti.
- İzini kaybettik.
Teoman yumruğunu korkuluğa vurdu.
- Kaçtı.
Haşmet denizin karanlığına baktı.
- Ama hücresi burada kaldı.
Teoman kardeşine döndü.
- Bana söylediği şeyi duydun.
- Seni öfkelendirmek istedi.
- Mezar...
- Leyla...
Haşmet elini omzuna koydu.
- Adam korkularını kullanıyor.
- Geleceği görmüyor.
Teoman başını salladı.
Ama Gölge'nin sözleri...
Zihninin içine çoktan yerleşmişti.
Tersanenin Ana Binası
Çatışma sona erdiğinde...
Sınırsızlar'ın on iki adamı ölmüş...
On sekizi yaralı olarak yakalanmıştı.
Bazıları ise arka tünellerden kaçmıştı.
Bomba uzmanları üç rehinenin altındaki düzenekleri etkisiz hâle getiriyordu.
Selim Reis serbest bırakıldığında ayakta durmakta zorlandı.
Hızır onu kolundan tuttu.
- Ne kadar zamandır buradasın?
Selim'in sesi güçsüzdü.
- Üç ay.
- Neden seni öldürmediler?
Selim gözlerini kapattı.
- Masa hakkında bildiklerim için.
Haşmet yanlarına geldi.
- Kim onlara bilgi veriyor?
Selim'in yüzü değişti.
- Masa'nın içinden biri.
Odadaki herkes sessizleşti.
Teoman sordu:
- Kim?
Selim başını iki yana salladı.
- Yüzünü görmedim.
- Ama toplantılarda konuşulan her şeyi biliyorlardı.
Hızır'ın gözleri sertleşti.
- Demek hâlâ içimizdeler.
Haşmet yakalanan adamlara baktı.
- Bu gece yalnızca bir hücreyi aldık.
İlyas başını salladı.
- Gölge kaçtı.
Teoman'ın sesi soğuktu.
- Ama yüzünde yara izi var.
Murat hemen konuştu:
- Dudaktan çeneye kadar mı?
Haşmet ona döndü.
- Tanıyor musun?
Murat'ın yüzü soldu.
- Eski Gölge.
- Ne demek eski?
- Ben örgüte ilk alındığımda...
Bu hücreyi başka biri yönetiyordu.
- Yüzünün alt kısmında aynı yara vardı.
- Sonra öldüğünü söylediler.
Hızır kaşlarını çattı.
- Demek ölmemiş.
Murat başını iki yana salladı.
- Ya da...
Maskeyi takan kişi onun yüzünü taklit ediyor.
Behzat'ın telsizden gelen sesi duyuldu:
- Size söylemiştim.
- Gölge makam.
- Adam değişse de işaretler aynı kalıyor olabilir.
Haşmet hemen sordu:
- Sen hâlâ dinliyor musun?
Behzat rahat bir sesle cevap verdi:
- Operasyon bitti sayılır.
- Hayır.
- Eve dönene kadar bitmedi.
Behzat kısa bir sessizlikten sonra konuştu:
- Hepiniz iyi misiniz?
İlyas cevap verdi:
- İyiyiz kanka.
Behzat'ın nefesi rahatladı.
- Güzel.
- Ömür burada volta atmaktan zemini aşındırdı.
Arka plandan Ömür'ün sesi geldi:
- Behzat!
İlyas istemsizce güldü.
Haşmet'in yüzündeki sertlik de bir an yumuşadı.
- Dönüyoruz.
Behzat hemen sordu:
- Gölge?
Haşmet denize açılan kapıya baktı.
- Kaçtı.
- Hücre?
- Bir kısmı elimizde.
Behzat'ın sesi ciddileşti.
- O zaman bitmedi.
Haşmet başını salladı.
- Daha yeni başladı.
Façalı Konağı
Sabahın ilk ışıkları doğarken...
Konağın kapıları açıldı.
Araçlar bahçeye girdi.
Ömür, Emine ve Leyla kapının önünde bekliyordu.
Behzat da onların birkaç adım arkasında durmuştu.
Haşmet araçtan iner inmez Emine ona doğru yürüdü.
Yüzünü...
Omuzlarını...
Ellerini kontrol etti.
- Yaralandın mı?
Haşmet başını iki yana salladı.
- Hayır.
Emine derin bir nefes aldı.
Sonra hiç kimseyi umursamadan ona sarıldı.

Haşmet kollarını etrafına kapattı.
- Döndüm.
Emine başını göğsüne yasladı.
- Geç kaldın.
- Gölge kaçtı.
- Umurumda değil.
Haşmet şaşırdı.
Emine başını kaldırdı.
- Sen döndün. Şimdilik bana yeter.
Haşmet alnını öptü.
- Bana da.
Ömür, İlyas'ı görünce koşarak yanına gitti.
İlyas kollarını açtı.
Ömür ona sarıldıktan sonra hemen geri çekildi.
- İyi misin?
- İyiyim.
- Emin misin?
- Eminim.
Ömür ceketinin üzerindeki tozu silkeledi.
- Neden haber vermedin?
İlyas saate baktı.
- Bir saat dolmadan çatışma başladı.
Behzat birkaç adım geriden konuştu:
- Ben haber aldım.
Ömür hemen ağabeyine döndü.
- Sen bana neden söylemedin?
Behzat masum bir yüzle cevap verdi:
- Seni sakin tutmak için.
- Seni de mi Haşmet abi eğitti?
İlyas gülmeye başladı.
Ömür yeniden ona döndü.
- Sen gülme.
- Nikâhtan sonra telefonuna takip cihazı takacağım.
İlyas elini tuttu.
- Sen istersen kendimi de sana teslim ederim.
Ömür'ün yüzündeki öfke dayanamadı.
Gülümsemeye dönüştü.
- Zaten ettin.

Leyla, Teoman'ın aracından inişini sessizce bekledi.
Teoman kapıyı kapattı.
Gözleri doğrudan onu buldu.
Birkaç saniye...
İkisi de yerinden kıpırdamadı.
Sonra Leyla ona doğru yürüdü.
Teoman da bir adım attı.
Leyla yanına ulaşınca hiçbir şey sormadan sarıldı.
Teoman kollarını etrafında sıktı.
Yüzünü saçlarına gömdü.
Gölge'nin söylediği söz...
Hâlâ zihnindeydi.
"Bir mezarın başında..."
Leyla onun normalden daha sıkı sarıldığını fark etti.
- Bir şey oldu.
Teoman hemen cevap vermedi.
Leyla başını kaldırdı.
- Bana bak.
Teoman gözlerini ondan kaçırmadı.
- Gölge...
Bir şey söyledi.
- Ne?
Teoman birkaç saniye tereddüt etti.
Sonra verdiği sözü hatırladı.
Gerçeği saklamadı.
- Senin mezarına sarılmış hâlde öleceğimi söyledi.
Leyla'nın yüzündeki renk çekildi.
Ama korkusunu büyütmedi.
Elini Teoman'ın yanağına koydu.
- O senin korkunu söyledi.Geleceğini değil.
Teoman'ın sesi kısıktı.
- Ya biliyorsa?
- Bilemez.Teoman...
Leyla iki eliyle yüzünü tuttu.
- Biz daha evlenmedik. Birlikte atlara bakmadık. Gezmedik. Kavga edip barışmadık. Yaşlanmadık.
Gözleri dolmasına rağmen gülümsedi.
- Bizim daha yaşayacak çok şeyimiz var.
Teoman alnını onun alnına yasladı.
- Sana bir şey olmasından korkuyorum.
- Ben de sana.
- Ama korkuyla yaşarsak...
Gölge bizi öldürmeden kazanır.
Teoman gözlerini kapattı.
Leyla'nın sözünü içine çekti.
- Haklısın.
- Bunu senden duymak güzel.
Teoman hafifçe gülümsedi.
- Çok alışma.
Leyla da gülümsedi.
- Geç kaldın.
- Çoktan alıştım.
Teoman onu yeniden kendine çekti.
Ama bu kez sarılışında yalnızca korku yoktu.
Yaşama isteği de vardı.
Çalışma Odası
Bir saat sonra...
Hızır, Teoman, Haşmet, İlyas ve Behzat yeniden aynı masadaydı.
Behzat'ın önünde sıcak çay...
Omzunda ince bir destek bandajı vardı.
Haşmet ona bakarak konuştu:
- Yatağında olman gerekiyor.
Behzat hiç bozuntuya vermedi.
- Operasyon raporunu dinleyip çıkarım.
Teoman sandalyeye oturdu.
- Beş dakika.
Behzat kaşını kaldırdı.
- On.
Hızır hafifçe gülümsedi.
- Yedi.
Behzat başını salladı.
- Anlaştık.
Haşmet masaya ele geçirilen dosyaları bıraktı.
- Bu gece Sınırsızlar'ın yalnızca bir hücresini dağıttık.
- Gölge kaçtı.
- On sekiz adam canlı.
- Üç rehine kurtarıldı.
İlyas ekledi:
- Ama Masa'nın içinde bir köstebek olduğu kesinleşti.
Hızır tespihini masaya bıraktı.
- Bundan sonraki toplantıya kimseye güvenmeden gireceğiz.
Teoman sordu:
- Yakalanan adamlar konuşur mu?
Haşmet dosyayı açtı.
- Bazıları konuşacak.
- Bazıları ise aileleriyle tehdit ediliyor.
Behzat dikkatle sordu:
- Murat?
- Yardım etmeye devam edecek.
- Ailesini bulursak...
Diğer hücrelere açılan kapı olabilir.
Hızır başını salladı.
- Ama artık bizi tanıyorlar.
- Tersane baskınından sonra yer değiştirecekler.
Haşmet sakin bir sesle konuştu:
- Değiştirsinler.
- Hareket eden insan iz bırakır.
Teoman'ın gözleri dosyanın kapağındaydı.
- Sınırsızlar bitmedi.
- Bitmedi.
- Gölge de ölmedi.
Haşmet başını kaldırdı.
- Ama ilk kez...
Kaçmak zorunda kaldı.
Behzat'ın dudaklarında hafif bir tebessüm oluştu.
- Demek korkabiliyor.
Haşmet gözlerini kardeşine çevirdi.
- Herkes korkar.
- Mesele...
Korkunca ne yaptığıdır.
Hızır sandalyeden kalktı.
- Biz ne yapacağız?
Haşmet önce Teoman'a...
Sonra İlyas'a...
Ardından Behzat'a baktı.
- Hayatımıza devam edeceğiz.
- Nikâh ertelenmeyecek.
- Teoman ile Leyla'nın...
Benimle Emine'nin düğün hazırlıkları başlayacak.
Teoman kaşını kaldırdı.
- Düğün mü?
Haşmet ona döndü.
- İstemiyor musun?
Teoman'ın yüzünde ilk kez rahat bir tebessüm oluştu.
- İstiyorum.
İlyas gülümsedi.
- Demek masal devam ediyor.
Behzat çayından bir yudum aldı.
- Devam etsin.
- Ama artık...
Karanlığın da bizi izlediğini biliyoruz.
Haşmet başını salladı.
- O izlesin.
- Biz yaşayacağız.
Pencerenin dışından...
Sabah güneşi konağın bahçesine vuruyordu.
Gecenin karanlığı tamamen dağılmamıştı.
Sınırsızlar hâlâ dışarıdaydı.
Gölge hâlâ yaşıyordu.
Masa'nın içinde bir hain vardı.
Ve büyük savaş...
Henüz kazanılmamıştı.
Ama o sabah...
İki aile düşmanı alt etmeden de bir zafer kazanmıştı.
Korkularına rağmen...
Birbirlerine geri dönmüşlerdi.
Bazı savaşlarda ilk zafer...
Düşmanı öldürmek değil...
Onun elinden hayatını geri almaktı.


Комментарии