26 страницаОпубликовано: 19.08.2026. 18:10
20

Озвучивание не поддерживается в этом браузере

26. BÖLÜM İlk Hedef

Eski fabrikanın karanlık odasında...

Masanın üzerinde açılan dosyanın kapağında iki isim vardı:

TEOMAN FAÇALI

LEYLA ÇAKIRBEYLİ

10a025e5e389726e25bc3fd0c0142955.jpg

Gölge, dosyanın ilk sayfasını ağır ağır çevirdi.

Leyla'nın at çiftliğine giriş saatleri...

Kullandığı yollar...

Yanında bulunan korumaların isimleri...

Teoman'ın onu ziyaret ettiği günler...

Birlikte yürüdükleri patikalar...

Her şey kaydedilmişti.

Aylar boyunca...

Sınırsızlar yalnızca onları izlememişti.

Alışkanlıklarını öğrenmiş...

Sevdikleri yerleri işaretlemiş...

İkisini birbirine bağlayan her ayrıntıyı toplamıştı.

Gölge'nin yanında duran adam dosyaya baktı.

- Reis...

Leyla'yı mı alacağız?

Gölge başını iki yana salladı.

- Hayır.

- Henüz değil.

- Önce Teoman'ın ne kadar ileri gideceğini göreceğiz.

- Nasıl?

Gölge, çiftliğin arka tarafındaki orman yolunu gösteren fotoğrafı masaya koydu.

- Teoman bu yolu gizlice kullanıyor.

- Kadına zarar vermeden...

Onu tehlikede olduğuna inandıracağız.

Adam kaşlarını çattı.

- Teoman ortaya çıkarsa?

Gölge'nin yüzünde soğuk bir tebessüm oluştu.

- Çıkacak.

- Sonra?

- Bırakacağız.

Adam şaşırdı.

- Öldürmeyecek miyiz?

Gölge dosyayı kapattı.

- Ölüm...

Her zaman ilk hamle değildir.

- Bazen bir adamı yıkmak için önce ona...

Kaybedebileceğini hissettirirsin.

Otelin Otoparkı

Yakalanan iki Sınırsızlar adamı...

Ayrı araçlara bindirilmişti.

Birinin yanında Façalı korumaları...

Diğerinin yanında Çakırbeyli adamları vardı.

Haşmet, Emine'yi kendi aracına bindirmeden önce çevreyi son kez kontrol etti.

Hızır, otelin ana kapısından hızla otoparka geldi.

Teoman, İlyas ve Behzat da arkasındaydı.

Behzat'ın yüzü gergindi.

Sol omzunu farkında olmadan sağlam eliyle tutuyordu.

Hızır önce Emine'nin yanına gitti.

- İyi misin?

Emine başını salladı.

- İyiyim.

- Sana dokundular mı?

- Hayır.

Hızır derin bir nefes aldı.

Sonra Haşmet'e döndü.

- Planın içinde olduğunu neden bana söylemediniz?

Haşmet sakin bir sesle cevap verdi:

- Bilmen gerekmiyordu.

Hızır'ın bakışları sertleşti.

- Kardeşim söz konusuysa...

Bilmem gerekir.

Emine hemen araya girdi.

- Ben kabul ettim abi.

Hızır ona döndü.

- Sen kabul ettin diye tehlike ortadan kalkmıyor.

Emine gözünü kaçırmadı.

- Bana yaklaşmalarını istedik.

- Yaklaştılar.

- Şimdi iki adamları elimizde.

Hızır birkaç saniye kız kardeşine baktı.

Öfkesi hâlâ vardı.

Ama Emine'nin karşısında çocuk değil...

Kendi kararını veren güçlü bir kadın duruyordu.

- Bir daha böyle bir şey yaparsanız...

Önce bana söyleyeceksiniz.

Haşmet başını salladı.

- Söyleriz.

Emine kaşını kaldırdı.

- Gerçekten mi?

Haşmet ona kısa bir bakış attı.

- Şimdilik tartışmayalım.

Behzat yavaşça yaklaştı.

- Adamları nereye götürüyoruz?

Haşmet cevap verdi:

- Güvenli eve.

Teoman yakalanan adamlardan birinin bulunduğu araca baktı.

- Güvenli eve ulaşabileceklerinden emin misin?

Haşmet'in gözleri hafifçe daraldı.

- Ne demek istiyorsun?

Teoman otoparkın üst katlarını süzdü.

- Bu adamlar buraya ölmeye hazır gelmiş olabilir.

- Ya üzerlerinde takip cihazı varsa?

İlyas hemen araca yaklaştı.

Korumalara döndü.

- İkisini de yeniden arayın.

- Ayakkabılarından dişlerine kadar.

Haşmet başını salladı.

- Araçları da kontrol edin.

Behzat birkaç adım ilerledi.

Tam ilk araca yaklaşmıştı ki...

Haşmet sertçe seslendi:

- Sen uzak dur.

Behzat durdu.

- Abi...

- Doktorun seni silahlı adam aramaya göndermedi.

Behzat yüzünü buruşturdu.

- Ben sadece bakacağım.

İlyas yanına gelip sağlam kolundan tuttu.

- Gel.

- Biz bakalım.

Behzat ona ters ters baktı.

- Sen de mi başladın?

İlyas gülümsedi.

- Kardeşinim.

- Karışırım.

Behzat başını iki yana salladı.

- Bu kardeşlik meselesi fazla uzadı.

Fakat geri çekildi.

Korumalar, adamlardan birinin ceketinin iç astarında küçük bir metal parça buldu.

Cihaz...

Düğme kadar küçüktü.

Haşmet eldivenle aldı.

- Takip cihazı.

Teoman'ın yüzü sertleşti.

- Bizi güvenli eve kadar izleyeceklerdi.

İkinci adamın ayakkabısının tabanında da aynı cihaz bulundu.

Hızır adamlara doğru yürüdü.

- Konuşmayacağınızı biliyoruz.

- Ama sahibinizin sizi ne kadar değersiz gördüğünü...

Şimdi siz de biliyorsunuz.

İlk adam sessiz kaldı.

İkinci adam ise hafifçe güldü.

- Biz değersiz değiliz.

- Biz Sınırsızız.

Behzat uzaktan konuştu:

- İnsan kendine isim verirken...

Biraz daha yaratıcı olur.

Adam bakışlarını ona çevirdi.

- Behzat Façalı.

- Kurşun yarası iyileşti mi?

Otoparktaki hava bir anda değişti.

İlyas adamın üzerine yürüdü.

- Ne diyorsun lan sen, ha?!

Adam gülümsemeye devam etti.

- Sana gelen kurşunu o aldı.
Şimdi de yanında bekliyor...güzel kardeşlik.

İlyas silahını çekmek üzereyken Behzat sağlam eliyle kolunu tuttu.

- Yapma.

İlyas ona döndü.

- Seninle dalga geçiyor.

Behzat'ın yüzündeki gülümseme kaybolmamıştı.

- Benimle dalga geçmiyor.

- Bizi öfkelendirmeye çalışıyor.

Sonra adama baktı.

- Çok konuşuyorsun.

- Demek korkuyorsun.

Adamın yüzündeki tebessüm bir anlığına kayboldu.

Behzat bunu fark etti.

Haşmet de.

Haşmet yavaşça önüne geldi.

- Gölge nerede?

Adam yeniden sustu.

Haşmet yüzüne dikkatle baktı.

- Seni buraya gönderen adam...

Şu an senin ölmeni bekliyor.
Konuşursan seni öldürecek. Konuşmazsan da bizden çıkamayacağını biliyorsun.

Adam soğuk bir sesle cevap verdi:

- Sizin elinizden çıkmayı beklemiyorum.

- Güzel.

Haşmet biraz daha yaklaştı.

- O zaman kaybedecek bir şeyin yok.

Adamın çenesi gerildi.

- Siz hiçbir şey bilmiyorsunuz.

- Öğreniriz.

- Çok geç kalacaksınız.

Teoman ilk kez konuştu.

- Kimin için?

Adamın bakışları istemsizce Teoman'a kaydı.

Yalnızca bir saniye...

Sonra hemen geri çekildi.

Ama o tek saniye yeterliydi.

Haşmet, Teoman'a baktı.

Teoman da anlamıştı.

Haşmet yeniden adama döndü.

- Hedef Teoman mı?

Adam sessiz kaldı.

Behzat'ın yüzündeki ifade değişti.

- Yoksa...

Leyla mı?

Bu kez adamın göz kapakları hafifçe titredi.

Teoman bir anda yakasına yapıştı.

- Leyla'ya ne yapacaksınız ulan?

Adam gülmeye başladı.

- Demek doğru kapı buymuş.

Teoman onu araca doğru itti.

Haşmet hemen kolundan tuttu.

- Teoman.

- Bırak beni. İstediği bu. Leyla'nın adını ağzına aldı.

- Çünkü seni kontrol etmek istiyor.

Teoman öfkeyle kardeşine baktı.

Haşmet sesini düşürdü.

- Şimdi Leyla'yı ara. Kendin konuş.

Teoman adamı bıraktı.

Cebinden telefonunu çıkardı.

Arama tuşuna bastı.

Telefon çaldı...

Bir kez...

İki kez...

Üç...

Leyla açmadı.

Teoman'ın yüzü değişti.

Yeniden aradı.

Cevap yoktu.

Hızır da telefonunu çıkardı.

- Ben arıyorum.

Onun araması da cevapsız kaldı.

Teoman'ın nefesi hızlandı.

- Çiftlikte olmalı.

Hızır koruma amirini aradı.

- Leyla nerede?

Karşı taraftan kısa bir sessizlik geldi.

- Reis...Leyla Hanım yaklaşık yarım saat önce çiftlikten çıktı.

- Nereye?

- Bilmiyoruz.

Hızır'ın yüzü sertleşti.

- Nasıl bilmiyorsunuz?

- Kendi aracıyla çıktı.

- Arka araç onu takip ediyordu ama...

- Ama ne?

- Orman yolunda araç bağlantısı kesildi.

Teoman'ın gözlerinde karanlık bir öfke belirdi.

- Ne zamandır ulaşamıyorsunuz?

- On beş dakika.

Teoman telefonu Hızır'ın elinden aldı.

- Konumu gönderin.

Aracına yöneldi.

Haşmet arkasından seslendi:

- Tek başına gitmiyorsun.

Teoman durmadı.

- Leyla yalnız.

- O zaman birlikte gideriz.

Hızır da ceketinin düğmesini ilikledi.

- İlyas, sen Emine'yle Ömür'ü konağa götür.

İlyas hemen itiraz etti.

- Abi...

- Götür dedim!

İlyas'ın gözleri Teoman'a kaydı.

Teoman'ın yüzünde aklın yerini öfke almaya başlamıştı.

Behzat da araca doğru yürüdü.

Haşmet yolunu kesti.

- Sen konağa gidiyorsun.

- Leyla benim de ailem.

- Omzun iyileşmedi.

- Oturup haber mi bekleyeyim?

Haşmet'in sesi sertleşti.

- Evet.

Behzat'ın gözleri doldu.

- Abi...

Teoman araca binmeden önce arkasını döndü.

- Behzat.

Behzat sustu.

Teoman doğrudan gözlerinin içine baktı.

- Ömür'ü koru.

- Emine'yi de.

- Bu kez senin görevin bu.

Behzat'ın çenesi gerildi.

İstemese de başını salladı.

- Tamam.

Teoman araca bindi.

Haşmet ve Hızır da kendi araçlarına yöneldi.

Dakikalar içinde konvoy otoparktan çıktı.

At Çiftliğine Giden Yol

Teoman'ın aracı en öndeydi.

Hız sınırlarını çoktan aşmıştı.

Telefonu aracın ekranına bağlıydı.

Leyla'yı tekrar tekrar arıyordu.

Her seferinde...

Aynı sessizlik.

Haşmet telsizden seslendi:

- Hızını düşür.

Teoman cevap vermedi.

- Teoman.

- Bana hızını düşürtme Haşmet.

- Tuzak olabilir.

- Umurumda değil.

Haşmet birkaç saniye sustu.

Sonra daha sakin konuştu:

- Leyla'yı bulmak istiyorsan...

Aklını kaybetmeyeceksin.

Teoman direksiyonu biraz daha sıkı tuttu.

- Telefonu açmıyor.

- Biliyorum.

- Onu aldılarsa...

Cümlesini tamamlayamadı.

Haşmet'in sesi telsizden geldi:

- Daha hiçbir şey bilmiyoruz. Kötüsünü düşünme.

Teoman acı bir şekilde güldü.

- Sen Emine'ye ulaşamasaydın...Bunu yapabilir miydin?

Haşmet cevap vermedi.

Teoman'ın sorusu haklıydı.

Hızır başka frekanstan konuştu:

- Çiftliğin kuzey yoluna iki ekip gönderildi.

- Jandarma yollarını kullanmayacağız.

- İçeride adamları olabilir.

Haşmet başını salladı.

- Güney çıkışını da kapatın.

- Kimse görünmeden.

Teoman yeniden Leyla'yı aradı.

Bu kez...

Telefon açıldı.

Ama karşı taraftan hiç ses gelmedi.

Teoman'ın nefesi kesildi.

- Leyla?

Sessizlik...

- Leyla, beni duyuyor musun?

Uzaktan rüzgâr sesi geliyordu.

Sonra metal bir sürtünme...

Ve çok zayıf bir nefes.

Teoman'ın sesi değişti.

- Leyla!

Karşı taraftan fısıltı geldi:

- Teoman...

Teoman'ın gözleri kapandı.

- Buradayım.

- Neredesin?

- Bilmiyorum.

- Sana bir şey yaptılar mı?

- Hayır...

- Araba...

Leyla'nın sesi kesildi.

Teoman direksiyona vurdu.

- Leyla!

Telefon başka birinin eline geçmiş gibi ses değişti.

Boğuk bir erkek sesi duyuldu:

- Çok hızlı geliyorsun Teoman Façalı.

Teoman'ın yüzü taşlaştı.

- Ona dokunursanız...

Adam hafifçe güldü.

- Henüz dokunmadık.

- Bu gece yalnızca...
Ne kadar sevdiğini görmek istedik.

- Adını söyle.

- İsimlerin bir önemi yok.

- Gölge misin?

Kısa bir sessizlik oldu.

Sonra adam konuştu:

- Gölge...
Işığın olduğu yerde doğar.

- Siz ne kadar mutlu olursanız...
Biz o kadar büyürüz.

Teoman dişlerini sıktı.

- Leyla'yı bırak.

- Bırakacağız.

- Ama önce aracını durdur.

Teoman gözünü yoldan ayırmadı.

- Neden?

- Çünkü önündeki köprüde...
Seni bekleyen bir hediye var.

Haşmet telsizden konuşmayı duyuyordu.

- Teoman, durma.

Adam telefonda devam etti:

- Durmazsan...
Leyla'nın aracı uçurumdan aşağı iner.

Teoman'ın ayağı frene gitti.

Haşmet bağırdı:

- Teoman!

Araç sertçe durdu.

Arkasındaki koruma araçları da fren yaptı.

Hızır'ın aracı yanına yanaştı.

Telefon hâlâ açıktı.

Adam sakin bir sesle konuştu:

- Şimdi araçtan in.

Haşmet hemen kendi aracından indi.

Teoman da kapıyı açtı.

Haşmet önüne geçti.

- İnmiyorsun.

Teoman telefonu kulağında tutuyordu.

- Leyla onların elinde.

- Seni bekliyorlar.

- Umurumda değil.

- Benim umurumda.

Haşmet Teomanın kolunu tuttu.

- Seni de almak istiyorlar.

Teoman gözlerini ona çevirdi.

- Leyla oradayken...
Ben burada duramam.

Telefondaki adam konuştu:

- Süreniz bitiyor.

Ardından Leyla'nın korkmuş sesi duyuldu:

- Teoman, gelme!

Teoman'ın bütün bedeni gerildi.

- Leyla!

Leyla ağlayarak devam etti:

- Tuzak...Ne olursa olsun gelme!

Bir darbe sesi duyuldu.

Telefon sessizleşti.

Teoman kontrolünü kaybederek ileri atıldı.

Haşmet onu tuttu.

- Bırak beni!

- Dur yapma!

- Onun sesi geldi!

- Seni çağırmadı, dur.

Haşmet'in bu cümlesi Teoman'ı bir an durdurdu.

- Leyla seni kurtarmaya çalışıyor. Sen de onu kurtarmak istiyorsan...
Onların istediği gibi yürümeyeceksin.

Hızır yanlarına geldi.

Yüzündeki öfke Teoman'ınkinden farklı değildi.

- Kardeşimi almışlar. Ama Haşmet haklı.

Teoman ikisine sırayla baktı.

- Ne yapacağız?

Haşmet çevredeki karanlık tepelere baktı.

- Telefonun sinyalini takip ediyoruz.
Onlar bizi köprüde beklerken...Biz arkalarından gireceğiz.

Hızır hemen telsize uzandı.

- Kuzey ekibi...
Sinyalin son noktasına yaklaşın. Görünmeden.

Teoman yumruklarını sıktı.

- Ya geç kalırsak?

Haşmet gözlerinin içine baktı.

- Kalmayacağız.

Orman Yolunun Sonu

Leyla...

Terk edilmiş küçük bir bakım kulübesinin içinde oturuyordu.

Ellerini bağlamamışlardı.

Kapı kilitliydi.

Pencerenin dışında iki silahlı adam bekliyordu.

Ona zarar vermemişlerdi.

Ama telefonunu almış...

Aracını yolun kenarında bırakmışlardı.

Leyla derin nefes almaya çalışıyordu.

Teoman'ın sesini duymuştu.

Onun kontrolünü kaybettiğini de.

Kendi kendine fısıldadı:

- Gelme... Ne olur onların istediği gibi gelme.

Kapı açıldı.

İçeri yüzü maskeli bir adam girdi.

Leyla ayağa kalktı.

- Benden ne istiyorsunuz?

Adam karşısına geçti.

- Senden hiçbir şey.

- O zaman neden buradayım?

- Teoman için.

Leyla'nın gözleri sertleşti.

- Ona zarar veremeyeceksiniz.

Adam hafifçe güldü.

- Bize koşarak geliyor.

- Hayır.

- Gelmeyecek.

- Onu çok mu iyi tanıyorsun?

Leyla gözünü kaçırmadı.

- Kendimden iyi.

Adam birkaç saniye yüzüne baktı.

- O zaman bir şey soralım. Teoman'ın hayatıyla seninki arasında seçim yapman gerekirse...Hangisini seçersin?

Leyla hiç düşünmedi.

- Onunki.

Adamın gülümsemesi kaybolmadı.

- O da aynı cevabı verir. İşte sorun bu. Birbirinizi kurtarmak için...
İkiniz de kendinizi öldürmeye hazırsınız.

Leyla'nın sesi sakindi.

- Bunu zayıflık sanıyorsunuz. Öyle değil mi?

- Hayır.

- Birbirimiz için ölmeye değil...
Yaşamaya da hazırız.

Adam başını hafifçe yana eğdi.

Bu cevap hoşuna gitmemişti.

- Göreceğiz.

Kapıya yöneldi.

Tam çıkacakken...

Dışarıdan boğuk bir ses geldi.

Ardından...

Tek bir silah sesi.

Pat!

Maskeli adam hemen silahına uzandı.

Leyla pencereye baktı.

Dışarıdaki adamlardan biri yere düşmüştü.

İkinci kurşun geldi.

Pat!

Kapının önündeki diğer adam da omzundan vurularak yere yığıldı.

Maskeli adam Leyla'yı kolundan tutmaya çalıştı.

Leyla elini çekip masanın üzerindeki metal lambayı kaptı.

Bütün gücüyle adamın yüzüne vurdu.

Adam sendeledi.

Leyla kapıya koştu.

Tam açmak üzereyken adam arkasından saçlarına uzandı.

Fakat kapı dışarıdan tekmeyle açıldı.

Güm!

Teoman içeri girdi.

Gözlerinde...

Leyla'nın daha önce hiç görmediği kadar büyük bir öfke vardı.

Maskeli adam silahını kaldırdı.

Teoman ondan hızlı davrandı.

Tek kurşunla elindeki silahı düşürdü.

Ardından adamın üzerine yürüdü.

Yakasından tutup duvara çarptı.

- Ona dokundun mu?

Adam cevap vermedi.

Teoman yumruğunu kaldırdı.

Leyla hemen araya girdi.

- Teoman!

Teoman'ın eli havada kaldı.

Leyla ona doğru koştu.

Kollarını boynuna doladı.

- Buradayım.

Teoman adamı bıraktı.

İki koluyla Leyla'yı kendine çekti.

0edd4984e30ff05d0056027b0e97a7bc.jpg

Öyle sıkı sarıldı ki...

Sanki onu bedeninin içine saklamak istiyordu.

- İyi misin?

Leyla başını salladı.

- İyiyim.

Teoman yüzünü iki eli arasına aldı.

Alnına...

Saçlarına...

Yanaklarına baktı.

- Sana dokundular mı?

- Hayır.

- Emin misin?

- Teoman...
İyiyim.

Teoman alnını onun alnına yasladı.

Nefesi titriyordu.

- Seni kaybettiğimi sandım.

Leyla gözlerini kapattı.

- Kaybetmedin.

Teoman onu yeniden kendine çekti.

- Bir daha yalnız gitmeyeceksin.

Leyla başını göğsünden kaldırdı.

- Şimdi kavga etmeyelim.

- Kavga etmiyorum.

- Emir veriyorsun.

Teoman gözlerini kapattı.

- Korktum.

Leyla'nın yüzü yumuşadı.

Elini yanağına koydu.

- Biliyorum.

- Ama ben senin esirin değilim.

- Seni korumak istiyorum.

- O zaman yanımda ol.

- Beni durdurma.

Teoman birkaç saniye ona baktı.

Sonra başını salladı.

- Tamam.

Leyla şaşırdı.

- Bu kadar kolay mı?

- Seni bulduğum için...
Bugün her şeye evet diyebilirim.

Leyla gözyaşlarının arasından gülümsedi.

- O zaman yarın atlara sen bakacaksın.

Teoman da ilk kez rahat bir nefesle güldü.

- Onu sonra konuşuruz.

Hızır ile Haşmet içeri girdiğinde...

Teoman hâlâ Leyla'yı bırakmamıştı.

Hızır kız kardeşini görünce hızla yanına geldi.

- İyi misin?

Leyla Teoman'ın kollarından ayrılıp ağabeyine sarıldı.

- İyiyim abi.

Hızır gözlerini kapattı.

Başını saçlarına yasladı.

- Sana bir şey yaptılar mı?

- Hayır.

Haşmet yerdeki maskeli adama baktı.

Adam yaralı eliyle duvara yaslanmıştı.

Haşmet korumalara işaret etti.

- Canlı alın.

Adam götürülürken Teoman önüne geçti.

- Gölge'ye söyle...
Bir daha Leyla'nın adını ağzına alırsa...

Adam acı içinde gülümsedi.

- Bu daha başlangıç.

Teoman yaklaşmak istedi.

Leyla elini tuttu.

Teoman durdu.

Haşmet bunu fark etti.

Leyla'nın tek dokunuşu...

Teoman'ın öfkesini dizginlemeye yetmişti.

Adam dışarı çıkarıldı.

Hızır, Leyla'nın yüzünü yeniden kontrol etti.

- Eve gidiyoruz.

Leyla başını salladı.

Ama Teoman'ın elini bırakmadı.

Hızır bu kez itiraz etmedi.

Façalı Konağı

Gece...

Herkes yeniden aynı salonda toplanmıştı.

Leyla'nın bulunduğu haberi geldiğinde...

Emine, Ömür ve Behzat saatlerdir ayaktaydı.

Kapı açılıp Leyla içeri girdiğinde...

Ömür koşarak ona sarıldı.

- Çok korktuk!

Emine de ikisine sarıldı.

Behzat birkaç adım geride durmuştu.

Yüzündeki gerginlik ancak Leyla'yı kendi gözleriyle gördüğünde çözüldü.

Leyla yanına geldi.

- İyiyim.

Behzat sağlam koluyla ona sarıldı.

- Bir daha böyle korkutma bizi.

Leyla hafifçe gülümsedi.

- Benim tercihim değildi.

Behzat gözlerini Teoman'a çevirdi.

Ağabeyinin yüzü hâlâ solgundu.

- Abi...

Teoman cevap vermedi.

Behzat onun yanına gitti.

- Bulduk.

Teoman başını salladı.

- Bulduk.

- O zaman biraz nefes al.

Teoman Leyla'ya baktı.

- Gözümün önünden ayrılırsa alamıyorum.

Leyla onun yanına geçip elini tuttu.

- Buradayım.

Haşmet, Emine'nin karşısına geldi.

Emine yüzündeki ifadeyi görür görmez sordu:

- Yakalanan adam konuşacak mı?

- Konuşacak.

- Ya diğer ikileri?

Haşmet'in yüzü sertleşti.

- Güvenli eve ulaşamadılar.

Herkes ona döndü.

Hızır kaşlarını çattı.

- Ne oldu?

- Araçlardan birine yolda saldırdılar.
İkisi de öldü.

Behzat'ın yüzü değişti.

- Kendi adamlarını susturdular.

Haşmet başını salladı.

- Ama ormandaki adam hâlâ elimizde.

Teoman soğuk bir sesle konuştu:

- O konuşacak.

Leyla elini daha sıkı tuttu.

Teoman ona baktı.

Leyla sakin bir sesle konuştu:

- Öfkeyle değil. Akılla.

Teoman birkaç saniye sustu.

Sonra başını salladı.

- Akılla.

Haşmet kardeşine baktı.

Leyla'nın onu değiştirdiğini...

Ama zayıflatmadığını görüyordu.

Tam tersine...

Teoman'ın öfkesine yön veriyordu.

Hızır salondaki herkesi inceledi.

- Bu gece kimse yalnız kalmayacak.

- Leyla bizim konağa...

Teoman hemen konuştu:

- Hayır.

Hızır ona baktı.

Teoman devam etti:

- Benim yanımda kalacak.

Salonda kısa bir sessizlik oluştu.

Teoman, Hızır'ın gözlerinin içine baktı.

- İzin verirsen.

Leyla şaşkınlıkla ona döndü.

Hızır birkaç saniye ikisine baktı.

Sonra sakin bir sesle cevap verdi:

- Ayrı odalarda.

Behzat istemsizce güldü.

Haşmet başını başka tarafa çevirdi.

Leyla'nın yüzü kızardı.

Teoman ciddi görünmeye çalıştı.

- Elbette.

Hızır parmağını kaldırdı.

- Kapısında benim adamlarım duracak.

Teoman başını salladı.

- Dursunlar.

Leyla ağabeyine sarıldı.

- Sağ ol abi.

Hızır saçlarını öptü.

- Bu gece yalnız kalmanı istemiyorum.

Teoman alçak bir sesle konuştu:

- Yalnız kalmayacak.

Hızır onun gözlerine baktı.

Bu kez karşısında mafya reisi değil...

Kardeşini kaybetme korkusuyla parçalanmış bir adam görüyordu.

- Sana güveniyorum.

Teoman'ın yüzündeki ifade değişti.

- Pişman olmayacaksın.

Gece

Leyla'ya Façalı Konağı'nın üst katında bir oda hazırlanmıştı.

Kapının önünde Çakırbeyli korumaları...

Koridorun diğer ucunda Façalı adamları bekliyordu.

Teoman ise kapının dışında durmuştu.

Leyla kapıyı açıp ona baktı.

- İçeri gelmeyecek misin?

Teoman kısa bir an duraksadı.

- Hızır ayrı odalar dedi.

Leyla hafifçe gülümsedi.

- Konuşmak yasak demedi.

Teoman içeri girdi.

Kapı açık kaldı.

Leyla yatağın kenarına oturdu.

Teoman karşısındaki koltuğa geçti.

Bir süre birbirlerine baktılar.

Leyla sessizliği bozdu.

- Ellerinin titrediğini fark ettin mi?

Teoman ellerine baktı.

Gerçekten titriyordu.

- Şimdi fark ettim.

Leyla yanına geldi.

Ellerini tuttu.

- Geçti.

Teoman parmaklarını onun ellerine kenetledi.

- Seni telefonda duyduğumda...

Aklım durdu.

- Biliyorum.
- Köprüde söylediklerini yapsaydım...
Beni de alacaklardı.

- Ama yapmadın.
- Haşmet durdurdu.

Leyla hafifçe gülümsedi.
- Kardeşin seni kurtardı.

Teoman başını salladı.
- Sen de.
- Ben ne yaptım?
- Gelme dedin.
- Beni düşünerek...
Kendi tehlikeni unuttun.

Leyla yanındaki koltuğa oturdu.
- Ben seni kaybetmek istemiyorum.

Teoman gözlerini ona çevirdi.
- Ben de seni.

Leyla yüzünü ona döndü.
- Ama bir gün...

Teoman hemen sözünü kesti.
- Hayır.
- Dinle.
- Böyle konuşmanı istemiyorum.
- Teoman...

Leyla elini yanağına koydu.
- Hayatın garantisi yok.
- Bir gün başımıza bir şey gelirse...
Birbirimizi severken yaşadığımız günleri unutma.

Teoman'ın gözleri doldu.
- Ben sensiz bir günü düşünemiyorum.
- O gün gelmeden düşünme.
- Ama gelirse...

Leyla'nın sesi titredi.
- Beni sevdiğin için kendini yok etme.

Teoman gözlerini kapattı.
Yanağındaki elini tuttu.
- Söz veremem.
Leyla'nın gözlerinden yaşlar süzüldü.
- Neden?

Teoman başını onun alnına yasladı.
- Çünkü seni kaybedersem...
Ben kim olurum bilmiyorum.

Leyla ona sarıldı.
Teoman kollarını etrafına kapattı.

Kapı açıktı.
Koridor sessizdi.
İkisi yalnızca birbirlerinin nefesini dinliyordu.
Henüz bilmiyorlardı...
Bu konuşma, yıllar sonra değil...
Çok daha yakın bir gelecekte kaderlerinin üzerine çökecekti.

Güvenli Ev

Yakalanan maskeli adam...
Metal sandalyeye oturtulmuştu.
Karşısında Haşmet...
Hızır...
Ve Behzat vardı.
Teoman, Leyla'nın yanından ayrılmamıştı.

İlyas ise Ömür ve kadınların güvenliğinden sorumluydu.

Haşmet masanın üzerine siyah kartı koydu.
- Gölge kim?

Adam susuyordu.
Hızır önüne eğildi.
- İki arkadaşın öldü.
- Seni de öldürecekler.

Adamın yüzünde en ufak bir korku yoktu.
- Hepimiz ölürüz.

Behzat duvarın kenarına yaslanmıştı.
Sol omzu ağrıyordu.
Ama belli etmiyordu.
- Ölmekten korkmuyorsun.

Adam ona baktı.
- Sen korktun mu?

Behzat gülümsedi.
- Çok.

Adam hafifçe şaşırdı.
Behzat devam etti:
- Ama korkmak...
İnsanı aptal yapmamalı.
- Sen şimdi burada oturuyorsun.
- Seni gönderen adam ise güvende.
- Sen onun için ölmeye hazırlanıyorsun.
- O senin adını bile hatırlamayacak.

Adamın çenesi gerildi.
Haşmet kardeşini sessizce dinliyordu.
Behzat bir adım yaklaştı.
- Gölge'ye sadık değilsin.
- Sadece ondan korkuyorsun.

Adam ilk kez gözlerini kaçırdı.
Behzat bunu gördü.
- Demek doğru.

Haşmet sakin bir sesle sordu:
- Gerçek adı ne?
Adam sessiz kaldı.

Behzat önündeki sandalyeyi çekip karşısına oturdu.
- Benim acelem yok.
- Omzum yüzünden zaten uyuyamıyorum.
- Sabaha kadar burada konuşuruz.

Adam yüzüne baktı.
Behzat hafifçe gülümsedi.
- Sen konuşmazsan...
Ben konuşurum.
- İnan bana...
Benden daha kötü işkence yok.

Hızır istemsizce başını başka tarafa çevirdi.
Haşmet'in dudaklarında belli belirsiz bir tebessüm oluştu.

Adam birkaç dakika daha direndi.
Sonunda başını öne eğdi.
- Gölge...
Tek kişi değil.

Odadaki hava bir anda değişti.
Haşmet kaşlarını çattı.
- Ne demek?
Adam güçlükle konuştu:
- Gölge bir isim değil.
- Bir makam.
- Yüzünü gördüğünüz adamı öldürseniz bile...
Yerine başkası geçer.

Hızır sordu:
- Kaç kişiler?
- Bilmiyorum.
- Kim yönetiyor?
Adam başını iki yana salladı.
- Her hücre kendi Gölge'sini tanır.
- En üstte kim var?
- Onu kimse görmedi.
Haşmet'in gözleri sertleşti.

- Leyla'yı alma emrini kim verdi?
Adam birkaç saniye sustu.
- Bizim Gölge.
- Nerede?

Adam ilk kez gerçekten korktu.
- Söylersem...
- Seni koruruz.

Adam acı bir şekilde güldü.
- Benden önce ailemi bulurlar.

Haşmet bir an durdu.
Bu korku...
Yalandan farklıydı.
- Ailen nerede?
Adam gözlerini kapattı.
- Bilmiyorum.
- Onları yıllar önce aldılar.
- Sadık kalmamız için.
Behzat'ın yüzündeki ifade yumuşadı.
- Seni de esir etmişler.
Adam gözlerini açtı.
- Hepimiz esiriz.
Haşmet masanın üzerine iki elini koydu.
- Bize yardım edersen...
Aileni buluruz.

Adam ona baktı.
- Bulamazsınız.
- Denemeden bilemezsin.
Uzun bir sessizliğin ardından adam dudaklarını araladı.
- Yarın gece...
Eski Galata tersanesinde toplantı var.
- Bizim Gölge oraya gelecek.
Hızır hemen sordu:
- Saat kaçta?
- Gece iki.
- Kaç adamı olacak?
- En az kırk.
Haşmet başını hafifçe salladı.
- Bizi tuzağa mı çekiyorsun?
Adam gözlerini kaçırmadı.
- Zaten giderseniz tuzak olacak.
- Ama ilk kez...
Kimin sizi yönettiğini görebilirsiniz.
Odadaki üç adam birbirine baktı.
Aylar sonra...
Sınırsızlar'ın gerçek yapısına açılan ilk kapı önlerindeydi.
Fakat kapının arkasında...
Kırk silahlı adam...
Bir Gölge...
Ve belki de onları bekleyen başka bir oyun vardı.

Комментарии

0 / 5000 символов
Пока нет комментариев. Будьте первым!