Озвучивание не поддерживается в этом браузере
25. BÖLÜM Görünmeyen Yol
Gece henüz bitmemişti.
Façalı Konağı'nın çalışma odasında...
Masanın üzerinde Sınırsızlar'ın bıraktığı not duruyordu.
"Kavganız güzel başladı."
Beş adam...
Notun etrafında sessizce oturuyordu.
Haşmet...
Teoman...
Hızır...
İlyas...
Ve doktorun bütün uyarılarına rağmen hâlâ uyumayan Behzat...
Dışarıdan bakıldığında yalnızca küçük bir kâğıt parçasıydı.
Ama odadaki herkes biliyordu.
Bu...
Bir tehdidin ötesindeydi.
Sınırsızlar, kendilerini göstermek istemişti.
Onları izlediklerini...
Attıkları her adımı bildiklerini...
Ve oynanan oyunun farkında olduklarını söylemişti.
Fakat Haşmet'in yüzünde korku yoktu.
Yalnızca düşünce vardı.
Parmaklarını masanın kenarında ağır ağır gezdirdi.
Sonunda Hızır sessizliği bozdu.
- Ne demek istedin?
- Ortadan kaybolacağız derken...
Haşmet notu önünden itti.
- Onların gözünde.
İlyas biraz öne eğildi.
- Nasıl?
Haşmet masadaki İstanbul haritasını açtı.
Üç farklı noktayı işaretledi.
Façalı Konağı...
Çakırbeyli Konağı...
Ve Ömür ile İlyas'ın nikâhının yapılacağı düşünülen yer...
- Bizi burada bekleyecekler.
- Konakları...
- Kulübü...
- Çiftliği...
- Nikâh salonlarını...
- Her zamanki yollarımızı izleyecekler.
Teoman haritaya baktı.
- Gerçek nikâh başka yerde olacak.
- Evet.
Hızır sordu:
- Nerede?
Haşmet başını kaldırdı.
- Henüz ben de bilmiyorum.
Behzat kaşını kaldırdı.
- Planı kuran sensin.
- Yeri bilmiyorsun.
Haşmet ona baktı.
- Bilmediğim şeyi söyleyemem.
Behzat birkaç saniye sustu.
Sonra anlamış gibi gülümsedi.
- Yeri başka biri seçecek.
Haşmet başını salladı.
- Masa Reisi.
Odadaki hava yeniden ağırlaştı.
İlyas hemen itiraz etti.
- Masa'nın içinde de adamları olabilir.
- Olabilir.
- O zaman neden ona güveniyoruz?
Haşmet sakin bir sesle cevap verdi:
- Güvenmiyoruz.
- Ama ondan yararlanacağız.
Hızır'ın dudaklarında belli belirsiz bir tebessüm oluştu.
- Yeri o belirleyecek.
- Ama son anda bize söyleyecek.
Teoman düşünceli şekilde başını salladı.
- Böylece bilgi içeriden sızsa bile...
Geç kalmış olacaklar.
Behzat parmaklarını dizinde gezdirdi.
- Sahte nikâh yeri hazırlanacak.
- Araçlar oraya gidecek.
- Kalabalık orada görünecek.
- Bizse başka yoldan çıkacağız.
Haşmet kardeşine baktı.
- Aynen.
İlyas kısa bir nefes aldı.
- Ömür'e ne zaman söyleyeceğiz?
- Son gece.
- Bana?
Hızır hemen cevap verdi:
- Sana da.
İlyas ağabeyine döndü.
- Ben damadım.
Hızır ciddi bir ifadeyle konuştu:
- Sen aynı zamanda ağzında sır tutamayan bir adamsın.
Behzat güldü.
- Reis haklı.
İlyas ona ters bir bakış attı.
- Sen konuşma.
Behzat omzuna dikkat ederek arkasına yaslandı.
- Ben vuruldum.
- Ayrıcalığım var.
Haşmet bakışlarını kardeşine çevirdi.
- Sen bu plana katılmayacaksın.
Behzat'ın yüzündeki gülümseme kayboldu.
- Ne demek katılmayacağım?
- Nikâhta oturacaksın.
- Çevre güvenliğine karışmayacaksın.
- Silah taşımayacaksın.
- Araç kullanmayacaksın.
Behzat şaşkınlıkla iki elini açtı.
- Başka?
- Ayağa da kalkmayayım mı?
- Gerekmedikçe kalkmayacaksın.
Behzat Teoman'a döndü.
- Abi...
Bir şey söyle.
Teoman hiç tereddüt etmedi.
- Haşmet haklı.
Behzat başını Hızır'a çevirdi.
- Reis?
Hızır da sakin bir yüzle konuştu:
- Bu kez onların sözünü dinle.
Behzat İlyas'a baktı.
- Kanka?
İlyas gözlerini kaçırmadan cevap verdi:
- Nikâhta yanımda olman yeter.
Behzat birkaç saniye dördüne de baktı.
Sonra acı bir tebessümle başını salladı.
- Ben bir kurşun yedim diye...
Hepiniz üzerime devlet kurdunuz.
Haşmet'in sesi sertti.
- O kurşun bir santim aşağı gelseydi...
Şimdi burada değildin.
Behzat sustu.
Haşmet'in gözlerinde hâlâ o gecenin korkusu vardı.
Kardeşini kanlar içinde kucağına aldığı an...
Gece boyunca aklından çıkmamıştı.
Behzat başını öne eğdi.
- Tamam.
Haşmet kaşını kaldırdı.
- Ne tamam?
- Karışmayacağım.
- Söz mü?
Behzat birkaç saniye düşündü.
Sonra kardeşinin gözlerinin içine baktı.
- Söz.
Teoman derin bir nefes aldı.
- Güzel.
Behzat hemen ekledi:
- Ama biri aileme silah doğrultursa...
Haşmet gözlerini kapattı.
- Behzat...
- Sadece söylüyorum abi.
- O zaman söz geçersiz olur.
İlyas gülmemek için yüzünü çevirdi.
Hızır başını iki yana salladı.
- Bu çocuk hiç değişmeyecek.
Teoman kardeşine baktı.
- Değişmesin.
- Yeter ki yanımızda kalsın.
Behzat'ın yüzündeki şaka dolu ifade yumuşadı.
Birkaç saniye kimse konuşmadı.
Sonra Haşmet yeniden haritaya döndü.
- Bundan sonra herkes aynı plana göre hareket edecek.
- Kadınlara gerçek kavga olmadığını söyledik.
- Ama ayrıntıları bilmeyecekler.
Teoman kaşlarını çattı.
- Leyla bunu sevmez.
Hızır hafifçe güldü.
- Emine de.
Haşmet kısa bir nefes aldı.
- Biliyorum.
Behzat mırıldandı:
- Şimdiden geçmiş olsun.
Haşmet onu duymazdan geldi.
- Onları plana dâhil etmek...
Hedef olmalarını kolaylaştırır.
İlyas hemen karşı çıktı.
- Ömür benden bir şey sakladığımı anlarsa...
- Güvenliği için saklıyorsun.
- O bunu böyle görmez.
Hızır kardeşine baktı.
- O zaman doğru şekilde anlatırsın.
Behzat araya girdi:
- Doğru şekilde anlatmayı Haşmet abiden öğrenmesin de...
Haşmet gözlerini ona çevirdi.
Behzat hemen başını koltuğa yasladı.
- Ben uyuyorum.
Çakırbeyli Konağı
Sabahın ilk ışıkları doğarken...
Emine ile Leyla hâlâ uyumamıştı.
İkisi de Leyla'nın odasında oturuyordu.
Masanın üzerinde kahve fincanları...
Pencerenin dışında ağır ağır aydınlanan bir gökyüzü vardı.
Leyla yüzüğünü parmağında çevirdi.
- Sence gerçekten her şeyi kontrol edebilirler mi?
Emine başını iki yana salladı.
- Hayır. Haşmet de bunu biliyor. Teoman da.
Leyla gözlerini pencereden ayırmadı.
- O zaman neden bizi her şeyden uzak tutmaya çalışıyorlar?
Emine birkaç saniye düşündü.
- Çünkü sevmenin hâlâ korumak olduğunu sanıyorlar. Yanında olmakla...
Saklamak arasındaki farkı öğreniyorlar.
Leyla hafifçe gülümsedi.
- Teoman bana oyun olduğunda işaret verecek.
Emine merakla ona döndü.
- Ne işareti?
- Sağ elini ceketinin cebine koyacak.
Emine'nin yüzünde küçük bir tebessüm oluştu.
- Güzelmiş.
- Haşmet'in işareti ne?
Emine bir süre sustu.
Sonra başını iki yana salladı.
- Yok.
Leyla şaşırdı.
- Hiç mi konuşmadınız?
- Konuştuk. Bana güvendiğini söyledi.
Ama işaret belirlemedik.
Leyla gülümsedi.
- Siz işarete ihtiyaç duymuyorsunuz galiba.
Emine kaşını kaldırdı.
- Neden?
- Haşmet'in gözlerine bakınca ne düşündüğünü anlıyorsun.
Emine sessizleşti.
Sonra yüzüğüne baktı.
- Çoğu zaman.
- Ama bazen...
Benden uzaklaşması gerektiğine kendini o kadar inandırıyor ki...
Gözlerini bile kapatıyor.
Leyla onun elini tuttu.
- Bu kez yapamaz.
- Neden?
- Çünkü artık yalnız değil.
Emine hafifçe gülümsedi.
- Sen de değilsin.
İki kadın ellerini birbirine kenetledi.
Dışarıda sabah oluyordu.
Ve ikisi de...
Yaklaşan tehlikenin tam olarak ne olduğunu bilmese de...
Bu kez erkeklerin arkasında bekleyen kadınlar olmayacaklarına karar vermişti.
Façalı Konağı
Ömür, sabah erkenden Behzat'ın odasına girdiğinde...
Onu yatağında değil...
Pencerenin önünde buldu.
Behzat sol kolunu dikkatlice hareket ettiriyor...
Omzunu açmaya çalışıyordu.
Ömür kapıyı arkasından kapattı.
- Ne yapıyorsun?
Behzat irkilerek döndü.
- Hiç.
- Seni gördüm.
- Egzersiz yapıyordum.
- Doktorun verdiği hareket bu değil.
Behzat yüzünü başka tarafa çevirdi.
Ömür yanına geldi.
- Nikâhta bir şey yapmayı düşünüyorsun.
Behzat kaşını kaldırdı.
- Nereden çıkardın?
- Seni tanıyorum.
- Haşmet abiye söz verdim.
- Sen söz verip sonra kendine göre yorumlarsın.
Behzat gülümseyerek kardeşine baktı.
- Büyüdüğünü söylemiştim.
Ömür'ün yüzü ciddiydi.
- Ben şaka yapmıyorum.
Behzat'ın gülümsemesi azaldı.
Ömür devam etti:
- O kurşun sana ikinci kez gelmeyecek.
- Ben izin vermem.
- Sen nasıl izin vermeyeceksin?
- Gerekirse nikâhı iptal ederim.
Behzat'ın yüzündeki bütün ifade değişti.
- Saçmalama.
- Sen kendini tehlikeye atarsan ederim.
- Aylarca bekledin.
- Benim yüzümden vazgeçmezsin.
Ömür ağabeyinin karşısına geçti.
- Sen benim yüzümden kurşun yedin.
- Ben de senin için bir nikâhtan vazgeçebilirim.
Behzat birkaç saniye ona baktı.
Ömür'ün gözlerinde kararlılık vardı.
Şaka yapmıyordu.
Behzat derin bir nefes aldı.
- Ben ölmek istemiyorum Ömür.
Kız kardeşinin yüzündeki sertlik biraz yumuşadı.
Behzat devam etti:
- Sizi korumak istiyorum.
- Ama yaşamak da istiyorum.
- Teoman abinin kulübü büyüttüğünü görmek...
- Haşmet abinin Emine abla'yla evlendiğini görmek...
- Senin çocuklarını kucağıma almak istiyorum.
Ömür'ün gözleri doldu.
Behzat sağlam eliyle yanağına dokundu.
- Korkma.
- Bu kez kendimi ortaya atmayacağım.
- Ama sen de nikâhından vazgeçmeyeceksin.
Ömür ağabeyine sarıldı.
Behzat onu sağlam koluyla tuttu.
- Söz ver.
- Sen de söz ver.
Behzat başını saçlarına yasladı.
- Söz.
Ömür gözlerini kapattı.
- İlyas'la yurt dışına gittiğimde...
Seni yalnız bırakmış gibi hissedeceğim.
Behzat hafifçe güldü.
- Ben yalnız değilim.
- Teoman abi var.
- Haşmet abi var.
- Kulüp var.
- Atlar var.
Ömür başını kaldırdı.
- Yine de özleyeceksin.
- Her gün ararım.
- Görüntülü.
- Sabah akşam.
Behzat kaşını kaldırdı.
- O kadar da değil.
Ömür güldü.
- Her gün.
Behzat çaresizce başını salladı.
- Tamam.
- Ama İlyas'ı da göster.
- Belki onu daha çok özlerim.
Ömür hemen geri çekildi.
- Sen onu benden çok seviyorsun zaten.
Behzat kahkaha attı.
- Kıskandın mı?
- Biraz.
- Merak etme.
Behzat kardeşinin başına hafifçe dokundu.
- Senin yerini kimse alamaz.
At Çiftliği
Teoman, söz verdiği gibi sabah erken saatlerde çiftliğe gelmişti.
Resmî olarak Leyla'yla aralarının açık görünmesi gerekiyordu.
Bu yüzden ana kapıdan girmedi.
Aracını uzakta bırakmış...
Arka taraftaki orman yolundan yürüyerek gelmişti.
Leyla onu ahırların yanında bekliyordu.
Teoman yaklaşınca gülümsedi.
- Gerçekten gizlice geldin.
Teoman sağ elini ceketinin cebine koydu.
Leyla'nın yüzündeki tebessüm derinleşti.
İşaret...
İlk kez kullanılmıştı.
- Kavgalıyız, unutma.
Teoman ona yaklaşarak konuştu:
- Çok kızgınım.
Leyla da ciddi görünmeye çalıştı.
- Ben de.
- Seni görmeye dayanamıyorum.
- O zaman neden geldin?
Teoman elini cebinden çıkarıp beline doladı.
- Kavgayı yakından sürdürmek için.
Leyla gülerek onu itti.
- Kameralar olabilir.
Teoman hemen ciddileşti.
Çevresine baktı.
- Kontrol ettirdim.
- Bu bölüm temiz.
Leyla'nın gülümsemesi azaldı.
- Hiçbir yer tamamen temiz değil artık.
Teoman ona baktı.
- Korktun mu?
Leyla dürüstçe cevap verdi:
- Evet.
- Kendim için değil.
- Senin için.
Teoman ellerini tuttu.
- Bana bir şey olmayacak.
Leyla başını iki yana salladı.
- Böyle söz verme.
- Neden?
- Çünkü kimse geleceği bilmiyor.
- O zaman ne söyleyeyim?
Leyla birkaç saniye düşündü.
- Dikkatli olacağını söyle.
- Beni düşünmeden kendini tehlikeye atmayacağını söyle.
Teoman'ın yüzündeki ifade ağırlaştı.
- Sana bir şey olursa...
Düşünemem.
Leyla elini onun göğsüne koydu.
- Bana bir şey olduğunda kendini öldürür gibi davranırsan...
Beni korumuş olmazsın.
- Beni düşünüyorsan...
Yaşarsın.
Teoman gözlerini ondan ayırmadı.
Bu söz...
İçinde açıklayamadığı bir yere dokunmuştu.
- Ben sensiz yaşayamam.
Leyla'nın gözleri doldu.
- Şimdi romantik geliyor.
- Ama bir gün gerçekten böyle bir şey olursa...
Yaşamanı isterim.
Teoman'ın yüzü sertleşti.
- Böyle konuşma.
- Teoman...
- Hayır.
Onu kendine çekti.
Leyla başını göğsüne yasladı.
Teoman kollarını etrafında sıkıca kapattı.
- Sana bir şey olmayacak.
Leyla gözlerini kapattı.
Geleceğin onların sözlerini dinlemeyeceğini bilmiyordu.
Bir gün...
Teoman gerçekten onun mezarına sarılacak...
Ve sensiz yaşayamam dediği kadının ardından kendi hayatını da bırakacaktı.
Fakat bugün...
İkisi de hayattaydı.
Ve bugün...
Birbirlerini korkunun değil, sevginin içinde tutmak istiyorlardı.
Boğaz Kıyısı

Haşmet, Emine'yi beklerken bu kez çevrede korumalar yokmuş gibi görünüyordu.
Gerçekte ise...
Sahil boyunca sivil giyimli altı adam farklı noktalarda bekliyordu.
Emine aracından inip yanına geldi.
- Kavgalıyız.
Haşmet gülümsedi.
- Öyle duyduk.
- O zaman burada buluşmamamız gerekir.
- Ben kavgalı olduğum kadını da görmek isterim.
Emine kaşını kaldırdı.
- Kavga ederken bile mi?
- Özellikle o zaman.
Emine yanına durdu.
- Haşmet...
- Efendim?
- Bu oyun ne kadar sürecek?
Haşmet denize baktı.
- Onları bir noktaya çekene kadar.
- Ya çekemezsek?
- Çekeriz.
- Her şeyi kontrol edemezsin.
Haşmet başını ona çevirdi.
- Biliyorum.
Emine birkaç saniye sessiz kaldı.
- Bunu kabul ettiğini ilk kez duyuyorum.
- Sen söyledikçe öğreniyorum.
Emine'nin yüzündeki ifade yumuşadı.
- Ben plana dâhil olmak istiyorum.
Haşmet'in kaşları hafifçe çatıldı.
- Hayır.
- Neden?
- Tehlikeli.
- Senin için değil mi?
- Ben alışığım.
Emine başını iki yana salladı.
- Yine aynı yere geldik. Sen tehlikeye alışmış olabilirsin. Ama bu seni vazgeçilmez yapmaz.
Haşmet derin bir nefes aldı.
- Seni hedefe koyamam.
- Zaten hedefteyim.
Bu cümle Haşmet'i susturdu.
Emine devam etti:
- Dinleme cihazını bizim yüzük taktığımız gece koydular.
- Adımı biliyorlar. Sana ne hissettiğimi biliyorlar. Beni evde tutman...Hedef olmadığım anlamına gelmiyor.
Haşmet çenesini sıktı.
Bunu biliyordu.
Ama yüksek sesle duymak istemiyordu.
Emine bir adım daha yaklaştı.
- Bana güveniyorsan...Beni karanlıkta bırakma.
- Ne yapmak istiyorsun?
- Onlara gerçek kavga gibi görünen bir şey verebilirim.
Haşmet'in gözleri sertleşti.
- Ne?
- Seni herkesin içinde terk etmiş gibi yaparım.
- Hayır.
- Dinle.
- Hayır Emine.
- Haşmet...
- Seni onların önüne yem olarak koymam.
Emine'nin sesi de sertleşti.
- Ben yem değilim.
- Senin yanında duran kadınım. Bunu kabul et.
Haşmet birkaç saniye yüzüne baktı.
Önündeki kadın...
Korunmaya muhtaç biri değildi.
Kendi kararını veren...
Kendi korkusuyla yüzleşen...
Onunla aynı ateşe yürümeyi seçen biriydi.
Haşmet sesini düşürdü.
- Kaybetmekten korkuyorum.
Emine'nin gözleri doldu.
- Ben de seni kaybetmekten korkuyorum.
- Ama seni bir odaya kapatmıyorum.
Haşmet başını öne eğdi.
Emine elini tuttu.
- Bana ne yapmam gerektiğini anlat. Kararı birlikte verelim.
Uzun bir sessizliğin ardından...
Haşmet başını kaldırdı.
- Seni gerçekten terk etmiş gibi göstereceğiz.
Emine hafifçe gülümsedi.
- Demek kabul ettin.
- Hoşuma gitmedi.
- Kabul ettin mi?
Haşmet isteksizce başını salladı.
- Evet.
- Ne yapacağım?
Haşmet'in yüzündeki ifade yeniden stratejik bir soğukluğa büründü.
- İki gün sonra...
Masa'nın düzenlediği yardım gecesi var.
- Herkes orada olacak.
- Benimle tartışacaksın.
- Yüzüğünü çıkaracaksın.
Emine'nin eli istemsizce parmağındaki yüzüğe gitti.
- Çıkarmam.
Haşmet ona baktı.
- Oyunun bir parçası.
- Başka bir şey bul.
- Emine...
- Bu yüzüğü çıkarmam.
Haşmet'in dudaklarında belli belirsiz bir tebessüm oluştu.
- Peki.
- Masaya koyarsın.
- Sonra ben geri alırım.
Emine başını salladı.
- O olur.
- Ama kaybetme.
- Seni kaybetmiyorum.
Haşmet elini yüzüğünün üzerine koydu.
- Bir yüzüğü hiç kaybetmem.
Emine gözlerinin içine baktı.
- Beni de.
Haşmet hiç tereddüt etmedi.
- Seni hiç.
Yardım Gecesi
İki gün sonra...
Boğaz kıyısındaki büyük otel, Masa'nın düzenlediği yardım gecesi için hazırlanmıştı.
Gecenin amacı...
Savaşlarda ailelerini kaybeden çocuklara destek olmaktı.
Fakat İstanbul'un yeraltı dünyası için...
Bu tür geceler her zaman başka anlamlar taşırdı.
Kim kimin yanında durmuş...
Kim kiminle konuşmuş...
Hangi aile diğerine sırtını dönmüş...
Her bakış dikkatle izlenirdi.
Façalılar salona ayrı araçlarla geldi.
Teoman önde...
Haşmet birkaç dakika sonra...
Behzat ise Ömür'le birlikte son araçtan indi.
Behzat'ın sol kolu artık askıda değildi.
Ama omzunu dikkatli tutuyordu.
Ömür koluna girmek isteyince başını iki yana salladı.
- Yürüyebilirim.
- Düşersen?
- Düşmem.
- Düşersen Haşmet abi beni suçlar.
Behzat hafifçe gülümsedi.
- O zaman gir koluma.
Ömür sağlam tarafına geçti.
Salona girdiklerinde...
Çakırbeyliler çoktan içerideydi.
Hızır, Masa üyeleriyle konuşuyor...
İlyas biraz geride duruyor...
Emine ile Leyla ise başka bir masada oturuyordu.
Dışarıdan bakıldığında...
İki aile birbirini görmezden geliyordu.
Teoman, Leyla'ya yalnızca bir kez baktı.
Sonra sağ elini ceketinin cebine koydu.
Leyla işareti gördü.
Yüzündeki soğuk ifadeyi korudu.
Ama gözlerindeki kaygı hafifledi.
Haşmet ise doğrudan Emine'ye bakmadı.
Bu...
Oyunun en zor kısmıydı.
Çünkü Emine salona girdiği andan beri...
Onun nerede olduğunu hissediyordu.
Masa Reisi mikrofona geçip konuşmaya başladığında...
Herkes yerini aldı.
Façalılar salonun sağ tarafında...
Çakırbeyliler sol tarafında oturuyordu.
Aralarında onlarca kişi vardı.
Fakat görünmeyen bağ...
Mesafeden daha güçlüydü.
Konuşmalar bittikten sonra yemek servisi başladı.
Bir süre her şey plana uygun ilerledi.
Sonra Emine ayağa kalktı.
Doğrudan Haşmet'in masasına doğru yürüdü.
Salondaki birkaç kişi hemen onları izlemeye başladı.
Haşmet onu görünce ağır ağır ayağa kalktı.
Yüzündeki ifade soğuktu.
- Bir şey mi oldu?
Emine'nin sesi herkesin duyacağı kadar yüksekti.
- Oldu.
Salonun yakınındaki konuşmalar kesildi.
Teoman gözünü kardeşinden ayırmadı.
Hızır ise yerinden kalkmadı.
Ama bütün dikkati onlardaydı.
Emine devam etti:
- Bana güvenmeni istedim. Beni yanında görmeni istedim. Ama sen hâlâ beni korunması gereken bir yük gibi görüyorsun.
Haşmet çenesini sıktı.
Gerçekte...
Bu sözlerin her biri ona dokunuyordu.
Çünkü oyunun içinde olsa bile...
Emine'nin içinde taşıdığı bazı gerçekleri de söylüyordu.
- Burası bunu konuşacağımız yer değil.
Emine acı bir şekilde güldü.
- Senin için hiçbir yer konuşma yeri değil zaten.
Salondaki fısıltılar çoğalmaya başladı.
Behzat kaşlarını çattı.
Emine'nin sesinde yalnızca oyun olmadığını fark etmişti.
Haşmet daha alçak sesle konuştu:
- Emine...
- Hayır.
Parmağındaki yüzüğü çıkardı.
Haşmet'in gözleri yüzükte kaldı.
O an...
Bunun yalnızca bir plan olduğunu bilmesine rağmen...
İçinden bir şey kopmuş gibi hissetti.
Emine yüzüğü masanın üzerine bıraktı.
- Beni hayatına gerçekten almayı öğrendiğinde...Bunu yeniden konuşuruz.
Arkasını döndü.
Haşmet istemsizce bileğine uzanmak istedi.
Ama kendini durdurdu.
Emine yürüyüp giderken...
Salondaki herkes onların ayrıldığına inanmıştı.
Haşmet masadaki yüzüğe baktı.
Elini uzatıp avucunun içine aldı.
Bu sırada salonun arka köşesinde duran bir garson...
Ceketinin içindeki küçük düğmeye bastı.
Sinyal...
Eski fabrikaya ulaştı.
Gölge ekrandaki görüntüyü izliyordu.
Emine'nin yüzüğünü masaya bırakmasını...
Haşmet'in peşinden gitmemesini...
İki ailenin birbirine soğuk bakmasını...
Yanındaki adam gülümsedi.
- Reis...
İşe yaradı.
Gölge hemen cevap vermedi.
Ekranı dikkatle izledi.
Haşmet'in yüzünde gördüğü acı gerçekti.
Emine'nin öfkesi de.
Gölge parmaklarını masaya vurdu.
- Belki.
Adam şaşırdı.
- Hâlâ şüpheniz mi var?
- Haşmet Façalı...
Sevdiği kadının arkasından bu kadar kolay bakmaz.
- Ama gururlu.
- Kalabalığın içinde gitmemiş olabilir.
Gölge ekrana biraz daha yaklaştı.
- Takip edin.
- Emine yalnız çıktığında...
Yolunu kesin.
Adamın yüzündeki gülümseme büyüdü.
- Kaçıralım mı?
Gölge başını iki yana salladı.
- Hayır.
- Sadece korkutun.
- Haşmet'in gelip gelmeyeceğini göreceğiz.
- Gelirse?
Gölge'nin yüzü karanlıklaştı.
- O zaman kavga yalandır.
- Gelmezse?
- Emine gerçekten yalnızdır.
Bir an durdu.
- Ve yalnız kalan bir kalp...
Kolay kırılır.
Otelin Koridoru
Emine salondan çıktıktan sonra doğruca kadınlar tuvaletine gitmedi.
Sessiz bir yan koridora yöneldi.
Plan gereği birkaç dakika yalnız görünmesi gerekiyordu.
Fakat köşeyi döndüğünde...
Haşmet karanlık duvarın yanında onu bekliyordu.
Emine şaşırdı.
- Buraya gelmemen gerekiyordu.
Haşmet avucunu açtı.
Yüzük içindeydi.
- Bunu bıraktın.
Emine hafifçe gülümsedi.
- Sonra takacaktın.
- Şimdi takacağım.
Elini tuttu.
Yüzüğü yeniden parmağına geçirdi.
Emine gözlerini ondan ayırmadan konuştu:
- Salondakiler görürse?
Haşmet başparmağıyla yüzüğün üzerinden geçti.
- Görmezler.
- Haşmet...
- Efendim?
Emine'nin yüzündeki şaka dolu ifade kayboldu.
- Söylediklerimin bazıları gerçekti.
Haşmet başını salladı.
- Biliyorum.
- Kızdın mı?
- Kendime.
- Neden?
- Seni hâlâ bazı şeylerin dışında bırakmaya çalıştığım için.
Emine biraz yaklaştı.
- Öğreneceksin.
Haşmet alnını alnına yasladı.
- Sen yanımdayken...
Öğreniyorum
Tam o sırada...
Haşmet'in kulaklığından koruma amirinin sesi geldi.
- Reis...
Emine Hanım'ın aracının yakınında iki şüpheli görüldü.
Haşmet'in yüzündeki yumuşaklık bir anda kayboldu.
Emine bunu fark etti.
- Geldiler mi?
Haşmet başını hafifçe salladı.
- Seni sınamaya çalışıyorlar.
- Ne yapacağız?
Haşmet birkaç saniye düşündü.
- Plan değişmedi.
- Yalnız çıkacaksın.
Emine gözlerinin içine baktı.
- Sen?
- Yakınında olacağım.
- Görünmeyeceksin.
Emine derin bir nefes aldı.
- Bana güveniyor musun?
Haşmet'in cevabı gecikmedi.
- Kendimden fazla.
Emine başını salladı.
Sonra arkasını dönüp çıkışa yöneldi.
Haşmet bileğinden tuttu.
Emine dönünce...
Haşmet onu kendine çekti.
Kollarını sıkıca etrafında kapattı.
- Dikkatli ol.
Emine başını göğsüne yasladı.
- Sen de.

Birkaç saniye sonra ayrıldılar.
Emine tek başına otelin arka çıkışına doğru yürüdü.
Haşmet ise karanlık koridorun diğer tarafından...
Onu görünmeden takip etmeye başladı.
Otopark
Emine'nin ayakkabı sesleri boş otoparkta yankılanıyordu.
Aracına yaklaşık yirmi metre kalmıştı.
Çevrede kimse görünmüyordu.
Ama o...
İzlendiğini hissediyordu.
Çantasının içindeki küçük silaha dokundu.
Haşmet'in adamları uzaktaydı.
Hiçbiri ortaya çıkmıyordu.
Emine aracının kapısını açmak üzereyken...
Arkasından bir erkek sesi duyuldu.
- Hanımefendi...
Emine yavaşça döndü.
Siyah takım elbiseli iki adam birkaç metre ilerisinde duruyordu.
Yüzlerini daha önce görmemişti.
Birinin eli ceketinin içindeydi.
Diğeri hafifçe gülümsedi.
- Bir dakikanızı alacağız.
Emine sakin görünmeye çalıştı.
- Kimsiniz?
- Sadece mesaj getirdik.
- Kimden?
Adam birkaç adım yaklaştı.
- Artık arkanızda Façalılar yokmuş.
Emine yüzündeki kırgınlığı oynadı.
- Sizi ilgilendirmez.
Adam gülümsedi.
- Yalnız kalmak tehlikelidir.
- Hele düşmanlarınız çoksa.
Emine elini çantasından çekmedi.
- Tehdit mi ediyorsunuz?
- Uyarıyoruz.
İkinci adam çevresine baktı.
- Haşmet Façalı burada değil.
- Görünüşe göre...
Sizi gerçekten bırakmış.
Emine'nin kalbi hızlandı.
Ama sesini bozmadı.
- Söyleyeceğiniz bittiyse gidin.
Adam bir adım daha attı.
- Bize katılırsanız...
Korunursunuz.
Emine şaşkın görünerek kaşını kaldırdı.
- Size mi?
- Haşmet'in bilmediği çok şey biliyoruz.
- Onun ailesini kimin hedef aldığını...
- Behzat'a kurşunu kimin sıktığını...
- Hepsini.
Emine'nin gözlerinde öfke parladı.
- Siz Sınırsızlar'sınız.
Adamın yüzündeki gülümseme büyüdü.
- Demek bizi biliyorsunuz.
- İstanbul'da herkes biliyor.
Adam cebinden küçük bir kart çıkardı.
Emine'ye doğru uzattı.
- Fikriniz değişirse...
Bu numarayı arayın.
Emine karta baktı.
Tam elini uzatacakmış gibi yaptı.
O anda...
Otoparkın bütün ışıkları söndü.
Karanlık çöktü.
İki adam aynı anda silahlarına uzandı.
Fakat arkalarından soğuk bir ses duyuldu.
- Çek lan elini!
Haşmet...
Karanlığın içinden çıkmıştı.
Silahının namlusu birinci adamın ensesine dayanıyordu.
Aynı anda iki farklı noktadan Façalı korumaları ortaya çıktı.
İkinci adam silahını çekemeden yere yatırıldı.
Emine derin bir nefes aldı.
Haşmet gözünü adamdan ayırmadan sordu:
- İyi misin?
- İyiyim.
Adam acı bir şekilde güldü.
- Demek kavga yalandı.
Haşmet'in yüzünde en ufak bir ifade yoktu.
- Bunu öğrenmek için...
Yanlış kadına yaklaştınız.
Adam başını çevirmeye çalıştı.
- Bizi öldürürsen hiçbir şey öğrenemezsin.
Haşmet silahı biraz daha bastırdı.
- Seni öldürmeyeceğim.
- Konuşturacağım.
Emine yerdeki kartı aldı.
Üzerinde yalnızca bir telefon numarası vardı.
Haşmet göz ucuyla karta baktı.
- Dokunma.
- Eldivenim var.
Haşmet ilk kez ona kısa bir bakış attı.
Emine gerçekten de çantasından çıkardığı ince eldiveni takmıştı.
- Hazırlıklı gelmişsin.
Emine hafifçe gülümsedi.
- Senin yanında yaşamayı öğreniyorum.
Haşmet'in dudaklarının kenarı belli belirsiz hareket etti.
Sonra korumalara döndü.
- İkisini de alın.
- Ayrı araçlara.
- Birbirlerini görmeyecekler.
Adamlar götürülürken...
Birinci adam Haşmet'e baktı.
- Gölge seni bekliyor.
Haşmet'in gözleri sertleşti.
- Ben de onu.
Adam gülümseyerek son kez konuştu:
- Ama sen ona ulaşmadan önce...
O, sevdiğin herkese ulaşacak.
Haşmet cevap vermedi.
Emine'nin yanına geldi.
Yüzünü dikkatle inceledi.
- Sana dokundular mı?
- Hayır.
- Emin misin?
- Haşmet...İyiyim.
Haşmet derin bir nefes aldı.
Sonra bütün korumalarının önünde...
Emine'yi kendine çekip sıkıca sarıldı.
Emine kollarını ona doladı.
- Plan işe yaradı.
Haşmet başını saçlarına yasladı.
- Bir daha seni böyle bir plana sokmayacağım.
Emine hafifçe güldü.
- Bunu sonra tartışırız.
- Tartışmayacağız.
- Tartışacağız.
Haşmet gözlerini kapattı.
- Önce eve gidelim.
Emine başını kaldırdı.
- Hangi eve?
Haşmet gözlerinin içine baktı.
- Bizim eve.
Bu kez...
Emine itiraz etmedi.
Eski Fabrika
Gölge, iki adamından gelen sinyalin aynı anda kesildiğini görünce...
Ekranın karşısında uzun süre sessiz kaldı.
Yanındaki adam telaşla konuştu.
- Reis...
İkisini de aldılar.
Gölge cevap vermedi.
Ekrandaki son görüntüyü yeniden oynattı.
Işıkların sönmesi...
Haşmet'in karanlıktan çıkması...
Emine'nin yere düşen kartı eldivenle alması...
Hepsini tek tek izledi.
Sonunda yavaşça gülümsedi.
- Güzel.
Yanındaki adam şaşırdı.
- Adamlarımızı kaybettik.
- Plan çöktü.
Gölge başını iki yana salladı.
- Hayır.
- Plan yeni başladı.
- Kavga yalanmış.
- Artık bunu biliyoruz.
- Ama daha önemli bir şey öğrendik.
- Neyi?
Gölge, Haşmet'in Emine'ye sarıldığı görüntüyü durdurdu.
- Haşmet Façalı...
Emine için düşünmeden ortaya çıkıyor.
Sonra ekranı değiştirdi.
Teoman ile Leyla'nın çiftlikteki görüntüsü açıldı.
Ardından İlyas ile Ömür...
Behzat...
Hızır...
Gölge, yedi kişinin görüntüsünü yan yana getirdi.
- Her birinin kapısı belli.
- Her kalbin anahtarı elimizde.
Adam ürkek bir sesle sordu:
- Şimdi ne yapacağız?
Gölge parmaklarını Leyla'nın görüntüsünün üzerinde durdurdu.
- Hiçbir şey.
- Henüz.
- İki adamımız konuşmadan önce...
Onları susturacağız.
- Nasıl?
Gölge karanlıkta geriye yaslandı.
- Hastaneye ulaşamayacaklar.
Adam başını eğdi.
- Emredersiniz.
Gölge'nin gözleri hâlâ ekrandaki Leyla'nın üzerindeydi.
- Sonra...
Masalın en güzel çiftini sınayacağız.
- Teoman ile Leyla'yı.
Karanlık odada yeni bir dosya açıldı.
Kapağında yalnızca iki isim vardı:
TEOMAN FAÇALI
LEYLA ÇAKIRBEYLİ
Ve altında...
Tek bir kelime:
SINIRSIZLAR


Комментарии