Озвучивание не поддерживается в этом браузере
24. BÖLÜM Sessizliği Bozmadan
Çalışma odasının kapısı kapalıydı.
Masanın üzerinde bulunan küçücük dinleme cihazı...
Odadaki bütün havayı değiştirmişti.
Birkaç dakika önce aynı evde yüzükler takılmış...
Kahkahalar yükselmiş...
Gelecekten konuşulmuştu.
Şimdi ise beş adam...
Karanlığın ne kadar yakına sokulduğunu düşünüyordu.
Haşmet, cihazı yeniden eline aldı.
Başparmağıyla arka kısmındaki ince çizgiyi yokladı.
Sonra koruma amirine döndü.
- Bulduğunuz yere dokunan oldu mu?
- Hayır Reis.
- Eldivenle aldık.
- Çevresini kontrol ettiniz mi?
- Ekip bakıyor.
Haşmet başını salladı.
- Kimse cihazı bulduğumuzu belli etmeyecek.
Hızır kaşlarını çattı.
- Bizi dinlemeye devam ettiklerini sansınlar diyorsun.
- Evet.
Teoman pencerenin önünden döndü.
- Bu cihaz hâlâ çalışıyor mu?
Haşmet cebinden telefonunu çıkarıp küçük bir sinyal ölçüm programını açtı.
Cihazın yanına tuttu.
Ekrandaki çizgi birkaç kez hareket etti.
- Aktif.
İlyas masaya biraz daha yaklaştı.
- O zaman şu an da bizi dinliyor olabilirler.
Haşmet gözlerini kaldırdı.
- Dinliyorlar.
Odadaki herkes bir an sustu.
Behzat, koltuğuna biraz daha yaslandı.
Sol omzundaki ağrı yüzünden yüzü gerilmişti.
Fakat gözleri sakindi.
- Ne duymalarını istiyoruz?
Haşmet ona baktı.
Behzat'ın dudaklarında belli belirsiz bir tebessüm vardı.
Teoman kardeşini anlamıştı.
- Yanlış bilgi.
Behzat başını salladı.
- Onlar bizi ne kadar tanıdıklarını düşünüyor.
- Biz de onlara görmek istedikleri şeyi gösteririz.
Hızır ciddi bir sesle sordu:
- Neyi?
Behzat cevap vermeden önce Haşmet'e baktı.
- Korktuğumuzu.
Haşmet birkaç saniye kardeşini inceledi.
Sonra yavaşça cihazı masanın ortasına bıraktı.
Sesini bilerek biraz yükseltti.
- Nikâhı ertelememiz gerekebilir.
İlyas ilk anda ona şaşkınlıkla baktı.
Haşmet'in bakışını görünce oyunu anladı.
Yüzünü sertleştirerek cevap verdi:
- Buna izin vermem.
Teoman da konuşmaya katıldı.
- Mesele izin değil.
- Kadınların güvenliği.
Hızır masaya yumruğunu hafifçe vurdu.
- Benim kardeşlerimi hedef hâline getirdiler.
- Bu saatten sonra kimse konağın dışına çıkmayacak.
Behzat başını çevirmeden konuştu:
- Ömür buna razı olmaz.
İlyas sesini yükseltti.
- Ben de olmam.
Haşmet cihazın üzerindeki küçük ışığın yanıp sönüşünü izliyordu.
- O zaman nikâh iptal edilir.
İlyas ayağa kalktı.
- Sen izin verdin diye evlenmiyoruz.
- Ömür'le birbirimizi sevdiğimiz için evleniyoruz.
Teoman da ayağa kalktı.
- Sesini düşür.
- Düşürmüyorum.
- Aylarca bekledik.
- Şimdi görünmeyen birkaç adam yüzünden geri adım atmayacağız.
Hızır kardeşine sertçe baktı.
- Karar verildi.
- Nikâh ertelenecek.
İlyas çenesini sıktı.
Bir an gerçekten öfkelenmiş gibi görünüyordu.
Ama gözleri Haşmet'le buluştuğunda oyunun hâlâ devam ettiğini hatırladı.
- O zaman ben de kendi kararımı veririm.
Behzat hemen araya girdi.
- Ne yapacaksın?
İlyas kapıya yöneldi.
- Ömür'le konuşacağım.
Haşmet sertçe seslendi:
- Bu odada konuşulan dışarı çıkmayacak!
İlyas kapıda durdu.
Arkasını dönmeden cevap verdi:
- O benim nişanlım.
- Ondan hiçbir şey saklamam.
Kapıyı sertçe açıp çıktı.
Hızır masanın kenarına vurdu.
- Görüyor musunuz?
- Daha şimdiden iki aile arasında sorun çıkıyor.
Teoman soğuk bir sesle cevap verdi:
- O zaman herkes kendi evine döner.
- Ortak güvenlik de biter.
Haşmet cihazı son kez inceledi.
- Bundan sonra kimse bize güvenmesin.
Sonra cihazın üzerine boş bir dosya kapattı.
Sinyal tamamen kesilmedi.
Ama görüntüsü kapandı.
Beş adam birkaç saniye sessiz kaldı.
Dışarıdan bakıldığında...
İki aile dağılmanın eşiğindeydi.
Gerçekte ise...
İlk kez düşmana karşı aynı oyunu oynuyorlardı.
Haşmet sesi yeniden normal hâline dönünce sordu:
- İnandılar mı?
Behzat hafifçe gülümsedi.
- Ben olsam inanırdım.
Hızır başını İlyas'ın çıktığı kapıya çevirdi.
- Kardeşim fazla gerçekçi oynadı.
Teoman kısa bir tebessüm etti.
- İçinde birikmişti demek ki.
Haşmet ciddi bir yüzle konuştu:
- Şimdi kadınlara anlatacağız.
Behzat hemen itiraz etti.
- Ömür'e ben anlatırım.
Haşmet kaşını kaldırdı.
- Sen dinleneceksin.
- Abi, oyun benim fikrimdi.
- O yüzden daha fazla yorulmayacaksın.
Behzat başını iki yana salladı.
- Vallahi vurulmadan önce daha özgürdüm.
Salon
Çalışma odasının kapısı sertçe açıldığında...
Salondaki bütün konuşmalar kesildi.
İlyas öfkeli bir yüzle dışarı çıktı.
Ömür hemen ayağa kalktı.
- Ne oldu?
İlyas hiç cevap vermeden ona yaklaştı.
Elinden tuttu.
- Benimle gel.
Ömür şaşırdı.
- Nereye?
- Bahçeye.
Teoman'ın çalışma odasından yükselen sesi salona kadar ulaştı:
- Herkes kendi evine dönecek!
Leyla'nın yüzü değişti.
Emine de hemen kapıya baktı.
Hızır birkaç saniye sonra odadan çıktı.
Yüzündeki ifade sertti.
- Hazırlanın.
Emine ağabeyine yaklaştı.
- Ne oldu?
Hızır cevap vermedi.
- Emine...
Araca geçin.
Leyla, Teoman'a doğru yürümek istedi.
Fakat Teoman odadan çıktığında ona bakmadan konuştu:
- Bu gece görüşmeyeceğiz.
Leyla olduğu yerde kaldı.
- Neden?
- Sonra konuşuruz.
- Teoman...
Teoman bakışlarını kaçırmak zorunda kaldı.
Çünkü Leyla'nın yüzündeki kırgınlığı görmek...
Oyunu sürdürmesini zorlaştırıyordu.
- Lütfen.
Tek kelime...
Ama içinde gizli bir anlam vardı.
Leyla onu tanıyordu.
Sesindeki sertlikle gözlerindeki sakinliğin birbirine uymadığını fark etti.
Yine de hiçbir şey söylemedi.
Yavaşça geri çekildi.
Emine ise Haşmet'in karşısında durdu.
- Sen bir şey söyleyecek misin?
Haşmet'in yüzü her zamanki gibi taş gibiydi.
- Eve git.
Emine kaşlarını çattı.
- Bu kadar mı?
- Şimdilik.
- Az önce yüzüğünü taktın.
- Şimdi bana eve git mi diyorsun?
Haşmet onun gözlerine bakarken içinden sarılmak geçti.
Ama bahçedeki cihazın tek başına olmayabileceğini biliyordu.
Konağın içinde başka gözler de vardı.
- Emine...Benimle tartışma.
Emine'nin yüzü sertleşti.
- Ben seninle tartışmıyorum. Beni dışarıda bırakmana itiraz ediyorum.
Haşmet ona biraz yaklaştı.
Sesini yalnızca onun duyabileceği kadar alçalttı.
- Bana güven.
Emine bir anda sustu.
Haşmet yeniden uzaklaştı.
Yüzündeki sert ifadeyi korudu.
- Hızır'la git.
Emine birkaç saniye gözlerinin içine baktı.
Sonra başını çok hafif salladı.
Oyunu anlamıştı.
Ama diğerlerine belli etmedi.
- Peki.
Arkasını dönüp Leyla'nın yanına geçti.
Behzat salona çıktığında Ömür ile İlyas çoktan bahçeye yönelmişti.
Haşmet kardeşine baktı.
- Nereye?
Behzat gülümsedi.
- Kavga etmeye.
Haşmet kaşlarını çattı.
- Fazla yürüme.
- Kavganın da mı süresi var?
- Senin için var.
Konağın Arka Bahçesi
İlyas, Ömür'ü kameraların bulunmadığı eski taş duvarın arkasına götürdü.
Ömür elini çekti.
- Ne oluyor?
İlyas etrafı kontrol etti.
Sonra sesini alçalttı.
- Dinleme cihazı bulduk.
Ömür'ün yüzündeki öfke bir anda kayboldu.
- Nerede?
- Bahçedeki araçlardan birinin altında.
- Her şeyi duymuşlar.
Ömür gözlerini kapattı.
- Nikâh tarihini de...
- Evet.
- O yüzden içeride kavga ettiniz.
İlyas başını salladı.
- Onlara iki ailenin dağıldığını düşündürüyoruz.
Ömür derin bir nefes aldı.
- Haşmet abinin nikâhı iptal ederiz dediğini duydum.
- Yalandı.
- Biliyorum.
İlyas şaşırdı.
- Nereden?
Ömür hafifçe gülümsedi.
- Haşmet abi gerçekten karar verdiğinde bağırmaz.
- Ne kadar sessizse o kadar ciddidir.
İlyas da gülümsedi.
- Demek ben biraz fazla oynadım.
- Kapıyı kıracaktın neredeyse.
- İnandırıcı olmak istedim.
Ömür onun ceketinin yakasını düzeltti.
- Şimdi ne olacak?
İlyas ellerini tuttu.
- Nikâh aynı gün yapılacak.
- Ama yeri değişecek.
- Kimseye söylemeyeceğiz.
- Sadece aile bilecek.
Ömür gözlerini ona çevirdi.
- Korkuyor musun?
İlyas dürüstçe cevap verdi:
- Senin için...
Evet.
- Kendin için?
- Sen yanımdayken kendim için korkmaya vaktim olmuyor.
Ömür'ün yüzünde yumuşak bir tebessüm oluştu.
- Beni korumak için yine her şeyi bırakmaya çalışma.
- Yanımda durman yeter.
İlyas alnını alnına yasladı.
- Bundan sonra seni ne arkamda tutacağım...
Ne de önümde.
- Yanımda.
Ömür hafifçe güldü.
- Haşmet abiden mi öğrendin?
İlyas da gülümsedi.
- Güzel sözleri ailece paylaşıyoruz.
Tam o sırada Behzat'ın sesi geldi:
- Çok yaklaştınız.
İkisi hemen ayrıldı.
Behzat duvarın arkasından çıktı.
Sol omzunu tutarak yürüyordu.
Ömür kaşlarını çattı.
- Sen neden dışarı çıktın?
- Herkes bana aynı soruyu soruyor.
İlyas yanına gidip sağlam kolundan tuttu.
- Otur.
- Siz de Haşmet abiye benzediniz.
Behzat taş bankın üzerine oturdu.
Ömür hemen karşısına geçti.
- Ağrın arttı mı?
- Biraz.
- İlaç saatin geldi.
Behzat gözlerini devirdi.
- Kız isteme gecesi mi...
Hastane nöbeti mi belli değil.
İlyas gülümsedi.
- Kanka...
Planı konuşalım.
Behzat'ın yüzü ciddileşti.
- Cihazı hemen kaldırmayacağız.
- Onlara her gün biraz daha kavga dinleteceğiz.
Ömür kaşını kaldırdı.
- Ben de mi kavga edeceğim?
Behzat gülümsedi.
- Sen Haşmet abiyle tartışacaksın.
- İlyas da Hızır'la.
- Teoman abi ile Haşmet abi ortaklığı bozuyormuş gibi davranacak.
İlyas düşünceli şekilde başını salladı.
- Onlar da aramız açıldı sanınca yaklaşacak.
- Evet.
Behzat'ın gözleri karanlık bahçeye çevrildi.
- Sınırsızlar aylarca bizi izledi.
- Şimdi sıra bizde.
Ömür kardeşinin yüzüne baktı.
- Sen bu işin içinde olmayacaksın.
Behzat kaşını kaldırdı.
- Neden?
- Daha yeni vuruldun.
- Ömür...
- Hayır.
Ömür'ün sesi sertleşti.
- İlyas için önüne atladın.
- Bizim evlenmemiz için hastane yatağında uğraştın.
- Şimdi bir daha kendini tehlikeye atmayacaksın.
Behzat birkaç saniye kardeşini izledi.
Sonra hafifçe gülümsedi.
- Büyümüşsün.
Ömür'ün gözleri doldu.
- Sen de bunu anlamaya başla.
- Sadece siz bizi korumuyorsunuz.
- Biz de sizi korumak istiyoruz.
Behzat sağlam elini uzattı.
Ömür elini tuttu.
- Tamam.
- Bundan sonra tek başıma hareket etmeyeceğim.
İlyas hemen sordu:
- Söz mü?
Behzat ikisine sırayla baktı.
- Söz.
Sonra hafifçe ekledi:
- Ama kurşun gelirse yine düşünmem.
Ömür ile İlyas aynı anda bağırdı:
- Behzat!
Behzat kahkaha attı.
Omzundaki ağrı yüzünden hemen yüzünü buruşturdu.
- Tamam, tamam...
Şaka yaptım.
Çakırbeyli Konağı'na Dönüş
Araçların içinde sessizlik vardı.
Dışarıdan bakıldığında...
Çakırbeyli ailesi Façalı Konağı'ndan öfkeyle ayrılıyordu.
İlk araçta Hızır ile İlyas...
İkinci araçta Emine ve Leyla vardı.
Leyla camdan dışarı bakıyor...
Parmağındaki yüzüğü çeviriyordu.
Emine onu bir süre izledi.
- Kırıldın mı?
Leyla başını iki yana salladı.
- Hayır.
- Ama Teoman bana bakmayınca...
İçim acıdı.
Emine elini tuttu.
- Oyun olduğunu biliyorsun.
- Biliyorum.
- Yine de.
Emine başını salladı.
- Ben de Haşmet'e kızdım.
Leyla ona baktı.
- Gerçekten mi?
- Biraz.
- Bana güven dedi.
- Sonra herkesin içinde buz gibi konuştu.
Leyla hafifçe gülümsedi.
- Onun için zor olmuştur.
- Benim için de zordu.
Emine pencerenin dışına baktı.
- Bu oyun uzun sürmemeli.
- Sürerse...
Gerçek kırgınlıklar başlayabilir.
Leyla yüzüğünü parmağında çevirmeyi bıraktı.
- Teoman'a güveniyorum.
- Ben de Haşmet'e.
Emine derin bir nefes aldı.
- Ama güvenmek...
İnsanın özlemesini engellemiyor.
Çakırbeyli Konağı - Çalışma Odası
Hızır eve girer girmez İlyas'ı çalışma odasına çağırdı.
Kapı kapandığında yüzündeki sert ifade değişti.
- Fazla bağırdın.
İlyas kaşını kaldırdı.
- İnandırıcı olmadı mı?
- Bana karşı kendi kararımı veririm dedin.
- Oyundu.
Hızır tespihini masaya bıraktı.
- Bir daha bana öyle konuşursan...
Oyunun dışında da hesabını sorarım.
İlyas gülmemeye çalıştı.
- Tamam abi.
Hızır önündeki haritayı açtı.
- Cihazı bırakacaklar.
- Biz de sinyalin nereye gittiğini izleyeceğiz.
İlyas masaya eğildi.
- Doğrudan eski fabrikaya gitmez.
- Muhtemelen birkaç aktarıcı kullanırlar.
- Haşmet de öyle düşünüyor.
Hızır kırmızı kalemle üç noktayı işaretledi.
- Sinyalin ilk aktarıldığı yeri bulursak...
Adamlarından birine ulaşırız.
İlyas gözlerini haritadan ayırmadan sordu:
- Nikâh ne olacak?
- Tarih aynı.
- Yer?
Hızır ona baktı.
- Bunu sen bile son gece öğreneceksin.
İlyas şaşkınlıkla başını kaldırdı.
- Ben damadım.
- O yüzden senden saklıyoruz.
- Neden?
- Ömür'e söylersin.
- Ömür ağabeylerine söyler.
- Behzat duyar.
- Behzat herkese anlatır.
İlyas birkaç saniye sustu.
- Mantıklı.
Hızır'ın dudaklarında hafif bir tebessüm oluştu.
- İlk defa hemen itiraz etmedin.
- Evleniyorum abi.
- Olgunlaşıyorum.
Hızır başını iki yana salladı.
- Daha çok yolun var.
Façalı Konağı - Kütüphane
Gece ilerlemişti.
Haşmet, masanın üzerindeki sinyal cihazını inceliyordu.
Teoman karşısında oturmuş, güvenlik raporlarını okuyordu.
Behzat kanepeye uzanmıştı.
Doktorun verdiği ilaç etkisini göstermeye başlamış...
Gözleri ağırlaşmıştı.
Teoman raporu kapattı.
- Bahçe duvarından çıkan sinyal...
Önce kuzeydeki boş eve gidiyor.
Haşmet başını salladı.
- Oradan ikinci bir noktaya aktarılıyor.
- Yarın o eve adam yerleştireceğim.
Teoman kardeşine baktı.
- Kadınlar bu oyundan hoşlanmadı.
Haşmet'in elleri durdu.
- Fark ettim.
- Emine sana kırıldı mı?
Haşmet kısa bir nefes aldı.
- Biraz.
Kanepeye uzanan Behzat gözlerini açmadan konuştu:
- Haklı.
Haşmet başını ona çevirdi.
- Sen uyumuyor muydun?
- Sizin sesinizde uyunmuyor.
Teoman hafifçe gülümsedi.
Behzat gözlerini açtı.
- Abi...
- Hangisi?
- İkiniz de.
Sonra Haşmet'e baktı.
- Emine'ye açıklama yap.
- Açıkladım.
- Nasıl?
- Bana güven dedim.
Behzat bir süre boş gözlerle ona baktı.
- Hepsi bu mu?
- Evet.
Behzat başını iki yana salladı.
- Sonra neden kadınları anlamıyorum diyorsun.
Haşmet kaşlarını çattı.
- Ne söylemem gerekiyordu?
Behzat doğrulmaya çalıştı.
Teoman hemen omzundan destekledi.
- Ona...
Bu oyunun neden gerekli olduğunu söyle.
- Korktuğunu söyle.
- Zarar görmesin diye böyle davrandığını söyle.
Haşmet sessizleşti.
Behzat devam etti:
- Sen "Bana güven." deyince...
O sana güveniyor zaten.
- Ama senin de ona güvendiğini duymak istiyor.
Teoman başını hafifçe salladı.
- Doğru söylüyor.
Haşmet iki kardeşine sırayla baktı.
- İkiniz ne zamandır ilişki danışmanı oldunuz?
Behzat rahatça cevap verdi:
- Sen âşık olduğundan beri.
Teoman güldü.
Haşmet başını iki yana salladı.
Fakat birkaç saniye sonra telefonunu eline aldı.
Emine'nin adını açtı.
Behzat gülümsedi.
- İşte böyle.
Haşmet ona baktı.
- Uyku ilacın az gelmiş.
- Fazlasını vereyim mi?
Behzat hemen gözlerini kapattı.
- İyi geceler.
Emine'nin Odası
Telefon çaldığında Emine aynanın önünde yüzüğüne bakıyordu.
Ekranda Haşmet'in adını görünce birkaç saniye bekledi.
Sonra açtı.
- Efendim?
Haşmet'in sesi her zamankinden daha yumuşaktı.
- Uyudun mu?
- Uyusaydım açmazdım.
- Kızgınsın.
- Biraz.
Haşmet kısa bir sessizlikten sonra konuştu:
- Haklısın.
Emine şaşırdı.
- Bu kadar çabuk kabul ettin.
- Behzat'la Teoman baskı yaptı.
Emine istemeden güldü.
- Demek kendi fikrin değil.
- Onlar sadece nasıl söyleyeceğimi anlattı.
- Neyi.
Haşmet pencerenin önünde duruyordu.
- Bugün sana öyle davranmak...
Bana zor geldi.
Emine'nin yüzündeki gülümseme azaldı.
Haşmet devam etti:
- Seni herkesin içinde uzaklaştırırken...
Yanıma çekmek istedim.
- Ama bizi izleyen başka cihazlar olabilir.
- Düşmanın seninle aramdaki bağı bildiğini biliyorum.
- Yine de ne kadar yakın olduğumuzu yanlış anlamasını istiyorum.
Emine yatağın kenarına oturdu.
- Bana güven dediğinde anladım.
- Ama...
- Ama?
- Bir an gerçekten eski Haşmet'e döndüğünü düşündüm.
Haşmet'in sesi ağırlaştı.
- Eski Haşmet kim?
- Ne hissettiğini söylemeyen.
- Herkesi korumak için kendinden uzaklaştıran.
Haşmet birkaç saniye sessiz kaldı.
- Ona dönmek istemiyorum.
- Ben de istemiyorum.
- Emine...
- Efendim?
- Bu oyunda sana güveniyorum.
- Yalnızca beni dinleyeceğine değil...
Yanımda savaşacağına da.
Emine'nin gözleri doldu.
- Ben zaten yanındayım.
- Biliyorum.
- Ama duymanı istedim.
Emine gülümsedi.
- Behzat sana iyi ders vermiş.
Haşmet de hafifçe güldü.
- Fazla iyileşti.
- Onu yine üzme.
- Üzmüyorum.
- Onu evden çıkarmıyorsun.
- O da üzülmenin başka şekli.
Haşmet kısa bir nefes aldı.
- Doktor izin verene kadar.
- Tamam.
Bir süre ikisi de konuşmadı.
Bu sessizlik...
Önceki zamanlardaki gibi aralarında bir duvar değildi.
Birbirlerinin nefesini dinledikleri sakin bir yerdi.
Emine usulca sordu:
- Yüzüğü çıkardın mı?
Haşmet eline baktı.
- Hayır.
- Ben de.
- Çıkarma.
- Emir mi?
Haşmet gülümsedi.
- Rica.
Emine gözlerini kapattı.
- Kabul edildi.
Leyla'nın Balkonu
Aynı dakikalarda...
Teoman da Leyla'yı aramıştı.
Leyla telefonu açtığında hiçbir şey söylemedi.
Teoman hafifçe gülümsedi.
- Sesini duymak için aradım.
- O zaman konuşmam gerekiyor mu?
- Mümkünse.
Leyla birkaç saniye onu bekletti.
- Bugün bana bakmadın.
Teoman'ın yüzündeki tebessüm kayboldu.
- Baksaydım...
Oyunu sürdüremezdim.
- O kadar mı?
- O kadar.
Leyla balkon korkuluğuna yaslandı.
- Bir daha böyle bir oyun olursa...
Önceden haber ver.
- Dinleme cihazı her yeri dinliyor olabilir.
- Bana bir işaret bul.
Teoman düşündü.
- Nasıl bir işaret?
Leyla yüzüğüne baktı.
- Sağ elini ceketinin cebine koy.
- Ne zaman bunu yaparsan...
Söylediklerinin oyun olduğunu anlayayım.
Teoman gülümsedi.
- Bu kadar basit mi?
- Ben seni izlerim.
- Başkaları fark etmez.
Teoman başını salladı.
- Tamam.
- Söz mü?
- Söz.
Leyla'nın sesi yumuşadı.
- Seni özledim.
Teoman'ın gözleri kapandı.
- Daha iki saat oldu.
- Yetti.
- Yarın çiftliğe geleyim.
- Kavgalı görünmemiz gerekmiyor mu?
- Gizlice gelirim.
Leyla güldü.
- Mafya reisi gizlice at çiftliğine geliyor.
- Senin için yaptığım ilk gizli iş olmaz.
- Başka ne yaptın?
- Seni ilk gördüğüm gün...
Saatlerce kulübün dışında bekledim.
Leyla şaşırdı.
- Ne?
Teoman hafifçe güldü.
- Bunu sonra anlatırım.
- Şimdi anlat.
- Yarın.
- Teoman...
- Özlemen için bir sebep daha olsun.
Telefon kapandı.
Leyla ekrana bakıp başını iki yana salladı.
Fakat yüzündeki gülümseme...
Uzun süre kaybolmadı.
Kuzeydeki Boş Ev
Gece saat üç...
Façalı ve Çakırbeyli adamları, cihazın sinyal gönderdiği ilk aktarma noktasını uzaktan izliyordu.
Eski, iki katlı evin bütün pencereleri karanlıktı.
Sokak sessizdi.
Bir araç köşede park etmiş...
İçindeki iki adam dürbünle evi kontrol ediyordu.
Telsizden Haşmet'in sesi geldi.
- Hareket var mı?
- Yok Reis.
- Kimse yaklaşmadı.
- Bekleyin.
Dakikalar geçti.
Sonunda sokağın başında motosikletli biri göründü.
Adam kaskını çıkarmadan evin önünde durdu.
Cebinden küçük bir cihaz çıkarıp kapının yanındaki posta kutusuna yerleştirdi.
Sonra yeniden motosikletine bindi.
Gözcü fısıldadı:
- Reis...
Biri geldi.
- Takip edin.
- Yakalamayın.
- Bizi görmesin.
Motosiklet hareket etti.
İki araç uzaktan peşine düştü.
Adam önce dar sokaklardan geçti...
Sonra sahil yoluna çıktı.
Yaklaşık yirmi dakika sonra şehir dışındaki eski bir taş ocağına yöneldi.
Fakat girişe ulaşmadan motosikleti bir anda durdu.
Sürücü başını çevirmeden elini cebine attı.
Gözcüler tedirgin oldu.
- Fark etti mi?
Telsizden Haşmet'in sesi geldi:
- Yaklaşmayın.
Motosikletli adam, posta kutusundan aldığına benzer küçük cihazı yol kenarına bıraktı.
Sonra hiçbir şey olmamış gibi uzaklaştı.
Takip aracı cihazın yanına geldiğinde...
Sinyal çoktan kesilmişti.
Üzerinde yalnızca küçük bir kâğıt vardı.
Gözcü eldiveniyle kâğıdı açtı.
Tek bir cümle yazıyordu:
"Kavganız güzel başladı."
Telsizin diğer ucunda uzun bir sessizlik oldu.
Haşmet kâğıdın fotoğrafına baktı.
Sınırsızlar oyunu görmüş müydü?
Yoksa gerçekten inanmış mıydı?
Behzat, ağabeyinin yanında duruyordu.
Omzundaki ağrıya rağmen uyumamıştı.
Notu okuyunca yavaşça konuştu:
- Bizi deniyorlar.
Teoman kaşlarını çattı.
- Nasıl?
- Kavganın gerçek olup olmadığını görmek için...
Bir sonraki hamlemizi bekleyecekler.
Hızır tespihini masaya bıraktı.
- O zaman daha iyi oynayacağız.
Haşmet notu masanın üzerine koydu.
Gözlerinde tanıdık, soğuk bir kararlılık vardı.
- Hayır.
- Artık oynamayacağız.
Herkes ona baktı.
Haşmet devam etti:
- Kavga ettiğimize inandırmaya çalışırken...
Gerçek planımızı saklayacağız.
- Nikâh yapılacak.
- Teoman ile Leyla...
Benimle Emine de hayatımıza devam edeceğiz.
- Onlar bizi zayıf noktalarımızdan vuracaklarını düşünüyor.
Behzat hafifçe öne eğildi.
- Biz de onların beklediği anda...
Ortadan kaybolacağız.
Haşmet başını salladı.
- Evet.
- Bize saldırmak için seçtikleri günü...
Onların son günü yapacağız.
Fakat Teoman kardeşine dikkatle baktı.
- Ya hedef kadınlarsa?
Haşmet'in yüzündeki ifade taşlaştı.
- O zaman...
Bu şehirde saklanabilecekleri hiçbir karanlık bırakmayız.
O gece...
Sınırsızlar ilk kez iki aileye doğrudan bir mesaj bırakmıştı.
Fakat bilmedikleri bir şey vardı.
Façalılar ve Çakırbeyliler artık korkuyla hareket etmiyordu.
Kalplerini korumak için...
Akıllarını birlikte kullanıyorlardı.
Ve savaşı kazandıran şey her zaman daha çok silah değildi.
Bazen...
Birbirinin ne düşündüğünü tek bakışta anlayan insanların aynı tarafta olmasıydı.


Комментарии