Озвучивание не поддерживается в этом браузере
34. BÖLÜM Geri Sayım
Fotoğraf...
Hâlâ Teoman'ın elindeydi.
Kimse konuşmuyordu.
Haşmet, zarfın içini bir kez daha kontrol etti.
Başka hiçbir şey yoktu.
Ne parmak izi...
Ne isim...
Ne de göndereni ele verecek en küçük bir iz.
Yaşlı kadın ise hâlâ kapının önünde bekliyordu.
Hızır da o sırada konağa gelmişti.
Kadına yaklaşıp sakin bir sesle sordu:
- Sana bu zarfı kim verdi?
Kadın başını iki yana salladı.
- Tanımıyorum evladım. Siyah takım elbiseliydi. Yüzünde maske vardı.
Bana sadece "Bunu teslim et, sonra evine dön." dedi.
Hızır cebinden bir fotoğraf çıkardı.
Gölge'nin adamlarından biriydi.
- Bu muydu?
Kadın dikkatlice baktı.
- Hayır.
İkinci fotoğraf...
Üçüncü fotoğraf...
Kadın hepsine aynı cevabı verdi.
- Bunlardan biri değil.
Haşmet derin bir nefes aldı.
- Kullandıkları adamlar sürekli değişiyor.
Teoman hâlâ fotoğrafa bakıyordu.
Leyla'nın çocukluğu...
Masum gülümsemesi...
Ve arkasındaki tehdit...
Bir araya gelince insanın içine işleyen bir ağırlık bırakıyordu.
Aynı Gece
Yemek masasına kimsenin iştahı kalmamıştı.
Leyla sessizce Teoman'ın yanına oturdu.
- Bana bak.
Teoman başını kaldırdı.
- Korktun.
Teoman birkaç saniye sustu.
İlk kez...
Yalan söylemedi.
- Evet.
Leyla elini onun elinin üzerine koydu.
- Ben korkmadım.
Teoman hafifçe gülümsedi.
- Ben ikimiz adına da korkuyorum.
Leyla gözlerinin içine baktı.
- Sürekli böyle yaşayamayız.
- Biliyorum.
- Bir gün dışarı çıkacağız. El ele yürüyeceğiz. Kimse bizi izlemeyecek.
Teoman acı bir tebessüm etti.
- O günü ben de bekliyorum.
Haşmet ile Emine uzaktan onları izliyordu.
Emine sessizce fısıldadı.
- Onlar çok mutlu.
Haşmet'in cevabı kısa oldu.
- Evet. İşte bu yüzden korkuyorum.
Sınırsızlar'ın Karargâhı

Gölge'nin önüne yeni fotoğraflar bırakıldı.
Leyla'nın o gün çektiği kareler...
Boğaz kıyısındaki yürüyüş...
Teoman'ın yüzüğü taktığı an...
Hepsi uzaktan çekilmişti.
Adamlardan biri gururla konuştu.
- Her hareketlerini biliyoruz.
Gölge fotoğraflara bile bakmadı.
- Yanlış.
Adam şaşırdı.
- Efendim?
- Hareketlerini biliyorsunuz. Kalplerini bilmiyorsunuz.
Odadaki sessizlik büyüdü.
Gölge ayağa kalktı.
Duvara asılı İstanbul haritasına yürüdü.
Kırmızı iğneyi aldı.
Leyla'nın fotoğrafını yerinden söktü.
Başka bir noktaya taktı.
Bir orman yolu...
Şehrin dışında eski bir çiftlik...
Haritada yalnızca birkaç kişinin bildiği terk edilmiş bir yer.
- Burası neresi Reis?
Gölge ilk kez hafifçe gülümsedi.
- Teoman'ın hayatının değişeceği yer.
Ertesi Gün
Façalı Konağı...
Behzat erkenden kulübe gitmek üzere hazırlanıyordu.
Haşmet merdivenlerden inerken seslendi.
- Bugün tek gitmiyorsun.
Behzat gülümsedi.
- Abi... Kulübe gidiyorum. Savaşa değil.
Haşmet ciddi kaldı.
- İkisi arasındaki farkı artık bilmiyoruz.
Behzat cevap vermedi.
Tam çıkacağı sırada telefon çaldı.
Arayan...
Ömür'dü.
Behzat hemen açtı.
- Efendim?
Ömür'ün sesi her zamanki gibi neşeliydi.
- Rahatsız etmiyorum değil mi?
- Sen hiç rahatsız etmezsin.
Ömür güldü.
- Yalan. Biliyorum.
İlyas uzaktan seslendi.
- Hoparlöre al.
Behzat telefonu hoparlöre aldı.
İlyas konuştu.
- Kanka...
- Efendim?
- Sana bir şey göstereceğim.
Kamera açıldı.
Küçük bir ev görünüyordu.
Bahçesinde beyaz çitler...
Rengârenk çiçekler...
Ve iki tay.
Behzat şaşkınlıkla baktı.
- At mı aldınız?
Ömür sevinçle başını salladı.
- İki tane.
- İsimlerini sen koyacaksın.
Behzat güldü.
- Birinin adı "Yaramaz" olsun.
İlyas kahkaha attı.
- Neden?
- Kesin seni dinlemeyecek.
Üçü birlikte güldüler.
Haşmet uzaktan bu tabloyu izliyordu.
Yüzünde istemsiz bir tebessüm oluştu.
Emine yanına geldi.
- Güzel değil mi?
Haşmet başını salladı.
- Çok.
- Onlar başardı.
- Evet.
- Biz de başaracağız.
Haşmet cevap vermedi.
İçindeki huzursuzluk...
Hâlâ dinmemişti.
Çakırbeyli Konağı
Öğleden sonra...
Leyla çalışma odasında eski albümleri düzenliyordu.
Kapı çaldı.
Teoman içeri girdi.
Elinde iki kahve vardı.
- Mola.
Leyla albümü kapattı.
- Tam zamanında.
Teoman albümün kapağını gördü.
- Bakıyor muydun?
- Çocukluğuma.
Teoman yanına oturdu.
Albümü birlikte açtılar.
Bir sayfada küçük Emine...
Diğerinde Hızır ve İlyas...
Sonra Leyla'nın doğum günü fotoğrafları...
Teoman uzun süre sessiz kaldı.
Leyla ona baktı.
- Ne düşünüyorsun?
Teoman fotoğrafa dokundu.
- Keşke...
- Ne?
- Seni o yaşlardan beri tanısaydım.
Leyla gülümsedi.
- O zaman beni okuldan almaya gelirdin.
- Gelirdim.
- Kavga eden çocukları korkutur muydun?
- Korkuturdum.
Leyla kahkaha attı.
- Yazık çocuklara.
Teoman ilk kez bu kadar rahat güldü.
Aynı Anda
Konağın karşısındaki kafede...
Sıradan görünen genç bir adam gazete okuyordu.
Gazetenin arkasından objektif uzanıyordu.
Teoman ile Leyla'nın pencere kenarında oturduğu açı...
Tam karşısındaydı.
Fotoğraf çekti.
Bir tane daha...
Bir tane daha...
Telefonuna tek satır yazdı.
"Hedef evde."
Gönderdi.
Bu kez cevap biraz farklıydı.
"Hazırlık başlasın."
Adam gazeteyi katladı.
Ayağa kalktı.
Ve sessizce uzaklaştı.
Akşam
Haşmet'in çalışma odası...
Hızır...
Teoman...
Haşmet...
Ve Behzat...
Yine aynı masadaydı.
Ortada İstanbul haritası duruyordu.
Haşmet konuşmaya başladı.
- Son dört ayda...
Sınırsızlar tek kurşun atmadı.
- Ama bizi her gün izledi.
Hızır başını salladı.
- Psikolojik savaş.
Teoman ekledi.
- Sabırla bekliyorlar.
Behzat haritaya baktı.
- O zaman biz de beklemeyelim.
Üçü aynı anda ona döndü.
Behzat devam etti.
- Sürekli savunmadayız.
- Bir kez de biz saldıralım.
Haşmet düşünceli görünüyordu.
- Nereye?
Behzat önündeki dosyayı açtı.
- Son iki ayda takip ettiğimiz üç adam...
Her cuma aynı yere gidiyor.
Hızır dosyaya baktı.
- Eski Kerem Çiftliği.
Teoman kaşlarını çattı.
- Terk edilmiş.
Behzat başını salladı.
- Dışarıdan öyle görünüyor.
- Ama içeride hareket var.
Haşmet gözlerini Behzat'a çevirdi.
- Operasyona sen gelmiyorsun.
Behzat daha itiraz edecekti ki...
Haşmet elini kaldırdı.
- Bu konu kapandı.
Behzat iç çekti.
- Abi...
- Hayır.
- Tam iyileşmedin.
- Ama...
- Hayır.
Teoman da söze girdi.
- Bu kez bizi dinle.
Behzat iki ağabeyine baktı.
Sonunda pes etti.
- Tamam.
Hızır hafifçe gülümsedi.
- Dünyanın sonu geliyor galiba.
Behzat omuz silkti.
- Bir kere dinledim diye abartmayın.
Masada kısa bir kahkaha yükseldi.
Kimsenin bilmediği şey ise şuydu...
Eski Kerem Çiftliği...
Gerçekten de Sınırsızlar'ın kullandığı yerlerden biriydi.
Ama...
Gölge orayı çoktan boşaltmıştı.
Çünkü onun asıl planı...
Başka bir yerde başlamıştı.
Ve o planın merkezinde...
Hâlâ yalnızca tek isim vardı.
Leyla Çakırbeyli.
O gece...
İstanbul'un dışındaki karanlık bir depoda...
Eski bir koltuk...
Bir kamera...
Ve zincirler hazırlanıyordu.
Gölge kapıdan içeri girdi.
Etrafına baktı.
Sonra tek bir cümle söyledi.
- Misafirimiz yakında gelecek.
Odadaki bütün adamlar sessizce başlarını eğdi.
Artık geri sayım başlamıştı.


Комментарии