18 страницаОпубликовано: 18.08.2026. 18:39
20

Озвучивание не поддерживается в этом браузере

18. BÖLÜM Behzat'ın Sözü

Yoğun bakım kapısı kapandıktan sonra...

Koridordaki sessizlik daha da ağırlaştı.

Behzat artık ameliyathanede değildi.

Kurşun çıkarılmış...

Kanama durdurulmuştu.

Ama doktorun söylediği tek bir cümle, herkesin zihninde tekrar edip duruyordu:

"İlk yirmi dört saat çok önemli."

Kimse hastaneden ayrılmadı.

Ne Façalılar...

Ne Çakırbeyliler...

Sabah olmuştu.

Pencerelerden içeri solgun bir gün ışığı süzülüyor...

Hastanenin beyaz duvarları, gecenin bütün yorgunluğunu gözler önüne seriyordu.

c15f0dd1103aa77fcd0df578a75d4633.jpg

Haşmet hâlâ yoğun bakım kapısının karşısında ayaktaydı.

Teoman bir sandalyede oturuyor...Dirseklerini dizlerine dayamış, ellerini birbirine kenetlemişti.

Haşmetin üzerindeki gömlekte Behzat'ın kanı kurumuştu.

Emine birkaç kez değiştirmesini söylemiş...

Fakat Haşmet kabul etmemişti.

Sanki kardeşinin kanını üzerinden çıkarırsa...

Onu orada yalnız bırakacakmış gibi hissediyordu.

Ömür, İlyas'ın yanında oturuyordu.

Başını onun omzuna yaslamıştı.

İlyas ise saatlerdir kıpırdamıyordu.

Behzat'ın kanı ellerinden temizlenmişti.

Ama o kanın ağırlığı...

Hâlâ avuçlarının içindeydi.

Hastane Koridoru

Leyla, elinde iki bardak çayla Teoman'ın yanına geldi.

Birini ona uzattı.

- Biraz iç.

Teoman gözlerini yoğun bakım kapısından ayırmadı.

- İstemiyorum.

Leyla bardağı geri çekmedi.

- Saatlerdir hiçbir şey yemedin. İçmedin.

Teoman yorgun bir sesle konuştu:

- Behzat içerideyken boğazımdan geçmez.

Leyla birkaç saniye sustu.

Sonra çayı yanındaki masaya bıraktı.

- O uyandığında seni bu hâlde görürse ne diyecek?

Teoman'ın dudaklarında çok hafif bir tebessüm oluştu.

- Muhtemelen dalga geçer.

- Ne der?

Teoman ilk kez kapıdan gözlerini ayırıp Leyla'ya baktı.

- "Abi, yüzün benden daha kötü." der.

Leyla gülümsedi.

- O zaman güçlü dur. Uyandığında onunla tartışabilmen için.

Teoman derin bir nefes aldı.

Sonunda bardağı eline aldı.

Leyla onun yanında kaldı.

Teoman çaydan küçük bir yudum aldıktan sonra sessizce konuştu:

- Çocukken de böyleydi.

- Nasıl?

- Hepimizin önüne atılırdı.

Leyla dikkatle onu dinledi.

- Mahallede biri Ömür'e laf söylese...İlk Behzat kavga ederdi. Benden dayak yiyeceğini bildiği hâlde de geri durmazdı.

Leyla şaşırdı.

- Sen neden dövüyordun?

Teoman'ın yüzünde yorgun bir gülümseme belirdi.

- Çünkü kavga etmesini istemiyordum.

- Sonra?

- Sonra karşıdaki çocuğu ben dövüyordum.

Leyla istemeden güldü.

Teoman da birkaç saniyeliğine gülümsedi.

Fakat gözleri yeniden yoğun bakım kapısına kaydı.

- Hepimizi korumaya çalıştı. En küçüğümüz olmasına rağmen...kendini sanki hepimizin abisi sanıyordu.

Leyla elini onun elinin üzerine koydu.

- Bu kez de aynısını yaptı.

Teoman'ın gülümsemesi kayboldu.

- Bu kez çok ağır ödedi.

Koridorun Diğer Tarafı

Emine, Haşmet'in yanındaki sandalyeye oturdu.

Bir süredir konuşmadan bekliyordu.

Haşmet başını kaldırmadan sordu:

- Sen neden gitmedin?

Emine ona baktı.

- Gitmemi mi istiyorsun?

Haşmet hemen cevap verdi:

- Hayır.

- O zaman neden soruyorsun?

Haşmet ellerine baktı.

- Yoruldun.

- Sen de yoruldun.

- Ben alışığım.

Emine hafifçe başını iki yana salladı.

- Yine başladın.

Haşmet ilk kez yüzüne baktı.

- Neye?

- Kendini herkesten farklı sanmaya.

Haşmet'in kaşları hafifçe kalktı.

- Öyle mi sanıyorum?

- Evet.

- Sanki sadece sen yorulabilir...Ama belli etmemelisin. Sadece sen korkabilir...Ama söylememelisin. Sadece sen acı çekebilir...Ama kimse görmemeli.

Haşmet birkaç saniye sustu.

Sonra yorgun bir tebessümle konuştu:

- Seninle ilişki yaşamak zor olacak.

Emine de gülümsedi.

- Daha yeni mi anladın?

- Biraz geç oldu.

- Pişman mısın?

Haşmet doğrudan gözlerinin içine baktı.

- Değilim.

Emine'nin yüzündeki ifade yumuşadı.

Haşmet devam etti:

- Burada olman...Bana iyi geliyor.

Emine bu açık söz karşısında kısa bir an sessiz kaldı.

Sonra elini onun ellerinin üzerine koydu.

- O zaman buradayım.

Haşmet parmaklarını onun parmaklarına kenetlendi

90a44331b3a3365821a707af83db15de.jpg

- Behzat uyanınca seni görecek.

- Neden özellikle beni?

- Çünkü benim yanımda olduğunu bilsin.

Emine'nin kalbi hızlandı.

- Bu ne demek?

Haşmet yorgun olmasına rağmen gülümsedi.

- Her şeyi bana söyletmek zorunda mısın?

- Evet.

- Neden?

- Çünkü aylarca sustun. Şimdi açığı kapatıyorsun.

Haşmet başını iki yana salladı.

- Ben seni seviyorum Emine.

Emine'nin gözleri doldu.

Haşmet bu kez bakışlarını kaçırmadı.

- Seni hayatımda istiyorum.

- Yanımda...Evimde...Ailemde... Behzat da bunu bilsin istiyorum.

Emine'nin dudaklarında titrek bir tebessüm oluştu.

- Şimdi bunu söylemenin sırası mıydı?

- Doğru sırası ne zaman?

- Daha romantik bir yer olabilirdi.

Haşmet çevresindeki hastane koridoruna baktı.

- Şartlar pek uygun değil.

Emine gözyaşlarının arasından güldü.

- Sen gerçekten çok değiştin.

- Hayır.

Haşmet elini daha sıkı tuttu.

- Sadece sana karşı saklanmayı bıraktım.

Emine başını onun omzuna yasladı.

- Ben de seni seviyorum.

Haşmet gözlerini kapattı.

Saatler sonra ilk kez...

Nefesi biraz olsun rahatlamıştı.

f046b9ef17d98936fcc8754f5e0f0172.jpg

İlyas ve Ömür

Ömür başını İlyas'ın omzundan kaldırdı.

Onun saatlerdir aynı noktaya baktığını fark etti.

- İlyas...

d2f03f7d774fff6bdfe5c88c3753ebef.jpg

İlyas cevap vermedi.

Ömür elini tuttu.

- Bana bak.

İlyas yavaşça başını ona çevirdi.

Gözleri uykusuzluktan ve ağlamaktan kızarmıştı.

- Kendini suçlamayı bırak.

İlyas acı bir tebessümle konuştu:

- Nasıl bırakayım? O kurşun bana geldi. Behzat benim yerime vuruldu.

Ömür gözlerini kapattı.

Bu gerçek ona da ağır geliyordu.

Fakat sesini sağlam tuttu.

- Behzat senin için ne dedi?

İlyas'ın dudakları titredi.

- Kardeşimsin, dedi.

- O zaman onun kardeşi gibi davran. Burada oturup kendini bitirerek değil...
Uyandığında yanında durarak.

İlyas gözlerini yere indirdi.

- Ya uyanmazsa?

Ömür'ün yüzündeki ifade bir anda değişti.

- Bir daha bunu söyleme.

- Ömür...

- Hayır.

Ömür, İlyas'ın elini iki eliyle tuttu.

- Behzat uyanacak. Sonra sana yaptığı şeyi başımıza kakacak. Her tartışmanızda "Ben senin için kurşun yedim." diyecek.

İlyas'ın dudaklarında istemsiz bir tebessüm oluştu.

Ömür devam etti:

- Sen de bıkacaksın. O susmayacak.

- Ben de ikinizin arasında kalacağım.

İlyas ilk kez hafifçe güldü.

- Gerçekten yapar mı?

- Behzat'ı tanımıyorsun galiba. Bir kurşunu ömür boyu kullanır.

İlyas başını öne eğdi.

Gülümsemesi kısa sürdü.

- Ömür...

- Efendim?

- Abilerin bize izin vermese bile...Ben sana yaşatacağım acıdan korkuyorum.

Ömür'ün kaşları çatıldı.

- Ne demek istiyorsun?

- Benim yanımda olduğun sürece...Sana da zarar verebilirler. Bugün Behzat vuruldu. Yarın...

Ömür onun sözünü kesti.

- Yarın ben de vurulabilirim. Sen de.
Teoman abim, Haşmet abi de. Bu hayatta hiç kimse ölümsüz değil.

İlyas gözlerini ondan ayırmadı.

Ömür daha da yaklaştı.

- Ben senden korkmuyorum. Sensiz kalmaktan korkuyorum.

İlyas'ın gözleri doldu.

- Ben sana bir şey olursa yaşayamam.

Ömür yumuşak bir sesle cevap verdi:

- O zaman beni yalnız bırakma.

İlyas elini onun yanağına koydu.

- Bırakmam. Ne olursa olsun...Seni bırakmam.

Ömür gözlerini kapatıp eline yaslandı.

Teoman ile Haşmet uzaktan onları izliyordu.

Bu kez...

İkisinin de bakışlarında öfke yoktu.

Yalnızca derin bir düşünce vardı.

Saatler Sonra

Öğleye doğru...

Yoğun bakım kapısı açıldı.

Herkes bir anda ayağa kalktı.

Doktor dışarı çıktı.

Haşmet hemen yanına gitti.

- Bir şey mi oldu?

Doktor maskesini çıkardı.

- Hastanın değerleri şu an daha düzenli.

Teoman yaklaştı.

- Tehlikeyi atlattı mı?

- Henüz tamamen değil. Ama geceye göre daha iyi.

Ömür umutla sordu:

- Uyandı mı?

Doktor başını iki yana salladı.

- Hayır. Vücudu ağır bir travma geçirdi. Bir süre daha dinlenmesi gerekiyor.

Haşmet gözünü doktordan ayırmadı.

- Onu görebilir miyiz?

- Şimdilik yalnızca bir kişi.

Ömür hemen öne çıktı.

- Ben girebilir miyim?

Doktor başını salladı.

- Beş dakika. Dokunmamaya çalışın. Onu yormayın.

Ömür gözyaşlarını silip derin bir nefes aldı.

İlyas elini tuttu.

- Yanına git.

Ömür ona baktı.

- Sen?

İlyas yoğun bakım kapısına çevirdi gözlerini.

- Önce ailesi.

Ömür'ün gözleri doldu.

- Sen de ailesisin artık.

Bu söz...

Koridordaki herkes tarafından duyuldu.

İlyas cevap veremedi.

Haşmet ile Teoman birbirlerine baktılar.

Ama bu kez karşı çıkmadılar.

Yoğun Bakım

Kapı açıldı.

Ömür içeri girdi.

Cihazların düzenli sesleri arasında...

Behzat yatağın üzerinde hareketsiz yatıyordu.

Yüzü solgundu.

Sol omzundaki kalın bandajın altından drenaj tüpleri uzanıyordu.

Ömür onu o hâlde görünce adımlarını yavaşlattı.

Ağlamamaya çalıştı.

Yatağın yanındaki sandalyeye oturdu.

Behzat'ın eline dokunmak istedi.

Fakat doktorun uyarısını hatırlayıp yalnızca parmaklarının yanına elini bıraktı.

- Behzat...Ben geldim.

Behzat hareket etmedi.

Ömür dudaklarını birbirine bastırdı.

- Beni duyduğunu biliyorum. Çünkü beni duymazsan...Sana çok kızacağım.

Gözlerinden yaşlar süzüldü.

- Bana söz verdin. "O izni alacağız." dedin. Sonra gittin...Kendini kurşunun önüne attın.

Ömür başını öne eğdi.

- İlyas dışarıda. Kendini suçluyor. Saatlerdir senin kapının önünde bekliyor. Ona kardeşim demişsin. Biliyorum...Sen birini kardeşim dediğinde...Gerçekten kardeşin olur.

Ömür elini yatağın kenarına koydu.

- Teoman abi dışarıda. Leyla abla yanında.Haşmet abi de burada. Emine abla elini bir an bile bırakmıyor.

Gözyaşlarının arasından hafifçe gülümsedi.

- Sen içeride yatarken...Dışarıda herkes birbirine aşkını ilan ediyor. Bir tek sen eksiksin.

Behzat'ın parmakları çok hafif hareket etti.

Ömür önce fark etmedi.

Sonra nefesi kesildi.

- Behzat?

Parmaklar yeniden kıpırdadı.

Ömür ayağa kalktı.

- Doktor! Behzat hareket etti!

Hemşire hızla içeri girdi.

Monitördeki değerlere baktı.

Behzat'ın göz kapakları hafifçe titredi.

Ömür ağzını kapattı.

- Behzat... Ben buradayım.

Behzat güçlükle gözlerini araladı.

Görüntü bulanıktı.

Işık gözlerini rahatsız ediyordu.

Dudakları hareket etti.

Fakat sesi çıkmadı.

Ömür hemen eğildi.

- Konuşma. Sadece gözlerini aç.

Behzat yeniden denedi.

Bu kez sesi çok zayıf çıktı.

- Ağlama...

Ömür'ün bütün direnci kırıldı.

Ağlayarak güldü.

- Sen önce iyileş. Sonra bana emir verirsin.

Behzat'ın dudaklarında belli belirsiz bir tebessüm oluştu.

- İlyas...

Ömür başını salladı.

- Dışarıda.

- İyi mi?

- İyi. Sen onu kurtardın.

Behzat gözlerini yeniden kapattı.

Ömür korkuyla seslendi:

- Behzat?

Hemşire hemen sakinleştirdi.

- Endişelenmeyin. Bilinci açılıyor. Doktoru çağırıyorum.

Ömür eğilip kardeşinin alnına hafifçe dokundu.

- Seni seviyorum.

Behzat gözlerini açmadan fısıldadı:

- Ben de...

Yoğun Bakım Kapısı

Ömür dışarı çıktığında...

Yüzünde hem gözyaşı hem de büyük bir sevinç vardı.

Herkes ona doğru yürüdü.

Teoman omuzlarından tuttu.

- Ne oldu?

Ömür ağlayarak gülümsedi.

- Uyandı.

Koridordaki bütün hava bir anda değişti.

Haşmet'in gözleri kapandı.

Başını öne eğerek derin bir nefes aldı.

Teoman kız kardeşini kendine çekti.

- Konuştu mu?

- Çok az.

- İlyas'ı sordu.

İlyas'ın gözleri doldu.

- Beni mi?

Ömür başını salladı.

- İyi misin diye sordu.

İlyas arkasını dönüp yüzünü elleriyle kapattı.

Hızır omzuna elini koydu.

- Şükret.

İlyas gözyaşlarını silerek başını salladı.

- Şükürler olsun abi, şükürler olsun.

Emine, Haşmet'e baktı.

Haşmet hiç konuşmadan onu kendine çekti.

Kollarını etrafına sardı.

Emine başını göğsüne yasladı.

- Sana söylemiştim. Behzat güçlü.

Haşmet gözlerini kapattı.

- Haklı çıktın.

- İlk defa mı?

Haşmet istemeden güldü.

- Şimdi başlama.

Emine de gülümsedi.

Aylar sonra...

O hastane koridorunda ilk kez umut vardı.

Bir Gün Sonra

Behzat'ın durumu yavaş yavaş düzeliyordu.

Doktorlar onu yoğun bakımdan özel bir odaya almıştı.

Hâlâ güçsüzdü.

Sol kolunu hareket ettiremiyordu.

Omzundaki ağrı, aldığı ilaçlara rağmen zaman zaman dayanılmaz hâle geliyordu.

Ama bilinci tamamen açıktı.

Ve konuşmaya başlar başlamaz...

Eski Behzat geri dönmüştü.

Teoman odasına girdiğinde Behzat gözlerini açtı.

- Abi...

Teoman yatağın yanına oturdu.

- Nasıl hissediyorsun kendini?

Behzat yüzünü buruşturdu.

- Sanki omzuma kamyon çarpmış.

Teoman'ın gözleri dolmasına rağmen gülümsedi.

- Kurşun çarptı. Kamyon daha az acıtırdı.

Teoman elini kardeşinin saçlarına götürdü.

Çocukluğundan beri ilk kez...

Onun başını bu kadar uzun süre okşadı.

Behzat şaşkınlıkla baktı.

- Abi...

- Efendim?

- Ben ölmedim.

Teoman'ın gülümsemesi kayboldu.

- Biliyorum.

- O zaman neden cenaze gibi bakıyorsun?

Teoman'ın sesi titredi.

- Seni kaybettiğimi sandım.

Behzat birkaç saniye sustu.

Sonra sağlam eliyle Teoman'ın elini tuttu.

- Buradayım abi.

Teoman başını salladı.

- Bir daha böyle bir şey yapma.

Behzat hafifçe gülümsedi.

- Kurşun gelirken bana sormadı.

- Sen de önüne atlamasaydın.

Behzat'ın yüzü ciddileşti.

- İlyas vurulsaydı...Ömür ölürdü.

Teoman hiçbir şey söyleyemedi.

Behzat devam etti:

- Ben omzumdan vuruldum. İyileşirim. Ama İlyas ölseydi...Ömür iyileşemezdi.

Teoman gözlerini kardeşinden ayırdı.

Bu cümlenin ağırlığı...

Bütün itirazlarının üzerine çökmüştü.

Bir süre sonra Haşmet odaya girdi.

Elinde bir bardak kahve vardı.

Behzat onu görünce kaşını kaldırdı.

- Abi...

Haşmet yanına yaklaştı.

- Ne?

- Sen hâlâ aynı gömleği mi giyiyorsun?

Haşmet üzerindeki temiz gömleğe baktı.

- Değiştirdim.

- Yüzün değişmemiş.

Haşmet sandalyesini yatağa çekti.

- İyileşmişsin.

- Nereden anladın?

- Gereksiz konuşmaya başladın.

Behzat hafifçe güldü.

Fakat omzundaki ağrı yüzünden hemen yüzünü buruşturdu.

Haşmet eliyle yatağın kenarına tutundu.

- Acıyor mu?

- Biraz.

- Doktoru çağırayım.

- Gerek yok.

Haşmet kaşlarını çattı.

- Kahramanlık yapma.

Behzat ona baktı.

- Bunu sen mi söylüyorsun?

Haşmet ilk kez açıkça güldü.

- Doğru. Benim söylemem biraz garip oldu.

Behzat birkaç saniye ağabeyini izledi.

Sonra yüzündeki ifade yumuşadı.

- Korktun mu?

Haşmet'in gülümsemesi kayboldu.

Bu soruya yalan söylemedi.

- Çok.

Behzat gözlerini kırpıştırdı.

Haşmet'in böyle açık konuşmasına alışık değildi.

- Seni kucağımda hastaneye getirdim. Bir ara nabzını hissedemedim. O an...

Haşmet cümlesini tamamlayamadı.

Behzat sağlam elini uzattı.

Haşmet kardeşinin elini tuttu.

- Buradayım abi.

Haşmet başını salladı.

- Burada kalacaksın. Daha seninle çok uğraşacağız.

Behzat hafifçe gülümsedi.

- Emine abla nerede?

Haşmet'in kaşları kalktı.

- Neden sordun?

- Hastanede elini tutuyordu. Gördüm.

Haşmet sakin bir sesle konuştu:

- Birlikteyiz.

Behzat'ın gözleri büyüdü.

- Ne?

- Bağırma lan. Omzun açılacak.

Behzat şaşkınlıkla ağabeyine baktı.

- Ben vuruldum diye dünya mı değişti?
Teoman abi Leyla abla'yla... Sen Emine abla'yla...

Haşmet kahvesinden bir yudum aldı.

- Sen işine bak.

Behzat gülümseyerek başını yastığa yasladı.

- İyi olmuş. Sana birinin sabır öğretmesi gerekiyordu.

Haşmet hafifçe kaşlarını çattı.

- Fazla iyileştin sen.

Behzat'ın Odası

Öğleden sonra...

Odada herkes toplanmıştı.

Teoman...

Haşmet...

Ömür...

İlyas...

Hızır...

Leyla...

Emine...

Behzat yatağında yarı oturur hâlde onları izliyordu.

Doktor, kalabalığın hastayı yormaması gerektiğini söylemişti.

Ama Behzat...

Herkesi özellikle çağırmıştı.

Teoman yatağın yanında durdu.

- Ne söyleyeceksen söyle. Sonra dinleneceksin.

Behzat gözlerini İlyas'a çevirdi.

İlyas kapının yanında duruyordu.

Sanki yaklaşmaya hakkı yokmuş gibi...

Hâlâ mesafesini koruyordu.

Behzat ona seslendi.

- İlyas.

İlyas hemen yanına geldi.

- Buradayım kanka.

Behzat sağlam elini uzattı.

İlyas onun elini tuttu.

- Niye orada bekliyorsun?

- Bilmiyorum. Suçlu gibi hissediyorum.

Behzat kaşlarını çattı.

- Bir daha bunu söylersen...Sağ omzundan da ben vururum seni.

İlyas'ın gözleri dolmasına rağmen güldü.

- Tamam.

Behzat gözlerini Teoman ile Haşmet'e çevirdi.

Odadaki herkes sessizleşti.

Behzat'ın sesi hâlâ güçsüzdü.

Fakat söylediği her kelime açıktı.

- Teoman abi... Haşmet abi...

İki ağabeyi de ona baktı.

Behzat derin bir nefes aldı.

Omzundaki ağrı yüzünden yüzü gerildi.

Ama konuşmaya devam etti.

- Ben o kurşunun önüne neden atladım biliyor musunuz?

Teoman'ın sesi alçaktı.

- Kardeşim dediğin için.

Behzat başını salladı.

- Evet. İlyas benim kardeşim. Ama sadece bunun için değil.

Gözlerini Ömür'e çevirdi.

Ömür'ün gözleri dolmuştu.

Behzat yeniden ağabeylerine baktı.

- İlyas orada ölseydi...Ömür burada yaşamayacaktı.

Odada ağır bir sessizlik oluştu.

Haşmet gözlerini yere indirdi.

Behzat devam etti:

- Siz Ömür'ü korumak istiyorsunuz.
Ben de istiyorum. Hepimiz istiyoruz.
Ama onu İlyas'tan ayırarak korumuyorsunuz. Her gün biraz daha kırıyorsunuz.

Teoman'ın çenesi gerildi.

Fakat bu kez Behzat'ı susturmadı.

Behzat İlyas'ın elini bırakmadan konuştu:

- İlyasla Ömüre izin verin. İki seven insanı ayırmak bizim Façalı ailesine yakışmaz.

Ömür ağlamaya başladı.

İlyas başını öne eğdi.

Teoman ile Haşmet birbirlerine baktılar.

Bu söz...

Behzat'ın yaralı yatağından yükselmişti.

İki ağabeyin verebileceği bütün cevaplardan daha ağırdı.

Behzat güçlükle devam etti:

- Ben İlyas'a kefilim. Kardeşimi ona emanet ederim. Çünkü kendi canını değil...Ömür'ün canını kendi canından önce tutacağını biliyorum.

İlyas'ın gözlerinden yaşlar aktı.

- Kanka...

Behzat ona döndü.

- Sus. Daha bitirmedim.

Sonra yeniden ağabeylerine baktı.

- İzin vermezseniz...Ömür kaçmaz. Size karşı gelmez. Ama her gün biraz daha eksilir. Siz de bunu görüp her gün biraz daha pişman olursunuz.

Teoman başını öne eğdi.

Haşmet gözlerini kapattı.

Odadaki herkes onların cevabını bekliyordu.

Uzun bir sessizlikten sonra...

Teoman, Ömür'e baktı.

Kız kardeşinin gözlerinde aylardır taşıdığı acıyı gördü.

Sonra İlyas'a döndü.

- Ömür'e bir gün bile gözyaşı döktürürsen...

İlyas hemen cevap verdi:

- Önce ben kendi hesabımı keserim.

Teoman'ın bakışları sertleşti.

- Cümlemi bitirmedim daha İlyas.

İlyas sustu.

Teoman devam etti:

- Karşında yalnızca Hızır'ı bulmazsın.
Bizi de bulursun.

İlyas gözünü kaçırmadan başını salladı.

- Haklısınız.

Teoman derin bir nefes aldı.

Sonra kız kardeşine baktı.

- Ben izin veriyorum.

Ömür'ün nefesi kesildi.

- Abi...

Teoman gözlerinin dolmasına izin verdi.

- Mutlu olacağına inanıyorsan...Önünde durmayacağım.

Ömür ağlayarak Teoman'a sarıldı.

- Teşekkür ederim abim.

Teoman kardeşinin saçlarını okşadı.

- Ama daha kız isteme yapılacak. Usulüyle olacak.

Ömür başını salladı.

- Nasıl isterseniz.

Bütün gözler Haşmet'e çevrildi.

Haşmet hâlâ sessizdi.

Emine uzaktan ona bakıyor...

Ne söyleyeceğini merak ediyordu.

Haşmet ağır adımlarla İlyas'ın karşısına geçti.

İlyas doğruldu.

İki adam birkaç saniye sessizce birbirlerine baktı.

Haşmet sordu:

- Ömür'ü seviyor musun?

- Canımdan çok.

- Yanında duracak mısın?

- Son nefesime kadar.

- Bu hayattan çıkman gerekirse?

İlyas hiç tereddüt etmedi.

- Çıkarım.

Hızır kardeşine baktı.

Bu cevabı daha önce duymuştu.

Ama şimdi...

İlyas bunu Façalı kardeşlerin karşısında söylüyordu.

Haşmet bir adım daha yaklaştı.

- Ömür benim kardeşimdir. Bu evin en kıymetlisidir. Onu sana verirsek...Yalnızca bir kadınla evlenmezsin. Façalıların emanetini alırsın.

İlyas'ın sesi kararlıydı.

- Emanet gibi değil...Canım gibi korurum.

Haşmet birkaç saniye daha yüzüne baktı.

Sonra elini uzattı.

- Ben de izin veriyorum.

Ömür ağlayarak ağzını kapattı.

İlyas, Haşmet'in elini iki eliyle tuttu.

- Sağ ol.

Haşmet elini bırakmadan devam etti:

- Teşekkür etme. Henüz Teomanın da dediği gibi kız istemeye gelmediniz.

Hızır'ın yüzünde ilk kez geniş bir tebessüm oluştu.

- Geliriz.

Haşmet başını ona çevirdi.

- Kalabalık gelmeyin.

Hızır hafifçe güldü.

- Kızı tek başımıza mı isteyelim?

Teoman da gülümsedi.

- Siz usulüyle gelin. Gerisini biz hallederiz.

Odanın ağır havası bir anda değişti.

Ömür koşarak Behzat'ın yanına geldi.

Sağlam tarafına dikkatlice sarıldı.

- Başardın.

Behzat yüzünü buruşturdu.

- Omzum...

Ömür hemen geri çekildi.

- Özür dilerim!

Behzat gülümseyerek başını salladı.

- Bir kurşundan ölmedim. Senin sarılmandan öleceğim.

Herkes güldü.

İlyas yatağın diğer tarafına geçti.

Behzat'ın elini tuttu.

- Sana borçluyum.

Behzat kaşlarını çattı.
- Borç falan yok kanka. Kız kardeşimi mutlu et.Hesap kapanır.

İlyas Ömür'e baktı.

Sonra yeniden Behzat'a döndü.

- Ömrüm boyunca mutlu edeceğim.

Behzat hafifçe gülümsedi.
- Güzel.Şimdi hepiniz çıkın.

Teoman şaşkınlıkla sordu:

- Bizi bunun için mi çağırdın?

- Evet.

- Şimdi uyuyacağım.

Haşmet başını iki yana salladı.

- İyileşince seni döveceğim.

Behzat gözlerini kapatırken cevap verdi:

- Sıraya gir abi. Herkes aynı şeyi söylüyor.

Odadaki kahkahalar...

Hastanenin beyaz duvarlarında yankılandı.

Aylar boyunca iki ailenin arasında duran duvar...

Bir kurşunla değil...

O kurşunun önüne atlayan bir kardeşin sözüyle yıkılmıştı.

Комментарии

0 / 5000 символов
Пока нет комментариев. Будьте первым!