17 страницаОпубликовано: 18.08.2026. 10:09
20

Озвучивание не поддерживается в этом браузере

17. BÖLÜM Kaderin Kurşunu

Gece yarısını geçmişti.

Eski fabrikanın karanlık odasında verilen emir...

Dakikalar içinde İstanbul'un farklı noktalarına ulaştı.

Kimse yüksek sesle konuşmadı.

Kimse isim kullanmadı.

Telefonlar yalnızca bir kez çaldı.

Mesajlar okunduktan sonra silindi.

Ve şehrin görünmeyen yüzünde...

Aylar sonra ilk kez silahlar yeniden hazırlandı.

Hedef belliydi.

İlyas Çakırbeyli.

Ama Gölge'nin asıl amacı...

Onu öldürmekten çok daha büyüktü.

Bir kurşun sıkılacak...

Bir adam yere düşecek...

Ve o geceden sonra iki ailenin kaderi geri dönüşü olmayan bir yola girecekti.

Çakırbeyli Konağı

Sabah...

İlyas erkenden kalkmıştı.

Gece boyunca neredeyse hiç uyumamış olmasına rağmen yüzünde yorgunluktan çok kararlılık vardı.

Çalışma odasına girdiğinde Hızır çoktan masasının başındaydı.

Önündeki dosyaları inceliyor...

Bir yandan da tespihini ağır ağır çekiyordu.

İlyas kapıyı kapattı.

- Abi.

Hızır başını kaldırdı.

- Gel.

İlyas karşısına oturdu.

Bir süre ne söyleyeceğini toparlamaya çalıştı.

Hızır onu izl

İlyas hafifçe başını salladı.

- Evet. Behzat geldi dün.

- Biliyorum.

İlyas şaşırdı.

- Nereden?

Hızır'ın dudaklarında hafif bir tebessüm oluştu.

- Bu konağa kim girip çıkıyor, bilirim.

İlyas ellerini birbirine kenetledi.

- Teoman'la Haşmet izin vermemiş.

- Şimdilik.

İlyas başını kaldırdı.

- Şimdilik mi?

Hızır tespihini masaya bıraktı.

- İnsan öfkeyle "hayır" dediğinde...Bazen aslında düşünmek için zaman ister, İlyas. Hele mesele kardeşiyse...

İlyas derin bir nefes aldı.

- Ben onları anlıyorum abi. Ama beklerken Ömür'ün üzülmesine dayanamıyorum.

Hızır gözlerini kardeşinden ayırmadı.

- Sevgi yalnızca güzel günlerde yanında durmak değildir. Bazen kapının önünde beklemektir. Bazen öfkeni yutmaktır. Bazen de sevdiğin insan için...Kendi gururundan vazgeçmektir.

İlyas başını salladı.

- Gerekirse yıllarca beklerim. Ama ondan vazgeçmem.

Hızır ayağa kalktı.

Kardeşinin yanına gelip omzuna dokundu.

- Ben de senden bunu bekliyordum.

İlyas şaşkınlıkla baktı.

- Yani sen...

- Ben senin arkandayım.

İlyas'ın yüzünde ilk kez rahatlama belirdi.

- Sağ ol abi.

Hızır hemen ekledi:

- Ama Façalı Konağı'nın kapısına bugün gitmeyeceksin.

- Neden?

- Çünkü karşındaki iki adam henüz kardeşlerini vermeye hazır değil. Onları sıkıştırırsan daha fazla sertleşirler.

İlyas istemese de başını salladı.

- Tamam.

Hızır yeniden masasına döndü.

- Bu akşam limanın arka bölgesinde bir operasyon var. Masa'dan haber geldi.

İlyas'ın yüzündeki yumuşak ifade kayboldu.

- Ne operasyonu?

Hızır dosyayı ona uzattı.

- Sınırsızlar'a ait olabileceği düşünülen bir sevkiyat.

İlyas dosyayı açtı.

İçinde eski bir tersanenin fotoğrafları vardı.

Giriş yolları...

Depolar...

Araç plakaları...

Ve sevkiyatın gerçekleşeceği tahmin edilen saat.

- Kimler gidecek?

- Sen.

Hızır birkaç saniye sustu.

- Façalı tarafından da Behzat.

İlyas başını kaldırdı.

- Behzat mı?

- Masa özellikle ikinizin gitmesini istedi.Ortak operasyon olacak.

İlyas dosyayı kapattı.

- Tamam.

Hızır'ın içine tarif edemediği bir sıkıntı düştü.

- İlyas.

- Efendim abi?

- Dikkatli ol.

İlyas hafifçe gülümsedi.

- Merak etme.

Hızır gözlerini kıstı.

- "Merak etme" diyen herkes...

İnsanı daha çok meraklandırıyor.

İlyas kapıya yönelirken arkasını döndü.

- Akşama döneceğim.

Hızır hiçbir şey söylemedi.

Yalnızca kardeşinin odadan çıkışını izledi.

İçindeki sıkıntı ise geçmedi.

Façalı Konağı

Ömür odasından geç saatlerde çıkmıştı.

Kahvaltı masasına indiğinde yalnızca Behzat vardı.

Önünde çay...

Elinde ise operasyon dosyası bulunuyordu.

Ömür karşısındaki sandalyeye oturdu.

Behzat hemen dosyayı kapattı.

- Günaydın.

Ömür'ün sesi hâlâ kırgındı.

- Günaydın.

Behzat yüzüne dikkatle baktı.

- Bir şey yedin mi?

- Aç değilim.

- Dün de aç değildin. Önceki gün de.

Ömür başını kaldırdı.

- Sen de mi başlayacaksın?

Behzat sandalyesini ona doğru çevirdi.

- Ben sana kızmaya gelmedim. Yanında olmaya geldim.

Ömür'ün gözleri doldu.

Hemen başka tarafa baktı.

Behzat yumuşak bir sesle devam etti:

- İlyas senden vazgeçmedi.

- Biliyorum.

- Bekleyecek.

Ömür acı bir şekilde gülümsedi.

- Ne kadar?

- Teoman'la Haşmet abimler izin verene kadar.

- Ya hiç vermezlerse?

Behzat birkaç saniye sustu.

Sonra elini uzatıp kardeşinin elini tuttu.

- O izni alacağız.

Ömür gözlerini ona çevirdi.

- Nasıl?

Behzat gülümsedi.

- Ben varken siz birbirinizden ayrı kalmayacaksınız. Ama kaçmak da yok. Gizli saklı iş de yok. Abilerimizin karşısına çıkacağız. Onları ikna edeceğiz.

Ömür'ün gözlerinden bir damla yaş süzüldü.

- Ya seni de dinlemezlerse?

Behzat'ın yüzündeki tebessüm kaybolmadı.

- Beni dinlemeleri için gerekirse sabaha kadar konuşurum.

Ömür hafifçe güldü.

- Haşmet abi seni kapının önüne koyar.

- O zaman pencereden girerim.

Ömür ilk kez kahkaha attı.

Behzat da güldü.

Tam o sırada çalışma odasının kapısında duran Haşmet onları sessizce izliyordu.

Ömür'ün günler sonra ilk kez güldüğünü görünce yüzündeki sertlik yumuşadı.

Fakat içeri girmedi.

Bir süre kapıda kaldı.

Sonra sessizce arkasını dönüp uzaklaştı.

Behzat onu fark etmişti.

Ama Ömür'e söylemedi.

Çünkü Haşmet'in kalbindeki duvarın...

İlk kez çatlamaya başladığını görmüştü.

Façalı Konağı - Çalışma Odası

Teoman pencerenin önünde duruyordu.

Haşmet içeri girdiğinde arkasını dönmeden konuştu.

- Güldü mü?

Haşmet kapıyı kapattı.

- Evet.

Teoman derin bir nefes aldı.

- Günler sonra.

Haşmet karşısındaki koltuğa oturdu.

Masada birkaç saniye sessizlik oldu.

Sonunda Teoman sordu:

- Kararını değiştirdin mi?

Haşmet düşünmeden cevap vermedi.

Ellerini birbirine kenetledi.

- Değiştirmedim.

Teoman başını ona çevirdi.

- Ama?

Haşmet yavaşça konuştu:

- Ama Ömür'ün üzüntüsüne de kayıtsız kalamıyorum.

Teoman sandalyesine oturdu.

- Ben de.

Haşmet gözlerini masadaki aile fotoğrafına çevirdi.

- İlyas'ın onu sevdiğine inanıyor musun?

Teoman bir süre düşündü.

- İnanıyorum.

- Güveniyor musun?

- Kendisine...Evet.

- İçinde olduğu hayata?

Teoman'ın cevabı gecikti.

- Hayır.

Haşmet başını salladı.

- Benim korkum da bu.

- Bugün Ömür'e iyi davranabilir.

- Onu sevebilir.

- Ama yarın bir kurşun gelir...

Ömür'ün bütün hayatı biter.

Teoman acı bir tebessümle kardeşine baktı.

- Aynı kurşun sana da gelebilir.

Haşmet sustu.

- Bana da.

Teoman devam etti:

- Leyla beni seviyor.

- Emine sana değer veriyor.

- Hızırla İlyas da aynı korkuyu taşıyacak. Biz kendimize izin verip...Ömür'e hayır diyebilir miyiz?

Bu kez Haşmet'in verecek hazır bir cevabı yoktu.

Uzun bir sessizlikten sonra ayağa kalktı.

- Bu akşam Behzat operasyona gidecek.

Teoman kaşlarını çattı.

- İlyas'la birlikte.

- Evet.

- Sen gitmeyecek misin?

Haşmet başını iki yana salladı.

- Masa özellikle onları istemiş.

Teoman'ın içine açıklayamadığı bir huzursuzluk düştü.

- Neden özellikle ikisini?

Haşmet pencereye yürüdü.

Bahçedeki korumalara baktı.

- Ben de onu düşünüyorum.

At Çiftliği

Öğle saatleri...

Leyla, Kara'nın bakımını yaparken Teoman'ın aracı çiftliğe girdi.

Teoman araçtan indiğinde yüzünde dalgın bir ifade vardı.

Leyla onu görür görmez elindeki fırçayı bıraktı.

- Hoş geldin.

Teoman yanına geldi.

- Hoş buldum.

Leyla birkaç saniye onu inceledi.

- Bir şey var.

Teoman hafifçe gülümsedi.

- Beni bu kadar kolay okumaya başladın mı?

- Gözlerin söylüyor.

Teoman çitin kenarına yaslandı.

- Ömür meselesini düşünüyorum.

Leyla Kara'nın yelesini okşamaya devam etti.

- Fikriniz değişti mi?

- Değişiyor.

Leyla başını ona çevirdi.

- Bu iyi bir şey.

- Ama korkuyorum.

- Neden?

Teoman birkaç saniye sessiz kaldı.

- İlyas'ı kaybederse...Ömür ne yapar?

Leyla'nın yüzündeki ifade ciddileşti.

- Seni kaybedersem ben ne yaparım?

Teoman gözlerini ona çevirdi.

Leyla devam etti:

- Bu hayatta hiçbirimizin garantisi yok.
Sen mafyanın içindesin. Hızır mafyanın içinde. Haşmet...İlyas...Behzat...Hepiniz aynı hayatın içindesiniz. Biz sizi sevmekten vazgeçiyor muyuz?

Teoman yaklaşarak onun ellerini tuttu.

- Vazgeçme.

Leyla'nın gözlerinde yumuşak bir ifade oluştu.

- O zaman Ömür'den de vazgeçmesini isteme.

Teoman başını öne eğdi.

Leyla elini onun yanağına koydu.

- Sen kötü biri değilsin. Sadece korkuyorsun.

Teoman gözlerini kapatıp onun eline yaslandı.

- Seni de kaybetmekten korkuyorum.

Leyla gülümsedi.

- O zaman beni yanında tut. Ama kafese koyma.

Teoman gözlerini açtı.

- Seni kimse kafese koyamaz zaten.

Leyla hafifçe güldü.

- İşte bunu bildiğin için seni seviyorum.

Teoman onu kendine çekti.

Leyla başını göğsüne yasladı.

- Akşam operasyona gidiyor musun?

- Hayır.

- Behzat'la İlyas gidecek.

Leyla'nın kaşları hafifçe çatıldı.

- İkisi yalnız mı?

- Yanlarında adamları olacak.

Leyla'nın içine bir sıkıntı düştü.

- Bilmiyorum...İçime sinmedi.

Teoman onu biraz daha sıkı tuttu.

- Ben de aynı şeyi hissediyorum.

Boğaz Kıyısı

0a974b636d559de82085d70d859c670f.jpg

Haşmet ile Emine, bir önceki akşam buluştukları yerde yeniden yan yanaydı.

Bu kez hava daha soğuktu.

Deniz sertti.

Rüzgâr Emine'nin saçlarını yüzüne savuruyordu.

Haşmet elini uzatıp saçlarını kulağının arkasına aldı.

fe76a474435c5fe3591855e94ab772e4.jpg

Emine hafifçe gülümsedi.

- Dün konuşacağına söz verdin.

Haşmet de gülümsedi.

- Bir gün oldu. Şimdiden hesap mı soruyorsun?

- Evet. Çünkü sen sustuğunda insanın aklına bin tane şey geliyor.

Haşmet gözlerini denize çevirdi.

- Ne geliyor mesela?

- Pişman olduğun.

Haşmet hemen başını ona çevirdi.

- Olmadım.

- Benden uzaklaşmak istediğin.

- İstemiyorum.

- Beni hayatına almak istemediğin.

Haşmet bu kez bir adım yaklaştı.

- Seni hayatıma aldım bile.

Emine'nin yüzündeki gülümseme büyüdü.

- İşte...Böyle konuş.

Haşmet hafifçe başını iki yana salladı.

- Senin yanında çok konuşmaya başladım.

- Şikâyetçi misin?

- Hayır.

- Garip geliyor.

Emine onun koluna girdi.

- Alışırsın.

Haşmet gözlerini ona çevirdi.

- Sen ne kadar kolay söylüyorsun.

- Neyi?

- Alışmayı.

Emine bir an sustu.

- Çünkü ben sana çoktan alıştım.

Haşmet'in bakışları derinleşti.

- Ne kadar?

Emine başını onun omzuna yasladı.

- Sabah gözümü açtığımda seni merak edecek kadar. Telefonum çaldığında sen olmanı isteyecek kadar. Bir yere gittiğinde dönene kadar içim rahat etmeyecek kadar.

Haşmet'in yüzündeki ifade değişti.

Emine bunu hemen fark etti.

- Ne oldu?

- Behzat bu akşam operasyona gidiyor. İlyas'la beraber.

- Nerede?

- Limanın arka tarafında.

Emine başını kaldırdı.

- Sınırsızlar mı?

- Öyle olduğu düşünülüyor.

Haşmet'in sesi sertleşti.

- Ama bu kadar ay sonra...
Birden ortaya çıkan bir bilgiye güvenmiyorum.

- O zaman neden gidiyorlar?

- Masa'nın kararı.

- Sen durduramaz mısın?

Haşmet gözlerini karanlık denize çevirdi.

- Durdurursam...Karşı taraf bizim korktuğumuzu düşünür.

Emine elini onun kolundan çekti.

- Bazen gururla dikkat birbirine karışıyor.

Haşmet ona döndü.

- Bu gurur değil. Bu dünyanın kuralı.

Emine'nin sesi ciddileşti.

- Kurallar kardeşinden daha önemli mi?

Haşmet'in yüzü gerildi.

- Değil.

- O zaman git.

- Nereye?

- Behzat'ın yanına.

- İçine sinmiyorsa yalnız bırakma.

Haşmet birkaç saniye Emine'nin gözlerine baktı.

Sonra cebinden telefonunu çıkardı.

Behzat'ı aradı.

Telefon birkaç kez çaldı.

Behzat açtı.

- Abi?

- Neredesin?

- Hazırlanıyorum.

- İlyas'la buluşup çıkacağız.

Haşmet'in sesi sertti.

- Ben de geliyorum.

Behzat hafifçe güldü.

- Abi bu operasyon bize verildi.Masa özellikle...

Haşmet sözünü kesti.

- Umurumda değil. Sen neredeysen...Ben de oradayım.

Behzat bir an sustu.

- Abi...

- Konum gönder.

Telefon kapandı.

Emine'nin yüzünde hafif bir rahatlama oluştu.

Haşmet ona baktı.

- Şimdi daha mı rahatladın?

- Biraz.

Haşmet anahtarını çıkardı.

- Seni eve bırakacağım.

Emine başını iki yana salladı.

- Korumalarım var.

- Kendim bırakacağım.

- Operasyona geç kalırsın.

Haşmet gözünü ondan ayırmadan konuştu:

- Seni güvende görmeden hiçbir yere gitmem.

Emine artık itiraz etmedi.

Çünkü Haşmet'in sevgisinin...

Tam olarak böyle göründüğünü biliyordu.

Eski Fabrika

fd032a3a0077037d0c09c7cded54b866.jpg

Aynı saatlerde...

Gölge, büyük ekranın karşısında duruyordu.

Ekranda üç ayrı araç görülüyordu.

Birincisinde İlyas...

İkincisinde Behzat...

Üçüncüsünde ise Haşmet vardı.

Yanındaki adam telaşla yaklaştı.

- Reis...

Haşmet de operasyona geliyor.

Gölge'nin yüzündeki ifade değişmedi.

- Biliyorum.

- Planı iptal edelim mi?

- Hayır.

- Ama hedef İlyas'tı.

Gölge yavaşça gülümsedi.

- Hedef hâlâ İlyas.

- Haşmet'in gelmesi hiçbir şeyi değiştirmez.

Adam tereddüt etti.

- Behzat'ın önüne atlayacağından emin misiniz?

Gölge gözlerini ekrandan ayırmadı.

- Emin değilim.

- Ama kalbin...

Aklın önüne geçtiği anları iyi bilirim.

Ekranda Behzat'ın aracı hareket etti.

Gölge masanın üzerindeki kırmızı düğmeye bastı.

- Bütün ekipler yerini alsın.

- İlk kurşun İlyas'a.

- İkinci kurşun...

Onu korumaya çalışana.

Adam başını eğdi.

- Emredersin Reis.

Gölge son kez ekrana baktı.

- Bu gece...

Ya bir köprü yıkılacak...

Ya da iki aileyi sonsuza kadar birbirine bağlayacak.

Operasyon Noktası

Gece saat yirmi üçü geçmişti.

Eski tersanenin çevresi zifiri karanlıktı.

Denizin kokusu...

Paslı metalin ağır kokusuna karışıyordu.

Sokak lambalarının çoğu çalışmıyordu.

İlyas siyah aracından indi.

Yanında altı adamı vardı.

Birkaç saniye sonra Behzat'ın aracı yanaştı.

Behzat kapıyı açıp indi.

İlyas ona yaklaştı.

- Haşmet abi de geliyormuş.

Behzat başını iki yana salladı.

- Seni benden çok koruyor galiba.

İlyas hafifçe güldü.

- Beni değil...Seni korumaya geliyor.

Behzat omzuna vurdu.

- Fark etmez. Bu geceden sağ çıkalım da...Kimin kimi koruduğunu sonra tartışırız.

İlyas'ın yüzündeki gülümseme azaldı.

- Ömür nasıl?

Behzat ona baktı.

- Seni soruyor.

- Ağlıyor mu?

- Artık daha az.

İlyas derin bir nefes aldı.

- Keşke bugün yanında olabilseydim.

Behzat ciddi bir ifadeyle konuştu:

- Bu iş bitsin. Yeniden konuşacağız.
Teoman'la Haşmet abilerimi ikna edeceğim.

İlyas gözlerini ona çevirdi.

- Neden benim için bu kadar uğraşıyorsun?

Behzat birkaç saniye düşündü.

- Senin için değil.

İlyas kaşını kaldırdı.

Behzat devam etti:

- Ömür için.

Sonra hafifçe gülümsedi.

- Ama seni de sevmeye başladım şerefsiz.

İlyas kahkaha attı.

- Ben de seni severim kanka.

Behzat elini uzattı.

İlyas onun elini tuttu.

İkisi de bilmiyordu...

Bu belki de aralarındaki son rahat kahkahaydı.

Tam o sırada Haşmet'in aracı tersanenin girişinde göründü.

Haşmet araçtan iner inmez etrafı süzdü.

Yüzündeki ifade sertti.

Behzat yanına yaklaştı.

- Abi...Gelmesen de olurdu.

Haşmet ona baktı.

- İçime sinmedi.

- Ne?

Haşmet tersanenin karanlık pencerelerini gösterdi.

- Her şey.

İlyas da yanlarına geldi.

- Bilgiye göre sevkiyat yarım saat içinde başlayacak.

Haşmet hemen sordu:

- Bilgiyi kim verdi?

İlyas dosyayı açtı.

- Masa'ya bağlı eski bir muhbir.

- Adı?

- Kadir Usta.

Haşmet'in kaşları çatıldı.

- Ben o ismi biliyorum.

Behzat sordu:

- Nereden?

Haşmet gözlerini karanlıktan ayırmadı.

- Üç yıl önce öldü.

İlyas'ın yüzü değişti.

- Emin misin?

- Cenazesine gittim.

Üç adam aynı anda birbirine baktı.

Bu operasyon...

Başından beri bir tuzaktı.

Haşmet hiç vakit kaybetmeden telsize uzandı.

- Bütün ekipler geri çekilsin! Araçlara dönün. HEMEN!

Tam o anda...

Tersanenin bütün projektörleri aynı anda yandı.

Karanlık alan beyaz ışığa boğuldu.

Çevredeki metal konteynerlerin arkasından onlarca silahlı adam çıktı.

İlyas silahını çekti.

- Tuzak var TUZAK!

İlk kurşun sıkıldı.

Pat!

Kurşun, İlyas'ın başının hemen yanından geçti.

Haşmet bağırdı:

- Dağılın!

Adamlar siperlere koştu.

Kurşun yağmuru başladı.

Ratatatat!

Pat! Pat! Pat!

Behzat, İlyas'ı çekip beton bloğun arkasına aldı.

- İyi misin?

- İyiyim!

Haşmet karşı taraftaki projektöre ateş etti.

Pat!

Işıklardan biri söndü.

Ardından ikinciye sıktı.

Alan yeniden yarı karanlığa gömüldü.

- Sol taraftan çıkacağız!

İlyas şarjörünü değiştirdi.

- Orada en az on kişi var!

Haşmet sertçe karşılık verdi:

- Burada kalırsak otuz kişi olacak!

Behzat başını uzatıp ateş etti.

İki saldırgan yere düştü.

- Abim haklı!

- Ben ateşi tutarım. Siz ilerleyin!

Haşmet kardeşine döndü.

- Tek başına hiçbir şey tutmayacaksın. Üçümüz birlikte çıkacağız.

İlyas birkaç metre ilerideki demir kapıyı gösterdi.

- Oradan araçlara ulaşabiliriz.

Haşmet başını salladı.

- Önce adamları gönderin.

Behzat telsize emir verdi.

- Bahtiyar sağdan çıkın! Semih siz bizimle gelin!

Adamlar kontrollü şekilde geri çekilmeye başladı.

Sınırsızlar'ın adamları ise özellikle İlyas'ın bulunduğu noktaya ateş ediyordu.

Haşmet bunu fark etti.

- Hedef sensin.

İlyas şaşkınlıkla döndü.

- Nereden anladın?

- Kurşunlar seni takip ediyor.

Behzat hiç düşünmeden İlyas'ın önüne geçti.

Haşmet sertçe bağırdı:

- Behzat!

Behzat başını çevirmeden cevap verdi:

- Abi, sen çıkışı aç!

Haşmet birkaç saniye kardeşine baktı.

Sonra dişlerini sıkarak öne atıldı.

Peş peşe ateş etti.

Pat! Pat! Pat!

Çıkış tarafındaki iki saldırgan yere düştü.

- Şimdi!

Üçü birlikte beton blokların arasından koşmaya başladı.

Tam demir kapıya yaklaşmışlardı ki...

Üst kattaki karanlık pencerede bir keskin nişancı belirdi.

Silahının namlusu doğrudan İlyas'a çevrilmişti.

Haşmet onu gördü.

- İlyas, yat!

İlyas sese döndü.

Ama çok geçti.

Keskin nişancı tetiğe bastı.

Pat!

Behzat, bir an bile düşünmedi.

İlyas'ı omzundan itip önüne atladı.

Kurşun...

Behzat'ın sol omzuna saplandı.

Vücudu geriye savruldu.

İlyas'ın gözleri büyüdü.

- BEHZAT!

Behzat yere düştü.

Sol omzundan hızla kan akmaya başladı.

İlyas dizlerinin üzerine çöküp onu kollarına aldı.

- Behzat! Bana bak!

Behzat acıyla nefes almaya çalıştı.

- Bağırma lan... Ölmedim daha.

İlyas eliyle yaraya bastırdı.

Kan parmaklarının arasından akıyordu.

- Bana gelen kurşunun önüne niye atladın, lan deli misin?

Behzat acının içinde hafifçe güldü.

- Ömür...Beni öldürürdü.

İlyas'ın gözleri doldu.

- Sus. Konuşma.

Haşmet keskin nişancının bulunduğu pencereye iki el ateş etti.

Pat! Pat!

Adam geri çekildi.

Haşmet hızla kardeşinin yanına koştu.

Behzat'ı yerde görünce yüzündeki bütün sakinlik yok oldu.

- BEHZAT!

Dizlerinin üzerine çöktü.

Elini kardeşinin yarasına bastırdı.

- Bana bak.

Behzat gözlerini güçlükle açtı.

- Buradayım abi.

Haşmet telsize bağırdı:

- Semih arabamı buraya getirin çabuk!
Hastaneye haber verin!

İlyas, Behzat'ın başını dizlerine aldı.

Yüzündeki kanı eliyle sildi.

- Bunu neden yaptın?

Behzat gözlerini ona çevirdi.

- Kardeşimsin...

İlyas'ın dudakları titredi.

Behzat acıyla devam etti:

- Bir de...Ömür'ü üzersen...Hastaneden kalkar...Seni ben vururum.

İlyas ağlamamak için çenesini sıktı.

- Önce sen kalk. Sonra istediğini yap.

Haşmet'in elleri kardeşinin kanıyla kaplanmıştı.

Yüzünde öfke...

Korku...

Ve çaresizlik vardı.

Ama sesini kontrol etmeye çalışıyordu.

- Behzat...Gözlerini kapatma.

Behzat başını hafifçe Haşmet'e çevirdi.

- Abi...

- Buradayım.

- Teoman abime söyle...

Haşmet sertçe sözünü kesti.

- Kendin söyleyeceksin. Eve döneceksin. Ömür seni bekliyor.

Behzat'ın gözleri kapanmaya başladı.

İlyas yüzüne hafifçe vurdu.

- Behzat dur kapatma! Bana bak!

Haşmet ilk kez gerçekten bağırdı:

- BEHZAT! Gözlerini aç!

Behzat güçlükle gözlerini yeniden açtı.

- Çok bağırıyorsunuz...Başım ağrıdı.

Haşmet'in gözleri doldu.

Ama tek damla yaş akıtmadı.

Aracın sesi duyuldu.

Korumalar hızla yanlarına geldi.

Haşmet ile İlyas, Behzat'ı birlikte kaldırdı.

Tam araca koyacakları sırada...

Tersanenin hoparlörlerinden Gölge'nin boğuk sesi yayıldı.

- İlk bağ...Kanla kuruldu.

Haşmet başını kaldırdı.

Gözleri karanlık binaya çevrildi.

Yüzündeki acı yerini buz gibi bir öfkeye bıraktı.

- Seni bulacağım ulan, seni kendi ellerimle öldüreceğim.

Hoparlörden hafif bir kahkaha duyuldu.

- Önce kardeşini kurtar, Haşmet Façalı.

Ses kesildi.

Haşmet araca bindi.

Behzat'ın başını dizlerinin üzerine aldı.

İlyas karşısına oturup yaraya baskı uygulamaya devam etti.

Araç bütün hızıyla hastaneye doğru hareket etti.

Haşmet bir eliyle kardeşinin yüzünü tutuyor...

Diğer eliyle kanamayı durdurmaya çalışıyordu.

- Behzat...Beni duyuyor musun?

Behzat gözlerini açamadan fısıldadı:

- Duyuyorum abi...Ömür'e...
Bir şey söylemeyin.

İlyas'ın gözlerinden ilk damla yaş süzüldü.

- Seni bu hâlde görmeden mi öğrenecek sanıyorsun?

Behzat'ın dudaklarında çok hafif bir tebessüm oluştu.

- Ağlar...

Haşmet'in sesi kırıldı.

- Sen yaşayacaksın. Ömür de seni görecek. Teoman da. Hepimiz göreceğiz.

Behzat cevap veremedi.

Başı yana düştü.

İlyas korkuyla bağırdı:

- Hayır hayır, Behzat!

Haşmet hemen boynundaki nabzı kontrol etti.

Nabız vardı.

Ama çok zayıftı.

- Bas şu gaza bas!

Siyah araç geceyi yararak hastaneye doğru ilerlerken...

İstanbul'un üç ayrı noktasında...
Üç telefon aynı anda çalmaya hazırlanıyordu.

Teoman...

Ömür...

Ve Hızır...

MASALMIŞ

17. BÖLÜM

Kaderin Kurşunu

Siyah araç, gecenin karanlığını yararak hastaneye doğru ilerliyordu.

Siren yoktu.

Ama önündeki iki koruma aracı, yolu açmak için bütün ışıklarını yakmıştı.

Arka koltukta...

Behzat'ın başı Haşmet'in dizlerinin üzerindeydi.

İlyas, iki eliyle yaraya baskı yapıyordu.

Kan...

İlyas'ın parmaklarının arasından sızmaya devam ediyordu.

Haşmet gözünü kardeşinin yüzünden ayırmıyordu.

- Behzat...

Behzat cevap vermedi.

Haşmet bu kez yanağına hafifçe vurdu.

- Behzat, aç gözünü.

İlyas, nabzını kontrol etmeye çalıştı.

- Nabzı var.

- Ama çok zayıf.

Haşmet başını kaldırıp sürücüye baktı.

- Kaç dakika?

- Üç dakika Reis!

- Bir dakikaya indir.

Sürücü gaza biraz daha bastı.

Araç virajı sert bir şekilde dönerken Behzat'ın bedeni hafifçe sarsıldı.

Ağzından acı dolu bir nefes çıktı.

Haşmet hemen yüzüne eğildi.

- Buradayım.

Behzat gözlerini açamadı.

Ama dudakları çok hafif hareket etti.

- Abi...

- Buradayım Behzat.

- Hastaneye gidiyoruz.

- Biraz daha dayan.

Behzat nefes almaya çalıştı.

- Teoman abi...

Haşmet'in çenesi gerildi.

- Arayacağım.

- Ama önce seni hastaneye yetiştireceğim.

Behzat gözlerini yeniden kapattı.

Haşmet kardeşinin yüzünü avucunun içine aldı.

- Bana bak.

- Çocukken ağaca çıkıp aşağı inemediğinde de seni ben indirdim.

- İlk kurşununu yediğinde de başında ben vardım.

- Bundan da seni ben çıkaracağım.

- Beni duyuyor musun?

Behzat'ın dudaklarında belli belirsiz bir tebessüm oluştu.

- Çok...

Konuşuyorsun abi...

Haşmet'in gözlerinde acının arasından küçücük bir umut belirdi.

- Sen yeter ki gözlerini aç.

- Sabaha kadar konuşacağım.

İlyas başını öne eğdi.

Behzat'ın kanıyla kaplanan ellerine baktı.

O kurşun...

Kendisine gelmişti.

Behzat ise tek bir saniye düşünmeden önüne atlamıştı.

İlyas'ın içinde büyüyen suçluluk, nefesini kesiyordu.

- Benim yüzümden...

Haşmet bir anda gözlerini ona çevirdi.

- Şimdi değil.

İlyas sesi titreyerek konuştu.

- Kurşun bana geldi.

- O benim önüme atladı.

Haşmet'in yüzü sertleşti.

- Şimdi kendini suçlayarak kardeşimi kurtaramazsın.

- Elini çekme.

- Kanamayı durdur.

İlyas başını salladı.

İki eliyle yaraya daha güçlü bastırdı.

- Bırakmam.

Haşmet yeniden Behzat'a döndü.

- Duydun mu?

- Kankan burada.

- İkiniz de bana hesap vereceksiniz.

Behzat bu kez cevap vermedi.

Araç hastanenin acil girişine doğru son virajı döndü.

---

Façalı Konağı

Teoman çalışma odasında, pencerenin önünde duruyordu.

Masadaki telefon çaldığında...

İçine bir şey çöktü.

Ekranda Haşmet'in adı yazıyordu.

Bir süre telefona baktı.

Sonra açtı.

- Haşmet?

Karşı taraftan önce araç sesi geldi.

Ardından Haşmet'in nefesi...

- Abi...

Teoman'ın yüzündeki ifade değişti.

Haşmet ona hiçbir zaman bu sesle hitap etmezdi.

- Ne oldu?

Haşmet birkaç saniye konuşamadı.

Bir eli hâlâ Behzat'ın yarasındaydı.

- Behzat vuruldu.

Teoman'ın elindeki telefon ağırlaştı.

- Ne dedin?

- Sol omzundan vuruldu.

- Hastaneye yetiştiriyoruz.

Teoman'ın gözleri kapandı.

Bir eliyle masaya tutundu.

- Durumu nasıl?

Haşmet yalan söylemek istemedi.

Ama doğruyu da söylemekte zorlandı.

- İyi değil.

Teoman nefesini tuttu.

- Haşmet...

- Yaşıyor abi.

- Yaşıyor.

- Hastaneye gel.

Teoman telefonu kapatmadı.

Bir an kardeşinin sesini dinledi.

Sonra güçlükle konuştu:

- Onu bana sağ getir.

Haşmet'in sesi bu kez daha kararlı çıktı.

- Getireceğim.

Telefon kapandı.

Teoman birkaç saniye aynı yerde durdu.

Sonra masanın kenarındaki silahını ve ceketini aldı.

Kapıya yöneldiği sırada Ömür karşısına çıktı.

Ağabeyinin yüzündeki ifadeyi görür görmez durdu.

- Ne oldu?

Teoman hiçbir şey söylemedi.

Ömür'ün yüzündeki endişe büyüdü.

- Abi...

- Ne oldu?

Teoman kız kardeşine baktı.

Bu haberi ona nasıl vereceğini bilmiyordu.

Ömür bir adım yaklaştı.

- İlyas mı?

Teoman başını iki yana salladı.

Ömür rahatlamaya fırsat bulamadan Teoman'ın gözlerindeki acıyı gördü.

Dudakları titredi.

- Behzat mı?

Teoman'ın sessizliği her şeyi söyledi.

Ömür'ün yüzündeki renk çekildi.

- Behzat'a ne oldu?

Teoman ellerini omuzlarına koydu.

- Vuruldu.

Ömür birkaç saniye ağabeyine boş gözlerle baktı.

Sanki duyduğu cümlenin anlamını kavrayamıyordu.

- Nereden?

- Sol omzundan.

- Hastaneye götürüyorlar.

Ömür'ün gözlerinden yaşlar akmaya başladı.

- Yaşıyor mu?

Teoman hemen cevap verdi:

- Yaşıyor.

- Hadi.

- Hastaneye gidiyoruz.

Ömür ayakta durmakta zorlandı.

Teoman kolundan tuttu.

- Güçlü ol.

Ömür ağlayarak başını salladı.

- O bana sabah söz verdi.

- "O izni alacağız." dedi.

- Bana söz verdi abi.

Teoman kız kardeşini kendine çekti.

- Sözünü tutacak.

Ama kendi sesi bile söylediğine inanmakta zorlanıyordu.

---

Çakırbeyli Konağı

Hızır'ın telefonu çaldığında...

Emine ile Leyla salondaydı.

Hızır ekrana baktı.

Arayan İlyas'tı.

Telefonu açtı.

- İlyas?

Karşı taraftan kardeşinin boğuk sesi geldi.

- Abi...

Hızır hemen ayağa kalktı.

- Ne oldu?

- Pusu kurdular.

Emine ile Leyla aynı anda Hızır'a döndü.

- Sen iyi misin?

İlyas gözlerini Behzat'tan ayırmadan konuştu.

- Ben iyiyim.

- Ama Behzat...

Hızır'ın yüzü gerildi.

- Behzat'a ne oldu?

İlyas'ın sesi kırıldı.

- Bana gelen kurşunun önüne atladı.

- Sol omzundan vuruldu.

Hızır birkaç saniye sustu.

Bu söz...

Beklemediği kadar ağır gelmişti.

- Durumu nasıl?

İlyas başını öne eğdi.

- Çok kan kaybetti.

- Hastaneye gidiyoruz.

Hızır ceketini aldı.

- Hangi hastane?

İlyas söyledi.

- Geliyorum.

Telefonu kapattıktan sonra Hızır bir an olduğu yerde kaldı.

Leyla endişeyle yaklaştı.

- İlyas iyi mi?

- İyi.

Emine derin bir nefes aldı.

- Behzat?

Hızır gözlerini onlara çevirdi.

- Vurulmuş.

Leyla'nın eli ağzına gitti.

Emine'nin yüzü soldu.

- Haşmet?

- Yanında.

Emine hiç düşünmeden çantasını aldı.

- Ben de geliyorum.

Hızır başını salladı.

- Hepimiz gidiyoruz.

Leyla ağabeyine yaklaştı.

- Behzat neden İlyas'ın önüne atladı?

Hızır'ın gözlerinde hem acı hem de ağır bir saygı vardı.

- Çünkü...

O çocuk kardeşliğin ne olduğunu biliyor.

---

Hastane

Acil girişinin kapıları açılmadan önce sağlık görevlileri sedyeyle dışarı koştu.

Araç sertçe durdu.

Haşmet kapıyı kendisi açtı.

- Kurşun sol omuzda!

- Çok kan kaybetti!

Doktorlar Behzat'ı hızla sedyeye aldılar.

İlyas yaraya bastırdığı ellerini çektiğinde...

Parmaklarının tamamı kan içindeydi.

Behzat'ın başı yana düştü.

Haşmet sedyenin yanında koşuyordu.

- Behzat!

- Ben buradayım!

Doktorlardan biri önünü kesmeye çalıştı.

- Beyefendi, lütfen geride kalın!

Haşmet adamın kolunu tuttu.

Gözleri öfke ve korkuyla doluydu.

- Kardeşim o.

Doktor sakin ama kesin bir sesle konuştu:

- Onu kurtarmamızı istiyorsanız bize izin verin.

Haşmet'in eli yavaşça gevşedi.

Sedyenin ameliyathane koridoruna doğru götürülüşünü izledi.

Kapılar kapanmadan önce Behzat'ın eli sedyenin kenarından sarktı.

Haşmet uzanıp kardeşinin elini tuttu.

- Ben buradayım.

- Sen çıkana kadar da hiçbir yere gitmeyeceğim.

Kapı kapandı.

Behzat'ın eli, Haşmet'in elinden kaydı.

Ameliyathane kapısının üzerindeki kırmızı ışık yandı.

AMELİYATTA

Koridora ağır bir sessizlik çöktü.

Haşmet kapının önünde öylece kaldı.

Ellerine baktı.

Kardeşinin kanı...

Avuçlarının içinde kuruyordu.

İlyas birkaç adım geride durmuştu.

Onun elleri de aynı kandaydı.

İkisi de konuşmuyordu.

Ama ikisinin de aklında aynı adam vardı.

---

Haşmet bir anda İlyas'a döndü.

İlyas başını kaldırdı.

Haşmet ağır adımlarla üzerine yürüdü.

İlyas geri çekilmedi.

Haşmet tam karşısında durdu.

Sesi alçaktı.

- Ne oldu?

İlyas yutkundu.

- Keskin nişancı beni hedef aldı.

- Behzat gördü.

- Beni itti.

- Kurşunu o aldı.

Haşmet'in çenesi gerildi.

- Sana ne söyledi?

İlyas'ın gözleri doldu.

- "Kardeşimsin." dedi.

Haşmet gözlerini kapattı.

Behzat'ın çocukluk hâli gözünün önüne geldi.

Sürekli peşinden koşan...

Başını belaya sokan...

Ama ailesi söz konusu olduğunda hiçbir şeyden korkmayan kardeşi...

Haşmet gözlerini açtı.

- O sana canını emanet etti.

İlyas'ın sesi titredi.

- Biliyorum.

- Bu borcu ödeyemem.

Haşmet doğrudan gözlerinin içine baktı.

- Borç değil.

- Kardeşlik.

İlyas başını öne eğdi.

- O benim yüzümden içeride.

Haşmet bu kez sesini yükseltti:

- Behzat kendi kararını kendi verir!

Koridordaki herkes onlara döndü.

Haşmet nefesini kontrol etmeye çalıştı.

- Senin önüne atladıysa...

Bunu seni suçlu bırakmak için yapmadı.

- Kendini yiyip bitirmeni istemezdi.

İlyas gözyaşlarını silmedi.

- Ya çıkamazsa?

Haşmet'in bakışları bir anda buz kesti.

- Çıkacak.

- Başka ihtimal yok.

---

Koridorun sonundan koşan ayak sesleri duyuldu.

Teoman ile Ömür gelmişti.

Ömür ağabeyini görür görmez ona doğru koştu.

- Haşmet abi!

Haşmet kollarını açtı.

Ömür ona sarıldı.

- Nerede?

- Ameliyatta.

- Durumu nasıl?

Haşmet kardeşinin başını göğsüne bastırdı.

- Doktorlar uğraşıyor.

Ömür ağlayarak ameliyathane kapısına baktı.

- Onu görebilir miyim?

- Şimdi değil.

- Ama ben görmek istiyorum.

- Ömür...

Ömür Haşmet'in gömleğine tutundu.

- Sabah yanımdaydı.

- Bana güldü.

- Bana "İzni alacağız." dedi.

- Şimdi nasıl orada olabilir?

Haşmet'in gözleri doldu.

Kardeşinin saçlarını okşadı.

- Çıkacak.

- Sana verdiği sözü tutacak.

Teoman birkaç adım ötede durmuştu.

Gözleri ameliyathane kapısına kilitlenmişti.

Konuşamıyordu.

Haşmet, Ömür'ü yavaşça kendisinden ayırıp Teoman'a baktı.

İki kardeşin gözleri buluştu.

Teoman güçlükle sordu:

- Gördün mü?

Haşmet başını salladı.

- Kucağımdaydı.

Teoman'ın nefesi kesildi.

Bir an duvara yaslandı.

- Çok kan kaybetti mi?

Haşmet cevap veremedi.

Teoman bu sessizlikten gerçeği anladı.

Başını öne eğdi.

Gözlerinden bir damla yaş süzüldü.

Hemen yüzünü çevirdi.

Çünkü kardeşlerinin önünde ağlamaya alışkın değildi.

Haşmet onun yanına gitti.

Omzuna elini koydu.

Teoman kısık sesle konuştu:

- Ben onu bu operasyona gönderdim.

- Sen göndermedin.

- Masa'nın kararıydı.

- Ben durdurabilirdim.

Haşmet'in sesi sertleşti.

- Kendini suçlama.

Teoman acıyla ona baktı.

- Biraz önce İlyas'a da aynısını mı söyledin?

Haşmet cevap vermedi.

Teoman başını iki yana salladı.

- Hepimiz suçluyuz Haşmet.

- İçimize sinmediği hâlde gitmelerine izin verdik.

Haşmet ameliyathane kapısına baktı.

- Şimdi suçlu aramayacağız.

- Önce Behzat çıkacak.

- Sonra...

Haşmet'in gözlerinde karanlık bir öfke belirdi.

- Sınırsızlar bu geceyi unutamayacak.

---

Hızır, Emine ve Leyla da hastaneye ulaştı.

Hızır koridora girdiğinde ilk olarak İlyas'ı gördü.

Kardeşinin elleri hâlâ Behzat'ın kanıyla kaplıydı.

Hızır yanına gidip omuzlarından tuttu.

- Sen iyi misin?

İlyas başını salladı.

- Behzat benim yüzümden vuruldu abi.

Hızır onu kendine çekti.

- Senin yüzünden değil.

İlyas bu kez kendini tutamadı.

Başını ağabeyinin omzuna yasladı.

- Bana gelen kurşuna atladı.

- Gözümün önünde vuruldu.

Hızır kardeşinin sırtına vurdu.

- Behzat bunu seni yaşatmak için yaptı.

- Sen de onun istediği gibi ayakta kalacaksın.

İlyas ağabeyinden ayrıldığında gözleri Ömür'ü buldu.

Ömür de ona bakıyordu.

İkisinin arasında yalnızca birkaç metre vardı.

Ama hiçbiri hemen yaklaşamadı.

İlyas'ın ellerinde Behzat'ın kanı vardı.

Ömür önce o ellere baktı.

Sonra İlyas'ın yüzüne...

Yavaşça yanına yürüdü.

İlyas güçlükle konuştu:

- Ömür...

Ömür bir anda ona sarıldı.

İlyas'ın bütün direnci kırıldı.

Kollarını onun etrafına sardı.

- Özür dilerim.

Ömür başını kaldırdı.

- Neden?

- Behzat...

Ömür ellerini İlyas'ın yüzüne koydu.

- Behzat seni kurtarmış.

- Onu vuran sen değilsin.

İlyas'ın dudakları titredi.

- Ama benim yerimde o yatıyor.

Ömür ağlayarak başını iki yana salladı.

- Behzat kendi seçimini yaptı.

- Sen şimdi onun seçimini değersizleştirme.

İlyas gözlerini kapatıp alnını Ömür'ün alnına yasladı.

- Ya bir şey olursa?

Ömür'ün sesi kırıldı.

- Olmayacak.

- Çünkü Behzat bana söz verdi.

İkisi birbirine sarılı kaldı.

Bu kez...

Ne Teoman...

Ne Haşmet...

Onları ayırdı.

Teoman uzaktan kardeşine baktı.

Ömür, İlyas'ın kollarında ağlıyordu.

Fakat ilk kez...

Onun yanlış bir adamın yanında olmadığını hissetti.

Haşmet de aynı manzarayı sessizce izledi.

Behzat'ın neden o kurşunun önüne atladığını artık daha iyi anlıyordu.

İlyas yalnızca Ömür'ün sevdiği adam değildi.

Behzat'ın kardeşim dediği adamdı.

---

Emine, Haşmet'in yanına yaklaştı.

Onun ellerindeki kurumuş kanı gördü.

Bir süre hiçbir şey söylemedi.

Sonra çantasından temiz bir mendil çıkardı.

Haşmet'in elini tuttu.

Kanı yavaşça silmeye başladı.

Haşmet elini çekmedi.

Sadece onu izledi.

Emine'nin gözleri doluydu.

- İyi misin?

Haşmet acı bir tebessümle cevap verdi:

- Değilim.

Bu...

Onun uzun zamandır ilk kez bu kadar açık verdiği bir cevaptı.

Emine elini daha sıkı tuttu.

- İyi olmak zorunda değilsin.

Haşmet gözlerini ameliyathane kapısına çevirdi.

- Kucağımda gözlerini kapattı.

- Bir an...

Onu kaybettiğimi sandım.

Emine diğer eliyle onun koluna dokundu.

- Kaybetmedin.

- Behzat güçlü.

Haşmet'in sesi titredi.

- Hep güçlü görünmek zorunda kaldı.

- Çünkü biz öyle büyüttük.

- Şimdi içeride tek başına.

Emine başını iki yana salladı.

- Tek başına değil.

- Hepiniz onunla birliktesiniz.

Haşmet gözlerini ona çevirdi.

Emine devam etti:

- Senin korkun...

Teoman'ın duası...

Ömür'ün gözyaşı...

İlyas'ın vicdanı...

Hepsi onunla o odada.

Haşmet başını hafifçe öne eğdi.

Emine ilk kez onun omzuna yaslanmasına izin vermesini beklemeden...

Bir adım yaklaştı.

Haşmet alnını birkaç saniyeliğine onun başına yasladı.

- Gitme.

Emine hiç tereddüt etmedi.

- Hiçbir yere gitmiyorum.

---

Leyla ise Teoman'ın yanında duruyordu.

Teoman hâlâ sessizdi.

Leyla onun elini tuttu.

- Bana bak.

Teoman başını çevirmedi.

- Teoman...

Teoman sonunda ona baktı.

Gözleri kırmızıydı.

- Ben ağabeyim.

- Onları korumam gerekiyordu.

Leyla yumuşak bir sesle konuştu:

- Ağabey olmak...

Her kurşunun önüne geçebilmek değildir.

- Bazen kardeşinin düştüğü yerde yanında kalmaktır.

Teoman gözlerini kapattı.

- Ya çıkamazsa?

Leyla'nın da gözlerinden yaşlar aktı.

Ama sesini sağlam tutmaya çalıştı.

- Çıkacak.

- Sen ona inanmazsan...

Kim inanacak?

Teoman elini Leyla'nın elinin üzerine koydu.

Parmaklarını sıktı.

- Beni bırakma.

Leyla ona daha da yaklaştı.

- Bırakmayacağım.

---

Saatler geçti.

Ameliyathane ışığı hâlâ yanıyordu.

Gece...

Yerini sabahın ilk karanlık saatlerine bırakmaya başlamıştı.

Kimse hastaneden ayrılmadı.

Hızır bir köşede tespih çekiyor...

Teoman ameliyathane kapısının karşısında ayakta bekliyor...

Haşmet yerinden kıpırdamadan kapıya bakıyor...

İlyas ile Ömür yan yana oturuyor...

Emine ve Leyla ise Façalı kardeşlerinin yanında duruyordu.

İki aile...

İlk kez aynı acının etrafında bu kadar sessizce birleşmişti.

Sonunda...

Ameliyathane kapısının üzerindeki kırmızı ışık söndü.

Herkes aynı anda ayağa kalktı.

Kapı açıldı.

Üzerinde kan lekeleri olan cerrah dışarı çıktı.

Yüzü yorgundu.

Maskesini aşağı indirdi.

Haşmet herkesten önce yanına ulaştı.

- Kardeşim nasıl?

Doktor derin bir nefes aldı.

- Kurşun sol omuzdan girmiş.

- Büyük bir damarı zedelemiş.

- Ciddi miktarda kan kaybetti.

Ömür ağzını kapatıp ağlamaya başladı.

Teoman güçlükle sordu:

- Kurtuldu mu?

Doktor birkaç saniye sustu.

Bu birkaç saniye...

Koridordaki herkes için bir ömür gibi geçti.

- Kurşunu çıkardık.

- Kanamayı durdurduk.

Herkesin nefesi aynı anda çözüldü.

Fakat doktor devam etti:

- Ancak durumu hâlâ ağır.

- İlk yirmi dört saat çok önemli.

- Şimdilik yoğun bakıma alacağız.

Haşmet doktorun gözlerinin içine baktı.

- Yaşayacak mı?

Doktor dürüstçe cevap verdi:

- Elimizden geleni yaptık.

- Bundan sonrası...

Onun vücudunun vereceği mücadeleye bağlı.

Doktor uzaklaştı.

Koridorda kimse sevinemedi.

Çünkü Behzat ameliyattan çıkmıştı...

Ama tehlike henüz geçmemişti.

Ömür dizlerinin bağı çözülmüş gibi sandalyeye oturdu.

İlyas hemen yanına çömeldi.

Haşmet başını duvara yasladı.

Gözlerini kapattı.

Teoman kardeşinin omzuna elini koydu.

İki adam da konuşmadı.

Bir süre sonra yoğun bakım kapısı açıldı.

Behzat'ın sedyesi dışarı çıkarıldı.

Yüzü bembeyazdı.

Omzunun tamamı kalın bandajlarla sarılmıştı.

Ağzında oksijen maskesi vardı.

Ömür ayağa kalkıp sedyeye doğru koştu.

- Behzat!

Hemşire onu durdurmaya çalıştı.

- Lütfen yaklaşmayın.

Ömür ağlayarak kardeşinin eline uzandı.

Parmaklarının ucuyla dokunabildi.

- Bana söz verdin...

- Duyuyor musun?

- O izni alacağız dedin.

Behzat tepki vermedi.

Ama monitördeki kalp ritmi...

Bir anlığına hızlandı.

Hemşire şaşkınlıkla ekrana baktı.

Ömür elini çekmedi.

- Ben buradayım.

- Hepimiz buradayız.

İlyas da sedyenin diğer yanında durdu.

Behzat'ın kapalı gözlerine baktı.

Kısık bir sesle konuştu:

- Kanka...

- Bana gelen kurşunu aldın.

- Şimdi sıra bende.

- Sen gözlerini açana kadar...

Ömür'ün yanından ayrılmayacağım.

Sedye yoğun bakıma götürüldü.

Kapılar yeniden kapandı.

Ve hastanenin beyaz koridorlarında...

İki aile tek bir duanın etrafında beklemeye başladı:

Behzat gözlerini açsın.

Комментарии

0 / 5000 символов
Пока нет комментариев. Будьте первым!