16 страницаОпубликовано: 17.08.2026. 07:35
20

Озвучивание не поддерживается в этом браузере

16. BÖLÜM Verilmeyen İzin

Sabah...

Gece boyunca yağan kar durmuştu.

Façalı Konağı'nın bahçesi beyaz bir örtüyle kaplanmıştı.

Ağaçların dallarında biriken karlar, güneşin ilk ışıklarıyla ağır ağır erimeye başlamıştı.

Fakat konağın içindeki soğuk...

Dışarıdaki havadan daha keskindi.

Kahvaltı masasında Teoman, Haşmet ve Behzat oturuyordu.

Ömür'ün sandalyesi boştu.

Behzat birkaç kez merdivenlere baktı.

Sonunda dayanamadı.

- Ömür inmeyecek mi?

Teoman çayından bir yudum aldı.

- Odasında.

Behzat kaşlarını çattı.

- Dün geceden beri hiçbir şey yemedi.

Haşmet'in eli bardağın üzerinde durdu.

Yüzünde bir değişiklik olmadı.

Fakat kardeşinin yemek yemediğini duyduğu anda bakışları sertleşmişti.

- Hasan Amca kahvaltı götürsün.

Behzat başını iki yana salladı.

- Götürdü.

- Kapıyı açmamış.

Teoman derin bir nefes aldı.

- Biraz zamana ihtiyacı var.

Behzat sandalyesine yaslandı.

- Zamana değil abi...Sizin fikrinizi değiştirmenize ihtiyacı var.

Teoman bakışlarını ona çevirdi.

- Sabah sabah yeniden başlama.

- Ben başlamıyorum. Ömür odasından çıkmıyor. İlyas kendi evinde ne yapacağını bilmiyor. İki insan ortada kaldı.

Haşmet sakin ama sert bir sesle konuştu.

- Ortada kalmadılar. Kararımızı söyledik.

Behzat ona döndü.

- Karar verdiniz diye mesele bitmiyor ki abi.

Haşmet'in kaşları hafifçe çatıldı.

- Sen bizim karşımızda mısın?

Behzat hiç çekinmeden cevap verdi:

- Karşınızda değilim. Ama bu konuda yanınızda da değilim.

Masaya ağır bir sessizlik çöktü.

Teoman elindeki bardağı bıraktı.

- Behzat... İlyas'la arkadaş olmuş olabilirsin. Ona güveniyor da olabilirsin. Ama konu Ömür olunca bizim düşündüğümüz gibi düşünmek zorundasın.

Behzat başını iki yana salladı.

- Hayır abi! Ömür'ün hayatı konusunda Ömür gibi düşünmek zorundayız.

Haşmet sandalyeden kalktı.

Pencereye doğru yürüdü.

- Sen kardeşini korumak istemiyor musun?

Behzat arkasından baktı.

- İstiyorum. Ama korumakla hapsetmek aynı şey değil.

Haşmet yavaşça arkasını döndü.

- Kimse onu hapsetmiyor.

- O zaman sevdiği adamla evlenmesine neden karşısınız?

Haşmet cevap vermedi.

Behzat ayağa kalktı.

- Cevap ver abi! İlyas kötü biri mi?

- Hayır.

- Namussuz mu?

- Hayır.

- Kardeşimize zarar verir mi?

- Yeter artık Behzat!

Behzat iki elini masaya koydu.

- O zaman mesele ne?

Teoman bu kez daha sert konuştu:

- Behzat... Biz yıllardır düşman olduğumuz bir aileye kardeşimizi vermeye hazır değiliz.

Behzat kısa bir süre sustu.

Sonra acı bir tebessümle başını salladı.

- Demek bütün mesele bu. Eski düşmanlık.

Teoman gözlerini kaçırmadı.

- Unutmak o kadar kolay değil.

- Ama sevmek kolay mı abi? İlyas'la Ömür aylarca uğraştı. Birbirlerinden kaçtılar. Sustum dediler, susturamadılar. Unuturum dediler, unutamadılar. Sizse şimdi önlerine geçmiş...Yıllar önceki hesabı onların kalbine ödetiyorsunuz.

Haşmet'in yüzü gerildi.

- Sözlere dikkat et Behzat!

Behzat bir adım geri çekilmedi.

- Ediyorum abi.

- Çok dikkat ediyorum. Çünkü karşımda iki abim var. Ama yukarıda da ağlayan bir kardeşim var.

Tam o sırada merdivenlerden hafif bir ses geldi.

Üçü de başını çevirdi.

Ömür merdivenlerin başında durmuştu.

Gözleri şişmişti.

Üzerinde hâlâ dün geceki hırkası vardı.

Behzat hemen ona doğru yürüdü.

- Ömür...

Ömür elini kaldırarak durmasını istedi.

Sonra Teoman ile Haşmet'e baktı.

- Behzat'la tartışmayın.

Haşmet'in sesi yumuşadı.

- Gel, otur.

Ömür başını iki yana salladı.

- Oturmayacağım. Sadece bir şey söyleyeceğim.

Yavaşça merdivenlerden indi.

Üç ağabeyinin karşısında durdu.

- Sizin izniniz olmadan hiçbir şey yapmayacağım.

Behzat şaşkınlıkla ona baktı.

- Ömür...

- Hayır Behzat.

- Ben kaçmayacağım. Gizlice evlenmeyeceğim. Abilerimi karşıma almayacağım.

Haşmet'in gözleri kardeşinin yüzündeydi.

Ömür devam etti:

- Ama İlyas'tan da vazgeçmeyeceğim.

Teoman ayağa kalktı.

- Seni ondan vazgeçirmeye çalışmıyoruz.

Ömür acıyla gülümsedi.

- Evlenmemize izin vermeyerek tam olarak bunu yapıyorsunuz.

Teoman cevap veremedi.

Ömür gözlerini Haşmet'e çevirdi.

- Sen bana küçüklüğümden beri ne dedin biliyor musun abi?

Haşmet sustu.

- "Korktuğunda benim arkama geç."
Ben hep senin arkana geçtim. Attan düştüğümde... Gece korktuğumda...
Babamızı kaybettiğimizde...Her seferinde sen vardın.

Haşmet'in bakışları değişti.

Ömür'ün sesi titremeye başladı.

- Ama bu kez...Sen benim önümde duruyorsun.

Bu söz...

Haşmet'e kurşundan daha ağır gelmişti.

Ömür daha fazla dayanamadı.

Başını öne eğip sessizce konuştu:

- Beni koruyan ağabeyim olarak kal. Sevdiğim adama ulaşmamı engelleyen adam olma.

Arkasını dönüp merdivenlere yöneldi.

Bu kez kimse onu durdurmadı.

Teoman ile Haşmet...

Kardeşlerinin odasına çıkışını sessizce izledi.

Kapı kapandıktan sonra Behzat ağır bir nefes aldı.

- Ben bugün bir şey söylemeyeceğim. Çünkü ne söylesem yine beni dinlemeyeceksiniz.

Ceketini aldı.

Teoman seslendi:

- Nereye gidiyorsun?

Behzat kapıya yürürken cevap verdi:

- İlyas'a.

Haşmet sertçe döndü.

- Neden?

Behzat durdu.

- Çünkü sizin söyleyemediğinizi söyleyeceğim. Ömür ondan vazgeçmedi.

Kapı kapandı.

Teoman ile Haşmet odada yalnız kaldı.

Teoman kardeşine baktı.

- Bu mesele aileyi birbirine düşürüyor.

Haşmet yorgun bir şekilde sandalyeye oturdu.

- Farkındayım.

- Ne yapacağız?

Haşmet ellerini birbirine kenetledi.

Uzun süre sustu.

Sonra alçak sesle konuştu:

- Düşüneceğiz.

Teoman acı bir tebessümle başını salladı.

- Dün kararımız kesindi. Bugün düşünüyoruz.

Haşmet gözlerini merdivenlere çevirdi.

- Dün...Ömür'ün sözlerini duymamıştım.

Çakırbeyli Konağı

İlyas gece boyunca uyumamıştı.

Sabah olduğunda hâlâ aynı koltukta oturuyordu.

Telefonu elindeydi.

Ömür'ün son mesajını defalarca okumuştu.

"Senden vazgeçmedim. Ama ailemi de karşıma alamam."

Hızır çalışma odasından çıktığında kardeşini o hâlde buldu.

Karşısındaki koltuğa oturdu.

- Hiç uyumadın mı?

İlyas başını iki yana salladı.

- Uyuyamadım.

Hızır birkaç saniye onu izledi.

- Ne yapmayı düşünüyorsun?

İlyas telefonu masaya bıraktı.

- Bekleyeceğim.

- Ne kadar?

- Ne kadar gerekirse.

Hızır başını salladı.

- Güzel.

İlyas şaşkınlıkla ona baktı.

- Güzel mi?

- Evet. Çünkü kaçırmayı...Gizlice evlenmeyi...Ya da Façalıların karşısına silahla çıkmayı söyleseydin...Seni ilk ben durdururdum.

İlyas öne doğru eğildi.

- Ben Ömür'ü ailesinden koparırsam...Onu mutlu edemem abi. Onların rızası olmadan attığım her adım...Ömür'ün içinde yara olur.

Hızır'ın yüzünde hafif bir gurur belirdi.

- Büyümüşsün.

İlyas acı bir şekilde güldü.

- Sevince insan büyüyor galiba.

Tam o sırada konağın avlusuna siyah bir araç girdi.

İlyas pencereye yaklaştı.

Araçtan Behzat indi.

Hızır da ayağa kalktı.

- Misafirin geldi.

İlyas hiç beklemeden kapıya yöneldi.

Çakırbeyli Konağı'nın Bahçesi

Behzat merdivenlerin önünde durdu.

İlyas kapıdan çıkar çıkmaz karşısına geçti.

İkisi birkaç saniye sessizce birbirlerine baktı.

İlyas ilk konuşan oldu:

- Ömür nasıl?

Behzat derin bir nefes aldı.

- İyi değil.

İlyas'ın yüzü düştü.

- Benim yüzümden.

- Hayır.

- Bizim abilerin inadı yüzünden.

İlyas gözlerini yere indirdi.

- Onlara kızmıyorum.

Behzat şaşırdı.

- Kızmıyor musun?

- Kardeşlerini koruyorlar. Ben olsam...
Belki ben de aynı şeyi yapardım.

Behzat birkaç saniye onu izledi.

Sonra gülümsedi.

- İşte bu yüzden sana güveniyorum.

İlyas başını kaldırdı.

- Ömür benden vazgeçti mi?

Behzat omzuna sertçe vurdu.

- Böyle bir soruyu bir daha sorma.
O senden vazgeçmedi. Ama ailesinden de vazgeçmeyecek.

İlyas hemen cevap verdi:

- Ben de istemem. Bekleyeceğim.

Behzat gülümsedi.

- Ne kadar?

- Ömür gelene kadar.

Behzat elini uzattı.

İlyas onun elini tuttu.

Fakat Behzat bırakmadı.

Onu kendine çekip sarıldı.

İlyas ilk anda şaşırdı.

Sonra o da Behzat'ın sırtına vurdu.

Behzat kulağına doğru eğildi.

- Kardeşimi üzersen...Seni ben öldürürüm.

İlyas hafifçe güldü.

- Üzersem...Önce ben kendimi affetmem.

İkisi ayrıldığında aralarındaki bağ artık yalnızca iki aile arasındaki zorunlu dostluk değildi.

Hızır onları kapının önünden izliyordu.

İçinden sessizce geçirdi:

"Bazen kardeşlik aynı kandan değil...

Aynı sözün arkasında durmaktan doğar."

At Çiftliği

Öğleden sonra...

Teoman söz verdiği gibi çiftliğe gelmişti.

Leyla, Kara'nın bakımını bitiriyordu.

Teoman'ın yüzündeki yorgunluğu görünce elindeki fırçayı bıraktı.

- Bir şey olmuş.

Teoman ona yaklaştı.

- Bu kadar belli mi?

Leyla hafifçe gülümsedi.

- Seni tanımaya başladım.

Teoman derin bir nefes aldı.

Çitin üzerine yaslandı.

- Ömür...İlyas'la evlenmek istediğini söyledi.

Leyla şaşırmadı.

- Sonunda söylemiş.

Teoman başını ona çevirdi.

- Sen biliyor muydun?

- Ben de...Emine de...Hızır da biliyordu.

Teoman kaşlarını çattı.

- Bir tek biz mi bilmiyorduk?

Leyla gülümsedi.

- Siz de biliyordunuz. Sadece kabul etmek istemiyordunuz.

Teoman kısa bir süre sustu.

Sonra başını iki yana salladı.

- Haşmet'le karşı çıktık.

Leyla'nın gülümsemesi kayboldu.

- Neden?

- Çünkü kolay değil.

- Ömür bizim kardeşimiz. İlyas da benim kardeşim.

Teoman ona baktı.

Leyla devam etti:

- Sen beni seviyorsun. Ben de seni seviyorum. Bir gün Hızır karşımıza geçip "Olmaz." derse...Ne yapacaksın?

Teoman'ın yüzü ciddileşti.

- Seni bırakmam.

- Peki Ömür'den neden İlyas'ı bırakmasını bekliyorsun?

Teoman cevap vermedi.

Leyla birkaç adım yaklaştı.

- Bazen insan...Kendi yaşamadığı acıyı kolay görür. Ama aynı acı kendi kapısına geldiğinde...Adalet ister.

Teoman gözlerini ondan ayırmadan konuştu:

- Sen de Emine gibi konuşuyorsun.

Leyla kaşını kaldırdı.

- Emine kiminle konuştu?

Teoman'ın yüzünde hafif bir tebessüm oluştu.

- Tahmin etmek zor değil.

Leyla da gülümsedi.

- Haşmet'le mi?

- Evet.

Bir süre sessiz kaldılar.

Sonra Teoman elini uzattı.

Leyla'nın elini tuttu.

- Bir gün...Hızır karşımıza çıkarsa ne yapacağız?

Leyla parmaklarını onun parmaklarına kenetledi.

- Birlikte konuşacağız. Kavga etmeyeceğiz. Kaçmayacağız. Ama birbirimizden de vazgeçmeyeceğiz.

Teoman başını salladı.

- Söz mü?

Leyla hiç düşünmeden cevap verdi:

- Söz.

Teoman elini dudaklarına götürüp usulca öptü.

- O zaman ben de söz veriyorum.

- Ne olursa olsun...

Seni yarı yolda bırakmayacağım.

Leyla onun gözlerine baktı.

Henüz bilmiyordu...

Bir gün Teoman gerçekten onu bırakmayacak...

2c33de63da2c315201b9add31a1f60d4.jpg

Boğaz Kıyısı

8fa0835b08a3620a5573a4ff21969e72.jpg

Akşamüstü...

Haşmet arabasını deniz kenarında sakin bir yere çekti.

Emine birkaç dakika sonra kendi aracıyla geldi.

Korumalar uzakta bekliyordu.

Emine araçtan inip Haşmet'in yanına yürüdü.

- Geldim.

Haşmet denize bakıyordu.

- Hoş geldin.

Emine yanına durdu.

- Telefonda sesin kötü geliyordu.

Haşmet hafifçe gülümsedi.

- Sesimi de mi okumaya mı başladın?

- Seni okumak zor. Ama imkânsız değil.

Haşmet başını ona çevirdi.

- Ben bile bazen kendimi okuyamıyorum.

Emine gülümsedi.

- O zaman birlikte öğreniriz.

Bir süre dalgaları izlediler.

Sonunda Haşmet konuştu:

- Ömür'ü kırdım.

- Bilerek mi?

- Hayır.

- Ama kırdın.

Haşmet başını salladı.

- Evet.

Emine ellerini montunun ceplerine koydu.

- Pişman mısın?

- Kardeşimi korumak istediğim için değil. Onu dinlemeden karar verdiğim için...Evet.

Emine ona döndü.

- O zaman düzelt.

Haşmet acı bir tebessümle konuştu:

- Her şeyi bu kadar kolay mı görüyorsun?

- Kolay görmüyorum. Sadece bazen en zor şeyin...Tek bir cümle olduğunu biliyorum.

- Hangi cümle?

- "Seni anlıyorum."

Haşmet uzun süre konuşmadı.

Sonra Emine'ye doğru döndü.

- Sen beni anlıyor musun?

Emine gözlerini kaçırmadı.

- Anlamaya çalışıyorum. Ama sen izin verirsen daha iyi anlarım.

Haşmet derin bir nefes aldı.

- Benim hayatımda...İnsanlar zayıf nokta arar. Sevdiklerin varsa...Onlar hedef olur.

- Biliyorum.

- Hayır Emine. Bilmek başka...O korkuyla yaşamak başka.

Emine bir adım yaklaştı.

- Sen her gün aileni kaybetme korkusuyla yaşıyorsun. Buna rağmen onları sevmekten vazgeçmiyorsun.

- Neden benden vazgeçmemi bekliyorsun?

Haşmet'in yüzündeki ifade değişti.

- Ben senden bir şey beklemiyorum.

- İşte sorun da bu.

Emine'nin sesi ilk kez biraz yükseldi.

- Ne yaklaş diyorsun...Ne uzaklaş. Ne kal diyorsun...Ne git. Beni kapının önünde bekletiyorsun Haşmet.

Haşmet birkaç saniye sessiz kaldı.

Sonra ona doğru bir adım attı.

Aralarındaki mesafe iyice kapanmıştı.

- Gitmeni istemiyorum.

Emine'nin gözleri doldu.

- O zaman neden söylemiyorsun?

Haşmet'in sesi derinleşti.

- Çünkü söylediğim an...Gerçek olacak.

- Zaten gerçek. Benim için aylardır gerçek.

Haşmet ilk kez çaresiz görünüyordu.

- Emine...Ben sevdiğim insanı kaybetmekten korkan bir adamım.

Emine'nin sesi yumuşadı.

- Ben de...Sevdiği adamın hiç konuşmamasından korkan bir kadınım.

Haşmet'in dudaklarında belli belirsiz bir tebessüm oluştu.

- Çok mu sustum?

- Fazlasıyla.

- Bundan sonra konuşurum.

Emine gözyaşlarının arasından gülümsedi.

- Söz mü?

Haşmet hemen cevap vermedi.

Elini uzatıp Emine'nin yanağındaki gözyaşını başparmağıyla sildi.

- Ben kolay kolay söz vermem. Ama verirsem...Tutarım.

Emine gözlerini kapatıp onun dokunuşunu hissetti.

Haşmet elini çekmedi.

İlk kez...

Sokakta...

Korumalarının önünde...

Dünyanın geri kalanını umursamadan...

Sevdiği kadının yüzüne dokunuyordu.

- O zaman söz ver.

Haşmet gözlerinin içine baktı.

- Seni kapının önünde bekletmeyeceğim.

Emine hafifçe gülümsedi.

- Bu bir aşk ilanı mı?

Haşmet de gülümsedi.

- Şimdilik...Benim dilimde öyle.

Emine başını onun omzuna yasladı.

Haşmet birkaç saniye kıpırdamadı.

Sonra kolunu kaldırıp onu kendine çekti.

Bu gösterişli bir aşk değildi.

Ne büyük sözler vardı...

Ne de yeminler.

Sadece...

Hayatı boyunca kimseye yaslanmamış bir adam...

İlk kez bir kadını kendi omzuna kabul etmişti.

7a21f5450c995230ccb0058d53df3283.jpg


Aynı Gece

21cc049bb6cf83f0dd6ae8b15e800a98.jpg

Eski fabrikanın karanlık odasında...

Uzun süredir kapalı duran ekranlardan biri açıldı.

Gölge, önüne bırakılan üç fotoğrafa baktı.

İlyas ile Ömür...

Teoman ile Leyla...

Haşmet ile Emine...

Üç fotoğrafı yan yana dizdi.

Yanındaki adam sessizce sordu:

- Reis...

Artık hazırlar mı?

Gölge parmaklarını fotoğrafların üzerinde gezdirdi.

- Henüz değil.

- İlyas ile Ömür'ün önünde bir duvar var.

- Teoman'la Haşmet.

Adam başını salladı.

- O duvarı yıkacak mıyız?

Gölge, Behzat'ın dosyasını önüne çekti.

Kapağını yavaşça açtı.

- Hayır.

- Duvarı biz yıkmayacağız.

- Behzat yıkacak.

- Nasıl?

Gölge'nin yüzünde soğuk bir tebessüm oluştu.

- Kendi kanıyla.

Eski fabrikanın içinde saat gece yarısını vurdu.

Ve aylar sonra...

Sınırsızlar'ın ilk operasyon emri sessizce verildi.

- İlyas Çakırbeyli'yi hedefe koyun.

Adam şaşkınlıkla sordu:

- Öldürelim mi?

Gölge başını iki yana salladı.

- Kurşunu İlyas'a sıkın.

- Ama kimin önüne atlayacağını...

Kader belirlesin.

O gece...

Kalpler birbirine bağlanırken...

Karanlık, zincirin en güçlü halkasını kırmak için yeniden harekete geçti.

Комментарии

0 / 5000 символов
Пока нет комментариев. Будьте первым!