15 страницаОпубликовано: 17.08.2026. 05:28
30

Озвучивание не поддерживается в этом браузере

15. BÖLÜM Kalbin Sözü

Aradan birkaç hafta daha geçmişti.

Kış...

İstanbul'un üzerine iyice yerleşmişti.

Sokaklar erken kararıyor...

Konakların bacalarından yükselen duman, gri gökyüzüne karışıyordu.

Sınırsızlar hâlâ sessizdi.

Hiçbir iz bırakmıyor...

Hiçbir adamını göstermiyor...

Hiçbir tehdit göndermiyordu.

Fakat onların yokluğu, iki aile arasındaki bağı zayıflatmak yerine daha da güçlendirmişti.

Façalılar ve Çakırbeyliler artık yalnızca Masa'da karşılaşmıyordu.

Ortak işler...

Kulüpteki projeler...

Yemekler...

Bazen de hiçbir bahaneye ihtiyaç duymadan yapılan ziyaretler...

İki ailenin yollarını neredeyse her gün kesiştiriyordu.

Ve bazı kalpler...

Bu karşılaşmaları artık tesadüf olarak görmüyordu.

Çakırbeyli Konağı

Akşam yemeği bitmişti.

Hızır çalışma odasına geçmiş...

Emine ile Leyla salonda kahve içmeye başlamıştı.

İlyas ise pencerenin önünde durmuş, telefonunu elinde çeviriyordu.

Dakikalardır aynı ekrana bakıyor...

Ama aramaya cesaret edemiyordu.

Leyla onu bir süre izledikten sonra dayanamayıp güldü.

- Arayacaksan ara artık.

İlyas başını çevirdi.

- Kimi?

Leyla gözlerini devirdi.

- Bizi kandırmaya çalışma. Beş dakikadır Ömür'ün ismine bakıyorsun.

İlyas telefonu hemen kapattı.

- Nereden gördün?

Emine de gülümseyerek konuşmaya katıldı.

- Telefonun camdan yansıdı.

İlyas iki kadına baktı.

- Sizin başka işiniz yok mu?

Leyla kahvesinden bir yudum aldı.

- Var. Senin ne zaman cesaretleneceğini bekliyoruz.

İlyas koltuğa oturdu.

İlk kez yüzündeki ifade tamamen ciddileşti.

- Ben cesaretsiz değilim.

Emine yumuşak bir sesle sordu.

- O zaman seni durduran ne?

İlyas birkaç saniye sustu.

Sonra gözlerini yere indirdi.

- Onun abileri.

Leyla'nın gülümsemesi azaldı.

Emine de dikkatle onu dinlemeye başladı.

İlyas devam etti.

- Behzat beni tanıyor. Bana güveniyor. Ama Teoman'la Haşmet başka. Ömür onların gözünde sadece kardeşleri değil.
Emanetleri.

Emine başını salladı.

- Sen de kendi aileni düşün. Biri Leyla için gelse...Kolayca kabul eder miydin?

İlyas hiç düşünmeden cevap verdi.

- Hayır, tâbi.

Leyla kaşını kaldırdı.

- Çok teşekkür ederim İlyasım.

İlyas ona bakıp hafifçe gülümsedi.

- Mesele sen değilsin.

- Mesele...Bir adamın kardeşini başka bir adama emanet edebilmesi.

Emine usulca sordu.

- Peki sen, Ömür'ü istemeye hazır mısın?

İlyas'ın yüzündeki bütün tereddüt bir anda kayboldu.

- Hazırım. Bugün de hazırım. Yarın da. Ömrümün sonuna kadar da hazır olacağım.

Bu sözlerden sonra salonda sessizlik oluştu.

Leyla ile Emine birbirlerine baktılar.

İlyas ilk kez duygularını bu kadar açık ifade etmişti.

Tam o sırada çalışma odasının kapısı açıldı.

Hızır dışarı çıktı.

Son cümleyi duymuştu.

İlyas ayağa kalktı.

- Abi...

Hızır elini kaldırdı.

- Otur.

Kardeşinin karşısına geçti.

Uzun süre hiçbir şey söylemeden yüzüne baktı.

Sonra sakin bir sesle sordu:

- Seviyor musun?

İlyas'ın cevabı gecikmedi.

- Seviyorum.

- Geçici bir heves mi?

- Değil.

- Bu hayatı bırakman gerekirse?

İlyas birkaç saniye bile düşünmedi.

- Bırakırım.

Hızır'ın gözlerinde ilk kez şaşkınlık belirdi.

- Meseleye bu kadar ciddi bakıyorsun yani.

İlyas gözünü kaçırmadan cevap verdi.

- Ömür'ü mutlu etmek için...Gerekirse bugüne kadar kurduğum her şeyi bırakırım.

Hızır derin bir nefes aldı.

Kardeşini çocukluğundan beri tanıyordu.

İlyas fevriydi...

Öfkeliydi...

Ama sevdiği zaman yarım sevmezdi.

Hızır ağır ağır başını salladı.

- Önce onunla konuş. Sonra...Biz konuşuruz.

İlyas'ın yüzünde ilk kez umut belirdi.

- Sen karşı değil misin?

Hızır cevap vermeden önce biraz düşündü.

- Ben senin mutlu olmana karşı değilim. Ama Façalıların vereceği cevabı da hafife alma.

İlyas başını salladı.

- Almıyorum.

Hızır omzuna dokundu.

- O zaman...Adam gibi git. Adam gibi konuş.

Façalı Konağı

Aynı saatlerde...

Teoman çalışma odasında son evrakları inceliyordu.

Haşmet karşısındaki koltukta oturmuş, telefonundaki güvenlik raporlarına bakıyordu.

Behzat ise odanın içinde bir ileri bir geri yürüyordu.

Teoman sonunda başını kaldırdı.

- Oturmayacak mısın?

Behzat durdu.

- Oturursam düşünemiyorum.

Haşmet gözünü telefonundan ayırmadan konuştu.

- Yürüyünce de düşünemiyorsun.

Behzat abisine döndü.

- Abi...Bir gün beni övecek misin?

Haşmet telefonu masaya bıraktı.

- Gerektiğinde.

- Ne zaman gerekecek?

- Hak ettiğinde.

Teoman gülümseyerek araya girdi.

- Siz yine başladınız.

Tam o sırada kapı çalındı.

Ömür içeri girdi.

Üzerinde uzun, açık renkli bir hırka vardı.

Yüzü düşünceliydi.

Üç ağabeyi de onun hâlindeki farklılığı hemen fark etti.

Teoman elindeki kalemi bıraktı.

- Bir şey mi oldu Ömür?

Ömür başını iki yana salladı.

- Hayır.

Haşmet dikkatle yüzüne baktı.

- Oldu Teoman, kesin bir şey oldu.

Ömür ağabeyine döndü.

Haşmet'in gözünden hiçbir şeyi saklayamayacağını biliyordu.

Behzat koltuğa oturdu.

- Gel. Anlat bakalım.

Ömür yavaşça içeri ilerledi.

Teoman'ın karşısındaki koltuğa oturdu.

Ellerini birbirine kenetledi.

Bir süre konuşamadı.

Haşmet sabırsız davranmadı.

Teoman da soru sormadı.

Üçü...

Kardeşlerinin kendi zamanı geldiğinde konuşmasını bekledi.

Sonunda Ömür derin bir nefes aldı.

- İlyas'ı seviyorum.

Odanın içindeki hava bir anda değişti.

Behzat gözlerini kapatıp başını hafifçe öne eğdi.

Bu günü bekliyordu.

Ama Teoman'ın yüzündeki sıcak ifade kaybolmuştu.

Haşmet ise tamamen sessizleşmişti.

Ömür devam etti.

- Biliyorum...Ailelerimiz arasında eskiden olanları da biliyorum. Nasıl bir hayat yaşadığımızı da. Ama ona karşı hissettiklerim...Bunların hiçbirine benzemiyor.

Teoman ağır ağır ayağa kalktı.

Pencerenin önüne yürüdü.

- O sana bir şey söyledi mi?

- Henüz açıkça evlilikten bahsetmedi. Ama beni sevdiğini söyledi.

Haşmet ilk kez konuştu.

- Ne zamandır görüşüyorsunuz?

Ömür onun sesindeki sertliği fark etti.

- Aylardır. Sizin de bildiğiniz görüşmeler dışında...

Bazen konuşuyoruz.

Haşmet kaşlarını hafifçe çattı.

- Yalnız mı?

Behzat hemen araya girdi.

- Abi...

Haşmet gözlerini ona çevirdi.

Behzat sustu.

Ömür ağabeyine baktı.

- Bazen yalnız kaldık. Ama hiçbir zaman size saygısızlık edecek bir şey yapmadık.

Haşmet koltuğundan kalktı.

Birkaç adım yürüdü.

Sesi yükselmemişti.

Ama her kelimesi ağırdı.

- Mesele saygısızlık değil. Mesele...Senin hayatın. Bugün sevdiğin adam yarın bu dünyanın içinde vurulursa...Ne olacak?

Ömür'ün gözleri doldu.

- Siz de bu dünyanın içindesiniz. Her gün sizin için korkuyorum. Bu, sizi sevmemi engelliyor mu?

Haşmet sustu.

Bu cevap...

Onun hazırlıklı olmadığı bir yerden gelmişti.

Ömür ayağa kalktı.

- İlyas kötü biri değil. Siz de biliyorsunuz. Behzat da biliyor.

Teoman yavaşça arkasını döndü.

- Behzat'ın bilmesi yetmez. Biz seni yıllardır koruduk. Şimdi bir anda...Seni başka bir eve gönderemeyiz.

Ömür'ün sesi kırıldı.

- Ben eşya değilim abi.

Teoman'ın yüzü değişti.

Ömür bunu söyler söylemez pişman olmuştu.

Ama artık geri alamazdı.

Odadaki sessizlik büyüdü.

Behzat ayağa kalkıp kardeşinin yanına geldi.

Omzuna dokundu.

- Ömür...

Teoman elini kaldırdı.

- Bırak konuşsun.

Ömür gözyaşlarını silmedi.

Doğrudan ağabeylerine baktı.

- Ben sizden vazgeçmiyorum. Ailemden de vazgeçmiyorum. Sadece...Kendi ailemi kurmak istiyorum.

Haşmet gözlerini kardeşinden ayırmadı.

Sert görünüyordu.

Fakat içinde bambaşka bir savaş yaşanıyordu.

Ömür küçükken düşüp dizini yaraladığında onu ilk kaldıran oydu.

Geceleri korktuğunda kapısının önünde bekleyen de...

İlk ata bindiğinde saatlerce yanında yürüyen de...

Haşmet'ti.

Şimdi ise aynı küçük kız...

Karşısında durmuş, başka bir adamla hayat kurmak istediğini söylüyordu.

Haşmet ağır bir nefes aldı.

- Şimdilik bu konu kapanmıştır.

Ömür şaşkınlıkla ona baktı.

- Abi...

- Kapanmıştır, Ömür.

Teoman da aynı kararlılıkla konuştu.

- İlyas'la görüşmeyeceksin demiyoruz.
Ama evlilik için...Bizden bugün izin çıkmaz.

Ömür'ün gözlerinden yaşlar süzüldü.

Hiçbir şey söylemeden kapıya yöneldi.

Behzat arkasından gitmek istedi.

Haşmet seslendi.

- Behzat.

Behzat durdu.

- Bırak. Biraz yalnız kalsın.

Kapı kapandı.

Odadaki sessizlik, az önceki tartışmadan daha ağırdı.

Behzat iki ağabeyine döndü.

Yüzündeki gülümsemeden eser kalmamıştı.

- Yanlış yapıyorsunuz.

Teoman sertçe baktı.

- Behzat.

- Hayır abi.

- Bu kez söyleyeceğim. İlyas'ı aylardır görüyorum. Ne olduğunu da...Ne olmadığını da biliyorum.

Haşmet başını çevirdi.

- Sen kefil misin?

Behzat hiç düşünmeden cevap verdi.

- Canımla.

Haşmet'in bakışları sertleşti.

- Büyük söz.

Behzat bir adım yaklaştı.

- Büyük adam için söylenir.

Odadaki hava yeniden gerildi.

Teoman ikisinin arasına girmedi.

Behzat devam etti:

- İki aile arasında savaş çıkmasın diye aynı çatı altında kaldık. Birbirimizi tanıdık. Aynı kurşundan kaçtık. Aynı düşmanı aradık. Şimdi sıra iki insanın birbirini sevmesine gelince...Yine eski düşmanlığı mı hatırlayacağız?

Haşmet sessizce kardeşini dinledi.

Behzat son kez konuştu:

- Siz bugün hayır diyebilirsiniz. Ama bu mesele kapanmaz. Çünkü Ömür'ün gözünde...İlyas'ı gördüm. İlyas'ın gözünde de Ömür'ü. İnsan bir kere öyle bakınca...Bir daha eskisi gibi bakamaz.

Behzat kapıya yöneldi.

Çıkmadan önce durdu.

- Ben kardeşimi ağlarken görmek istemiyorum. Hele sevdiği adam hayattayken...Hiç istemiyorum.

Kapıyı kapatıp çıktı.

Teoman ile Haşmet odada yalnız kaldılar.

Uzun süre konuşmadılar.

Sonunda Teoman pencereye döndü.

- Sence hata mı yapıyoruz?

Haşmet'in cevabı gecikti.

- Bilmiyorum.

Teoman başını çevirdi.

Haşmet'in ağzından bu kelimeyi duymak nadirdi.

Haşmet devam etti:

- Ama Ömür'ü kaybetmekten korkuyorum.

Teoman yorgun bir sesle konuştu.

- Ben de.

İkisi de bilmiyordu...

Kardeşlerini yanlarında tutmaya çalışırken...

Kalbini kendilerinden uzaklaştırmaya başlamışlardı.

Façalı Konağı'nın Bahçesi

Ömür arka bahçedeki banka oturmuştu.

Kar sessizce yağmaya devam ediyordu.

Ellerini yüzüne kapatmış...

Ağlamasını kimseye duyurmamaya çalışıyordu.

Bir süre sonra telefonuna mesaj geldi.

İlyas: İyi misin?

Ömür ekrana baktı.

Cevap yazamadı.

Telefon yeniden titredi.

İlyas: Bir şey olduğunu hissediyorum. Seni arayabilir miyim?

Ömür gözlerini kapattı.

Sonunda arama tuşuna bastı.

İlyas ilk çalışta açtı.

- Ömür?

Onun sesini duyar duymaz Ömür'ün bütün direnci kırıldı.

- İlyas...

İlyas ayağa kalktı.

- Ağlıyor musun? Ne oldu?

Ömür güçlükle konuştu.

- Söyledim, abimlere söyledim.

İlyas'ın yüzü ciddileşti.

- Ne dediler?

- İzin vermediler.

Telefonun iki ucunda da sessizlik oldu.

Ömür korkarak sordu:

- Vazgeçecek misin?

İlyas'ın cevabı öyle netti ki...

Ömür bir an nefes almayı unuttu.

- Senden mi? Saçmalama Ömür ölürüm...ama yine de vazgeçmem.

Ömür gözlerini kapatıp ağladı.

İlyas sesi yumuşayarak devam etti:

- Ama seni ailenden de koparmam. Kaçırmam. Gizli saklı iş yapmam.
Kapılarına giderim. Beni kovarlarsa yine giderim. Silah çekerlerse silahsız giderim. Yeter ki sen...Benden vazgeçme.

Ömür dudaklarını ısırdı.

- Vazgeçmem.

İlyas derin bir nefes aldı.

- O zaman korkma. Bu hikâyenin sonunda...Ya sen benim evimde olacaksın...Ya da ben ömrüm boyunca o kapının önünde bekleyeceğim.

Ömür gözyaşlarının arasından ilk kez gülümsedi.

- Adım da Ömür zaten.

İlyas da hafifçe güldü.

- İşte...Ben de ömrümü istiyorum.

Çakırbeyli Konağı

Aynı gece...

Leyla odasının balkonunda duruyordu.

Teoman'dan gelen kısa mesaja bakıyordu.

Teoman: İyi geceler. Kara'yı yarın görmeye geleceğim.

Leyla gülümsedi.

Sonra cevap yazdı:

Leyla: Kara'yı mı?

Mesaj birkaç saniye içinde geldi.

Teoman: Bahane bulmam gerekiyordu.

Leyla istemsizce güldü.

Telefonu çaldı.

Arayan Teoman'dı.

- Alo?

Teoman'ın sesi duyuldu.

- Mesajla anlatamadım.

Leyla balkon korkuluğuna yaslandı.

- Neyi?

- Yarın Kara için gelmediğimi.

Leyla birkaç saniye sustu.

- O zaman kimin için geleceksin?

Teoman hafifçe güldü.

- Bunu gerçekten soruyor musun?

Leyla'nın kalbi hızlandı.

Ama sesini sakin tutmaya çalıştı.

- Belki cevabını duymak istiyorumdur.

Teoman bu kez hiç kaçmadı.

- Senin için geleceğim.

Leyla gözlerini kapattı.

- Yarın görüşürüz o zaman.

- Yarın.

Telefon kapandıktan sonra Leyla'nın yüzündeki tebessüm uzun süre kaybolmadı.

Façalı Konağı - Kütüphane

Gece yarısı yaklaşmıştı.

Haşmet hâlâ çalışma masasındaydı.

Fakat önündeki dosyanın tek bir satırını bile okumuyordu.

Aklında Ömür'ün gözyaşları vardı.

Telefonu çaldı.

Ekranda Emine'nin adı yazıyordu.

Bir süre baktı.

Sonra açtı.

- Efendim.

Emine'nin sesi sakindi.

- Uyumadın, değil mi?

Haşmet arkasına yaslandı.

- Nereden bildin?

- Seni tanımaya başladım.

Haşmet'in yüzünde hafif bir tebessüm oluştu.

- Tehlikeli bir şey.

- Neden?

- İnsan beni tanıdıkça...Benden uzak durur.

Emine kısa bir sessizlikten sonra cevap verdi:

- Ben tam tersine...Yaklaşmak istiyorum.

Haşmet'in yüzündeki tebessüm kayboldu.

Bu kez ciddiyetle dinliyordu.

Emine devam etti:

- Bugün bir şey oldu, değil mi?

Haşmet derin bir nefes aldı.

- Ömür...İlyas'ı sevdiğini söyledi.

Emine şaşırmadı.

- Biliyordum.

- Herkes biliyordu galiba.

- Siz ne dediniz?

Haşmet cevap vermekte zorlandı.

- Hayır dedik.

Emine'nin sesi yumuşadı.

- Neden?

- Çünkü kardeşim. Onu korumak istiyorum.

- İlyas onu koruyamaz mı?

Haşmet birkaç saniye sustu.

- Belki korur.

- O zaman?

Haşmet gözlerini kapattı.

- Emanet etmek zor.

Emine usulca konuştu.

- Haşmet...İnsan sevdiğini korumak için onu yanında tutamaz. Bazen gitmesine izin vermek gerekir.

- Ya yanlış adama giderse?

- O zaman yanında olursun. Ama doğru adama gidiyorsa...Önünde durmazsın.

Haşmet başını öne eğdi.

- Sen hep böyle misin?

Emine gülümsedi.

- Nasıl?

- İnsanın kaçtığı gerçeği...Yüzüne söyleyen.

- Sadece değer verdiklerime.

Haşmet bir an sustu.

Sonra ilk kez sordu:

- Bana değer veriyor musun?

Telefonun diğer ucunda sessizlik oldu.

Emine bu soruyu beklemiyordu.

Ama kaçmadı.

- Veriyorum.

Haşmet'in nefesi değişti.

- Ne kadar?

Emine'nin sesi titredi.

- Her geçen gün...Biraz daha fazla.

Haşmet pencereye yürüdü.

Dışarıda kar yağıyordu.

- Emine...

- Efendim?

- Bu yolda yürümek kolay değil. Ben kolay bir adam değilim.

Emine hiç düşünmeden cevap verdi:

- Ben de kolay bir hayat istemedim.

Haşmet gözlerini karanlığa çevirdi.

Bu kez sesi çok daha yumuşaktı.

- Yarın görüşelim.

Emine gülümsedi.

- Kara için mi?

Haşmet de gülümsedi.

- Benim bahaneye ihtiyacım yok.

Telefon kapandığında...

Haşmet uzun zamandır ilk kez dosyalarını kapattı.

Işığı söndürdü.

Ve dinlenmek için odasına çıktı.

O gece...

Üç ayrı kalp...

Üç ayrı evde...

Aynı insanı düşünerek uyudu.

Fakat çok uzaklarda...

Eski fabrikanın bütün ışıkları hâlâ kapalıydı.

Sınırsızlar görünmüyordu.

Ses çıkarmıyordu.

Çünkü onlar...

Kalplerin birbirine tamamen bağlanmasını bekliyordu.

Комментарии

0 / 5000 символов
Пока нет комментариев. Будьте первым!