Озвучивание не поддерживается в этом браузере
19. BÖLÜM Bir Kız, İki Aile
Behzat'ın odasında yükselen kahkahalar...
Uzun süredir hastane koridorlarında dolaşan ölüm korkusunu biraz olsun dağıtmıştı.
Fakat hiçbir şey tamamen bitmemişti.
Behzat hâlâ yaralıydı.
Sol kolunu hareket ettiremiyor...
En küçük harekette bile omzuna saplanan ağrı yüzünü buruşturuyordu.
Sınırsızlar ise hâlâ dışarıdaydı.
Onların kurduğu tuzak başarısız olmuştu.
Ama arkasında ağır bir iz bırakmıştı.
Yine de o gün...
Kimse düşmanı konuşmak istemedi.
Çünkü ilk kez iki aileyi bir araya getirecek güzel bir mesele vardı.
İlyas ile Ömür'ün kız istemesi.
Hastane Odası
Herkes dışarı çıktıktan sonra odada yalnızca Behzat, Teoman ve Haşmet kalmıştı.
Behzat gözlerini kapatmış...
Yorgunluğunu belli etmemeye çalışıyordu.
Teoman yatağın kenarındaki sandalyeye oturdu.
Haşmet ise pencerenin önünde duruyordu.

Bir süre kimse konuşmadı.
Sonunda Behzat gözlerini açmadan sordu:
- Kızdınız mı?
Teoman kaşlarını çattı.
- Neye?
- Herkesi buraya toplayıp sizi köşeye sıkıştırdığıma.
Haşmet arkasını dönmeden cevap verdi:
- Sen bizi köşeye sıkıştırmadın.
Behzat gözlerini açtı.
- Öyle mi?
Teoman başını salladı.
- Biz zaten karar vermeye başlamıştık.
Behzat'ın dudaklarında hafif bir tebessüm oluştu.
- Tabii. Ben de zaten kurşunun önüne yanlışlıkla atladım.
Haşmet kardeşine sertçe baktı.
- O meseleyi şakaya çevirme.
Behzat'ın gülümsemesi kayboldu.
Haşmet ağır adımlarla yatağa yaklaştı.
- Bir daha hiçbirimizin önüne atlamayacaksın.
Behzat doğrudan gözlerinin içine baktı.
- Aynı şey olsa yine atlarım.
Haşmet'in çenesi gerildi.
- Behzat.
- Abi, İlyas vurulsaydı ne olacaktı...Ömür'ün yüzüne nasıl bakacaktım?
Teoman araya girdi.
- Sen ölseydin biz Ömür'ün yüzüne nasıl bakacaktık?
Behzat sustu.
Teoman'ın sesi yükselmemişti.
Ama gözlerindeki acı, söylediklerinden daha ağırdı.
- Sen yalnızca Ömür'ün abisi değilsin. Bizim de kardeşimizsin. Kendini korumayı öğrenmek zorundasın.
Behzat başını yastığa yasladı.
- O an düşünecek vakit yoktu.
Haşmet alçak bir sesle cevap verdi:
- Biliyorum.
Kardeşinin sağlam elini tuttu.
- Ama seni o hâlde kucağıma bir daha almak istemiyorum.
Behzat Haşmet'in yüzüne baktı.
Ağabeyinin gözlerinin altında uykusuzluktan oluşan koyu halkaları fark etti.
- Çok mu korktun?
Haşmet elini bırakmadı.
- Bunu daha önce sordun.
- Cevabın değişti mi?
- Hayır.
Behzat hafifçe gülümsedi.
- Ben iyiyim abi.
Haşmet gözlerini omzundaki kalın bandaja çevirdi.
- İyi hâlin buysa kötüsünü görmek istemiyorum.
Teoman ayağa kalktı.
- Doktor iki gün sonra taburcu olabileceğini söyledi.
Behzat'ın yüzü aydınlandı.
- Gerçekten mi?
- Ama evde yatacaksın. Dışarı çıkmak yok. İş yok. Silah yok. Kavga yok.
Behzat kaşlarını kaldırdı.
- Nefes almak serbest mi?
Haşmet sakin bir sesle cevap verdi:
- Şimdilik.
Behzat başını iki yana salladı.
- Hastanede değil...Cezaevinde yatıyorum sanki.
Teoman kapıya yönelirken durdu.
- Sen kendini toparla. Kız isteme tarihini belirleyeceğiz.
Behzat hemen doğrulmaya çalıştı.
Omzundaki acıyla yüzünü buruşturdu.
- Bensiz yapmayacaksınız, değil mi?
Haşmet onu tekrar yastığa yasladı.
- Bu hâlinle nereye gidiyorsun?
- Konağa. Kız isteme bizim konakta olacak. Ben de orada olacağım.
Teoman başını iki yana salladı.
- Önce doktor izin verecek.
Behzat kararlı bir sesle konuştu:
- Doktor izin vermezse onu da ikna ederim.
Haşmet hafifçe gülümsedi.
- Bizi kurşun yarasıyla ikna ettin. Doktorun işi zor.
Hastane Bahçesi
Ömür, hastanenin bahçesindeki bankta oturuyordu.
İlyas elinde iki bardak çayla yanına geldi.
Birini ona uzattı.
- Şekerli.
Ömür bardağı aldı.
- Ben şekersiz içiyorum.
İlyas durdu.
- Öyle mi?
Ömür ona bakıp hafifçe gülümsedi.
- Aylardır beni sevdiğini söylüyorsun. Çayımı nasıl içtiğimi bilmiyorsun.
İlyas yanına oturdu.
- Ben seni çay içerken izlemek yerine yüzüne bakıyordum.
Ömür'ün gülümsemesi büyüdü.
- Güzel kurtardın.
- Gerçekten Ömür.
İlyas kendi bardağından bir yudum aldı.
Yüzünü buruşturdu.
- Bu da şekersizmiş.
Ömür kahkaha attı.
- Demek ikisini de karıştırmışsın.
İlyas onun güldüğünü görünce sessizleşti.
Ömür bunu fark etti.
- Ne oldu?
- Hiç. Günler sonra böyle güldüğünü görüyorum.
Ömür'ün yüzündeki mutluluk yavaşça azaldı.
Gözleri hastanenin üst katındaki pencerelere kaydı.
- Behzat sayesinde.
İlyas başını öne eğdi.
- Her şey onun sayesinde oldu. Abilerin izin verdi. Sen yanımdasın. Ben hayattayım.
Ömür elini onun elinin üzerine koydu.
- Yine kendini suçluyorsun.
- Unutamıyorum.
İlyas avuçlarını açıp baktı.
- Onun kanı ellerimdeydi. Ne kadar yıkarsam yıkayayım...Hâlâ görüyorum.
Ömür bardağını kenara bıraktı.
İlyas'ın iki elini tuttu.
- O eller Behzat'ın yarasına bastırdı. Kanamasını durdurdu. Onu hastaneye kadar bırakmadı. Senin ellerinde yalnızca kan yoktu, İlyas. Behzat'ın hayatı da vardı.
İlyas gözlerini ona çevirdi.
Ömür sakin bir sesle devam etti:
- Behzat sana kardeşim dedi. Sen de onun kardeşi gibi ayağa kalk. Onu üzme.
İlyas ellerini sıktı.
- Bundan sonra onun için yapamayacağım hiçbir şey yok.
Ömür'ün dudaklarında küçük bir tebessüm oluştu.
- Buna dikkat et. Behzat duyarsa seni ömür boyu kullanır.
İlyas da hafifçe güldü.
- Kullansın. Yeter ki iyileşsin.
Birkaç saniye sessiz kaldılar.
Sonra İlyas cebinden küçük bir kutu çıkardı.
Ömür kutuyu görünce şaşkınlıkla ona baktı.
- Bu ne?
İlyas kutuyu açmadı.
Avucunun içinde tuttu.
- Hastaneye gelmeden önce almıştım.
- Façalı Konağı'na gidip abilerinden seni istemeyi düşünüyordum.
- Ama Hızır abim acele etme deyince yanımda kaldı.
Ömür'ün kalbi hızlandı.
- İçinde yüzük mü var?
İlyas gülümsedi.
- Belki.
- Açsana.
İlyas kutuyu yeniden cebine koydu.
- Hayır.
Ömür kaşlarını çattı.
- Neden gösterdin o zaman?
- Merak et diye.
- İlyas!
İlyas ilk kez içten bir kahkaha attı.
- Önce usulüyle geleceğiz. Abilerinden isteyeceğiz. Sonra sana vereceğim.
Ömür dudaklarını büzerek başka tarafa baktı.
- Belki kabul etmem.
İlyas ona biraz yaklaştı.
- Edersin.
- Nereden biliyorsun?
- Çünkü beni seviyorsun.
Ömür gözlerini kıstı.
- Kendine çok güveniyorsun.
İlyas'ın sesi yumuşadı.
- Sana güveniyorum.
Ömür ona bakmamak için uğraştı.
Ama yüzündeki gülümsemeyi saklayamadı.
İlyas elini tuttu.
- Büyük bir düğün istemiyorum.
Ömür şaşırdı.
- Ben de istemiyorum. Gösteriş olmasın. Kalabalık olmasın. İki aile...Yakınlarımız...Ve Behzat.
İlyas başını salladı.
- Behzat olmadan hiçbir şey yapmam.
Ömür gözlerini hastane penceresine çevirdi.
- O iyileşsin.
- Sonra kız istemeyi yaparız.
İlyas elini dudaklarına götürdü.
- Beklerim.
- Ne kadar gerekirse.
Çakırbeyli Konağı

Aynı akşam...
Hızır çalışma odasında Emine ve Leyla'yla konuşuyordu.
Masanın üzerinde kız isteme için hazırlanmış uzun bir liste vardı.
Çiçek...
Çikolata...
Yüzükler...
Götürülecek hediyeler...
Kimlerin geleceği...
Emine listeye bakıp kaşlarını çattı.
- Bu kadar insan neden geliyor?
Hızır arkasına yaslandı.
- Aileyiz.
Leyla listeyi eline aldı.
- Burada aileden çok Masa üyesi var.
- Kız istemeye mi gidiyoruz...Toplantıya mı?
Hızır tespihini masaya bıraktı.
- Façalıların karşısına eksik gitmek istemiyorum.
Emine başını iki yana salladı.
- Haşmet özellikle kalabalık gelmeyin dedi.
Hızır ona baktı.
- Haşmet ne zamandan beri sana söylediklerini bana iletiyor?
Emine'nin yüzünde hafif bir tebessüm oluştu.
- Uzun zamandır.
Leyla gülerek kardeşine döndü.
- Abi, bu listeyi küçült.
- Yoksa Teoman kapıda yarısını geri çevirir.
Hızır ikisini dikkatle süzdü.
- Siz Façalıları benden daha çok savunmaya başladınız.
Emine sakin bir sesle cevap verdi:
- Savunmuyoruz. Tanıyoruz.
Leyla da gülümsedi.
- Hem artık yabancı değiller.
Hızır iki kardeşinin yüzüne baktı.
Emine'nin Haşmet'ten bahsederken gözlerinin değiştiğini...
Leyla'nın Teoman'ın ismi geçtiğinde istemsizce gülümsediğini görüyordu.
Bir süre sustu.
Sonra doğrudan sordu:
- Siz ikinizin de bana anlatacağı bir şey var mı?
Leyla'nın elindeki liste havada kaldı.
Emine ise sakin görünmeye çalıştı.
- Ne gibi?
Hızır kaşını kaldırdı.
- Ben söyleyeyim mi?
Leyla hemen araya girdi.
- Konumuz İlyas ile Ömür'dü. Konuyu değiştirme abi.
Hızır'ın dudaklarında tehlikeli bir tebessüm oluştu.
- Konu değişmedi.
- Façalı ailesinden bir kız alırken...
Bizim aileden de iki kızın oraya gittiğini görüyorum.
Emine derin bir nefes aldı.
- Kimse bir yere gitmedi.
- Şimdilik.
Leyla ayağa kalktı.
- Ben çay getireyim.
Hızır sertçe seslendi:
- Otur.
Leyla yeniden yerine oturdu.
Hızır önce ona baktı.
- Teoman'la aranızda ne var?
Leyla birkaç saniye sessiz kaldı.
Sonra kaçmamaya karar verdi.
- Birbirimizi seviyoruz.
Hızır'ın tespih çeken eli durdu.
Leyla devam etti:
- Sana söylemek için doğru zamanı bekliyordum.
- Ne zamandır?
- Bir süredir.
Hızır gözlerini kapatıp derin bir nefes aldı.
Ardından Emine'ye döndü.
- Sen?
Emine doğrudan cevap verdi:
- Ben de Haşmet'i seviyorum abi.
Hızır koltuğuna yaslandı.
Bir süre iki kardeşine de bakmadı.
Odanın içindeki sessizlik giderek ağırlaştı.
Leyla endişeyle sordu:
- Bir şey söylemeyecek misin?
Hızır yavaşça başını kaldırdı.
- Benim kardeşim...Façalıların kardeşine talip oluyor. Façalıların iki kardeşi de...Benim iki kardeşime.
Emine hafifçe gülümsedi.
- Kaderin mizah anlayışı biraz ağır.
Hızır ona sertçe baktı.
Emine gülümsemesini sakladı.
Hızır ayağa kalkıp pencereye yürüdü.
- Teoman'ı tanıyorum. Haşmet'i de. İkisi de kötü adam değil.
Leyla umutla sordu:
- O zaman karşı değilsin?
Hızır arkasını döndü.
- Daha bitirmedim.
İki kadın sustu.
- Kötü adam değiller. Ama tehlikeli bir hayatları var.
Emine kaşlarını hafifçe çattı.
- Bizim hayatımız çok mu güvenli?
Hızır bu cevaba karşılık veremedi.
Leyla yumuşak bir sesle konuştu:
- Sen İlyas'ın mutlu olmasını istiyorsun.
- Bizim de mutlu olmamızı istemiyor musun?
Hızır kız kardeşlerine baktı.
Onları çocukluklarından beri korumuş...
Her türlü tehlikenin önünde durmuştu.
Şimdi ise karşısında iki yetişkin kadın vardı.
Kendi hayatları için karar vermişlerdi.
- İstiyorum.
Emine bir adım yaklaştı.
- O zaman bizi dinle.
Hızır alçak bir sesle sordu:
- Haşmet sana iyi davranıyor mu?
Emine hiç düşünmeden cevap verdi:
- Bana karşı başka bir adam oluyor.
- Bu cevap değil.
- İyi davranıyor. Değer veriyor. Koruyor. Ama beni susturmuyor. Kararlarıma da saygı duyuyor.
Hızır bu kez Leyla'ya döndü.
- Teoman?
Leyla'nın yüzünde yumuşak bir ifade oluştu.
- Onun yanında kendimi güvende hissediyorum. Ama yalnızca korunduğum için değil. Anlaşıldığım için.
Hızır derin bir nefes aldı.
- İkiniz de kararınızı vermişsiniz.
Emine başını salladı.
- Evet.
- O zaman benim söyleyeceklerimin bir önemi kalmamış.
Leyla hemen karşı çıktı:
- Var. Sen bizim ağabeyimizsin. Rızan önemli.
Hızır birkaç saniye sessiz kaldı.
Sonra masaya dönüp kız isteme listesini eline aldı.
Üzerindeki kalabalık isimleri tek tek çizmeye başladı.
Emine ile Leyla birbirlerine baktılar.
Hızır listeyi masaya bıraktı.
- Kız istemeye yalnızca aile gidecek.
Leyla dikkatle sordu:
- Bu...İzin verdiğin anlamına mı geliyor?
Hızır kaşlarını çattı.
- Kimseye izin verdiğim yok.
- Önce o iki adam gelip benimle konuşacak.
Emine'nin dudaklarında hafif bir tebessüm oluştu.
- Konuşurlar.
Hızır ona baktı.
- Çok güveniyorsun.
- Güveniyorum.
Hızır tekrar sandalyesine oturdu.
- Önce İlyas'ın meselesi bitsin.
- Sonra ikisinin de hesabını soracağım.
Leyla hafifçe güldü.
- Silahla mı?
Hızır ciddi bir yüzle cevap verdi:
- Duruma göre.
İki kadın birbirlerine bakıp güldüler.
Hızır ise sert görünmeye çalışsa da...
Dudaklarının kenarındaki belli belirsiz tebessümü saklayamadı.
Façalı Konağı

Teoman ile Haşmet, çalışma odasında kız isteme tarihini konuşuyordu.
Önlerindeki takvimde birkaç gün işaretlenmişti.
Teoman kalemi masaya bıraktı.
- Behzat taburcu olduktan bir hafta sonra yapalım.
Haşmet başını salladı.
- Doktor en az iki hafta dinlenmesi gerektiğini söyledi. İki hafta bekleyelim.
Teoman ona baktı.
- İlyas'ın bekleyecek sabrı var mı?
Haşmet arkasına yaslandı.
- Yoksa da öğrenecek.
Kapı çalındı.
Ömür içeri girdi.
- Konuşabilir miyiz?
Teoman karşısındaki koltuğu gösterdi.
- Gel.
Ömür oturmadı.
Ağabeylerinin karşısında ayakta kaldı.
- Büyük bir düğün istemiyoruz.
Teoman kaşını kaldırdı.
- Daha kız isteme yapılmadı. Düğünü konuşmaya mı başladınız?
Ömür hafifçe utandı.
- Genel olarak konuştuk.
Haşmet sakin bir sesle sordu:
- Ne istiyorsunuz?
- Kız isteme olsun. Aile arasında küçük bir tören olsun. Sonra nikâh. Büyük salon...Yüzlerce kişi...Masa üyeleri...Gösteriş...Hiçbirini istemiyoruz.
Teoman dikkatle kardeşini dinledi.
- Neden?
Ömür birkaç saniye düşündü.
- Çünkü bizim hikâyemiz zaten yeterince yorucu oldu. Bundan sonrası sakin olsun istiyorum. İlyas'la yalnızca mutlu olmak istiyorum.
Haşmet başını hafifçe salladı.
- Hızır ne diyor?
- İlyas konuşacak.
Teoman ayağa kalkıp Ömür'ün yanına geldi.
- Sen gerçekten hazır mısın?
Ömür gözünü kaçırmadı.
- Hazırım.
- Bu evden ayrılmaya da mı?
Ömür'ün gözleri doldu.
- Ben bu evden ayrılmayacağım. Sadece başka bir evim daha olacak.
Teoman'ın yüzündeki sertlik yumuşadı.
Elini kardeşinin başına koydu.
- Senin odan burada hep kalacak.
Ömür ağabeyine sarıldı.
- Biliyorum.
Haşmet onları izliyordu.
Ömür bir süre sonra Teoman'dan ayrılıp ona döndü.
- Sen bir şey söylemeyecek misin abi?
Haşmet ayağa kalktı.
- Ne söylememi istiyorsun?
- Odamı kaldırmayacağını.
Haşmet ağır adımlarla yanına geldi.
- Senin odana kimse dokunamaz.
Ömür gülümsedi.
- Ya ben gittikten sonra özlersen?
Haşmet kaşını kaldırdı.
- Konağın karşısına ev tutarsınız.
Ömür kahkaha attı.
- İlyas bunu duyarsa gerçekten yapar.
Haşmet'in dudaklarında hafif bir tebessüm oluştu.
- Yapsın. Gözümün önünde olursunuz.
Ömür iki ağabeyine birden sarıldı.
Teoman ile Haşmet önce şaşırdı.
Sonra ikisi de kollarını kardeşlerinin etrafına sardı.
Ömür gözlerini kapattı.
- Sizi bırakmıyorum.
Teoman saçlarını öptü.
- Biliyoruz.
Haşmet'in sesi daha alçaktı.
- Bizi bıraksan da...Biz seni bırakmayız.
İki Gün Sonra
Behzat'ın taburcu olacağı gün gelmişti.
Hastanenin önünde üç siyah araç bekliyordu.
Teoman bütün işlemleri tamamlıyor...
Haşmet doktorla son kez konuşuyordu.
Ömür, Behzat'ın eşyalarını topluyordu.
Behzat ise yatağın kenarında oturmuş, gömleğini tek eliyle giymeye çalışıyordu.
İlyas kapının yanında onu izliyordu.
- Yardım edeyim mi?
Behzat kaşlarını çattı.
- Tek elim var. Namusum gitmedi.
İlyas güldü.
- Gömleğin düğmelerini iliklemekle namusun arasında nasıl bir bağlantı var?
- Sen anlamazsın.
Behzat üçüncü kez düğmeyi yanlış deliğe geçirdi.
İlyas birkaç saniye daha izledi.
Sonra dayanamayıp yanına geldi.
- Çek elini.
- Dokunma.
- Beş dakikadır aynı düğmeyle savaşıyorsun.
- Kazanmak üzereydim.
İlyas tek tek düğmelerini iliklemeye başladı.
Behzat yüzünü başka tarafa çevirdi.
- Bunu kimseye anlatma.
İlyas ciddi bir ifadeyle başını salladı.
- Düğünde konuşma yapacağım."Bir gün Behzat'ın gömleğini giydirdim." diye başlayacağım.
Behzat sağlam eliyle ensesine vurdu.
- Şerefsiz.
İlyas gülerek geri çekildi.
Tam o sırada Ömür odaya girdi.
İkisini görünce durdu.
- Ne yapıyorsunuz?
Behzat hemen cevap verdi:
- Hiçbir şey.
İlyas gömleğin son düğmesini kapattı.
- Ağabeyini giydiriyorum.
Ömür kahkaha attı.
Behzat ona sertçe baktı.
- Gülme. Bu adamla evlenmekten hâlâ vazgeçebilirsin.
Ömür İlyas'ın yanına geçip koluna girdi.
- Geç kaldın.
Behzat başını iki yana salladı.
- İyileşeyim...İkinizi de eğiteceğim.
İlyas gülümsedi.
- Önce sol kolunu kaldırmayı öğren.
Behzat cevap vermek için ağzını açtı.
Fakat omzundaki ağrı bir anda yüzüne vurdu.
Nefesi kesildi.
İlyas'ın gülümsemesi hemen kayboldu.
- Behzat?
Ömür hızla yanına geldi.
- Ne oldu?
Behzat gözlerini kapatıp birkaç saniye bekledi.
- Bir şey yok.
İlyas kaşlarını çattı.
- Yüzün bembeyaz oldu.
- Ağrıdı sadece.
Ömür hemşireyi çağırmak istedi.
Behzat sağlam eliyle kolunu tuttu.
- Gerek yok.
İlyas sert bir sesle konuştu:
- Kahramanlık yapmayı bırak.
Behzat ona baktı.
İlyas ilk kez kendisine bu kadar sert çıkıyordu.
- Doktor ne dediyse yapacaksın. İlacını vaktinde alacaksın. Dinleneceksin. O kol iyileşene kadar da tek başına hiçbir yere gitmeyeceksin.
Behzat kaşını kaldırdı.
- Sen kimsin?
İlyas doğrudan cevap verdi:
- Kardeşin.
Behzat birkaç saniye ona baktı.
Sonra yüzündeki sertlik yumuşadı.
- Çok çabuk alıştın.
İlyas'ın sesi bu kez daha sakindi.
- Sen söyledin. Bir kere kardeşim dedin. Artık geri dönüşü yok.
Behzat hafifçe gülümsedi.
- Pişman olacaksın.
İlyas omzuna zarar vermeden sağlam tarafından sarıldı.
- Çoktan oldum.
Ömür ikisini izlerken gözleri doldu.
Behzat onu fark etti.
- Yine ağlama. Bu ailede yeterince duygusal insan var.
Ömür gözyaşlarını silip gülümsedi.
- Siz ikinizden daha duygusalını görmedim.
İlyas ile Behzat aynı anda itiraz etti:
- Ben değilim.
İkisi birbirine baktı.
Sonra odanın içinde yeniden kahkaha yükseldi.
Façalı Konağı
Behzat konağa getirildiğinde bütün çalışanlar kapının önünde bekliyordu.
Hasan Amca onu görünce gözleri doldu.
- Hoş geldin evladım.
Behzat gülümsedi.
- Hoş bulduk Hasan Amca. Birkaç gün yoktum. Konağı yas yerine çevirmişsiniz.
Hasan Amca sağlam omzuna dikkatlice dokundu.
- Sen olmayınca bu evin sesi çıkmıyor.
Behzat etrafına baktı.
Merdivenlerin başında Teoman...
Yanında Haşmet...
Ömür...
İlyas...
Leyla ve Emine duruyordu.
Hızır ise biraz geriden onları izliyordu.
Behzat kaşlarını kaldırdı.
- Beni mi karşılıyorsunuz... Yoksa kız istemeye mi geldiniz?
Hızır hafifçe gülümsedi.
- Bugün seni getirdik. Bir hafta sonra kızı almaya geleceğiz.
Behzat hemen İlyas'a döndü.
- Bir hafta mı?
İlyas başını salladı.
- Ağabeylerin tarihi belirledi.
Behzat Teoman ile Haşmet'e baktı.
- Benden habersiz mi?
Haşmet sakin bir sesle cevap verdi:
- Sen komadaydın.
Behzat kaşlarını çattı.
- Uyandım. Şimdi değiştirebiliriz.
Teoman merdivenlerden inerken konuştu:
- Değişmeyecek.
- Doktor bir hafta sonra kısa süreliğine aşağı inebileceğini söyledi.
Behzat memnuniyetle başını salladı.
- Güzel.
Hızır ciddi bir ifadeyle ekledi:
- Ama kız isteme sırasında sorun çıkarmayacaksın.
Behzat elini göğsüne koydu.
- Ben mi? Bu ailenin en sakin adamıyım.
Haşmet, Teoman ve Ömür aynı anda ona baktılar.
Behzat birkaç saniye sustu.
- Tamam.
- En sakinlerinden biriyim.
Teoman başını iki yana salladı.
- Odana çık. Dinleneceksin.
Behzat merdivenlere baktı.
Sonra omzuna...
- Nasıl çıkacağım?
Haşmet yanına gelip sağlam kolundan tuttu.
- Ben çıkaracağım.
Behzat hemen itiraz etti.
- Yürüyebilirim.
- Biliyorum.
- O zaman bırak.
Haşmet bırakmadı.
- Sus ve yürü.
Behzat çaresizce İlyas'a döndü.
- Görüyor musun?
- Bu evde bana eziyet ediyorlar.
İlyas gülümsedi.
- Hak etmişsindir.
Behzat ile Haşmet ağır ağır merdivenleri çıkarken...
İki aile salonda kaldı.
Hızır gözlerini Ömür ile İlyas'a çevirdi.
- Bir hafta sonra geleceğiz.
Teoman sakin bir sesle cevap verdi:
- Bekliyoruz.
İki ailenin lideri birbirlerine baktı.
Aralarında artık düşmanlık yoktu.
Ama henüz tam anlamıyla huzur da yoktu.
Çünkü aynı anda...
Konağın dışındaki araçlardan birinin altında küçük, siyah bir cihazın ışığı yanıp sönüyordu.
Sınırsızlar günlerdir görünmüyordu.
Silah sıkmıyor...
Tehdit göndermiyor...
Hiçbir iz bırakmıyordu.
Fakat iki aileyi dinlemeye devam ediyordu.
Eski fabrikanın karanlığında oturan Gölge...
Kız isteme tarihini duyduğunda önündeki takvime bir işaret koydu.
Yanındaki adam sessizce sordu:
- O gece harekete geçecek miyiz?
Gölge başını iki yana salladı.
- Hayır.
- Bırakın sevinsinler.
- Bırakın aile olduklarını sansınlar.
Adam tereddütle sordu:
- Ne zamana kadar?
Gölge, yan yana duran altı fotoğrafa baktı.
Teoman...
Leyla...
Haşmet...
Emine...
İlyas...
Ömür...
Sonra Behzat'ın fotoğrafını hepsinin ortasına yerleştirdi.
- Zincirin bütün halkaları yerine oturana kadar.
- Sonra ne olacak?
Gölge'nin gözlerinde soğuk bir karanlık belirdi.
- Sonra...
Hangi halkayı koparırsak diğerlerinin de parçalanacağını göreceğiz.
Fakat bu kez...
Karanlığın hesaba katmadığı bir şey vardı.
Façalılar ve Çakırbeyliler artık birbirlerine yalnızca sözle bağlı değildi.
Aralarında...
Behzat'ın kanıyla kurulmuş bir kardeşlik vardı.
Ve bazı zincirler...
Kırılmaya çalışıldıkça daha da güçlenirdi.


Комментарии