20 страницаОпубликовано: 19.08.2026. 05:54
20

Озвучивание не поддерживается в этом браузере

20. BÖLÜM Kız İsteme

Bir hafta...

Kimi zaman göz açıp kapayıncaya kadar geçerdi.

Kimi zaman ise...

İnsana bir ömür kadar uzun gelirdi.

Behzat için o hafta, ağrı kesiciler...

Doktor kontrolleri...

Haşmet'in bitmek bilmeyen uyarıları...

Teoman'ın sessiz endişesi...

Ömür'ün her saat başı odasına uğraması...

Ve İlyas'ın neredeyse her gün konağa gelmesiyle geçmişti.

Behzat'ın yarası henüz tamamen kapanmamıştı.

Sol kolu askıdaydı.

Omzundaki ağrı zaman zaman nefesini kesecek kadar şiddetleniyordu.

Fakat o gün...

Yüzündeki ifadede acıdan çok heyecan vardı.

Çünkü bugün...

Çakırbeyli ailesi, Ömür'ü istemeye gelecekti.

Façalı Konağı

c3158284a7f100d0cfb400551dbe637e.jpg

Sabahın erken saatlerinden itibaren konakta büyük bir hazırlık vardı.

Salonun perdeleri açılmış...

Uzun masa kaldırılmış...

Yerine karşılıklı koltuklar hazırlanmıştı.

Şöminenin üzerindeki aile fotoğrafları tek tek temizlenmiş...

Bahçenin girişine kadar uzanan taş yol yıkanmıştı.

Fakat Teoman'ın özellikle verdiği emir açıktı:

- Gösteriş istemiyorum. Burası kız isteme. Masa toplantısı değil. Bu yüzden konağın önünde onlarca araç olmayacak...Kapıda İstanbul'un yarısı beklemeyecek...Yalnızca iki aile bir araya gelecekti.

Ömür odasında aynanın karşısında duruyordu.

Üzerinde sade, uzun kollu, açık renkli bir elbise vardı.

Saçları omuzlarından doğal şekilde dökülüyordu.

Ne gösterişli bir mücevher takmıştı...

Ne de ağır bir makyaj yapmıştı.

Fakat elleri titriyordu.

Leyla, saçının arkasındaki küçük tokayı düzeltirken aynadan ona baktı.

- Çok güzelsin.

Ömür derin bir nefes aldı.

- Kalbim duracak gibi.

Emine elindeki küçük kutuyu masaya bıraktı.

- Daha kapıdan girmediler.

- Şimdiden böyleysen İlyas karşına çıktığında ne yapacaksın?

Ömür gözlerini kapattı.

- Bilmiyorum.

Leyla gülümsedi.

- Ağlamayacaksın. Behzat seni görürse bütün konağı birbirine katar.

Ömür istemsizce güldü.

- Kendisi ayağa zor kalkıyor. Yine de kavga edecek hâli var.

Emine başını salladı.

- Behzat'ın kavga etmek için iki kola ihtiyacı yok.

Üç kadın birlikte güldüler.

Ama Ömür'ün gözlerinde yeniden yaşlar birikti.

Leyla hemen ona döndü.

- Ne oldu?

Ömür aynadaki yansımasına baktı.

- Bir hafta önce...

Behzat yoğun bakımdaydı. Bugün burada olduğumu onun sayesinde biliyorum.

Emine elini omzuna koydu.

- O da bunu bildiği için mutlu. Bugün üzülürsen en çok ona haksızlık edersin.

Ömür başını salladı.

Gözyaşlarını dikkatlice sildi.

- Haklısın.

Tam o sırada kapı çalındı.

İçeri Behzat girdi.

Üzerinde siyah bir takım elbise vardı.

Ceketinin sol kolu, askı yüzünden tam oturmuyordu.

Yüzü hâlâ biraz solgundu.

Ama gülümsemesi her zamanki gibiydi.

Ömür onu görünce hemen yanına yürüdü.

- Sen neden ayaktasın?

Behzat kaşını kaldırdı.

- Kız kardeşimi istemeye geliyorlar.
Yatakta mı karşılayayım?

Emine ona dikkatle baktı.

- Ağrın var mı?

- Yok abla.

Leyla kollarını göğsünde birleştirdi.

- Yalan.

Behzat başını ona çevirdi.

- Bu evde herkes beni okumayı mı öğrendi?

Ömür sağlam koluna girdi.

- İlaçlarını aldın mı?

- Aldım.

- Doktor ne dedi?

- Çok konuşan kardeşlerden uzak dur, dedi Ömür başka ne diyecek.

Ömür kaşlarını çattı.

Behzat gülümsedi.

Sonra kız kardeşini baştan aşağı inceledi.

Yüzündeki şaka dolu ifade yavaşça değişti.

Gözleri doldu.

- Güzel olmuşsun.

Ömür'ün dudakları titredi.

- Behzat...

Behzat sağlam eliyle yanağına dokundu.

- Ağlamak yok. Bugün senin günün.

- Ben ağlamıyorum.

- Gözlerin başka şey söylüyor.

Behzat başını hafifçe eğdi.

- Ben seni ilk kez ata bindirdiğim günü hatırlıyorum.

- Küçücük bir şeydin. Attan daha çok ben korkmuştum.

Ömür gülümsedi.

- Sonra düştüm.

- Evet.

- Haşmet abi beni yerden kaldırdı. Teoman abi de atı suçladı.

Behzat kahkaha attı.

Omzundaki ağrı bir anda yüzüne vurdu.

Nefesi kesildi.

Ömür hemen koluna sarıldı.

- Behzat!

Behzat gözlerini kapatıp birkaç saniye bekledi.

- İyiyim.

Emine ciddi bir sesle konuştu:

- Oturman gerekiyor.

Behzat itiraz etmedi.

Bu kez gerçekten yorulmuştu.

Sandalyeye oturdu.

Ömür önüne çömeldi.

- Kendini zorlama.

Behzat ona baktı.

- Bugün ayakta olacağım. Çünkü seni ben verdireceğim.

Ömür gözyaşlarını tutamadı.

Behzat sağlam eliyle yanağındaki yaşı sildi.

- Bak... İlyas seni üzmeye kalkarsa önce Hızır abiye söyleme. Bana söyle.

Ömür ağlarken güldü.

- Bu hâlinle ne yapacaksın?

Behzat gözlerini kıstı.

- Sağ omzum hâlâ çalışıyor.

Kapının önünden Haşmet'in sesi geldi:

- Hiçbir omzun çalışmayacak.

Behzat başını çevirdi.

Haşmet kapının eşiğinde durmuştu.

Üzerinde siyah takım elbise vardı.

Yüzündeki ifade her zamanki gibi ciddi...

Ama gözlerindeki sıcaklık saklanamayacak kadar açıktı.

- Aşağıya iniyorsun. Koltuğa oturuyorsun. Doktorun söylediği süreden fazla ayakta kalmıyorsun.

Behzat iç çekti.

- Abi...

- İtiraz edersen odana geri gönderirim.

Behzat hemen ayağa kalkmaya çalıştı.

- Tamam. Ne dersen o.

Haşmet Ömür'e baktı.

Bir süre hiçbir şey söylemedi.

Sonra yanına geldi.

Elini kardeşinin başına koydu.

- Hazır mısın?

Ömür gözlerini ağabeyine çevirdi.

- Bilmiyorum.

Haşmet'in yüzünde hafif bir gülümseme oluştu.

- Korkma.Ben buradayım.

Ömür'ün gözleri yeniden doldu.

- Bu sefer arkamda mısın?

Haşmet'in bakışları bir an ağırlaştı.

Daha önce ona söylediği sözleri hatırlamıştı.

Ömür'ün karşısında durduğunu...

Onu korumaya çalışırken kırdığını...

Haşmet elini kardeşinin yanağına koydu.

- Bu kez de...Bundan sonra da...Hep arkandayım.

Ömür ona sarıldı.

Haşmet kollarını kardeşinin etrafına kapattı.

- Mutlu ol. Başka hiçbir şey istemiyorum.

Façalı Konağı'nın Salonu

Teoman şöminenin önünde durmuş...

Hasan Amca'nın son hazırlıkları yapmasını izliyordu.

Masanın üzerinde sade bir çiçek aranjmanı...

Kahve fincanları...

Çikolata için ayrılmış gümüş bir tepsi vardı.

Behzat salona indiğinde Teoman hemen yanına yürüdü.

- Neden ceket giydin?

Behzat kendi kıyafetine baktı.

- Kız istemeye eşofmanla mı çıkayım?

Teoman ceketinin sol tarafını dikkatlice düzeltti.

- Ağrın artarsa odana çıkacaksın.

- Söz.

Teoman gözlerini kıstı.

- Senin sözüne güvenmiyorum.

Behzat hafifçe gülümsedi.

- O kadar da güvenilmez değilim.

Haşmet salona girdi.

- Kurşunun önüne atlayan adamdan bahsediyoruz.

Behzat ikisine sırayla baktı.

- Bir hafta önce hastanede başımdan ayrılmıyordunuz. Şimdi yine bana sardınız.

Teoman kardeşinin sağlam omzuna dokundu.

- Sen konuşuyorsan iyisin demektir.

Behzat'ın yüzündeki gülümseme yumuşadı.

Tam o sırada dışarıdan araç sesleri duyuldu.

Salondaki herkes bir an sessizleşti.

Hasan Amca kapıya doğru yürüdü.

- Geldiler.

Konağın Avlusu

Demir kapılar ağır ağır açıldı.

İçeri üç siyah araç girdi.

İlk araçtan Hızır indi.

Arkasından Emine ve Leyla...

İkinci araçtan İlyas çıktı.

Elinde sade, beyaz çiçeklerden oluşan büyük bir buket vardı.

Diğer elinde ise çikolata kutusu taşıyordu.

Son araçta yalnızca yakın korumalar vardı.

Ne Masa'dan bir reis gelmişti...

Ne de kalabalık bir heyet.

Hızır, Façalıların isteğine uymuştu.

Bugün burada yalnızca aile vardı.

İlyas konağa bakarken derin bir nefes aldı.

Hızır bunu fark etti.

- Heyecanlandın mı?

İlyas gözünü kapıdan ayırmadı.

- Biraz.

Leyla arkasından gülümsedi.

- Biraz mı?

Emine de söze katıldı.

- Arabada çiçekleri üç kere kontrol ettin.

İlyas ikisine döndü.

- Siz benim tarafımda mısınız?

Leyla omuz silkti.

- Ömür'ün tarafındayız.

Hızır ceketini düzeltti.

- Kendini toparla. İçeride savaşa girmiyorsun.

İlyas hafifçe gülümsedi.

- Savaşa giderken bu kadar heyecanlanmıyorum.

Hızır kardeşinin omzuna dokundu.

- Çünkü kurşundan korkmuyorsun. Ama bugün bir ailenin karşısına kalbini koyacaksın. O daha ağırdır.

Konağın kapısı açıldı.

Hasan Amca onları karşıladı.

- Hoş geldiniz.

Hızır başını hafifçe eğdi.

- Hoş bulduk.

İlyas içeri adım atarken bir an durdu.

Behzat'ın hastanede söylediği söz kulağında yankılandı:

"İlyas'la Ömür'e izin verin."

Çiçekleri daha sıkı tuttu.

Ve ağır adımlarla salona girdi.

Salon

Hızır içeri girdiğinde Teoman ile Haşmet onları ayakta karşıladı.

İki taraf arasında artık ilk günlerdeki soğukluk yoktu.

Ama bugünün ağırlığı...

Her davranışta hissediliyordu.

Hızır, Teoman'a elini uzattı.

- Hoş bulduk.

Teoman elini sıktı.

- Hoş geldiniz.

Ardından Hızır, Haşmet'le tokalaştı.

- Geçmiş olsun tekrar.

Haşmet başıyla Behzat'ı işaret etti.

- Çok şükür ayakta.

Hızır'ın bakışları Behzat'a döndü.

Behzat koltuğunda oturuyordu.

Hızır yanına gidip sağlam omzuna dokundu.

- Nasılsın evlat?

Behzat gülümsedi.

- Kurşunu sıkanlardan daha iyiyimdir.

Hızır'ın yüzünde belli belirsiz bir tebessüm oluştu.

- İnşallah o hesabı da beraber soracağız.

Haşmet sessizce bu cümleyi dinledi.

Sınırsızlar'ın adı anılmamıştı.

Fakat odadaki bütün erkekler aynı şeyi düşünüyordu.

O hesap...

Henüz kapanmamıştı.

İlyas birkaç adım geride bekliyordu.

Teoman gözlerini ona çevirdi.

- Hoş geldin İlyas.

İlyas başını saygıyla eğdi.

- Hoş bulduk.

Haşmet de kısa bir bakışla onu selamladı.

İlyas çiçekleri ve çikolatayı Hasan Amca'ya uzattı.

- Bunlar...

Hasan Amca gülümseyerek aldı.

- Allah tamamına erdirsin evladım.

İlyas'ın yüzünde hafif bir tebessüm oluştu.

- Âmin.

Herkes yerini aldı.

Teoman ile Haşmet bir tarafta...

Behzat aralarında, koltuğuna dikkatlice yaslanmış hâlde...

Hızır ile İlyas karşılarında...

Emine ve Leyla biraz geride oturuyordu.

Ömür ise henüz yukarıdaydı.

Salonda birkaç saniye sessizlik oldu.

Behzat gözlerini İlyas'a dikmişti.

İlyas da onun bakışını fark etti.

Behzat dudaklarını oynatmadan kaşlarını kaldırdı:

"Sakin ol."

İlyas hafifçe başını salladı.

Haşmet bunu gördü.

- Siz ikiniz ne konuşuyorsunuz?

Behzat masum bir ifadeyle döndü.

- Hiçbir şey abi.

Haşmet gözlerini kıstı.

- Bakışarak da mı konuşmaya başladınız?

İlyas hafifçe gülümsedi.

- Uzun zamandır.

Teoman'ın dudaklarında küçük bir tebessüm oluştu.

Hızır arkasına yaslandı.

- Bu ikisinin arkadaşlığı...Başımıza daha çok iş açacak.

Behzat hemen cevap verdi:

- Reis, daha hiçbir şey görmediniz.

Haşmet kısa bir bakış attı.

- Behzat.

Behzat sustu.

Ama yüzündeki gülümseme kaybolmadı.

Salondaki gerginlik biraz olsun hafiflemişti.

Mutfak

Ömür kahve fincanlarının önünde duruyordu.

Ellerindeki titreme daha da artmıştı.

Emine yanına geldi.

- Hazır mısın?

Ömür fincanlardan birine baktı.

- Hangisi İlyas'ın?

Emine gülümseyerek tuz kabını uzattı.

- Şu.

Ömür bolca tuz koymaya başladı.

Leyla hemen elini tuttu.

- Dur. Adamı öldürmeye mi çalışıyorsun?

Ömür gözlerini kıstı.

- Beni aylarca bekletti. Biraz içsin.

Emine kahkaha attı.

- Seni o mu bekletti? Abilerin izin vermedi.

Ömür başını iki yana salladı.

- Olsun. Bugün herkes payına düşeni alacak.

Leyla kaşını kaldırdı.

- Teoman'ın kahvesine de mi tuz koyacaksın?

Ömür gülümsedi.

- Onun hesabını sen sorarsın.

Leyla utançla başka tarafa baktı.

Emine de fincanları tepsiye dizmeye başladı.

Ömür ona döndü.

- Haşmet abimin kahvesi şekersiz.

Emine hiç düşünmeden cevap verdi:

- Biliyorum.

Ömür ile Leyla aynı anda ona baktılar.

Emine durdu.

- Ne oldu?

Leyla gülümsedi.

- Hiç. İnsan bazen sevdiği adamın kahvesini nasıl içtiğini bilirmiş.

Ömür hemen ekledi:

- İlyas bugün öğrenmiş olacak.

Üç kadın birlikte güldü.

Sonra Ömür derin bir nefes aldı.

Tepsiyi eline aldı.

Kapıya doğru yürüdü.

Tam çıkacakken durdu.

- Nasıl görünüyorum?

Emine ile Leyla aynı anda cevap verdi:

- Çok güzel.

Ömür gözlerini kapattı.

- Allah yardımcım olsun.

Ve salona doğru yürüdü.

Salon

Ömür içeri girdiğinde...

İlyas'ın gözleri hemen ona çevrildi.

O an...

Salonda başka kimse kalmamış gibiydi.

Ömür ağır adımlarla ilerliyordu.

Elindeki tepsi hafifçe titriyordu.

İlyas ise gözünü ondan ayıramıyordu.

Behzat bunu fark edip hafifçe dirseğini kıpırdatmak istedi.

Omzundaki ağrı yüzünden yüzünü buruşturdu.

Teoman hemen ona baktı.

- Ne oldu?

- Bir şey yok abi.

- İlyas'a bakıyordum.

Haşmet gözlerini İlyas'a çevirdi.

Genç adam gerçekten de etrafındaki hiçbir şeyi görmüyordu.

Yalnızca Ömür'e bakıyordu.

Haşmet'in yüzündeki sertlik biraz yumuşadı.

Belki de...

Kardeşini bir adama emanet etmek hâlâ zor geliyordu.

Ama o adamın gözlerinde gördüğü şeyin yalan olmadığını artık biliyordu.

Ömür fincanları tek tek dağıttı.

İlk olarak Hızır'a...

Sonra Teoman'a...

Haşmet'e...

Behzat'a...

En sonunda İlyas'ın karşısında durdu.

İlyas kahvesini alırken elleri birbirine hafifçe değdi.

Ömür gözlerini kaldırmadan fısıldadı:

- Afiyet olsun.

İlyas da aynı alçak sesle cevap verdi:

- Sen yaptıysan...Her türlü içerim.

Behzat uzaktan konuştu:

- Büyük konuşma kanka.

İlyas ona baktı.

Behzat kaşlarıyla fincanı işaret etti.

İlyas bir an kahveye baktı.

Ömür dudaklarını ısırarak gülmemeye çalışıyordu.

İlyas fincanı kaldırdı.

Bir yudum aldı.

Yüzündeki kaslar bir anda gerildi.

Kahve...

Neredeyse tuzdan ibaretti.

Fakat İlyas tek bir mimik bile yapmamaya çalıştı.

Fincanı yeniden dudaklarına götürdü.

İkinci yudumu da aldı.

Hızır dikkatle kardeşine baktı.

- İyi misin?

İlyas güçlükle başını salladı.

- Çok iyi.

Behzat kahkahasını tutamayıp başını başka tarafa çevirdi.

Omzundaki ağrı yüzünden hem gülüyor hem yüzünü buruşturuyordu.

Haşmet kahvesinden bir yudum aldı.

Sonra sakin bir sesle sordu:

- İlyas...Kahven nasıl?

İlyas doğrudan Ömür'e baktı.

Ömür artık gülümsemesini saklayamıyordu.

İlyas fincanı masaya bırakmadan cevap verdi:

- Hayatımda içtiğim en güzel kahve.

Ömür'ün gözleri doldu.

Behzat başını salladı.

- Âşık adamın dili de damağı da çalışmıyor.

Salonda kahkahalar yükseldi.

Teoman bile gülümsemesini saklamadı.

Hızır kardeşinin omzuna hafifçe vurdu.

- Hepsini iç. Yolun başındasın.

İlyas derin bir nefes aldı.

Kahveyi sonuna kadar içti.

Fincanı masaya bıraktığında gözlerinden yaş gelmişti.

Ömür gülerek sordu:

- Çok mu güzeldi?

İlyas başını salladı.

- Bir ömür içerim.

Bu cümle...

İkisinin arasında yalnızca kahveyle ilgili değildi.

Ömür bunu anlamıştı.

Kahveler bittikten sonra...

Salondaki hava yeniden ciddileşti.

Hızır ceketinin düğmesini ilikledi.

Biraz öne doğru oturdu.

Önce Teoman'a...

Sonra Haşmet'e baktı.

Sesi ağır ama sakindi.

- Allah'ın emri...Peygamber'in kavliyle...Kardeşiniz Ömür'ü...Kardeşim İlyas'a istiyoruz.

Salona derin bir sessizlik çöktü.

Ömür'ün elleri birbirine kenetlendi.

İlyas nefesini tuttu.

Teoman ile Haşmet birbirlerine baktılar.

Bu anı aylarca düşünmüşlerdi.

Kardeşlerinin çocukluğu...

İlk adımları...

İlk kez ata binişi...

Gözyaşları...

Kahkahaları...

Hepsi bir anda gözlerinin önünden geçti.

Teoman başını hafifçe eğdi.

Sonra Ömür'e baktı.

- Kızımız ne diyor?

Ömür'ün gözlerinden yaşlar süzüldü.

Ama sesi kararlıydı.

- Ben...İlyas'ı istiyorum abi.

Teoman gözlerini kapatıp derin bir nefes aldı.

Ardından Haşmet'e döndü.

Haşmet kardeşinin gözlerine baktı.

Ömür'ün yüzünde korku yoktu.

Yalnızca umut vardı.

Haşmet ağır ağır ayağa kalktı.

İlyas da saygıyla doğruldu.

Haşmet karşısına geçti.

- Bir kez daha soracağım. Ömür'ü mutlu edecek misin?

İlyas gözünü kaçırmadan cevap verdi:

- Bütün ömrümle.

- Bu hayattan vazgeçmen gerekirse?

- Vazgeçerim.

- Ailenle bizim aramızda bir sorun çıkarsa?

İlyas kısa bir an Hızır'a baktı.

Sonra yeniden Haşmet'e döndü.

- Ömür'ü arada bırakmam. Ama iki aileyi de karşı karşıya getirmemek için elimden geleni yaparım.

Haşmet'in sesi biraz daha sertleşti.

- Elinden gelen yetmezse?

İlyas'ın cevabı gecikmedi.

- Daha fazlasını yaparım.

Haşmet birkaç saniye yüzüne baktı.

Sonra elini uzattı.

İlyas onun elini tuttu.

- Ömür artık sana emanet değil.

Haşmet'in bu sözüyle herkes kısa bir an şaşırdı.

Haşmet devam etti:

- O bizim kardeşimiz olarak kalacak.
Senin de eşin olacak. Onu emanet gibi taşıma. Eşin gibi yanında tut.

İlyas'ın gözleri doldu.

- Başımın üzerinde değil...Kalbimin içinde taşıyacağım.

Haşmet elini bıraktı.

Teoman ayağa kalktı.

Hızır'a döndü.

- Allah tamamına erdirsin.

Hızır da ayağa kalktı.

İki adam birbirlerine sarıldı.

- Âmin.

Ömür daha fazla dayanamadı.

Ağlayarak Teoman'a sarıldı.

- Teşekkür ederim abi.

Teoman kız kardeşinin saçlarını öptü.

- Mutlu ol.

Sonra Ömür Haşmet'e döndü.

Haşmet kollarını açtı.

Ömür ona sarıldığında...

Haşmet başını kardeşinin başına yasladı.

- Seni vermiyoruz. Ailemizi büyütüyoruz.

Ömür'ün ağlaması daha da arttı.

- Seni çok seviyorum abi.

Haşmet gözlerini kapattı.

- Ben de seni.

İlyas Behzat'ın yanına geldi.

Dizlerinin üzerine çöküp sağlam elini tuttu.

- Başardık kanka.

Behzat gözleri dolu hâlde gülümsedi.

- Ben başardım.

İlyas kahkaha attı.

- Tamam. Sen başardın.

Behzat kaşlarını kaldırdı.

- Şimdi yüzüğü tak.

İlyas cebindeki küçük kutuyu çıkardı.

Ömür kutuyu görünce hastane bahçesindeki anı hatırladı.

Gözlerinden yaşlar akarken gülümsedi.

- Demek gerçekten yüzük varmış.

İlyas kutuyu açtı.

İçinde sade, zarif bir yüzük vardı.

Ne büyük bir taş...

Ne de gösteriş...

Yalnızca ikisini anlatan kadar sade bir halka.

İlyas Ömür'ün karşısına geçti.

- Sana uzun konuşmalar hazırlamıştım.

Ömür gülümsedi.

- Unuttun mu?

- Seni görünce hepsini unuttum.

Behzat hemen araya girdi.

- Ben söyleyeyim mi?

İlyas başını çevirmeden cevap verdi:

- Sus.

Salondakiler güldü.

İlyas yeniden Ömür'e baktı.

- Ben seni seviyorum. Bu hayattan çıkmam gerekirse çıkarım. Şehir değiştirmem gerekirse değiştiririm. Sahip olduğum her şeyi bırakmam gerekirse bırakırım. Ama senden vazgeçmem.

Ömür'ün dudakları titredi.

İlyas devam etti:

- Sana büyük bir hayat vadetmiyorum. Sana gösterişli bir düğün de vadetmiyorum. Ama her sabah yanında uyanmayı...Her gece eve sana dönmeyi...Seni güldürmeyi...ağladığında yanında kalmayı vadediyorum.

- Benimle evlenir misin?

Ömür gözyaşlarının arasından gülümsedi.

- Evet.

İlyas yüzüğü parmağına taktı.

Ömür de onun yüzüğünü taktı.

Herkes alkışladı.

Behzat sağlam eliyle alkışlamaya çalışırken yüzünü buruşturdu.

Haşmet hemen ona baktı.

- Yeter.

Behzat itiraz etti.

- Kardeşim nişanlanıyor.

Haşmet koltuğun arkasına bir yastık koydu.

- Omzun yeniden açılırsa nişanı hastanede devam ettiririz.

Behzat başını iki yana salladı.

- Bütün romantizmi bozuyorsun abi.

Emine yanlarına geldi.

- Sen dinlen. Romantizmi biz hallederiz.

Behzat ona baktı.

- Yenge...

Haşmet'in başı bir anda ona döndü.

- Ne dedin?

Odadaki herkes sustu.

Emine'nin yüzü kızardı.

Behzat masum bir ifadeyle cevap verdi:

- Bir şey demedim abi.

Leyla kahkahayı tutamadı.

Teoman da gülümsedi.

Hızır ise kollarını göğsünde birleştirip Haşmet'e baktı.

- Sanırım...Konuşmamız gereken başka meseleler de var.

Haşmet sakin görünmeye çalıştı.

- Bugün İlyas'la Ömür'ün günü.

Emine hafifçe gülümsedi.

- Kaçma Haşmet.

Haşmet ona baktı.

- Kaçmıyorum. Sadece doğru zamanı bekliyorum.

Behzat hemen mırıldandı:

- Yıllardır herkes doğru zamanı bekliyor.

Haşmet sertçe döndü.

- Dinlen sen.

Salonda yeniden kahkahalar yükseldi.

Bahçe

Bir süre sonra kalabalık salonun içinde dağılırken...

Teoman temiz hava almak için bahçeye çıktı.

Leyla da birkaç dakika sonra yanına geldi.

Kar hafifçe yağmaya başlamıştı.

Teoman ellerini ceplerine koymuş...

Bahçenin ortasında duran ışıkları izliyordu.

Leyla yanına durdu.

- Güzel oldu.

Teoman başını salladı.

- Behzat olmasaydı...Belki bugün burada değildik.

Leyla elini onun koluna doladı.

- Behzat yalnızca İlyas'la Ömür'ü birleştirmedi. Hepinizi değiştirdi.

Teoman ona baktı.

- Beni de mi?

Leyla gülümsedi.

- En çok seni. Eskiden her şeyi kontrol etmeye çalışıyordun. Şimdi bırakmayı öğreniyorsun.

Teoman başını gökyüzüne kaldırdı.

- Kardeşini başka bir adama vermek kolay değilmiş.

Leyla usulca sordu:

- Peki...Bir gün Hızır'ın karşısına çıkmak kolay olacak mı?

Teoman gözlerini ona çevirdi.

- Hayır.

- Korkuyor musun?

- Hızır'dan değil. Seni mutsuz etmekten.

Leyla onun karşısına geçti.

- Sen beni yarı yolda bırakmadığın sürece mutsuz olmam.

Teoman ellerini onun ellerinin üzerine koydu.

- Bırakmam.

- Ne olursa olsun.

Leyla başını göğsüne yasladı.
Teoman kollarını etrafına sardı.
Konağın penceresinden onları gören Hızır...
Bir süre sessizce izledi.
Yüzünde ne öfke vardı...
Ne de rahatlık.
Sadece ağabey olmanın ağır düşüncesi.

Kütüphane

Haşmet kalabalıktan uzaklaşmak için kütüphaneye geçmişti.

Pencerenin önünde durmuş...

Bahçedeki karı izliyordu.

Kapı açıldı.

Emine içeri girdi.
- Yine kaçtın.
Haşmet arkasını dönmeden gülümsedi.
- Ben kaçmam.
- Salonda herkes sana bakıyordu.
- Behzat sağ olsun.

Emine yanına geldi.
- Yenge demesi seni rahatsız mı etti?

Haşmet bu kez ona döndü.
- Hayır.

Emine şaşırdı.
- O zaman neden yüzün değişti?

Haşmet birkaç saniye sustu.
Sonra dürüstçe konuştu:
- Hoşuma gitti.

Emine'nin yüzünde yumuşak bir tebessüm oluştu.

- Bunu bu kadar kolay söyleyeceğini beklemiyordum.

- Konuşacağıma söz verdim.

- Açığı kapatıyorsun yani.

- Elimden geldiğince.

Emine pencerenin kenarına yaslandı.
- Hızır konuşmak istiyor.

- Biliyorum. Korkuyor musun?

Haşmet hafifçe güldü.
- Bugün herkes bana aynı soruyu soruyor.

- Eee?

Haşmet onun gözlerine baktı.

- Seni istemeye gelirken...Hiçbir şeyden korkmam.

Emine'nin nefesi hafifçe değişti.

- Beni istemeye mi geleceksin?

- Gelmemi istemiyor musun?

- İstiyorum.

- O zaman geleceğim.

Emine başını iki yana salladı.

- Bu kadar mı?

- Ne bekliyordun?

- Biraz romantik bir şey.

Haşmet ona doğru yaklaştı.
- Ben sana...Hayatımda yer açtığımı söyledim. Evimde...Ailemde...Yanımda istediğimi söyledim. Daha ne kadar romantik olabilirim?

Emine gülerek gözlerini kaçırdı.
- Senin için oldukça fazla.

Haşmet elini uzatıp çenesinden yüzünü kendine çevirdi.

- Emine...

- Efendim?

- Ben seni geçici bir heves gibi sevmiyorum. Seni gördüğüm zaman susmak istemediğim...Gitmeni istemediğim...Başına bir şey gelme ihtimalini düşününce nefesimin kesildiği bir yerden seviyorum.

Emine'nin gözleri doldu.
Haşmet devam etti:
- Bugün Behzat'ın odasında seni yanımda gördüğümde...
İlk kez ailem tamamlanmış gibi hissettim.

Emine'nin sesi titredi.
- Ben de senin yanında kendimi ait hissediyorum.

Haşmet başını ona doğru eğdi.
Alnını alnına yasladı.
- O zaman...
Sıra bizde.
Emine gözlerini kapattı.
- Sıra bizde.

0ade89d0b832c2bfd606ee10d3da3cdf.jpg

Salon

Gecenin ilerleyen saatlerinde...
Hızır ayrılmadan önce Teoman ve Haşmet'le kısa bir görüşme yapmak istedi.
Üç adam çalışma odasında karşılıklı oturdu.
Kapı kapalıydı.
Kadınlar salondaydı.
İlyas, Ömür'ün yanında...
Behzat ise koltuğunda dinleniyordu.
Hızır söze doğrudan girdi:
- İlyas'la Ömür'ün meselesi tamam.
Teoman başını salladı.
- Allah mesut etsin.
Hızır birkaç saniye sessiz kaldı.
Sonra gözlerini Teoman'a çevirdi.
- Şimdi...Leyla'yla arandaki meseleyi konuşacağız.
Teoman kaçmadı.
- Konuşalım.
Ardından Hızır, Haşmet'e döndü.
- Seninle Emine'yi de.
Haşmet aynı sakinlikle karşılık verdi:
- Olur.
Hızır ikisine sırayla baktı.
- Kardeşlerimi sevdiğinizi biliyorum. Onlar da sizi seviyor.Ama ben ağabeyim. Sormam gerekeni soracağım.
Teoman başını eğdi.
- Hakkındır.
Hızır önce ona döndü.
- Leyla'nın gözünden tek damla yaş düşerse...Ne yaparsın?

Teoman'ın cevabı gecikmedi:
- O yaşı ben sildiysem...Bir daha düşmemesi için hayatımı veririm.
Başkası düşürdüyse...Hesabını sorarım.

Hızır gözlerini ondan ayırmadı.
- Sen düşürürsen?
Teoman'ın sesi alçaldı.
- Kendimden sorarım.
Hızır bu kez Haşmet'e döndü.
- Emine senden daha çok konuşur. Sana karşı da susmaz.
Haşmet'in dudaklarında hafif bir tebessüm oluştu.
- Biliyorum.
- Öfkelendiğinde?
- Dinlerim.
- Sana karşı gelirse?
- Haklıysa kabul ederim.
Hızır kaşını kaldırdı.
- Haksızsa?
Haşmet kısa bir an düşündü.
- Yine dinlerim. Sonra konuşurum.
Teoman hafifçe gülümsedi.
Hızır'ın yüzündeki sertlik de biraz azaldı.
- İkinizin de nasıl adamlar olduğunu biliyorum. Ama bir şeyi unutmayın. Onlar benim kardeşlerim.

Haşmet doğrudan gözlerinin içine baktı.
- Ömür de bizim kardeşimizdi. Bugün ne hissettiğini anlıyorum.
Hızır birkaç saniye sessiz kaldı.
Bu cümle...
Aralarındaki bütün sertliği bir anda başka bir yere taşımıştı.
Teoman devam etti:
- Biz bugün Ömür'ü kaybetmedik. Ailemize İlyas'ı aldık. Sen de kardeşlerini kaybetmeyeceksin. Ailene bizi alacaksın.

Hızır arkasına yaslandı.
Uzun süre ikisine baktı.
Sonunda ağır bir nefes aldı.
- Önce bugün bitsin.
- Sonra...
Usulüyle konuşuruz.
Haşmet kaşını hafifçe kaldırdı.
- Bu izin mi?
Hızır'ın dudaklarında belli belirsiz bir tebessüm oluştu.
- Henüz değil. Ama kapıyı kapatmıyorum.
Teoman başını salladı.
- Bize yeter.
Üç adam ayağa kalktı.
Hızır elini önce Teoman'a...
Sonra Haşmet'e uzattı.
Bu tokalaşma...
Bir mafya anlaşması değildi.
Üç ağabeyin...
Sevdikleri insanların mutluluğu için verdiği sessiz bir sözdü.

Gecenin Sonu

Çakırbeyliler konağın avlusundan ayrılırken...
İlyas son kez Ömür'e baktı.
Ömür kapının önünde durmuş...
Parmağındaki yüzüğü izliyordu.
İlyas camı indirip seslendi:
- Pişman oldun mu?
Ömür gülümsedi.
- Kahveni tamamen içtiğin için biraz.
İlyas kahkaha attı.
- Bir ömür içerim dedim.
- Sözünün arkasında dur.
- Duracağım.
Araç hareket etti.
Ömür elini kaldırıp onu uğurladı.
Behzat, kapının yanında ayakta durmaya çalışıyordu.
Haşmet hemen kolundan tuttu.
- Yeter.
- İçeri.
Behzat gözünü araçtan ayırmadan konuştu:
- Mutlular.
Haşmet de Ömür'e baktı.
Kız kardeşinin yüzünde uzun zamandır görmediği kadar huzurlu bir ifade vardı.
- Evet.
Behzat hafifçe gülümsedi.
- Değdi mi?
Haşmet ona döndü.
- Ne?
Behzat sol omzunu işaret etti.
- Kurşun.
Haşmet'in yüzü bir anda sertleşti.
- Bir daha böyle bir şey söylersen...
Behzat hemen sözünü kesti.
- Tamam abi.
- Değmedi.
Sonra sessizce ekledi:
- Ama yine olsa yine yaparım.
Haşmet duymuştu.
Fakat bu kez cevap vermedi.
Kardeşinin sağlam omzuna kolunu doladı.
Onu konağın içine götürdü.
Pencereden onları izleyen Ömür...
Gözlerindeki yaşları silip gülümsedi.

O gece...
Façalı Konağı'nda uzun zamandır ilk kez yalnızca mutluluk konuşuldu.
Fakat konağın bahçesindeki araçlardan birinin altına yerleştirilen küçük dinleme cihazı...

Bütün konuşmaları çoktan eski fabrikaya taşımıştı.
Gölge, masanın üzerinde duran ses kayıt cihazını kapattı.
Yanındaki adam sordu:
- Reis...
İlyas ile Ömür artık nişanlı.
- Teoman ile Leyla...
Haşmet ile Emine de evliliğe doğru gidiyor.
Gölge, Behzat'ın fotoğrafını eline aldı.
- Evet.
- Zincir tamamlanıyor.
- Şimdi harekete geçiyor muyuz?
Gölge başını iki yana salladı.
- Hayır.
- Bugün onlara mutluluğu tattırdık.
- Biraz daha alışsınlar.
Behzat'ın fotoğrafını diğer altı fotoğrafın ortasına bıraktı.
- İnsan...
Sahip olmadığı şeyi kaybetmekten korkmaz.
- Önce sahip olduklarına inansınlar.
- Sonra...
Hepsini ellerinden alacağız.
Karanlık odada ışıklar birer birer söndü.
Ama masanın üzerinde kalan yedi fotoğraf...
Karanlığın içinde bile birbirine görünmez bir zincirle bağlı gibiydi.

Комментарии

0 / 5000 символов
Пока нет комментариев. Будьте первым!