Озвучивание не поддерживается в этом браузере
22. BÖLÜM Masalın İçinde
O gecenin ardından...
İki ailenin hayatında yeni bir dönem başladı.
Artık görüşmek için bahaneye ihtiyaçları yoktu.
Ne ortak bir operasyon...
Ne Masa kararı...
Ne de güvenlik toplantısı...
Bazen Hızır, akşam yemeğine Façalı Konağı'na geliyor...
Bazen Teoman ile Haşmet, Çakırbeyli Konağı'nın çalışma odasında saatlerce oturuyordu.
Kadınlar birlikte at kulübüne gidiyor...
İlyas ile Ömür, kuracakları hayatın planlarını yapıyor...
Behzat ise iyileşme bahanesiyle herkesin işine karışmaya devam ediyordu.
Sınırsızlar'dan ise hiçbir haber yoktu.
Haşmet'in adamları İstanbul'un altını üstüne getirmiş...
Hızır, bütün bağlantılarını kullanmış...
Teoman, limanlardan sınırlara kadar her yolu kontrol ettirmişti.
Ama tek bir iz bile bulamamışlardı.
Sanki düşman...
Gerçekten yok olmuştu.
Yalnızca Haşmet, onların kaybolduğuna inanmıyordu.
Ama artık o bile...
Her gün karanlığı konuşarak sevdiği insanların huzurunu bozmamaya çalışıyordu.
Çünkü hayat...
Uzun zaman sonra ilk kez güzel görünüyordu.
Façalı Konağı
Sabah kahvaltısı...
Behzat, masanın başındaki koltuğa yaslanmıştı.
Sol kolundaki askı birkaç gün önce çıkarılmıştı.
Fakat omzunu hâlâ tam olarak hareket ettiremiyordu.
Fizyoterapistin verdiği küçük lastik topu avucunda sıkıyor...
Bir yandan da yüzünü buruşturuyordu.
Ömür karşısında oturmuş onu izliyordu.
- Yavaş.
Behzat topu biraz daha güçlü sıktı.
- Yavaş yapınca iyileşmiyor.
Haşmet gazetesini indirmeden konuştu:
- Hızlı yapınca yeniden hastaneye dönüyorsun.
Behzat gözlerini devirdi.
- Abi...
Kaç haftadır aynı şeyi söylüyorsun.
- Sen de kaç haftadır dinlemiyorsun.
Teoman kahvesinden bir yudum aldı.
- İkiniz sabah başlamasanız olmaz mı?
Behzat topu masaya bıraktı.
- Ben başlamadım.
Haşmet gazeteyi katladı.
- Sen doğduğundan beri başlayan sensin.
Ömür gülmeye başladı.
Behzat ona döndü.
- Sen de gül. Bir hafta sonra bu evden gidiyorsun.
Ömür'ün yüzündeki tebessüm bir anda azaldı.
Teoman kaşlarını çattı.
- Nereye gidiyor?
Behzat şaşkınlıkla baktı.
- Nikâhtan sonra İlyas'la evine.
Teoman bardağını masaya bıraktı.
- Daha tarih belli değil.
Ömür hafifçe gülümsedi.
- Belli oldu.
Üç ağabeyi aynı anda ona baktı.
Haşmet'in sesi sakindi.
- Ne zaman oldu?
Ömür ellerini dizlerinin üzerine koydu.
- Dün gece İlyas'la konuştuk.
- İki hafta sonra nikâh yapmak istiyoruz.
Masaya kısa bir sessizlik çöktü.
Behzat önce Teoman'a...
Sonra Haşmet'e baktı.
İkisinin de yüzündeki ifade...
Bir anda ağırlaşmıştı.
Ömür endişeyle sordu:
- Bir sorun mu var?
Teoman cevap vermeden önce derin bir nefes aldı.
- Bu kadar erken olacağını düşünmemiştim.
Ömür'ün gözlerinde kırgınlık belirdi.
- Aylarca bekledik abi.
- Erken değil.
Haşmet kardeşine baktı.
- Acele ettiğini düşünmüyoruz. Sadece...
Cümlesini tamamlamadı.
Behzat hemen araya girdi:
- Sadece alışamadılar.
Teoman ona sertçe baktı.
- Sen karışma.
Behzat sağlam elini kaldırdı.
- Tamam.
- Ama gerçek bu.
Ömür ağabeylerinin yüzüne tek tek baktı.
- Siz izin verdiniz. Şimdi pişman mısınız?
Haşmet hemen cevap verdi:
- Hayır.
- O zaman neden böyle bakıyorsunuz?
Haşmet'in bakışları yumuşadı.
- Çünkü insan bazen doğru olanı yapar...Ama kalbi yine de zorlanır.
Ömür sessizleşti.
Teoman sandalyesinden kalktı.
Kardeşinin yanına geldi.
Elini başına koydu.
- İki hafta sonra olsun.
Ömür umutla ona baktı.
- Gerçekten mi?
- Gerçekten. Ama nikâhtan sonra doğrudan yurt dışına gitmek yok.
Ömür hafifçe gülümsedi.
- Zaten hemen gitmeyeceğiz.
Haşmet de ayağa kalktı.
- Ev nerede?
Ömür gülümsemesini saklamaya çalıştı.
- Kulübe yakın bir yer baktık.
Haşmet kaşını kaldırdı.
- Ne kadar yakın?
Behzat kahkaha attı.
- Abi karşı arsaya ev yaptıracak neredeyse.
Ömür başını salladı.
- On dakika.
Haşmet düşünceli bir ifadeyle cevap verdi:
- Uzak.
Ömür şaşkınlıkla baktı.
- On dakika mı uzak?
- Trafikte yirmi olur.
Teoman gülmemek için başını başka tarafa çevirdi.
Behzat dayanamadı.
- İlyas bu hızla konağın bahçesine ev yapacak.
Haşmet ciddi bir yüzle konuştu:
- Yer var.
Ömür kahkaha atarak ağabeyine sarıldı.
- Seni bırakmıyorum.
Haşmet kollarını onun etrafına kapattı.
- Biliyorum.
- Ama ben yine de yakınında olacağım.
Çakırbeyli Konağı
İlyas, nikâh tarihini Hızır'a söylemek için çalışma odasına girdiğinde...
Ağabeyi telefon görüşmesini yeni bitirmişti.
Hızır başıyla karşısındaki koltuğu işaret etti.
- Otur.
İlyas oturmadı.
- İki hafta sonra nikâh yapmak istiyoruz.
Hızır kaşını kaldırdı.
- Günaydın sana da.
İlyas hafifçe gülümsedi.
- Günaydın abi. Şimdi cevap verebilirsin.
Hızır tespihini masaya bıraktı.
- Façalılar biliyor mu?
- Ömür bu sabah söyleyecek.
- Yani önce tarihi belirlediniz...Sonra ailelere mi haber veriyorsunuz?
İlyas biraz duraksadı.
- Öyle olunca kötü duyuluyor.
- Çünkü kötü.
İlyas ağabeyinin karşısına oturdu.
- Büyük bir şey istemiyoruz.
- Nikâh...Aile arasında yemek...
Sonra hayatımıza devam edeceğiz.
Hızır kardeşini dikkatle izledi.
- Gerçekten bırakacak mısın?
İlyas hiç düşünmedi.
- Evet.
- Bu masadaki yerini?
- Evet.
- Adamlarını?
- Devredeceğim.
- Silahını?
İlyas belindeki silaha baktı.
Sonra çıkarıp masanın üzerine bıraktı.
- Zamanı gelince...Bunu da.
Hızır'ın gözleri silahta kaldı.
Babalarının ölümünden sonra...
İlyas'a ilk silahını kendisi vermişti.
O gün ona:
"Bundan sonra kendini ve aileni koruyacaksın."
demişti.
Şimdi kardeşi...
Aynı silahı bırakmaya hazırlanıyordu.
Hızır alçak bir sesle sordu:
- Pişman olur musun?
- Hayır.
- Bir gün Ömür'le tartıştığında...
"Senin için hayatımı bıraktım." der misin?
İlyas'ın yüzü ciddileşti.
- Asla.
- Neden?
- Çünkü bunu onun için değil...kendimiz için yapıyorum.
O bana emir vermedi. Beni değiştirmeye de çalışmadı. Sadece başka bir hayatın mümkün olduğunu gösterdi.
Hızır başını hafifçe salladı.
- Güzel cevap.
İlyas gülümsedi.
- İzin var mı?
Hızır arkasına yaslandı.
- Ben izin verdim.
- Ama bir mesele daha var.
- Ne?
Hızır'ın yüzünde belli belirsiz bir tebessüm oluştu.
- Bu evde iki kadın daha var.
İlyas anlamış gibi başını salladı.
- Teoman ve Haşmet.
- Evet.
- Onlarla konuştun mu?
- Hayır.
- Konuşacaksın mı?
Hızır gözlerini kıstı.
- Onların gelmesini bekliyorum.
İlyas güldü.
- Abi...Sen Façalıları sınava mı alacaksın?
Hızır ciddi bir ifadeyle cevap verdi:
- Kardeşlerim söz konusuysa...
Sınavın kolayını görmezler.
At Çiftliği
Teoman, çiftliğe ulaştığında Leyla onu Kara'nın yanında bekliyordu.
Üzerinde uzun, koyu renkli bir mont vardı.
Saçlarını arkadan toplamıştı.
Teoman araçtan indi.
Elinde küçük bir kese taşıyordu.
Leyla merakla baktı.
- O ne?
Teoman yanına geldi.
- Sana bir şey getirdim.
- Hediye mi?
- Sayılır.
Keseyi açtı.
İçinden gümüş işlemeli, ince bir at başı kolyesi çıktı.
Leyla'nın gözleri parladı.
- Çok güzel.
Teoman kolyeyi avucuna bıraktı.
- Annemindi.
Leyla'nın yüzündeki mutluluk bir anda ciddiyete dönüştü.
- Teoman...
- Bunu alamam.
- Neden?
- Annenin hatırası.
- O yüzden sana veriyorum.
Leyla gözlerini ondan ayıramadı.
Teoman devam etti:
- Annem...Ömür doğduğunda bu kolyeyi ona bırakacağını söylemişti. Ama Ömür at kulübünü kurduğunda ona başka bir şey verdik.
- Bu bende kaldı.
Leyla kolyeye baktı.
- Neden bana?
Teoman birkaç saniye sustu.
Sonra artık duygularını saklamadan konuştu:
- Çünkü annem yaşasaydı...Seni tanımasını isterdim.
Leyla'nın gözleri doldu.
- Beni sever miydi?
Teoman'ın yüzünde yumuşak bir tebessüm oluştu.
- Seni gördüğü ilk gün...Benden önce severdi.
Leyla gülümseyerek ağladı.
Teoman kolyeyi elinden aldı.
- İzin verir misin?
Leyla arkasını döndü.
Teoman kolyeyi boynuna taktı.
Parmakları ense hizasında birkaç saniye kaldı.
Leyla kolyeye dokundu.
- Sana bir şey söyleyeceğim.
- Söyle.
Leyla ona döndü.
- Ben de artık beklemek istemiyorum.
Teoman'ın bakışları derinleşti.
- Ne demek istiyorsun?
- Hızır'la konuş.
- Beni iste.
Teoman'ın dudaklarında belli belirsiz bir tebessüm oluştu.
- Bu bir emir mi?
Leyla başını iki yana salladı.
- Bu kez rica.
- Sen ricayı ne zaman öğrendin?
- Senden.
Teoman ellerini beline koydu.
- Ben bugün konuşacaktım zaten.
Leyla şaşırdı.
- Gerçekten mi?
- Evet.
- Neden söylemedin?
- Sürpriz yapmak istedim.
Leyla güldü.
- Teoman Façalı sürpriz yapıyor.
- Çok mu garip?
- Biraz.
Teoman onu kendine çekti.
- Alışırsın.
Leyla başını göğsüne yasladı.
- Ben sana çoktan alıştım.
Teoman saçlarını öptü.
- O zaman...
Bu akşam Hızır'la konuşacağım.
Leyla başını kaldırdı.
- Tek başına mı?
- Hayır.
- Haşmet de gelecek.
Leyla hafifçe güldü.
- Aynı anda iki kardeş istemek...
Hızır'ın işi zor.
Teoman ciddi bir sesle cevap verdi:
- Bizimki daha zor.
- Neden?
- Hızır'ın karşısında oturacağız.
Leyla kahkaha attı.
- Korkuyorsun.
Teoman kaşını kaldırdı.
- Ben Hızır'dan korkmam.
- Ama?
Teoman elini onun yanağına koydu.
- Hayır cevabını duymaktan hoşlanmam.
Leyla gözlerinin içine baktı.
- Benim cevabım belli.
- Geri kalanı halledersiniz.
Boğaz Kıyısı
Haşmet ile Emine artık aynı yerde buluşmak için birbirlerini aramıyordu.
Akşam olduğunda...
İkisi de kendiliğinden oraya geliyordu.
Bu kez Haşmet önce gelmişti.
Aracının bagajına yaslanmış...
Elinde küçük, siyah bir kutu tutuyordu.
Emine yaklaşırken kutuyu fark etti.
- Bu nedir?
Haşmet hemen cebine koydu.
- Bir şey değil.
Emine kaşını kaldırdı.
- Sen benden bir şey mi saklıyorsun?
- Şimdilik.
- Hiç sevmem.
- Biraz sabret.
Emine yanına durdu.
- Ne kadar?
- Bu akşama kadar.
- Bu akşam ne olacak?
Haşmet derin bir nefes aldı.
- Hızır'la konuşacağız.
Emine'nin yüzünde yumuşak bir tebessüm oluştu.
- Sen ve Teoman mı?
- Evet.
- Aynı anda mı?
- Aynı evin iki kapısına ayrı ayrı girmeye gerek yok.
Emine kahkaha attı.
- Bizi iş anlaşması gibi istemeye gitmeyin.
Haşmet de hafifçe güldü.
- Benimle Teoman'ı biraz tanıyorsan...
İş anlaşmasından daha ciddi olacağını bilirsin.
Emine ona yaklaştı.
- Heyecanlı mısın?
Haşmet birkaç saniye düşündü.
- Evet.
Emine şaşırdı.
- Bunu bu kadar açık söyleyeceğini beklemiyordum.
- Sana konuşacağıma söz verdim.
- Peki neden heyecanlısın?
Haşmet gözlerini denize çevirdi.
- Ben hayatım boyunca...Birinden bir şey istemedim. Aldım. Kazandım. Gerekirse savaştım.
Sonra Emine'ye döndü.
- Ama seni istemek...Bunların hiçbirine benzemiyor.
Emine'nin gözleri doldu.
- Neden?
- Çünkü seni zorla alamam. Kazanmak için savaş da açamam. Senin kendi isteğinle gelmen gerekir.
Emine elini onun göğsünün üzerine koydu.
- Ben zaten geldim.
Haşmet gözlerini kapatıp elinin üzerine dokundu.

- Biliyorum.
- Ama ailenden de isteyeceğim.
- Hızır'ı ikna etmek zor olabilir.
Haşmet'in yüzünde sakin bir özgüven belirdi.
- Beni tanıyor. Seni nasıl sevdiğimi de görecek.
Emine gülümsedi.
- Nasıl seviyorsun?
Haşmet derin bir nefes aldı.
Bu kez kelimeleri saklamadı.
- Seni düşünmeden karar veremeyecek kadar. Bir yere gittiğimde sana dönmeyi isteyecek kadar. Yanımda olmadığında eksikliğini hissedecek kadar.
Seni kaybetme ihtimaline öfkelenecek...Ama seni kendi korkuma hapsetmeyecek kadar.
Emine'nin gözlerinden yaşlar süzüldü.
Haşmet başparmağıyla yaşını sildi.
- Bu cevap yeter mi?
Emine hafifçe güldü.
- Şimdilik.
- Daha fazlasını da mı istiyorsun?
- Ömür boyu.
Haşmet'in yüzünde derin bir tebessüm oluştu.
- O kadar vaktimiz var.
Çakırbeyli Konağı
Akşam...
Hızır çalışma odasında tek başına oturuyordu.
Masanın üzerinde ne dosya vardı...
Ne silah...
Yalnızca üç fincan kahve hazırlanmıştı.
Kapı çalındı.
- Girin.
Kapı açıldı.
İçeri Teoman ile Haşmet girdi.
İkisi de siyah takım elbiseleri içindeydi.
Hızır ayağa kalktı.
Teoman elini uzattı.
- Müsait misin?
Hızır elini sıktı.
- Sizi bekliyordum.
Haşmet kaşını hafifçe kaldırdı.
- Nereden biliyordun?
Hızır yerine oturdu.
- Bu evde iki kadın sabahtan beri beni görür görmez susuyor. Fazla belli ettiler.
Teoman'ın yüzünde hafif bir tebessüm oluştu.
Üç adam karşılıklı oturdu.

Birkaç saniye kimse konuşmadı.
Hızır kahvesini eline aldı.
- Hanginiz başlayacak?
Teoman, Haşmet'e baktı.
Haşmet de ona döndü.
Hızır kaşını kaldırdı.
- Masa'da konuşurken birbirinize bakmıyorsunuz. Şimdi ne oldu?
Teoman derin bir nefes aldı.
- Ben başlayayım.
Hızır başıyla onayladı.
Teoman doğrudan gözlerinin içine baktı.
- Leyla'yı seviyorum.
Hızır'ın yüzü değişmedi.
- Biliyorum.
- Onunla evlenmek istiyorum.
- Onu da biliyorum.
Teoman hafifçe kaşlarını çattı.
- O zaman işimiz kolay.
Hızır kahvesinden bir yudum aldı.
- Daha hiçbir şey söylemedim.
Haşmet gülümsemesini sakladı.
Teoman ciddi bir şekilde devam etti:
- Leyla'yı koruyacağımı söylemeyeceğim.
Hızır'ın bakışları sertleşti.
Teoman devam etti:
- Çünkü o korunmaya muhtaç biri değil. Ama başına gelecek her şeyde yanında olacağım. Kararlarına saygı duyacağım. Onu ailemden ayrı görmeyeceğim. Ağladığında susturmaya değil...Neden ağladığını anlamaya çalışacağım.
Hızır sessizce dinledi.
- Bir gün seninle benim aramda kalırsa?
Teoman hiç düşünmedi.
- Arada bırakmam.
- Nasıl?
- Sen onun ağabeyisin. Ben de eşi olacağım. İkinizden birini seçmek zorunda kalacağı bir hayat kurmam.
Hızır başını hafifçe salladı.
Sonra gözlerini Haşmet'e çevirdi.
- Sen?
Haşmet arkasına yaslanmadı.
Dimdik oturuyordu.
- Emine'yi seviyorum.
Hızır'ın kaşı hafifçe kalktı.
- Bunu senden duymak ilginç.
Haşmet'in dudaklarında belli belirsiz bir tebessüm oluştu.
- Ben de alışmaya çalışıyorum.
Hızır gülmemek için yüzünü ciddileştirdi.
- Devam et.
- Onunla evlenmek istiyorum. Hayatımın içinde değil...Hayatımın tamamında olsun istiyorum.
Hızır doğrudan sordu:
- Emine sana karşı susmaz.
- Susmasını istemem.
- İşlerine karışır.
- Haklıysa dinlerim.
- Haksızsa?
Haşmet kısa bir nefes aldı.
- Yine dinlerim. Sonra neden haksız olduğunu anlatırım.
Teoman hafifçe gülümsedi.
Hızır gözlerini kıstı.
- Bu kadar sabırlı mısın?
- Emine'nin yanında...Olmaya çalışırım.
Hızır birkaç saniye sustu.
Sonra ayağa kalktı.
Pencerenin önüne yürüdü.
Teoman ile Haşmet birbirlerine bakmadı.
Sadece beklediler.
Hızır bahçede yürüyen Emine ile Leyla'yı görüyordu.
İki kadın...
Sanki çalışma odasında ne konuşulduğunu duymaya çalışır gibi sık sık pencereye bakıyordu.
Hızır arkasını dönmeden konuştu:
- Babam öldüğünde...Emine yanımda kaldı. Herkes bana güçlü olmamı söylerken...O benim korkmama izin verdi. Leyla ise...Bu evin neşesiydi. Ne kadar karanlık gün yaşarsak yaşayalım...Bir şekilde bizi güldürürdü.
Sonra ağır ağır döndü.
- Ben onları kaybetmek istemiyorum.
Teoman ayağa kalktı.
- Kaybetmeyeceksin.
Haşmet de onun yanında durdu.
- Ailen büyüyecek.
Hızır ikisine baktı.
- Siz de aynı şeyi Ömür için yaşadınız.
Teoman başını salladı.
- O yüzden buradayız.
Haşmet sakin bir sesle ekledi:
- Kardeş vermenin ne kadar zor olduğunu artık biliyoruz. Ama doğru adama verdiğinde...Kaybetmediğini de.
Hızır birkaç saniye sustu.
Sonunda Teoman'ın karşısına geçti.
- Leyla sana emanet değil.
Teoman'ın yüzünde hafif bir tebessüm oluştu.
- Ben de aynısını İlyas'a söyledim o senin kardeşin olarak kalacak. Benim de eşim olacak.
Hızır elini uzattı.
- O zaman...Sözümü aldıktan sonra usulüyle gelirsin.
Teoman elini sıktı.
- Gelirim.
Hızır Haşmet'e döndü.
- Emine'ye bir gün kendini yalnız hissettirirsen...
Haşmet sözünü kesti:
- Önce kendi hesabımı keserim.
Hızır kaşını kaldırdı.
- Ben söyleyecektim.
Haşmet ilk kez rahatça gülümsedi.
- Tahmin ettim.
Hızır ona da elini uzattı.
- Usulüyle gel.
Haşmet elini sıktı.
- Geleceğim.
Üç adamın arasında kısa bir sessizlik oldu.
Sonra Hızır derin bir nefes aldı.
- Bir ay içinde...
İki kız kardeşimi birden istemeye geleceksiniz.
Teoman gülümsedi.
- Kalabalık gelmeyiz.
Hızır'ın dudaklarında hafif bir tebessüm oluştu.
- Bu kez kalabalık gelebilirsiniz.
Çalışma Odasının Dışı
Emine ile Leyla kapının birkaç metre ilerisinde bekliyordu.
Kapı açıldığında ikisi de aynı anda ayağa kalktı.
Teoman ile Haşmet dışarı çıktı.
Yüzlerindeki ifadeden hiçbir şey anlaşılmıyordu.
Leyla sabırsızlıkla Teoman'a yaklaştı.
- Ne oldu?
Teoman ciddi görünmeye çalıştı.
- Hızır düşünüyor.
Leyla'nın yüzü düştü.
- Ne demek düşünüyor?
Emine de Haşmet'e döndü.
- Gerçekten mi?
Haşmet başını salladı.
- Biraz zamana ihtiyacı varmış.
Emine'nin kaşları çatıldı.
- Ben konuşacağım.
Tam çalışma odasının kapısına yöneldiği sırada...
İçeriden Hızır'ın sesi geldi:
- İkiniz de durun.
Emine ile Leyla kapıda kaldı.
Hızır dışarı çıktı.
Yüzündeki sert ifade birkaç saniye sürdü.
Sonra kardeşlerine baktı.
- O kadar sabırsızsanız...Hazırlıklarınızı yapın.
Leyla'nın gözleri büyüdü.
- Yani?
Hızır başını Teoman'a doğru çevirdi.
- Usulüyle gelecek.
Sonra Emine'ye baktı.
- Haşmet de.
İki kadının yüzü aynı anda aydınlandı.
Leyla sevinçle Hızır'a sarıldı.
- Abi!
Hızır dengesini korumaya çalıştı.
- Yavaş.
Emine de ağabeyine sarıldı.
- Teşekkür ederim.
Hızır ikisini kollarının arasına aldı.
- Sizi mutlu gördüğüm sürece...ben de mutluyum.
Leyla başını kaldırdı.
- Onları zorladın mı?
Hızır Teoman ile Haşmet'e baktı.
- Biraz.
Haşmet sakin bir sesle konuştu:
- Biraz değildi.
Hızır'ın yüzünde ilk kez açık bir tebessüm oluştu.
- Daha kız isteme kahvesini içmedin.
Haşmet kaşını kaldırdı.
Emine hemen gülümsedi.
- Ben tuzu şimdiden hazırladım.
Haşmet ona baktı.
- Kahveyi içmeden de evlenebiliriz.
Teoman kahkaha attı.
Leyla da gülerek koluna girdi.
Çakırbeyli Konağı'nın koridorlarında uzun zamandır ilk kez...
Bir gelecekten korkmadan konuşuluyordu.
Façalı Konağı
Gece geç saatlerde...
Teoman ile Haşmet konağa döndüğünde...
Behzat salonda onları bekliyordu.
Üzerinde pijaması...
Omzunda sıcak su torbası vardı.
Ömür de koltuğun diğer tarafında oturuyordu.
Behzat ikisini görünce doğruldu.
- Ne oldu?
Teoman ceketini çıkardı.
- Neden uyumadın?
- Konuyu değiştirme.
Haşmet koltuğa oturdu.
- İzin verdi.
Ömür sevinçle ayağa kalktı.
- Gerçekten mi?
Teoman başını salladı.
- Gerçekten.
Ömür önce Teoman'a...
Sonra Haşmet'e sarıldı.
- Çok sevindim.
Behzat yastığı arkasına yerleştirdi.
- Ben demiştim.
Haşmet ona baktı.
- Neyi?
- Bu ailede herkes evlenecek.
Teoman kaşını kaldırdı.
- Sen hariç.
Behzat rahatça arkasına yaslandı.
- Ben zaten en mutlu adamım.
Ömür gülümsedi.
- Sana da birini buluruz.
Behzat yüzünü buruşturdu.
- Ben atlarla yaşayacağım.
Haşmet sakin bir sesle konuştu:
- Önce omzunu iyileştir. Sonra kulübün yanına ev yaparsın.
Behzat bir an durdu.
- Aslında...Kötü fikir değil.
Teoman gülümsedi.
- Ev yap. At kulübünü de büyütürüz.
Ömür heyecanla yanına oturdu.
- Gerçekten mi?
Behzat gözlerini kulübün planlarını görüyormuş gibi uzaklara çevirdi.
- Büyük bir ahır... Çocuklar için ayrı eğitim alanı... Yaralı atlar için bakım bölümü... Teoman abinin istediği gibi.
Teoman'ın yüzündeki ifade yumuşadı.
- Ben ne istemiştim?
Behzat ona baktı.
- Ailemizin silahla değil...İyilikle de anılacağı bir yer.
Teoman birkaç saniye konuşamadı.
Sonra kardeşinin sağlam omzuna dokundu.
- Yapacağız.
Behzat gülümsedi.
- O zaman benim de geleceğim belli.
Haşmet sordu:
- Nasıl?
Behzat cevap verdi:
- Sizin evlerinizin yanında bir ev. Yanında at kulübü. Hem işime bakacağım...Hem çocuklara...Hem atlara.
Ömür hafifçe güldü.
- Aşk hayatı?
Behzat başını iki yana salladı.
- Bana göre değilmiş.
Teoman kaşını kaldırdı.
- Daha başlamadan nasıl anladın?
Behzat rahatça cevap verdi:
- Sizi görünce.
Salonda kahkahalar yükseldi.
Haşmet başını iki yana salladı.
- Fazla iyileştin sen.
Behzat gözlerini kapatıp koltuğa yaslandı.
- Benim masalım...Bu aileymiş.
Kimse o an...
Behzat'ın söylediği bu cümleyi sıradan bir şaka olarak görmedi.
Çünkü gerçekten de...
Onun mutluluğu kendisi için bir hayat kurmak değil...
Sevdiği insanların hayatını kurarken yanlarında durmaktı.
Eski Fabrika
Aynı gece...
Gölge'nin önündeki ekrana yeni fotoğraflar yansıtıldı.
Teoman ile Leyla...
Haşmet ile Emine...
İlyas ile Ömür...
Behzat ise Façalı Konağı'nın salonunda kardeşleriyle birlikteydi.
Yanındaki adam rapor verdi:
- Hızır izin verdi.
- İki kız isteme daha yapılacak.
- İlyas işi bırakmaya hazırlanıyor.
- Bir süre sonra Ömür'le yurt dışına çıkabilirler.
Gölge'nin yüzündeki ifade değişmedi.
- Ne kadar süre?
- Henüz belli değil.
Gölge Behzat'ın yeni planlarını içeren dosyaya baktı.
At kulübünün büyütüleceği arazi...
Yapılacak ev...
Güvenlik krokileri...
Hepsi dosyanın içindeydi.
Yanındaki adam sordu:
- Behzat'ı yeniden mi hedef alacağız?
Gölge başını iki yana salladı.
- Hayır.
- Onun kanı istediğimiz bağı kurdu.
- Şimdi yaşaması daha faydalı.
Adam diğer fotoğraflara baktı.
- O zaman hedef kim?
Gölge yavaşça Teoman ile Leyla'nın fotoğrafını eline aldı.
Uzun süre ikisine baktı.
Sonra fotoğrafı masaya bıraktı.
- Henüz hiçbiri.
- Birkaç ay daha bekleyeceğiz.
Adam şaşkınlıkla sordu:
- Neden?
Gölge gözlerini ekrandaki mutlu yüzlerden ayırmadı.
- Çünkü masal...
Henüz en güzel yerine gelmedi.
- Sonu acı olacaksa...
Başlangıcı unutulmayacak kadar güzel olmalı.
Odanın ışıkları söndü.
Ve İstanbul'un iki konağında...
İnsanlar geleceklerini kurarken...
Karanlık da onların sonlarını yazmaya devam etti.


Комментарии