4 страницаОпубликовано: 11.08.2026. 18:24
30

Озвучивание не поддерживается в этом браузере

4. BÖLÜM İlk Hamle


İstanbul...

Bazı savaşlar ilk kurşunla başlamazdı.

İlk yalanla başlardı.

Ve o yalan...

Doğru insanlara ulaştığında artık gerçeğin hiçbir önemi kalmazdı.

Şehrin dört bir yanında aynı fısıltı dolaşıyordu.

"Façalılarla Çakırbeylilerin arası açıldı."

"Yakında kan dökülecek."

"Masa bu işi çözecek."

Ama hiç kimse...

Bu sözleri ilk çıkaranın kim olduğunu bilmiyordu.

Façalı Konağı

Sabah saat dokuz...

Teoman çalışma odasında oturuyordu.

cbffc453774407935bad5e57d25b1e26.jpg

Masanın üzerinde İstanbul haritası yine açıktı.

Kapı çalındı.

- Gir.

İçeri Haşmet girdi.

Elindeki ince dosyayı masaya bıraktı.

Teoman dosyaya baktı.

- Eski depo?

Haşmet başını salladı.

- Evet.

- Orası yıllardır kullanılmıyor diye biliyorum.

- Birileri son birkaç aydır kullanmış.

Teoman dosyayı açtı.

İçinde fotoğraflar vardı.

Kırılan kamera...

Duvar izi...

Ayakkabı izleri...

Sigara izmariti...

Hepsini tek tek inceledi.

- Sonuç?

Haşmet pencereye yürüdü.

- Sonuç şu...bizi izleyen adam...Bizim sandığımızdan daha sabırlı.

Teoman dosyayı kapattı.

- Sabırlı insanlar...Hata yapınca büyük hata yapar.

Haşmet başını çevirdi.

- O günü bekleyeceğiz demek.

Kapı yeniden çaldı.

Behzat içeri girdi.

Yüzünde alışılmış rahatlık yoktu.

- Abi...Kulübe gelen adamı bulamadık.
Sahte plaka kullanmış.

Haşmet'in yüzü değişmedi.

Sadece tek cümle söyledi.

- Beklediğim gibi.

Behzat kaşlarını çattı.

- Nasıl bu kadar sakin kalabiliyorsun?

Haşmet kardeşine baktı.

- Sinirlenirsem...onların istediğini yaparım.

53f92ee4bce8b44ef1def1c483a49dfe.jpg

Façalı At Kulübü

Ömür, sabah dersini bitirmişti.

Çocuklar tek tek aileleriyle birlikte kulüpten ayrılıyordu.

Kulüp yeniden sessizleşmişti.

Ahırın önünde duran yaşlı seyis yanına geldi.

- Kızım...

Bugün Kara çok huzursuz.

Ömür hemen ahıra yöneldi.

Kara sürekli aynı tarafa bakıyordu.

Kulübün arka tarafındaki ormanlık alana...

Ömür elini atın boynuna koydu.

- Ne oldu sana?

At yerinde duramıyordu.

Seyis usulca konuştu.

- Hayvanlar boşuna ürkmez.

Ömür istemsizce ormana baktı.

Ağaçların arasında...

Sanki biri vardı.

Ama göz kırptığı anda...

Hiçbir şey kalmamıştı.

Çakırbeyli Konağı

İlyas kahvaltısını yeni bitirmişti.

Telefonu çaldı.

Arayan...

Çiftliğin güvenlik sorumlusuydu.

- Buyur.

Karşı taraftaki adam telaşlıydı.

- İlyas Abi...Dün gelen yaşlı adamın aracını bulduk.

İlyas ayağa kalktı.

- Nerede?

- Esenyurt'ta terk edilmiş halde.

İlyas hiç düşünmeden ceketini aldı.

Tam kapıya yönelirken Hızır salona girdi.

- Nereye?

- Dünkü adamın peşine.

Hızır birkaç saniye düşündü.

- Yalnız gitmiyorsun.

İlyas gülümsedi.

- Zaten öyle bir niyetim yoktu.

Tam o sırada Leyla merdivenlerden indi.

İkisini görünce durdu.

- Yine mi çıkıyorsunuz?

İlyas hafifçe gülümsedi.

- Merak etme, akşama döneriz.

Leyla başını salladı.

İçinden geçen huzursuzluk ise gitmiyordu.

Aynı Saatlerde...

İstanbul'un başka bir ucunda...

Eski fabrikanın içinde...

Karanlık odada aynı adam pencerenin önünde duruyordu.

Kapı açıldı.

İçeri siyah takım elbiseli genç biri girdi.

Başını eğdi.

- Reis...

Façalılar depoyu buldu.

Adam arkasını dönmedi.

- Biliyorum.

- Çakırbeyliler de yaşlı adamın peşine düştü.

Adam hafifçe gülümsedi.

- Güzel.

Genç adam şaşkınlıkla sordu.

- Plan bozulmadı mı?

Adam yavaşça arkasını döndü.

İlk kez yüzünün sadece çene kısmı görünüyordu.

- Hayır.

- Plan...

Şimdi başlıyor.

Masanın üzerine iki zarf bıraktı.

Birinin üzerinde...

Façalı

Diğerinin üzerinde...

Çakırbeyli

Genç adam zarflara baktı.

- Bunlar ne?

Adam sakin bir sesle cevap verdi.

- Bugün...

İki aile de aynı mektubu alacak.

- Ve birbirlerine bir adım daha yaklaşacaklar.

- Ama...

Düşman olarak.

Kameranın önünde duran satranç tahtasında siyah vezir yavaşça hareket ettirildi.

Oyun...

Artık gerçekten başlamıştı.

Sabahın üzerinden henüz iki saat geçmişti.

İstanbul, her zamanki telaşıyla yaşamaya devam ediyordu.

Ama şehrin iki ayrı noktasında...

Aynı anda iki siyah motosiklet durdu.

Sürücülerin yüzü kaskla kapalıydı.

Ne konuşuyorlardı...

Ne de etrafa bakıyorlardı.

Biri Façalı Konağı'nın demir kapısına yaklaştı.

Diğeri...

Çakırbeyli Konağı'nın.

İkisi de ceplerinden siyah bir zarf çıkardı.

Kapının önüne bıraktılar.

Ve geldikleri hızla gözden kayboldular.

Façalı Konağı

Kapıdaki güvenlik görevlisi zarfı fark edince hemen içeri haber verdi.

Birkaç dakika sonra zarf Teoman'ın masasındaydı.

Odada yalnızca üç kardeş vardı.

Teoman...

Haşmet...

Behzat...

Behzat zarfı eline aldı.

Üzerinde tek bir cümle yazıyordu.

"Sadece Teoman Façalı açabilir."

Behzat kaşlarını çattı.

- Oyun oynuyorlar.

Teoman sakince zarfı açtı.

İçinden tek bir fotoğraf çıktı.

Fotoğrafta...

Gece karanlığında çekilmiş eski bir liman görüntüsü vardı.

Arkasında ise kırmızı kalemle tek cümle yazılmıştı.

«"Düşmanın sandığın kişi değildir."»

Odanın içinde sessizlik oluştu.

Behzat ilk konuşan oldu.

- Bu ne demek şimdi?

Teoman fotoğrafı Haşmet'e uzattı.

Haşmet uzun süre baktı.

Fotoğrafın köşesinde küçücük bir ayrıntı dikkatini çekti.

Limanın girişindeki güvenlik kulübesinin camında...

Siyah montlu bir adamın silueti görünüyordu.

Ama...

Ne polis raporunda...

Ne de olay yeri fotoğraflarında...

Bu adamdan bahsediliyordu.

Haşmet yavaşça fotoğrafı masaya bıraktı.

- Bizi oraya çağırıyor.

Behzat şaşırdı.

- Kim?

Haşmet gözlerini fotoğraftan ayırmadan cevap verdi.

- Oyunu kuran.

Çakırbeyli Konağı

Aynı dakikalarda...

Hızır da önüne bırakılan siyah zarfı açıyordu.

İçinden çıkan fotoğraf...

Façalı Konağı'na gelen fotoğrafın aynısıydı.

Arkası çevrildi.

Aynı cümle...

«"Düşmanın sandığın kişi değildir."»

İlyas fotoğrafa dikkatlice baktı.

- Biri bizimle oynuyor.

Hızır sessizdi.

Emine fotoğrafı eline aldı.

Bir süre inceledi.

Sonra yavaşça konuştu.

- Bu fotoğraf...

Olay gecesi çekilmiş.

Leyla şaşkınlıkla sordu.

- Nereden anladın?

Emine pencereyi gösterdi.

- Gölgeden.Ayın konumu farklı. Bu kare...

Polis gelmeden önce çekilmiş.

Salondaki herkes aynı anda Emine'ye baktı.

İlyas düşünceli bir sesle konuştu.

- Demek ki...

Fotoğrafı gönderen kişi...

O gece oradaydı.

Façalı At Kulübü

77a4c641550abc12ab6c2c3081d07b95.jpg

Ömür, kulübün arka tarafındaki padokta taylarla ilgileniyordu.

Kara ise yine huzursuzdu.

Bir türlü sakinleşmiyordu.

Yaşlı seyis yaklaştı.

- Kızım...

Bu at bugün üçüncü kez aynı yere bakıyor.

Ömür gözlerini kaldırdı.

Ormanlık alan...

Rüzgâr dalları hafifçe sallıyordu.

Bir an...

Siyah bir gölge gördüğünü sandı.

Hemen birkaç adım attı.

Ama yaklaştığında...

Hiç kimse yoktu.

Tam geri dönecekken yerde ezilmiş bir sigara izmariti dikkatini çekti.

Eldivenini giyip yerden aldı.

Kaşları hafifçe çatıldı.

Çünkü kulübün içinde sigara içmek kesinlikle yasaktı.

Ve bu izmarit...

Dışarıdan gelen birine aitti.

Aynı Saatlerde

Eski fabrikanın içinde...

Maskeli genç adam yeniden konuştu.

- Reis...

İki aile de mektupları aldı.

Adam satranç tahtasına baktı.

İki taşı birbirine yaklaştırdı.

- Güzel...

Genç adam merakla sordu.

- Sıradaki hamle ne?

Adam yavaşça gülümsedi.

- Artık...

Onların yollarını kesiştirme zamanı.

İlk kez masanın üzerindeki dosyalardan biri açıldı.

Dosyanın kapağında tek bir kelime yazıyordu.

MASA

Adam dosyayı kapatırken alçak bir sesle konuştu.

- İstanbul'un en büyük savaşı...

Bir toplantıyla başlayacak.

Комментарии

0 / 5000 символов
Пока нет комментариев. Будьте первым!