5 страницаОпубликовано: 11.08.2026. 18:26
30

Озвучивание не поддерживается в этом браузере

5. BÖLÜM Masa Kuruluyor

İstanbul...

Yeraltı dünyasında yazılmamış kurallar vardı.

O kurallardan biri herkes tarafından bilinirdi.

"Masa çağırıyorsa... gidilir."

İster dost ol...

İster düşman...

İster haklı ol...

İster haksız...

Masa'nın sözü, İstanbul'un birçok yerinde kurşundan daha ağırdı.

Ama herkes aynı şeyi bilmezdi.

Masa...

Bazen barışı kurardı.

Bazen de savaşın ilk cümlesini söylerdi.

Façalı Konağı

Sabahın erken saatleriydi.

Hasan Amca, kahvaltı masasını hazırlarken konağın önünde siyah bir araç durdu.

Araçtan ellili yaşlarında, takım elbiseli bir adam indi.

Silahsızdı.

Üzerinde hiçbir ailenin işareti yoktu.

Kapıya kadar yürüdü.

Koruma önünü kesti.

- Buyurun.

Adam cebinden mühürlü bir zarf çıkardı.

- Façalı Ailesi'ne. Masa'dan.

Koruma tek kelime etmeden zarfı aldı.

Adam arkasını döndü.

Ne ismini söyledi...

Ne de başka bir şey.

Sadece geldiği araca binip uzaklaştı.

Birkaç dakika sonra...

Zarf Teoman'ın masasındaydı.

Odada dört kardeş vardı.

Teoman...

Haşmet...

Behzat...

Ömür...

Teoman mührü dikkatlice inceledi.

Kırılmamıştı.

Yavaşça açtı.

İçinden kalın, krem renkli bir davetiye çıktı.

Yalnızca birkaç satır yazıyordu.

«İstanbul Masası, üç gün sonra toplanacaktır.Liman saldırısı görüşülecektir. İlgili tarafların hazır bulunması zorunludur.»

Oda sessizleşti.

Behzat ilk konuştu.

- Demek sonunda.

Haşmet davetiyeyi eline aldı.

Satırları tekrar okudu.

Sonra masaya bıraktı.

- Bekliyordum.

Ömür merakla ağabeylerine baktı.

- Gidecek misiniz?

Teoman cevap verdi.

- Gideceğiz.

- Gitmezsek...Suçlamayı kabul etmiş oluruz.

Behzat hafifçe gülümsedi.

- Gitsek de suçlayacaklar.

Haşmet ilk kez söze girdi.

- Bırak suçlasınlar, biz oraya kendimizi savunmaya değil. Gerçeği aramaya gidiyoruz.

Teoman kardeşine baktı.

Haşmet'in gözlerinde öfke yoktu.

Sadece kararlılık vardı.

Çakırbeyli Konağı

Neredeyse aynı dakikalarda...

Aynı zarf...

Bu kez Çakırbeyli Konağı'nın kapısından içeri giriyordu.

Salonun ortasında Hızır, İlyas, Emine ve Leyla oturuyordu.

Zarf açıldı.

Davetiye sessizce okundu.

İlyas derin bir nefes aldı.

- Demek Masa toplandı.

Hızır başını salladı.

- Toplanacaktı zaten.

Leyla sessizce ağabeyini izliyordu.

Çocukluğundan beri Hızır'ın yüzünü okumayı öğrenmişti.

Bugün...

Yüzünde yalnızca öfke yoktu.

Yorgunluk da vardı.

Emine davetiyeyi tekrar eline aldı.

- Üç gün...

Hızır ona baktı.

- Evet.

Emine düşünceliydi.

- Üç gün...

Gerçeği bulmak için hâlâ zamanımız var.

İlyas da aynı fikirdeydi.

- O masaya elimiz boş gitmemeliyiz.

Hızır ağır ağır ayağa kalktı.

- O masaya, ne biliyorsak onunla gideceğiz. Ne eksik...ne de fazla.

Façalı At Kulübü

Ömür, kulübün ofisinde evraklarla ilgilenirken kapı çalındı.

İçeri yaşlı seyis girdi.

- Kızım...Sana bir şey göstereceğim.

Ömür merakla ayağa kalktı.

Birlikte kulübün arka tarafına yürüdüler.

Seyis yere eğildi.

Toprakta hâlâ duran ayak izlerini gösterdi.

- Dün gece bunlar yoktu.

Ömür dikkatlice baktı.

İki farklı iz...

Ve biri...

Sanki uzun süre aynı yerde durmuştu.

Tam kulübün ofisini görecek noktada.

Ömür istemsizce ürperdi.

Çakırbeyli At Çiftliği

Leyla, Kara'yı açık alanda yürütüyordu.

At yine aynı yöne bakıyordu.

Ormanın içine...

Leyla dizginleri hafifçe gevşetti.

- Ne var orada?

Tam o sırada...

Uzakta bir dal kırıldı.

Leyla başını çevirdi.

Kimseyi göremedi.

Ama Kara bir adım bile ileri gitmedi.

Sanki...

Görünmeyen bir tehlikeyi hissediyordu.

Leyla atının boynunu okşadı.

- Tamam...gidiyoruz.

At bu kez hiç direnmeden geri döndü.

Fakat ağaçların arasındaki gölge...

Onlar uzaklaşana kadar yerinden kıpırdamadı.

Aynı Gece...

Eski fabrikanın loş odasında...

Satranç tahtasının başındaki adam önündeki dosyaları kapattı.

Genç yardımcısı sessizce bekliyordu.

- Reis...

Üç gün sonra Masa kuruluyor.

Adam satranç tahtasındaki iki taşı yan yana getirdi.

Biri siyah...

Biri beyaz...

- Hayır.

dedi sakin bir sesle.

- Üç gün sonra...

Masa kurulmayacak.

Genç adam şaşkınlıkla baktı.

- Nasıl yani?

Adam hafifçe gülümsedi.

- Üç gün sonra...

İstanbul'un kaderi kurulacak.

Ve o kader...

Bir cümleyle değişecek.

Odanın içinde yeniden sessizlik oldu.

Uzaktaki duvar saatinin tik tak sesleri duyuluyordu.

Zaman...

Hem Façalılar...

Hem de Çakırbeyliler için...

Hiç olmadığı kadar hızlı akıyordu.

Gece...

Façalı Konağı'nın bahçesinde yalnızca güvenlik lambaları yanıyordu.

Nöbet değişimi yapılmıştı.

Kapıdaki adamlar, her zamankinden daha dikkatliydi.

Çünkü artık herkes aynı şeyi hissediyordu.

Birileri...

Onları izliyordu.

Façalı Konağı

Teoman çalışma odasında tek başınaydı.

Masanın üzerindeki Masa davetiyesi hâlâ açıktı.

Kapı çalındı.

- Gir.

İçeri Haşmet girdi.

Elinde ince siyah bir klasör vardı.

Masaya bıraktı.

- Nedir bu?

Teoman klasörü açtı.

İçinde son iki günde toplanan bilgiler vardı.

Depolar...

At kulübü...

Eski liman...

Şüpheli araçlar...

İsimsiz telefonlar...

Hepsi tek tek not edilmişti.

Teoman sayfaları çevirirken durdu.

- Aynı araç...Üç farklı yerde görülmüş.

Haşmet başını salladı.

- Plakalar farklı. Araç aynı. Boyası yeni atılmış. Şasi numarası kazınmış.

Teoman dosyayı kapattı.

- Profesyoneller.

Haşmet pencereye yürüdü.

- Evet. Ama profesyonellerin de bir alışkanlığı vardır.
Kendilerine fazla güvenirler.

Teoman kardeşine baktı.

- Sen ne yapmayı düşünüyorsun?

Haşmet birkaç saniye sustu.

Sonra döndü.

- Bırak bizi izlemeye devam etsinler.

- İnsan. Avını izlerken. Kendi yerini belli eder.

Bahçe

Behzat, korumalarla konuşuyordu.

- Nöbetler ikişer saat olacak. Kimse tek başına dolaşmayacak.

Genç korumalardan biri sordu.

- Behzat Abi...Gerçekten saldırı bekliyor musunuz?

Behzat hafifçe gülümsedi.

- Hayır. Daha kötüsünü bekliyorum.

Genç adam şaşırdı.

- Neyi?

Behzat'ın yüzündeki gülümseme kayboldu.

- Sessizliği.

Çakırbeyli Konağı

Emine mutfakta çay hazırlıyordu.

Leyla pencerenin önünde oturmuş kitabını açmıştı.

Fakat aynı sayfayı dakikalardır okuyordu.

Emine bunu fark etti.

- Hiç çevirmedin.

Leyla başını kaldırdı.

- Ne?

- Sayfayı diyoum...beş dakikadır aynı yerdesin.

Leyla kitabı kapattı.

- Aklım başka yerde.

Emine tepsiyi alıp salona geçti.

- At çiftliğindeki adam mı?

Leyla başını salladı.

- Evet, ama sadece o değil, son günlerde...Sanki biri sürekli bizi izliyor.

Emine çayı önüne koydu.

- Aynı hissi ben de yaşıyorum.

Tam o sırada İlyas içeri girdi.

Elindeki dosyayı masaya bıraktı.

- Adamı bulamadık.

Emine sordu.

- Hiç mi iz yok?

İlyas başını iki yana salladı.

- Araç sahte.

- Kimlik sahte.

- Adres sahte.

Hızır da salona girdi.

Son cümleyi duymuştu.

Ceketini sandalyeye bıraktı.

- Demek ki...Karşımızdaki adam sıradan biri değil.

Façalı At Kulübü

Ömür akşam son kez ahırları kontrol ediyordu.

Atlar sakinleşmişti.

Yalnız Kara yine kapıya bakıyordu.

Yaşlı seyis sessizce yanına geldi.

- Kızım...Ben kırk yıldır at bakıyorum.
Böyle huzursuzluğu...Sadece depremden önce gördüm.

Ömür gülümsedi.

- İnşallah sadece rüzgârdandır.

Tam o sırada kulübün güvenlik kamerasından kısa bir uyarı sesi geldi.

Görevli koşarak geldi.

- Hanımefendi!

Ömür döndü.

- Ne oldu?

- Arka taraftaki kamera...Bir anlığına kapandı.

Behzat'ın sabahki sözleri aklına geldi.

Ömür hiç beklemeden yürümeye başladı.

- Kimse tek başına gelmesin. Hep birlikte bakalım.

Aynı Saatlerde...

Eski fabrikanın içinde...

Genç adam elindeki dosyaları masaya bıraktı.

- Reis...

Façalılar güvenliği artırdı.

- Çakırbeyliler de.

Adam satranç tahtasına baktı.

Bir piyonu eline aldı.

Sonra tahtanın dışına koydu.

- Güzel.

Genç adam anlamadı.

- Neden güzel?

Adam ağır ağır cevap verdi.

- Çünkü korkmaya başladılar.

- Korkan insan...

Daha dikkatli olur.

- Ama...

Daha büyük hata da yapar.

Genç adam sessiz kaldı.

Adam gözlerini İstanbul haritasına çevirdi.

Haritanın tam ortasında tek bir kelime yazıyordu.

MASA

Adam kendi kendine fısıldadı.

- İki gün sonra...

İstanbul'da hiç kimse eskisi gibi olmayacak.

Gece yarısı...

Rüzgâr Boğaz'ın üzerinden sert esiyordu.

İstanbul uyuyor gibi görünüyordu.

Ama şehrin iki büyük konağında da lambalar hâlâ yanıyordu.

Sanki...

Kimse uyursa bir şey kaçıracakmış gibi.

Façalı Konağı

Saat gece bire geliyordu.

Haşmet hâlâ çalışma odasındaydı.

Masanın üzerindeki bütün dosyalar kapanmıştı.

Sadece İstanbul haritası açıktı.

Kapı yavaşça çalındı.

- Gir.

İçeri Teoman girdi.

Elinde iki bardak çay vardı.

Birini kardeşinin önüne bıraktı.

Haşmet hafifçe başını kaldırdı.

- Sen mi getirdin?

Teoman küçük bir tebessüm etti.

- Hasan Amca uyudu.

- Bir gece de biz birbirimize bakalım.

İki kardeş sessizce çaylarından bir yudum aldı.

Odada yalnızca saatin sesi vardı.

Teoman haritaya baktı.

- Bir şey dikkatini çekti mi?

Haşmet hiç düşünmeden cevap verdi.

- Evet. Bizim depomuz...Ömür'ün kulübü...Eski liman...

Parmağıyla üç noktayı gösterdi.

Sonra...

Çakırbeyli Çiftliği'nin olduğu yeri işaretledi.

Teoman kaşlarını çattı.

- Orası neden?

Haşmet gözünü haritadan ayırmadı.

- Bence onları da izliyorlar.

Teoman birkaç saniye sustu.

- Emin misin?

Haşmet başını salladı.

- Emin değilim. Ama hissediyorum.

Teoman kardeşini uzun uzun izledi.

Yıllardır biliyordu.

Haşmet'in hisleri...

Çoğu zaman delilden önce gelirdi.

Ve neredeyse hiç yanılmazdı.

Çakırbeyli Konağı

Emine odasının balkonuna çıkmıştı.

Elindeki fincandan yükselen çay buharı geceye karışıyordu.

Aşağıda bahçede Hızır yürüyordu.

Dalgındı.

Emine merdivenlerden indi.

Bahçeye çıktı.

Hızır onu görünce durdu.

- Uyuyamadın mı?

Emine hafifçe gülümsedi.

- Sen de uyumuyorsun.

İkisi yan yana yürümeye başladı.

Sessizlik...

İkisi arasında hiçbir zaman rahatsız edici olmamıştı.

Emine yavaşça konuştu.

- Çocukken...Bir şey olduğunda babam ne derdi biliyor musun?

Hızır başını çevirdi.

- Ne derdi?

- "Öfkeyle verilen karar...En çok aileni yaralar."

Hızır derin bir nefes aldı.

- Babam bugün yaşasaydı...Bana kızardı.

Emine başını iki yana salladı.

- Hayır. Sana sarılırdı. Çünkü sen hâlâ aileni korumaya çalışıyorsun.

Hızır cevap vermedi.

Sadece gökyüzüne baktı.

Belki de uzun zamandır ilk kez...

İçindeki yükü biriyle paylaşmıştı.

Façalı At Kulübü

Ömür ve Behzat güvenlik kameralarını birlikte izliyordu.

Görevli görüntüleri geri sardı.

Saat...

22.47...

Arka kamera bir anda karardı.

Tam sekiz saniye...

Sonra yeniden açıldı.

Behzat öne eğildi.

- Bir daha oynat.

Görüntü tekrar aktı.

Bu kez Haşmet'in öğrettiği gibi...

Detaylara baktılar.

Kamera kararmadan hemen önce...

Ekranın en sağ köşesinde siyah kapüşonlu bir siluet belirdi.

Yüzü görünmüyordu.

Ama...

Sağ elinde siyah deri eldiven vardı.

Sekiz saniye sonra...

Yok olmuştu.

Ömür istemsizce ürperdi.

- Gerçekten bizi izliyorlar.

Behzat hemen telefonunu çıkardı.

- Haşmet abimin bunu görmesi lazım.

Aynı Dakikalarda

Şehrin dışında...

Eski fabrikanın kapısı açıldı.

İçeri iki adam girdi.

Masanın başındaki kişi onları bekliyordu.

- Anlatın.

İlk adam konuştu.

- Façalı Kulübü'ndeki kameraya yakalandık.

Kısa bir sessizlik oldu.

Genç adam korkuyla yere baktı.

Reis'in öfkeleneceğini düşündü.

Ama adam sadece gülümsedi.

- Sorun değil.

İkinci adam şaşırdı.

- Reis?

Adam satranç tahtasına baktı.

Haşmet'i temsil eden siyah taşı eline aldı.

- Haşmet...

İlk kez doğru yere bakmaya başladı.

Taşı yeniden yerine bıraktı.

- O yüzden...

Artık ikinci plana geçiyoruz.

Genç adam sessizce sordu.

- İkinci plan nedir?

Adam yavaşça pencereye yürüdü.

Sırtı dönük şekilde konuştu.

- İnsan...

Düşmanına dokunamadığında...

Onun sevdiklerine yaklaşır.

Odanın içindeki sessizlik ağırlaştı.

Kimse bir şey söylemedi.

Çünkü bu cümle...

Yaklaşan tehlikenin ilk gerçek işaretiydi.

Комментарии

0 / 5000 символов
Пока нет комментариев. Будьте первым!