6 страницаОпубликовано: 11.08.2026. 18:27
20

Озвучивание не поддерживается в этом браузере

6. BÖLÜM Masa

İstanbul...

Bazı kapılar yalnızca davet edilenlere açılırdı.

Bazı masalara ise...

İsteseniz de istemeseniz de otururdunuz.

Çünkü o masa...

Yalnızca insanların değil...

İstanbul'un kaderini de yargılardı.

Sabah

Eski taş konağın önünde siyah araçlar peş peşe duruyordu.

Kapıda ağır silahlı korumalar vardı.

İçeri giren herkes tek tek aranıyor...

Silahlar dışarıda bırakılıyor...

Yalnızca taşıdıkları isimlerle salona giriyorlardı.

Uzun ceviz masa hazırlanmıştı.

Masanın etrafındaki sandalyeler boştu.

Ama odadaki sessizlik bile ağırdı.

Birer birer İstanbul'un büyük ailelerinin reisleri içeri girmeye başladı.

Kimisi selam verdi.

Kimisi yalnızca başını eğdi.

Kimisi ise kimsenin yüzüne bile bakmadı.

Bugünkü toplantının konusu belliydi.

Liman saldırısı.

Kapı yeniden açıldı.

İçeri önce Teoman Façalı girdi.

Arkasından Haşmet...

En son Behzat...

Üç kardeş aynı anda salona adım attı.

Odadaki birçok bakış üzerlerine çevrildi.

Fısıltılar başladı.

- Geldiler...

- Demek daveti kabul etmişler.

- Bakalım ne diyecekler...

Haşmet hiçbir tarafa bakmadı.

Ne sağa...

Ne sola...

Doğruca kendilerine ayrılan yere yürüdü.

Teoman sakin bir ifadeyle sandalyeyi çekti.

Üçü de sessizce oturdu.

Hiçbiri tek kelime etmedi.

Aradan birkaç dakika geçti.

Kapı üçüncü kez açıldı.

İçeri Hızır Çakırbeyli girdi.

Yanında İlyas vardı.

Salondaki hava bir anda değişti.

İki kardeş ağır adımlarla yürüdü.

Hızır'ın bakışları kısa bir anlığına Façalı kardeşlerin bulunduğu tarafa kaydı.

Teoman da aynı anda başını kaldırdı.

İki büyük ailenin reisleri...

İlk kez...

Aynı masada göz göze geldi.

Ne selam verdiler...

Ne de bakışlarını uzun tuttular.

Sadece birbirlerini gördüler.

İlyas otururken göz ucuyla Behzat'a baktı.

Behzat da aynı sakinlikle karşılık verdi.

Henüz hiçbirinin birbirine kişisel bir kini yoktu.

Ama aralarına büyük bir şüphe girmişti.

Salondaki uğultu, baston sesiyle kesildi.

İstanbul Masası'nın en yaşlı reisi içeri girdi.

Herkes ayağa kalktı.

Yaşlı adam masanın başındaki yerine geçti.

Elini kaldırdı.

- Oturun.

Sandalyeler aynı anda yerine çekildi.

Yaşlı reis, masadaki herkesi tek tek süzdü.

Sonra ağır bir ses tonuyla konuşmaya başladı.

- Bugün burada...Bir kavga başlatmak için değil...Bir kavganın önüne geçmek için toplandık.

Kimse sözünü kesmedi.

Kimse başını bile çevirmedi.

Yaşlı reis devam etti.

- İstanbul'da yıllardır ilk kez...İki büyük aile birbirini suçluyor.
Bir tarafta Façalılar...Diğer tarafta Çakırbeyliler...Bugün herkes konuşacak.
Ama...Kimse birbirinin sözünü kesmeyecek.

Salonda derin bir sessizlik oluştu.

Yaşlı reis gözlerini Hızır'a çevirdi.

- Hızır Çakırbeyli...

Şikâyet eden taraf sensin.

- Önce seni dinleyeceğiz.

Hızır ağır ağır ayağa kalktı.

İki elini masaya koydu.

Salondaki herkes ona bakıyordu.

Façalı kardeşler de...

Haşmet'in gözleri ise Hızır'ın üzerinde değildi.

Masadaki dosyalardaydı.

Çünkü o...

İnsanların yüzlerinden önce...

Delillere bakmayı tercih eden adamlardandı.

Hızır derin bir nefes aldı.

Salondaki herkes sessizdi.

Hızır'ın sesi ne yüksekti...

Ne de sakindi.

İçinde taşıdığı acı, kelimelerine ağır bir yük veriyordu.

- Üç gece önce...

On iki adamımı toprağa verdim.

- Aylarca peşinden koştuğumuz sevkiyat yok edildi. Olay yerinde bulunan mühür...Façalı Ailesi'nin mührüydü. Ben buraya kavga etmeye gelmedim. Ama adamlarımın hesabını sormaya geldim.

Sözünü bitirince dosyayı masanın üzerine bıraktı.

Yaşlı Masa Reisi dosyayı önüne çekti.

Sayfaları tek tek çevirdi.

Sonra başını kaldırdı.

- Teoman Façalı...Diyeceklerin?

Teoman ağır ağır ayağa kalktı.

Ceketinin düğmesini ilikledi.

Masadaki herkes susmuştu.

- Öncelikle...Ölen her adam için Allah rahmet eylesin. Bu acının küçüğü büyüğü olmaz.

Hızır, Teoman'ın gözlerinin içine baktı.

Teoman devam etti.

- Ama...Ben de burada ailemin adını taşıyorum. Façalı soyadı...Arkadan iş çevirerek büyümedi.
Eğer bir savaş başlatacak olsaydık...Bunu saklanarak yapmazdık.

Masadaki reislerden biri araya girdi.

- O zaman olay yerindeki mühür ne?

Teoman cevap vermeden önce Haşmet'e baktı.

Haşmet hiç konuşmadan önündeki ince dosyayı Teomana uzattı.

Teoman dosyayı açtı.

İçinden iki fotoğraf çıkardı.

Birini yaşlı Masa Reisi'nin önüne bıraktı.

- Bu...Olay yerinde bulunan mühür.

İkinci fotoğrafı da yanına koydu.

- Bu da...Bizim gerçek mührümüz.

Salondakilerin çoğu iki fotoğrafa dikkatle eğildi.

İlk bakışta...

İkisi de aynı görünüyordu.

Yaşlı reis kaşlarını çattı.

- Fark ne?

İlk kez Haşmet konuştu.

Sesi sakindi.

Ama salondaki herkes onu dinlemek için başını çevirdi.

- Sol taraftaki kurt başının gözü.

Masadaki birkaç kişi yeniden fotoğrafa baktı.

Haşmet devam etti.

- Bizim kullandığımız mühürde...Sol gözün altında ince bir çizik vardır. Babamızdan kalan ilk mühürden beri değişmedi.

Parmağıyla fotoğrafı işaret etti.

- Olay yerindeki mühürde o çizik yok.

Salonda yeniden sessizlik oluştu.

Yaşlı Masa Reisi gözlüğünü çıkarıp fotoğrafa daha yakından baktı.

Bir süre sonra başını yavaşça kaldırdı.

- Gerçekten...Fark var.

Hızır dosyayı istedi.

Fotoğrafları dikkatlice inceledi.

İlyas da yanına eğildi.

İlyas alçak sesle konuştu.

- Abi...haklı olabilirler.

Hızır cevap vermedi.

Fotoğraflardan gözünü ayırmıyordu.

Tam o sırada masanın diğer ucunda oturan reislerden biri sertçe konuştu.

- Bir çizik yüzünden mi herkesi suçsuz ilan edeceğiz?

Haşmet bakışlarını ilk kez o reise çevirdi.

Yüzünde öfke yoktu.

Sadece kararlılık vardı.

- Hayır.

- Ama bir çizik...bazen bir savaşı durdurur.

Salondaki hava yeniden ağırlaştı.

Yaşlı Masa Reisi elini kaldırdı.

- Yeter!

Kimse konuşmadı.

Yaşlı adam gözlerini sırayla Hızır'a ve Teoman'a çevirdi.

- Şu an önümde iki ihtimal var. Ya Façalılar yalan söylüyor... Ya da...İstanbul'da birileri iki büyük aileyi birbirine düşürmeye çalışıyor.

Masanın etrafındaki herkes birbirine baktı.

İlk kez...

Toplantıda üçüncü bir ihtimal yüksek sesle dile getirilmişti.

Tam o sırada...

Salonun dışından koşan ayak sesleri duyuldu.

Kapı sertçe açıldı.

İçeri giren koruma nefes nefeseydi.

- Reis...Çok önemli!

Yaşlı Masa Reisi sert bir ifadeyle ayağa kalktı.

- Ne oldu?

Koruma salondaki herkese tek tek baktı.

Sonra cümlesini kurdu.

- Limanda...

Bir ceset bulundu.

Ve cebinden çıkan notta sadece tek bir cümle yazıyor...

"Bu daha başlangıç."

Korumanın son cümlesi salonda yankılandı.

"Bu daha başlangıç."

Kimse konuşmadı.

Yaşlı Masa Reisi yavaşça ayağa kalktı.

- Ceset kimmiş?

Koruma başını iki yana salladı.

- Kimliği henüz belirlenemedi.

- Ama...

Koruma bir an duraksadı.

Salondaki herkes ona bakıyordu.

- Cesedin bulunduğu yer...Üç gün önceki saldırının yaşandığı iskelenin hemen yanı.

Hızır'ın bakışları sertleşti.

Teoman ise yerinden kıpırdamadı.

Yaşlı Reis kararını verdi.

- Toplantıya ara veriyoruz.

- Hiç kimse İstanbul'dan ayrılmayacak.

- Façalılar...

- Çakırbeyliler...

Siz de.

- Bu ceset kim çıkarsa çıksın...

Bugünkü toplantının kaderini değiştirebilir.

Herkes ağır ağır ayağa kalktı.

Kimse birbirine yaklaşmıyordu.

Kimse sesini yükseltmiyordu.

Ama salondaki gerilim, biraz daha artmıştı.

Konağın Koridoru

Façalı kardeşler sessizce çıkışa doğru yürüyordu.

En önde Teoman...

Arkasında Haşmet...

En sonda Behzat.

Koridorun sonunda...

Çakırbeyli kardeşleri de aynı yöne yürüyordu.

İki aile arasında yalnızca birkaç metre vardı.

Behzat istemsizce başını kaldırdı.

Karşı tarafta İlyas da aynı anda ona baktı.

İki adamın göz göze gelişi yalnızca birkaç saniye sürdü.

Ne meydan okuma vardı...

Ne de dostluk.

Sadece...

Merak.

İlyas içinden geçirdi:

"Gerçekten onlar mı yaptı?"

Behzat'ın aklından ise başka bir cümle geçti: "Bu adam da en az benim kadar şüpheli bakıyor..."

Tam o sırada Hızır ile Teoman yan yana geldi.

İlk kez...

Aralarında yalnızca bir adımlık mesafe vardı.

Koridor sessizleşti.

Koruma bile nefesini tuttu.

Hızır sakin ama sert bir sesle konuştu.

- Umarım...

Gerçekten söylediğin gibidir.

Teoman gözünü kaçırmadı.

- Umarım...Sen de gerçeği bulmadan hüküm vermezsin.

İki taraf da yürümeye devam etti.

Haşmet tek kelime etmedi.

Ama Hızır'ın yanından geçerken...

Yerde duran ayakkabı izlerine baktı.

Sonra...

Koridorun duvarındaki güvenlik kamerasına.

Ve aklından tek bir düşünce geçti.

"Bu binada bile bizi izliyor olabilirler."

Liman

Yağmur yeni başlamıştı.

Polis şeritleri yeniden çekilmişti.

Masa Reisi'nin talimatıyla iki aile de olay yerine geldi.

Ancak birbirlerinden uzak duruyorlardı.

Kimse konuşmuyordu.

Adli ekipler cesedin üzerindeki örtüyü kaldırdı.

Otuzlu yaşlarında bir adam...

Yüzünde darp izleri vardı.

Elleri arkadan bağlanmıştı.

Yaşlı Masa Reisi cesedin yanına çömeldi.

- Kimliği?

Görevli cevap verdi.

- Henüz kesinleşmedi.

Haşmet yavaşça yaklaştı.

Cesede uzun uzun baktı.

Bir şey dikkatini çekmişti.

Eldivenini giydi.

Yere çömeldi.

Cesedin sağ elini dikkatlice çevirdi.

İşaret parmağının tırnağının altında siyah bir boya kalıntısı vardı.

Haşmet ayağa kalktı.

Teoman yaklaştı.

- Ne gördün?

Haşmet gözünü cesetten ayırmadı.

- Bu adam...Liman işçisi değil.

Hızır da konuşulanları duyup yaklaştı.

- Nereden anladın?

Haşmet ilk kez doğrudan Hızır'a baktı.

Sesinde ne öfke vardı ne de meydan okuma.

Sadece bir tespit.

- Limanda çalışan adamın elinde yağ olur.

- Bunun elinde...Endüstriyel boya var.
Ve tırnaklarının arasında.

Demek ki yakın zamana kadar...

Başka bir yerde çalışıyordu.

İlyas cesedin cebinden çıkan küçük kâğıda yeniden baktı.

Üzerinde aynı cümle yazıyordu.

"Bu daha başlangıç."

Rüzgâr sertleşti.

Denizden gelen dalga iskelenin ayaklarına çarptı.

O an...

Kimsenin fark etmediği uzak bir çatıda...

Dürbünlü biri sekiz kişiyi tek tek izliyordu.

Teoman...

Haşmet...

Behzat...

Hızır...

İlyas...

Ve olay yerindeki herkesi...

Parmağını kulaklığındaki mikrofona götürdü.

Kısık bir sesle konuştu.

- Birinci perde bitti.

Karşı taraftan tek cümle geldi.

- İkinci perdeyi başlatın.

Yağmur giderek şiddetleniyordu.

Limanın üzerine çöken gri gökyüzü, sanki olan biteni gizlemek ister gibiydi.

Polisler çevrede çalışmaya devam ederken, Masa Reisi ağır adımlarla iki ailenin ortasına geldi.

Bakışlarını önce Hızır'a...

Sonra Teoman'a çevirdi.

- Bu soruşturma bitene kadar...Hiç kimse kendi hükmünü vermeyecek. Hiç kimse kendi adaletini dağıtmayacak.
Kim bu kararı çiğnerse...Karşısında yalnızca birbirini değil...Masa'yı da bulur.

Kimse itiraz etmedi.

Çünkü bu söz...

Bir emirden öteydi.

Limanın Bir Köşesi

Haşmet, kalabalıktan birkaç adım uzaklaştı.

Eski deponun bulunduğu tarafa doğru yürüdü.

Koruma amiri peşinden geldi.

- Reis...yalnız gitmeyin.

Haşmet durmadan konuştu.

- Arkamdan gel.

İkili, eski iskeleye kadar yürüdü.

Haşmet eğilip tahtaların arasına baktı.

Yağmur birçok izi silmişti.

Ama...

Paslı bir çivinin üzerinde takılı kalan siyah kumaş parçası dikkatini çekti.

Eldivenini giydi.

Kumaşı dikkatlice çıkardı.

Koruma şaşkınlıkla sordu.

- Ceket parçası mı?

Haşmet başını hafifçe salladı.

- Hayır...

- Taktik eldiven kumaşı.

Koruma anlamadı.

- Nereden biliyorsunuz?

Haşmet kumaşı cebindeki poşete koydu.

- Çünkü ben de yıllardır aynı eldiveni kullanıyorum.

Bir an sustu.

Sonra ekledi.

- Ama bu...

Bizim kullandığımız marka değil.

Aynı Anda

İlyas da olay yerinin diğer tarafında tek başına dolaşıyordu.

Yerdeki izlere bakarken ayağı küçük metal bir cisme takıldı.

Eğildi.

Avucuna aldı.

Küçük, yuvarlak bir düğmeydi.

Üzerinde hiçbir işaret yoktu.

Tam cebine koyacakken arkasından bir ses geldi.

- Onu bana gösterir misin?

İlyas döndü.

Karşısında Haşmet vardı.

İkisi ilk kez bu kadar yakındı.

Aralarında yalnızca iki adım vardı.

İlyas düğmeye baktı.

Sonra Haşmet'e uzattı.

Haşmet düğmeyi avucunda çevirdi.

Uzun uzun inceledi.

- Bu...Ceket düğmesi değil.

İlyas merakla sordu.

- Ne o zaman?

Haşmet düğmeyi tekrar ona verdi.

- Telsiz kulaklığının sabitleme parçası.

İlyas'ın kaşları çatıldı.

- Emin misin?

- Evet.

İkisi de aynı anda etraflarına baktılar.

Demek ki...

O gece burada yalnızca saldırganlar değil...

Onları yöneten biri de vardı.

Tam o sırada arkalarından Teoman'ın sesi duyuldu.

- Haşmet.

Haşmet başını çevirdi.

Teoman yaklaşırken İlyas da birkaç adım geri çekildi.

Ne tehdit vardı...

Ne de dostluk.

Sadece ortak bir sorunun ağırlığı.

Teoman, Haşmet'in elindeki poşete baktı.

- Bir şey buldun mu?

Haşmet kısa cevap verdi.

- İki parça. Aynı kişiye ait olabilir.

Teoman başını salladı.

- Sakla. Kimseyle paylaşma.

Bu konuşmayı birkaç metre öteden Hızır sessizce izliyordu.

İlyas yanına geldi.

Alçak sesle konuştu.

- Abi...

Bir şey söyleyeceğim.

Hızır gözünü Façalılardan ayırmadı.

- Söyle.

- Bu Haşmet. Bulduğu şeyi bizden saklamadı.

Hızır sustu.

İlyas devam etti.

- Eğer gerçekten suçlu olsaydı...Delili paylaşmazdı.

Hızır derin bir nefes aldı.

- Ben de bunu düşünüyorum.

İlyas şaşkınlıkla ağabeyine baktı.

Hızır ilk kez bunu açıkça dile getiriyordu.

Tam o sırada...

Masa Reisi bütün reisleri yeniden etrafına topladı.

- Bakın!

Kalabalık sessizleşti.

Yaşlı adam bastonunu yere vurdu.

- Bugünden itibaren...Bu mesele sonuçlanana kadar...Hiçbir aile tek başına hareket etmeyecek. Üç gün sonra...Masa yeniden kurulacak.
O güne kadar herkes delil toplayacak.
- Ama...Hiç kimse kan dökmeyecek.

Son cümlesini söylerken özellikle Teoman ile Hızır'a baktı.

İkisi de sessizce başlarını salladı.

Yaşlı Reis arkasını döndü.

Toplantı dağılmıştı.

Ama limandan ayrılan herkesin aklında aynı soru vardı.

Gerçek düşman kimdi?

Liman yavaş yavaş boşalıyordu.

Siyah araçlar peş peşe hareket etti.

Önce Çakırbeyliler...

Ardından Façalılar...

Hiçbiri arkasına bakmadı.

Ama herkes...

Diğerinin ne yaptığını merak ediyordu.

Façalı Konağı

Akşam üzeriydi.

Konağın salonunda yalnızca dört kardeş vardı.

Teoman şöminenin önünde ayakta duruyor...

Behzat sessizce çay dolduruyor...

Ömür merakla ağabeylerini izliyordu.

Haşmet ise elindeki delil poşetini masanın üzerine bıraktı.

Ömür dayanamadı.

- Abi...

Masada ne oldu?

Behzat gülümsemeye çalıştı.

- Beklediğimiz kadar kötü olmadı.

Teoman sözü devraldı.

- Ama iyi de geçmedi.

Haşmet poşetin içindeki kumaş parçasını masaya bıraktı.

- Asıl önemli olan bu.

Ömür dikkatlice baktı.

- Bu ne?

- Bir eldivenden kopmuş parça. Limanda buldum.

Behzat da cebinden küçük metal parçayı çıkardı.

- Bu da İlyas'ın bulduğu parça.

Ömür şaşırdı.

- İlyas mı buldu?

Haşmet başını salladı.

- Evet bana da gösterdi.

Ömür birkaç saniye sustu.

- Demek...Onlar da gerçeği arıyor.

Teoman ağır ağır yerine oturdu.

- En azından İlyas öyle görünüyor.
Hızır ise...hâlâ kardeşlerini toprağa vermenin acısıyla düşünüyor.

Kimse bu söze itiraz etmedi.

Çünkü limandaki bakışları unutmak mümkün değildi.

Çakırbeyli Konağı

Aynı saatlerde...

Hızır ceketini çıkarıp salondaki koltuğa bıraktı.

Emine ile Leyla hemen ayağa kalktı.

Leyla ilk soran oldu.

- Nasıl geçti?

İlyas yorgun bir nefes verdi.

- Beklediğimiz gibi değil.

Emine dikkatle baktı.

- Ne oldu?

Hızır cevap vermedi.

Sessizce masaya oturdu.

İlyas ise elindeki küçük metal parçayı masaya bıraktı.

- Bunu bulduk.

Leyla eğilip baktı.

- Bu nedir?

- Tam bilmiyoruz. Ama Haşmet bunun telsiz ekipmanına ait olabileceğini söyledi.

Emine şaşkınlıkla İlyasa baktı.

- O mu söyledi?

İlyas başını salladı.

- Evet.

Leyla birkaç saniye düşündü.

Sonra yavaşça konuştu.

- Demek ki...En azından delilleri saklamıyor.

Hızır ilk kez başını kaldırdı.

- Hayır...Saklamıyor.

Salonda sessizlik oldu.

Bu cümleyi Hızır'ın ağzından duymak...

İlyas'ı da şaşırtmıştı.

Gece

Façalı At Kulübü

Ömür ahırları son kez dolaşıyordu.

Kara bu kez sakindi.

Yaşlı seyis gülümseyerek yaklaştı.

- Bugün huzurlu.

Ömür atın alnını okşadı.

- Demek korktuğu şey uzaklaştı.

Tam o sırada kulübün telefonu çaldı.

Görevli koşarak geldi.

- Ömür hanım...sizi soruyorlar.

Ömür ahırdan çıkıp telefonu aldı.

- Alo?

Karşı taraftan birkaç saniye ses gelmedi.

Sonra boğuk bir erkek sesi duyuldu.

- Abilerine söyle...geç kalıyorlar.

Hat kapandı.

Ömür birkaç saniye telefonla öylece kaldı.

Yüzündeki renk yavaş yavaş değişti.

Aynı Gece

Şehrin dışında...

Eski fabrikanın loş odasında...

Genç adam masaya yeni fotoğraflar bıraktı.

Fotoğraflarda...

Teoman...

Hızır...

İlyas...

Behzat...

Ve en üstte...

Haşmet vardı.

Maskeli adam Haşmet'in fotoğrafını eline aldı.

Uzun süre sessizce baktı.

Sonra hafifçe gülümsedi.

- Limanda beklediğimden daha dikkatliydi.

Genç adam sordu.

- Plan değişecek mi Reis?

Adam başını iki yana salladı.

- Hayır.

- Sadece...

Rakibimizi daha ciddiye alacağız.

Fotoğrafı yerine bıraktı.

Masadaki satranç tahtasına uzandı.

Bu kez...

Siyah şahın tam karşısına beyaz şahı koydu.

Ve ilk kez şu cümleyi söyledi:

- Yakında...

İstanbul ikiye bölünecek.

Ama hiçbiri...

Gerçek düşmanının kim olduğunu bilmeyecek.

Комментарии

0 / 5000 символов
Пока нет комментариев. Будьте первым!