Озвучивание не поддерживается в этом браузере
7. BÖLÜM Fırtınadan Önce
İstanbul...
Bazı günler vardır...
Şehir normal görünür.
İnsanlar işe gider...
Çocuklar okula koşar...
Kafeler dolar...
Vapurlar iskelelere yanaşır...
Ama görünmeyen tarafta...
Herkes nefesini tutmuştur.
Bugün de öyle bir gündü.
Masa'nın yeniden kurulmasına iki gün kalmıştı.
Ve İstanbul'un yeraltı dünyası...
İki günün sonunda ne olacağını merak ediyordu.
Façalı Konağı
Sabahın ilk ışıkları çalışma odasının penceresinden içeri süzülüyordu.
Teoman, Haşmet ve Behzat masanın etrafındaydı.
Harita yeniden açılmıştı.
Haşmet kırmızı kalemle üç noktayı işaretledi.
Eski depo...
Liman...
At Kulübü...
Behzat dikkatlice baktı.
- Üçünün arasında nasıl bir bağ var sence abi?
Haşmet kalemi masaya bıraktı.
- Henüz bilmiyorum. Ama aynı kişiler dolaşıyor.
Teoman dosyayı kapattı.
- Demek bizi adım adım takip etmişler.
Haşmet başını salladı.
- Olabilir...ama artık sıra bizde.
Tam o sırada kapı çalındı.
Hasan Amca içeri girdi.
- Reis...Kapıda bir misafir var.
Üç kardeş aynı anda başını kaldırdı.
Teoman sordu.
- Kim?
- İsmini söylemiyor.
- Sadece... - "Eski bir borcu ödemeye geldim." diyor.
Haşmet'in bakışları değişti.
- İçeri almayın. Önce ben konuşacağım.
Çakırbeyli Konağı
İlyas bahçede hedef tahtasına ateş ediyordu.
Her kurşun tam ortaya isabet ediyordu.
Hızır sessizce onu izledi.
- Sinirlisin.
İlyas silahını indirip ağabeyine döndü.
- Beklemekten nefret ediyorum, biliyorsun.
Hızır hafifçe gülümsedi.
- Ben de. Ama bazen...En doğru hamle... Hiç hamle yapmamaktır.
İlyas silahını masaya bıraktı.
- Ya onlar bizden önce davranırsa?
Hızır'ın cevabı netti.
- O zaman...Bu kez gerçekten savaş başlar.
Façalı At Kulübü
Ömür sabah dersine hazırlanıyordu.
Çocuklar atlarını ahırdan çıkarıyordu.
Kulübün girişinde yaşlı seyis dikkatle çevreyi izliyordu.
Ömür yanına geldi.
- Hayırdır?
Yaşlı adam gözünü yoldan ayırmadan konuştu.
- Üç gündür...Aynı siyah araba.Aynı saatte geçiyor.
Ömür'ün yüzündeki ifade değişti.
- Plakasını gördün mü?
- Hayır. Her seferinde çamurlu oluyor.
Ömür hemen güvenlik görevlisine döndü.
- Bugünden itibaren...O aracı gördüğünüz an beni arayın.
- Emredersiniz, efendim.
Çakırbeyli At Çiftliği
Leyla, Kara'yı açık alanda koşturuyordu.
Rüzgâr yüzüne vuruyordu.
Bir anlığına...
Son günlerde yaşanan her şeyi unutmuş gibiydi.
Emine uzaktan onları izliyordu.
Gülümsedi.
Tam o sırada telefonu çaldı.
Arayan...
Hızır'dı.
- Emine...Bugün konağın güvenliğini iki katına çıkarıyoruz.
Emine şaşırdı.
- Bir haber mi var?
- Hayır.
- Ama içime sinmeyen bir sessizlik var.
Emine başını kaldırıp uzaklara baktı.
İçinden aynı cümle geçti.
"Fırtınadan önce de hep böyle sessiz olur..."
Façalı Konağı
Kapının önünde bekleyen ellili yaşlarındaki adam, Haşmet'i görünce doğruldu.
Haşmet tek başına yürüyerek kapıya geldi.
Aralarında demir kapı vardı.
- Kimsin?
Adam ceketinin iç cebinden eski, sararmış bir zarf çıkardı.
- Beni tanımazsın. Ama babanı tanırdım.
Haşmet'in yüzünde en ufak bir değişiklik olmadı.
- Dinliyorum.
Adam zarfı demir kapının arasından uzattı.
- Bunu...Yıllardır saklıyordum. Artık zamanı geldi.
Haşmet zarfı aldı.
Üzerindeki yazıyı görünce ilk kez bakışları durdu.
Eski mürekkeple yazılmış tek satır vardı.
"Yalnızca Façalı ailesinin en büyük oğluna teslim edilecektir."
Haşmet gözlerini adama çevirdi.
- Bunu sana kim verdi?
Adam derin bir nefes aldı.
- Baban...Ölmeden iki gün önce.
Ve o an...
Konağın dışındaki yolun karşısında park etmiş siyah otomobilin içindeki gizemli adam, dürbününü yavaşça indirip fısıldadı:
- Nihayet...
Eski defter açılıyor.
Haşmet, zarfı elinden bırakmadan çalışma odasına girdi.
Teoman ile Behzat ayağa kalktı.
Teoman, Haşmetin yüzüne baktı.
- Ne oldu?
Haşmet zarfı masanın üzerine bıraktı.
- Babamdan kalmış.
Odadaki hava bir anda değişti.
Teoman zarfı eline aldı.
Mühür yılların etkisiyle sararmıştı.
Üzerinde yalnızca tek cümle vardı.
"En büyük oğluma..."
Teoman zarfı ağır ağır açtı.
İçinden tek sayfalık, el yazısıyla yazılmış bir mektup çıktı.
Yüksek sesle okumadı.
Önce satırları tek tek inceledi.
Yüzündeki ifade yavaş yavaş ciddileşti.
Behzat dayanamadı.
- Abi...Ne yazıyor?
Teoman mektubu masaya bıraktı.
- Babam...Birinden şüpheleniyormuş.
Haşmet başını kaldırdı.
- Kimden?
- İsmini yazmamış.
- Ama...
"Bizi dışarıdan yıkamayacaklarını anlayınca, içimize sızacaklar." demiş.
Odadaki sessizlik ağırlaştı.
Haşmet mektubu tekrar eline aldı.
Son satırı dikkatle okudu.
«Bir gün, düşmanınla aynı masaya oturmak zorunda kalırsan... önce onun gözlerine bak. Gerçek, öfkeden önce gözlere yansır.»
Haşmet mektubu yavaşça katladı.
Bu cümle aklına, limandaki kısa karşılaşmayı getirmişti.
Çakırbeyli Konağı
Hızır çalışma odasındaydı.
Kapı çalındı.
- Gir.
İçeri İlyas girdi.
Elinde siyah bir dosya vardı.
- Abi...Masa Reisi haber gönderdi.
Hızır dosyayı aldı.
İçinde kısa bir not vardı.
«İki aile de aynı saatte eski gümrük binasında hazır bulunacak. Liman kayıtları birlikte incelenecektir. Kimse tek başına delillere ulaşmayacaktır»
Hızır notu ikinci kez okudu.
İlyas merakla sordu.
- Gidecek miyiz?
Hızır kısa cevap verdi.
- Gideceğiz.Çünkü gitmezsek...Kaçıyormuşuz gibi görünür.
İlyas başını salladı.
İçinden geçen tek düşünce şuydu:
"Demek ki yine karşılaşacağız..."
Ertesi Gün
Eski Gümrük Binası
Boğaz'ın kıyısındaki tarihi bina...
Kapının önünde Masa'nın korumaları bekliyordu.
İçeri giren herkes aranıyordu.
Silahlar yine dışarıda bırakılmıştı.
Önce Façalılar geldi.
Teoman önde...
Haşmet sağında...
Behzat arkalarında.
Birkaç dakika sonra siyah bir araç daha avluya girdi.
Hızır ve İlyas indiler.
İki taraf aynı taş avluda durdu.
Aralarında yaklaşık on metre vardı.
Sessizlik...
Bu kez daha farklıydı.
Çünkü kimse kavga etmek için gelmemişti.
Masa'nın görevlisi öne çıktı.
- Hoş geldiniz. Bugün burada... Hiç kimse birbirini suçlamayacak. Hepiniz aynı dosyaya bakacaksınız. Aynı kayıtları inceleyeceksiniz. Aynı soruya cevap arayacaksınız.
Teoman başıyla onayladı.
Hızır da sessizce kabul etti.
Görevli kapıyı açtı.
- Buyurun...İçeride sizi bekliyorlar.
İki aile...
İlk kez...
Birbirlerinin birkaç adım arkasında aynı koridordan yürümeye başladı.
Kimse konuşmuyordu.
Yalnızca eski taş binada yankılanan ayak sesleri duyuluyordu.
Haşmet yürürken bir an durdu.
Koridorun duvarındaki eski güvenlik krokisine baktı.
Sonra sessizce konuştu.
- Bu bina...Sonradan değiştirilmiş.
Teoman başını çevirdi.
- Nereden anladın?
Haşmet parmağıyla duvardaki planı gösterdi.
- Burada ikinci bir arşiv odası görünmüyor. Ama duvarın kalınlığı...
Başka bir oda olduğunu söylüyor.
Bu sözleri birkaç adım geriden yürüyen İlyas da duydu.
Farkında olmadan durdu.
İlk kez kendi kendine düşündü:
"Bu adam... sadece silahla değil, aklıyla da savaşıyor."
Koridorun sonunda ağır demir kapı açıldı.
Tozlu raflarla dolu eski arşiv odası karşılarındaydı.
Masanın görevlisi dosyaları işaret etti.
- Liman saldırısına ait bütün kayıtlar burada. Bugün...Gerçek yalan söylemeyecek.
Ve ilk kez...
Façalılar ile Çakırbeyliler aynı odada, aynı dosyaya bakmak için yan yana durdular.
Eski gümrük binasının arşiv odasında saatler geçmişti.
Tozlu dosyalar...
Eski sevkiyat kayıtları...
Liman giriş çıkış belgeleri...
Masanın üzerine tek tek dizilmişti.
Teoman, Hızır, Haşmet, İlyas ve Behzat aynı belgeleri inceliyordu.
Kimse gereksiz yere konuşmuyordu.
Arşiv görevlisi son dosyayı da masaya bıraktı.
- Hepsi bu kadar.
Yaşlı Masa Reisi dosyaları kapattı.
Uzun süre kimsenin yüzüne bakmadı.
Sonra bastonunu yere dayadı.
- Yıllardır bu masanın başındayım. Çok savaş gördüm. Ama bugün ilk kez...
İki tarafın da aynı delilin peşinden koştuğunu gördüm.
Herkes sessizdi.
Yaşlı adam bakışlarını sırayla Teoman ve Hızır'a çevirdi.
- Siz birbirinizi öldürmek için fazla erken davranıyorsunuz. Çünkü gerçek düşman...Henüz masaya oturmadı.
Tam o sırada kapı sertçe açıldı.
İçeri Masa'nın korumalarından biri girdi.
Nefes nefeseydi.
- Reis!
Yaşlı adam döndü.
- Ne oldu?
- Az önce haber geldi.
- Façalı Konağı'na yönelik silahlı saldırı hazırlığı var.
Odanın içindeki hava bir anda değişti.
Behzat bir adım öne çıktı.
- Ne diyorsun sen?! Kimmiş o?
Koruma başını iki yana salladı.
- İsim yok.Ama haber sağlam.
Teoman hiç vakit kaybetmedi.
- Haşmet, Behzat çıkıyoruz.
Tam kapıya yönelmişti ki...
Yaşlı Masa Reisi bastonunu yere vurdu.
Tak!
Herkes durdu.
- Hayır.
Teoman arkasını döndü.
- Ne demek "hayır"?
Yaşlı adam sakinliğini bozmadı.
- Şu an konağına gidersen...
Seni bekleyenlerin istediğini yapmış olursun.
Haşmet ilk kez söze girdi.
- Peki ne yapmalıyız?
Yaşlı adam doğrudan onun gözlerinin içine baktı.
- Bu gece...Hiçbir Façalı kendi konağına dönmeyecek.
Salonda kısa bir sessizlik oldu.
Behzat kaşlarını çattı.
- Nerede kalacağız sence?
Yaşlı adam bastonuna dayanarak ayağa kalktı.
- Çakırbeyli Konağı'nda.
Bu sözle birlikte odadaki herkes donup kaldı.
İlyas şaşkınlıkla Hızır'a baktı.
Hızır ise gözlerini Masa Reisi'nden ayırmıyordu.
Teoman'ın sesi sertleşti.
- Bunun doğru karar olduğuna emin misin?
Yaşlı adam başını salladı.
- Eğer düşmanınız gerçekten üçüncü bir tarafsa...
Onun en son bekleyeceği şey budur.
- Sizi aynı çatı altında görmek... Onun bütün hesabını bozar.
Odanın içinde yeniden sessizlik oluştu.
Hızır ağır ağır ayağa kalktı.
Bir süre düşündü.
Sonra sakin bir sesle konuştu.
- Eğer bu karar Masa'nın kararıysa... Benim evim açıktır.
Teoman birkaç saniye kardeşlerine baktı.
Haşmet'in yüzünde itiraz yoktu.
Behzat şaşkın olsa da sessizdi.
Teoman başını hafifçe eğdi.
- Misafirliğin için teşekkür ederim.
Hızır aynı ciddiyetle karşılık verdi.
- İnşallah misafir olarak girersiniz...Dost olarak çıkarsınız.
Yaşlı Masa Reisi ilk kez hafifçe gülümsedi.
İçinden geçen tek düşünce şuydu:
"Belki de İstanbul'u kurtaracak olan şey... aynı düşmana karşı aynı sofraya oturmalarıdır."
O sırada...
Çakırbeyli Konağı'nda...
Emine ile Leyla salonda otururken dışarıdan araç sesleri duyuldu.
Emine pencereye yöneldi.
Leyla da ayağa kalktı.
Avlunun kapısı açılıyordu.
Henüz kimin geldiğini bilmiyorlardı.
Ama birkaç dakika sonra...
Hayatlarında ilk kez...
Façalı ailesini kendi evlerinin kapısından içeri girerken göreceklerdi.
Çakırbeyli Konağı'nın demir kapıları ağır ağır açıldı.
İlk araç içeri girdi.
Arkasından ikinci...
Sonra üçüncü...
Bahçedeki korumalar bir anlığına birbirlerine baktılar.
Yıllardır ilk kez...
Façalı ailesinin araçları bu konağın avlusuna giriyordu.
Ne silahlar çekilmişti...
Ne de bağıran vardı.
Ama herkesin eli refleks olarak belindeydi.
Çünkü güven...
Henüz çok uzaktaydı.
Konağın giriş kapısı açıldı.
Emine ile Leyla merdivenlerin başında durmuştu.
Biraz gerilerinde ev çalışanları bekliyordu.
İçeriden Hızır çıktı.
Yanında İlyas vardı.
Araçların kapıları açıldı.
Önce Teoman indi.
Arkasından Haşmet...
En son Behzat...
Üç kardeş ağır adımlarla kapıya doğru yürüdü.
Avluda derin bir sessizlik oluştu.
Hızır birkaç adım öne çıktı.
Teoman da aynı şekilde ilerledi.
İki adam tokalaşmadı.
Sadece birbirlerinin gözlerine baktılar.
Hızır sakin bir sesle konuştu.
- Hoşgeldiniz.
Teoman başını hafifçe eğdi.
- İnşallah geliş sebebimiz kısa sürer.
Hızır aynı ciddiyetle cevap verdi.
- Ben de aynı duayı ediyorum.
Tam o sırada...
Behzat'ın bakışları merdivenlere kaydı.
Orada duran genç kadını görünce birkaç saniye durdu.
Ömür...
Behzat'ın kardeşi...
Çoktan güvenlik gerekçesiyle buraya getirilmişti.
Ömür de ağabeylerini görünce gözleri doldu.
Merdivenlerden hızla indi.
- Abi!
İlk önce Teoman'a sarıldı.
Sonra Behzat'a...
En son Haşmet'in karşısında durdu.
Haşmet her zamanki gibi duygularını göstermeyen bir adamdı.
Ama kardeşinin başını usulca okşadı.
- İyi misin?
Ömür gülümsedi.
- İyiyim abi.
Bu kısa sahneyi Emine sessizce izliyordu.
İçinden geçirdi:
"Demek bu adam... ailesinin yanında bambaşka biri..."
Haşmet, Ömür'e başka bir şey söylemeden etrafı incelemeye başladı.
Kapılar...
Pencereler...
Koruma noktaları...
Sanki misafir değil...
Konağın güvenliğinden sorumluymuş gibi her ayrıntıyı gözden geçiriyordu.
Bunu fark eden İlyas, istemsizce gülümsedi.
- Daha içeri girmeden güvenliği kontrol ediyor.
Hızır kısık sesle cevap verdi.
- İşini ciddiye alan adam...Tehlikelidir.
Emine birkaç adım öne çıktı.
Yumuşak ama kendinden emin bir sesle konuştu.
- Yol yorgunusunuz. Önce dinlenin. Sonra yemek hazır.
Teoman nazikçe başını eğdi.
- Teşekkür ederiz.
Haşmet bu kez kısa bir bakışla Emine'ye döndü.
Bakışları birkaç saniye üzerinde kaldı.
Sessiz ama dikkatli...
Sanki onu çözmeye çalışıyordu.
Emine de gözlerini kaçırmadı.
İkisi arasında kısa ama yoğun bir an geçti.
Sonra Haşmet başını hafifçe eğerek teşekkür etti.
Leyla ise ilk kez Façalı kardeşlerini dikkatlice inceliyordu.
Teoman'ın ağır duruşu...
Behzat'ın daha sıcak tavrı...
Ve...
Haşmet'in neredeyse hiç konuşmaması...
Ama Leyla'nın dikkati en çok Teoman'da takılı kaldı.
Onun sakinliği...
Kontrollü hali...
İçinden istemsizce geçirdi:
"Bu adamın yanında insan kendini güvende mi hisseder... yoksa daha mı tedirgin olur?"
Tam o sırada Teoman'ın bakışları merdivenlere kaydı.
Leyla ile göz göze geldiler.
Bu kez bakış biraz daha uzun sürdü.
Ne gülümseme vardı...
Ama ikisi de bakışlarını hemen kaçırmadı.
Sanki birbirlerini tartıyorlardı.
Sonunda Leyla gözlerini başka tarafa çevirdi.
Teoman da aynı şekilde.
Bu anı bu kez Emine fark etti.
Ve içinden sessizce düşündü:
"Bu evde sadece düşmanlık olmayacak..."
Hasan Amca'nın yıllardır Façalı Konağı'nda söylediği bir söz vardı:
«"Aynı sofraya oturan insanlar...
Ya düşmanlığını büyütür...
Ya da birbirini tanımaya başlar."»
Çakırbeyli Konağı'nın büyük yemek salonu...
Uzun ceviz masa yıllardır ilk kez bu kadar kalabalıktı.
Masanın bir tarafında...
Hızır...
İlyas...
Emine...
Leyla...
Diğer tarafında ise...
Teoman...
Haşmet...
Behzat...
Ömür...
Ev çalışanları sessizce sofrayı hazırlıyordu.
Kimse yüksek sesle konuşmuyordu.
Çünkü herkes...
Bu sofranın sıradan bir akşam yemeği olmadığını biliyordu.
Hızır masanın başına geçti.
Eline bardağını aldı.
- Burası benim evim. Ama bugün... Misafir değilsiniz. Masa'nın emanetisiniz.
Teoman başını hafifçe eğdi.
- Emanete ihanet etmeyiz.
Hızır kısa bir bakış attı.
- Biz de.
İki reis tekrar sessizleşti.
Yemek servis edilmeye başladı.
İlk birkaç dakika yalnızca çatal bıçak sesleri duyuldu.
Sessizliği Behzat bozdu.
- Ömür...Kulüpte çocuklar nasıldı bugün?
Ömür hafifçe gülümsedi.
- Beni değil...Sizi sordular.
Behzat güldü.
- Ben ne yapmışım ki?
"Behzat Abi yine ne zaman gelecek?" dediler.
Masadaki gergin hava ilk kez biraz yumuşadı.
İlyas istemsizce gülümsedi.
- Demek çocuklarla da aran iyi.
Behzat omuz silkti.
- Çocuklar yalan söylemez. O yüzden onları severim.
İlyas başını salladı.
- Aynı fikirdeyim.
Bu kısa konuşmayı Hızır ve Teoman sessizce dinliyordu.
İki kardeşin birbirine doğal şekilde cevap vermesi...
İkisinin de dikkatinden kaçmamıştı.
Bir süre sonra Emine ayağa kalktı.
- Çay getireyim.
Tam tepsiyi alacakken...
Haşmet de ayağa kalktı.
Emine şaşkınlıkla baktı.
- Bir şey mi oldu?
Haşmet sakin bir sesle konuştu.
- Tepsi ağır. Yardım edeyim.
Emine birkaç saniye durdu.
Sonra hafifçe gülümsedi.
- Teşekkür ederim.
İkisi birlikte mutfağa doğru yürüdü.
Mutfak
Mutfakta yalnızca çaydanlığın sesi duyuluyordu.
Emine fincanları hazırlarken Haşmet sessizce tepsiyi tuttu.
Emine gülümseyerek konuştu.
- Dışarıdan bakınca...Hiç yardım edecek biri gibi görünmüyorsun.
Haşmet'in yüzünde belli belirsiz bir tebessüm oluştu.
- İnsanların gördüğüyle...Olduğum kişi aynı değil.
Emine ona baktı.
- Bunu hissettim.
Haşmet cevap vermedi.
Sadece tepsiyi aldı.
Tam çıkacakları sırada Emine usulca konuştu.
- Limandaki delili...Bizden saklamadığın için teşekkür ederim.
Haşmet durdu.
Arkasını dönmeden cevap verdi.
- Gerçek...Saklanırsa bulunmaz.
Ve birlikte salona döndüler.
Yemek devam ederken...
Leyla'nın bardağı masanın kenarında hafifçe kaydı.
Tam düşecekken...
Teoman uzanıp bardağı havada tuttu.
Tek damla bile dökülmedi.
Leyla şaşkınlıkla baktı.
- Teşekkür ederim.
Teoman bardağı yerine bıraktı.
- Rica ederim.
Yine sessizlik...
Ama bu kez rahatsız edici değildi.
Leyla ilk kez onun gözlerine biraz daha dikkatli baktı.
"Bu kadar sakin kalmayı nasıl başarıyor?"
diye düşündü.
Teoman ise hiçbir şey söylemeden yemeğine devam etti.
Yemeğin sonunda...
Yaşlı kahya içeri girdi.
Hızır'a yaklaşıp kulağına bir şey fısıldadı.
Hızır'ın yüzündeki ifade bir anda değişti.
Teoman bunu fark etti.
- Hayırdır?
Hızır ağır ağır ayağa kalktı.
Salondaki herkese baktı.
- Konağın dışındaki güvenlik...Az önce...Kimliği belirsiz iki kişiyi yakalamış.
Bir anda herkes ayağa kalktı.
Haşmet'in sesi yine sakindi.
Ama bu kez eskisinden daha sertti.
- Canlı mı yakalandılar?
Hızır başını salladı.
- Evet.
Haşmet ceketini ilikledi.
- O zaman...
İlk kez gerçekten konuşacak birileri var.
Yemek salonundaki sandalyeler aynı anda geriye çekildi.
Kimse panikle hareket etmiyordu.
Ama herkesin yüzünde aynı ciddiyet vardı.
Hızır önde yürüdü.
Teoman hemen yanında...
Haşmet, İlyas ve Behzat arkalarından geldi.
Emine, Leyla ve Ömür ise salonda kaldılar.
Hızır kapıda durup onlara döndü.
- Siz içeriden çıkmayın.
- Konağın dışına kimse çıkmasın.
Emine başını salladı.
- Dikkatli olun.
Haşmet, Ömür'e kısa bir bakış attı.
- Kapıları kilitleyin.
Ömür, ağabeyinin ne demek istediğini anlamıştı.
- Merak etme abi.
Konağın Bahçesi
Bahçenin arka tarafında yaklaşık on beş koruma toplanmıştı.
Yerde diz çökmüş iki adam vardı.
Ellerini arkadan bağlamışlardı.
Yüzleri kan içindeydi.
Kaçmaya çalışırken yakalanmışlardı.
Teoman adamlara baktı.
- Bunlar mı?
Koruma amiri başını eğdi.
- Evet Reis.
- Kuzey duvarından içeri girmeye çalışıyorlardı.
Hızır sert bir sesle sordu.
- Üzerlerinde ne çıktı?
Koruma, siyah bir çantayı yere bıraktı.
İçinden susturuculu bir tabanca...
Küçük bir telsiz...
Konağın krokisi...
Ve birkaç fotoğraf çıktı.
İlyas fotoğrafları eline aldı.
İlk fotoğraf...
Konağın ana kapısı.
İkinci fotoğraf...
Bahçe.
Üçüncü fotoğraf...
Leyla'nın at çiftliği.
Dördüncü fotoğraf...
Ömür'ün at kulübü.
Behzat'ın yüzü sertleşti.
- Demek ikisini de takip etmişler...
Haşmet hiçbir şey söylemedi.
Yavaşça eğildi.
Fotoğrafları tek tek inceledi.
Sonra telsizi eline aldı.
Arkasını çevirdi.
- Bu telsiz açık mıydı?
Koruma cevap verdi.
- Evet Reis.
- Yakaladığımızda bağlantı hâlâ devam ediyordu.
Haşmet'in gözleri değişti.
- Devam ediyordu...Demek biri hâlâ bizi dinliyor.
Hiç vakit kaybetmeden telsizin konuşma tuşuna bastı.
Birkaç saniye sessizlik oldu.
Sonra sakin bir sesle konuştu.
- Seni bekletmeyelim. Adamlarını aldık. Şimdi sıra sende.
Koruma şaşkınlıkla Haşmet'e baktı.
Kimse nefes almıyordu.
Telsizden önce cızırtı geldi.
Sonra...
Boğuk bir erkek sesi duyuldu.
- Haşmet Façalı...Sonunda tanıştık.
Bahçedeki herkes birbirine baktı.
Adam devam etti.
- Beklediğimden hızlı çıktın.
Haşmet'in sesi değişmedi.
- Sen de beklediğimden fazla konuşuyorsun.
Karşı taraftan hafif bir kahkaha duyuldu.
- Henüz hiçbir şey görmedin. Ben sadece oyunu hazırlıyorum.
Haşmet tek kelime söyledi.
- İsimini ver.
Sessizlik...
Adam cevap vermedi.
Bunun yerine başka bir cümle kurdu.
- Bugün aynı çatı altında olduğun insanlara iyi bak. Çünkü yakında...Onlardan birilerini kaybedeceksin.
Telsiz sustu.
Bağlantı kesilmişti.
Bahçeye ağır bir sessizlik çöktü.
İlyas öfkeyle yere vurdu.
- Şerefsiz!
Behzat da yumruklarını sıktı.
Teoman düşünceliydi.
Hızır ise doğrudan Haşmet'e baktı.
- Ne anladın?
Haşmet gözlerini telsizden ayırmadan cevap verdi.
- İki şey.
Teoman sordu.
- Nedir?
- Birincisi...Bizi korkutmaya çalışıyor.
İkincisi...Sandığımızdan çok daha yakında.
Hızır başını hafifçe salladı.
- Aynı şeyi düşündüm.
İlk kez...
İki aile reisi değil...
İki tecrübeli mafya adamı...
Aynı sonuca varmıştı.
Tam o sırada yerde diz çöken adamlardan biri titremeye başladı.
Haşmet onu fark etti.
Yavaşça önüne çömeldi.
Adam gözlerini kaçırıyordu.
Haşmet sakin ama ağır bir sesle konuştu.
- Bana bak.
Adam istemeyerek başını kaldırdı.
Haşmet'in gözleri gözlerine kilitlendi.
- Sana son bir kez soracağım. Seni buraya kim gönderdi?
Adamın dudakları titredi.
Ve ilk kez konuştu.
- Biz...Onun yüzünü hiç görmedik...
- Biz sadece..."Sınırsızlar" için çalışıyoruz.
Bahçedeki herkes donup kaldı.
Çünkü...
Aylarca yalnızca bir fısıltı olarak duydukları isim...
İlk kez birinin ağzından çıkmıştı.
Bahçeye çöken sessizlik...
Hiç kimsenin bozmak istemediği bir sessizlikti.
Rüzgâr ağaçların yapraklarını sallıyordu.
Yerde diz çöken adam ise korkudan titriyordu.
Haşmet yavaşça ayağa kalktı.
Bakışlarını Hızır'a çevirdi.
Sonra Teoman'a...
En sonunda tekrar adamın önünde durdu.
- "Sınırsızlar..." Kaç kişisiniz?
Adam yutkundu.
- Bilmiyorum...
Haşmet'in sesi değişmedi.
- Yalan söyleme.
- Gerçekten bilmiyorum.
- Biz birbirimizi bile tanımayız. Herkes emri başka birinden alır.
İlyas öfkeyle bir adım öne çıktı.
- Emri kimden alıyorsun?
Adam korkuyla başını iki yana salladı.
- Kod adı...Sadece kod adını biliyoruz.
Behzat kaşlarını çattı.
- Neymiş o kod adı?
Adam dudaklarını güçlükle araladı.
- Gölge...
Bu isim bahçede yankılandı.
Hiç kimse bu adı daha önce duymamıştı.
Haşmet birkaç saniye düşündü.
Sonra cebinden biraz önce ele geçirilen telsizi çıkardı.
Adamın önüne tuttu.
- Bunun frekansını kim ayarlıyor?
- Bilmiyorum. Her görevden önce hazır geliyor.
Teoman ilk kez konuştu.
- Demek...Kimse liderini tanımıyor.
Hızır derin bir nefes aldı.
- Bu da onları tehlikeli yapıyor.
Tam o sırada...
Bahçedeki korumalardan biri koşarak geldi.
- Reis!
Hızır döndü.
- Ne var?
- Dış güvenlikten haber geldi. Yakaladığımız adamlardan biri... Ağzındaki zehir kapsülünü kırmaya çalıştı.
Behzat sertçe küfretti.
- Demek konuşmamaları için hazırlanmışlar.
Haşmet hiç vakit kaybetmedi.
- Doktor çağırın. Ağzını kontrol edin. Yaşayacak ulan! Konuşacak!
Koruma hemen koşarak uzaklaştı.
İlyas şaşkınlıkla Haşmet'e baktı.
- Böyle bir şeyi nasıl düşündün?
Haşmet kısa cevap verdi.
- Profesyoneller...Yakalanmayı da planlar.
Çakırbeyli Konağı
Bu sırada içeride...
Emine, Leyla ve Ömür salonda bekliyordu.
Kimse konuşmuyordu.
Dışarıdan gelen sesleri dinliyorlardı.
Leyla pencereye yaklaştı.
- Çok uzadı.
Ömür ellerini birbirine kenetledi.
- Haşmet abi içerideyse...Bir şey çıkmaz.
Emine başını çevirdi.
- Ağabeyine çok güveniyorsun.
Ömür gülümsedi.
- Küçüklüğümden beri...En çok onun arkasında kendimi güvende hissettim.
Bir an durdu.
Sonra ekledi.
- Çok konuşmaz. Ama ne zaman "Ben buradayım." dese...Gerçekten hiçbir şey olmazdı.
Emine farkında olmadan gülümsedi.
İçinden aynı cümle geçti.
"Taş gibi görünen adamın omuzlarında meğer koca bir aile varmış..."
Tam o sırada...
Kapı açıldı.
İçeri Hızır, Teoman, Haşmet, İlyas ve Behzat girdiler.
Yüzlerinden...
Konuşmanın kolay geçmediği belliydi.
Hızır salondaki herkese baktı.
Sonra sakin ama kararlı bir sesle konuştu.
- Bu geceden itibaren...
Kimse yalnız hareket etmeyecek.
Teoman başını salladı.
- Bizimkiler de aynı kurala uyacak.
Haşmet gözlerini önce Ömür'e çevirdi.
Sonra Emine ile Leyla'ya baktı.
Sesi her zamanki gibi sakindi.
Ama bu kez bir emir kadar netti.
- Konağın dışına...
Korumasız çıkan olmayacak.
Ben dahil.
Salonda bulunan herkes...
Bu cümlenin yalnızca bir güvenlik tedbiri olmadığını anlamıştı.
Çünkü artık...
Sınırsızlar ilk kez isim olmuştu.
Ve görünmeyen savaş...
Resmen başlamıştı.


Комментарии