8 страницаОпубликовано: 14.08.2026. 03:09
20

Озвучивание не поддерживается в этом браузере

8. BÖLÜM Aynı Çatı Altında

Gece...

Çakırbeyli Konağı hiç olmadığı kadar sessizdi.

Koridorlarda normalin iki katı koruma vardı.

Bahçedeki projektörler gece boyunca kapatılmayacaktı.

Çatılara keskin nişancılar yerleştirilmişti.

Kapının önünde ise hem Çakırbeyli hem de Façalı korumaları birlikte nöbet tutuyordu.

İlk başlarda birbirlerine mesafeli duruyorlardı.

Ama aynı tehlikeyi bekleyen insanlar...

İster istemez aynı tarafa bakmaya başlıyordu.

Çalışma Odası

Hızır, Teoman, Haşmet, İlyas ve Behzat büyük masanın etrafında yeniden toplandı.

Masanın üzerinde İstanbul haritası açıktı.

Bu kez haritada yalnızca liman yoktu.

Façalı Konağı...

Çakırbeyli Konağı...

At Kulübü...

At Çiftliği...

Eski depo...

Hepsi kırmızı kalemle işaretlenmişti.

Hızır haritaya bakarak konuştu.

- Adamlarımızı bölersek...

Hepimiz zayıflarız.

Teoman başını salladı.

- Doğru.

İlyas söz aldı.

- O zaman güvenliği ortak yönetelim.

Behzat gülümsedi.

- İlk defa aynı fikirdeyiz.

İlyas da hafifçe gülümsedi.

- Galiba.

Masadaki hava ilk kez biraz yumuşadı.

Tam o sırada Haşmet ayağa kalktı.

Haritaya yaklaştı.

Parmağını iki noktanın arasına koydu.

- Hayır.

Herkes ona döndü.

- Biz yanlış yerlere bakıyoruz.

Teoman sordu.

- Neden?

Haşmet iki noktayı gösterdi.

- Biri Ömür'ün kulübü.

- Biri Leyla'nın çiftliği.

Sonra parmağını ikisinin tam ortasına koydu.

- Eğer ben olsaydım...İkisini değil...
İkisinin arasındaki yolu izlerdim.
Çünkü hedef bina değil...
İnsan olur.

Odadaki sessizlik yeniden çöktü.

Hızır yavaşça başını salladı.

- Haklı.

İlyas haritaya dikkatlice baktı.

- Demek ki...Onlar hareket ettiğimiz anı bekliyor.

Haşmet kısa cevap verdi.

- Evet.Biz onları değil...
Onlar bizi takip ediyor.

Salon

Aynı sırada...

Emine mutfaktan çayları getiriyordu.

Leyla sofrayı topluyordu.

Ömür de yardım ediyordu.

Üçü ilk kez uzun uzun yalnız kalmıştı.

Leyla gülümseyerek Ömür'e baktı.

- Atları gerçekten çok seviyorsun.

Ömür gözleri parlayarak cevap verdi.

- Çocukluğum onlarla geçti.

- Sen de öyle değil misin?

Leyla gülümsedi.

- Kara...

Benim çocukluğum.

Emine ikisini izleyerek hafifçe güldü.

- Demek ikiniz de aynı hastalığa yakalanmışsınız.

Üçü de ilk kez birlikte güldü.

Tam o sırada çalışma odasının kapısı açıldı.

Behzat elindeki boş fincanlarla çıktı.

Ömür ayağa kalktı.

- Abi ver, ben alırım.

Behzat fincanları vermedi.

- Sen misafirsin.

Ömür kaşını kaldırdı.

- Misafir mi? Ben senin kardeşinim.

Behzat kahkaha attı.

- O da doğru.

Bu kısa konuşmayı İlyas kapının kenarından görünmeden izliyordu.

Kendi kendine düşündü.

"Bu aile... bizimkinden çok da farklı değil."
Çalışma Odası

Toplantı sona ermek üzereydi.

Hızır ayağa kalktı.

- Bu gece herkes burada kalacak.
Sabah ilk iş...Ortak hareket planını uygulayacağız.

Teoman da ayağa kalktı.

- Uygun.

Tam herkes dağılacakken...

Haşmet pencereye doğru yürüdü.

Perdeyi hafifçe araladı.

Bahçenin en uzak köşesine uzun uzun baktı.

İlyas bunu fark etti.

- Ne oldu?

Haşmet gözünü karanlıktan ayırmadan cevap verdi.

- Biz içeride plan yapıyoruz...Ama biri...Hâlâ dışarıdan bizi izliyor.

İlyas pencereye yaklaştı.

- Bir şey mi gördün?

Haşmet başını hafifçe salladı.

- Hayır...Gördüğüm bir şey değil.
Eksik olan bir şey.

Teoman kardeşini tanıyordu.

Haşmet böyle konuşuyorsa...

Bir ayrıntıyı yakalamış demekti.

Ve o ayrıntı...

Yakında bütün oyunun yönünü değiştirecekti.

Gece saat iki...

Çakırbeyli Konağı'nda neredeyse herkes odalarına çekilmişti.

Koridorlarda yalnızca nöbet tutan korumaların ayak sesleri duyuluyordu.

Bahçede projektörler hâlâ yanıyordu.

Haşmet ise...

Uyumamıştı.

Ceketini omzuna aldı.

Sessizce odasından çıktı.

Koridordan geçerken salondaki ışığın yandığını fark etti.

Adımlarını yavaşlattı.

İçeride biri vardı.

Emine...

Elinde bir fincan çayla pencerenin önünde duruyordu.

Arkasından gelen ayak seslerini duyunca döndü.

Haşmet'i görünce şaşırdı.

- Uyumadın mı?

Haşmet pencereye doğru baktı.

- Sen de.

Emine hafifçe gülümsedi.

- Böyle gecelerde insanın uykusu gelmiyor.

Haşmet cevap vermedi.

Pencerenin önüne geldi.

İkisi de bahçeyi izlemeye başladı.

Yaklaşık yarım dakika...

Hiçbiri konuşmadı.

Sessizlik...

İkisini de rahatsız etmiyordu.

Sonunda Emine konuştu.

- Sana bir şey sorabilir miyim?

Haşmet başını çevirmeden cevap verdi.

- Sor.

- İnsanlara güveniyor musun?

Haşmet düşünmeden cevap verdi.

- Hayır.

Emine hafifçe kaşını kaldırdı.

- Hiç mi?

Bu kez Haşmet başını ona çevirdi.

- Aileme.

Sonra tekrar bahçeye baktı.

- Onun dışında...

Kimseye.

Emine, bu cevabın içinde yılların yükünü hissetti.

Bir süre sustu.

Sonra usulca konuştu.

- Belki de...Bu yüzden hep yalnız görünüyorsun.

Haşmet ilk kez hafifçe gülümsedi.

- Göründüğüm kadar yalnız değilim.

Emine de gülümsedi.

- Bunu bugün anladım.

Bahçe

Aynı dakikalarda...

Teoman temiz hava almak için dışarı çıkmıştı.

Konağın arka bahçesindeki taş yolda ağır ağır yürüyordu.

At ahırının önüne geldiğinde...

Birinin atın yelesini okşadığını gördü.

Leyla...

Kara'nın yanında durmuştu.

At, Teoman'ın geldiğini hissedince başını kaldırdı.

Leyla döndü.

İkisi birkaç saniye sessizce birbirine baktı.

Leyla ilk konuşan oldu.

- Uyumadınız mı?

Teoman başını hafifçe salladı.

- Biraz düşünmek istedim.

Leyla atının boynunu okşadı.

- Ben de.

Teoman, Kara'ya yaklaştı.

At onu dikkatle kokladı.

Leyla şaşırdı.

- İnanılmaz

Teoman kaşını kaldırdı.

- Neden?

- Kara yabancıları sevmez.
Sana tepki vermedi.

Teoman elini yavaşça uzattı.

Kara sakin kaldı.

- Hayvanlar...İnsanlardan daha iyi tanır karşısındakini.

Leyla hafifçe gülümsedi.

- Aynı cümleyi ben de söylerdim.

İlk kez...

İkisi arasında rahatsız edici olmayan bir sessizlik oluştu.

Tam o sırada...

Haşmet'in telefonu titredi.

Ekranda tek kelime vardı.

GÜVENLİK

Telefonu açtı.

Karşı taraftan fısıltıyla konuşuldu.

- Reis...Bahçenin kuzey duvarında hareket var.

Haşmet'in yüzündeki yumuşak ifade bir anda kayboldu.

Telefonu kapattı.

Emine onun yüzüne baktı.

- Ne oldu?

Haşmet sakin ama sert bir sesle cevap verdi.

- İçeri gir.

Emine ilk kez onun sesindeki emri hissetti.

- Haşmet...

- Hadi Emine hadi.

Tek kelime...

Ama tartışmaya yer bırakmıyordu.

Haşmet ceketinin içinden silahını çıkardı.

Şarjörü sessizce kontrol etti.

Koridora doğru yürürken yalnızca bir cümle söyledi.

- Bu gece...Misafir gelmiş. Aşağı katta...

Teoman ile Leyla da aynı anda başlarını kaldırdı.

Çünkü konağın kuzey tarafından...

Tek bir el silah sesi duyuldu.

Silah sesi konağın sessizliğini paramparça etti.

Pat!

Bir saniye...

İkinci kurşun geldi.

Pat! Pat!

Bahçedeki projektörler aynı anda kuzey duvarına çevrildi.

Koruma telsizleri art arda konuşmaya başladı.

- Kuzey duvarı! Hareket var! İki kişi kaçıyor!

Konağın İçi

Haşmet merdivenleri neredeyse koşmadan indi.

Adımları hızlıydı...Ama telaşlı değildi.

Koruma amiri tam kapıya ulaşmıştı.

- Reis! Kuzey tarafta...

Haşmet sözünü kesti.

- Kaç kişiler?

- En az üç.

- Hayır.

Haşmet pencereye baktı.

- Dört.

Koruma şaşırdı.

- Nereden anladınız?

Haşmet bahçedeki projektörlerden birini gösterdi.

- Üç gölge kaçıyor...

Bir projektör sürekli aynı yere dönüyor.

- Dördüncü adam...Hâlâ içeride.

Koruma hiç beklemeden telsize sarıldı.

- Bütün ekipler!

İç güvenlik!

İç güvenlik!

Üst Kat

Emine, Leyla ve Ömür salondan çıkmıştı.

Tam merdivenlere yönelmişlerdi ki İlyas yukarı koşarak geldi.

- Dur! Hiçbiriniz aşağı inmeyeceksiniz.

Leyla itiraz etti.

- Ama dışarıda...

İlyas sertleşti.

- Hayır.

- Siz burada kalacaksınız.

Ömür merdivenlerden aşağı bakıyordu.

Ağabeyini göremiyordu.

İçini tarif edemediği bir korku kapladı.

Bahçe

Teoman ile Hızır aynı anda dışarı çıktı.

Koruma ekipleri çoktan ikiye ayrılmıştı.

Bir grup kuzey duvarına koşuyor...

Diğer grup konağın çevresini sarıyordu.

Behzat silahını çekmişti.

- Sağ taraf temiz!

Hızır bağırdı.

- Kimse tek başına ilerlemesin!

Tam o sırada...

Haşmet elini havaya kaldırdı.

Herkes durdu.

Sessizlik...

Sadece rüzgârın sesi...

Haşmet gözlerini ağaçların arasına dikmişti.

Sonra alçak sesle konuştu.

- Çık.

Kimse anlamadı.

Behzat yaklaştı.

- Abi...

Haşmet elini kaldırarak onu susturdu.

- Çık dedim.

Ağaçların arasından çıt çıkmıyordu.

Bir saniye...

İki saniye...

Üç...

Tam o anda siyah kıyafetli biri koşarak çalıların arasından fırladı.

Silahını kaldırdığı anda...

Haşmet tek kurşun sıktı.

Pat!

Kurşun adamın omzuna isabet etti.

Adam silahını düşürdü.

Yere yuvarlandı.

Behzat ile İlyas aynı anda üzerine atladı.

Kelepçeyi taktılar.

Adam kaçamıyordu.

Teoman yaklaşırken dikkatini bir şey çekti.

Yerde yatan adam...

En fazla yirmi beş yaşındaydı.

Yüzünde korku vardı.

Ama...

Hiç pişmanlık yoktu.

Üst Kat

Kurşun sesi kesilmişti.

Emine pencereye koştu.

Bahçede Haşmet'i gördü.

Ayaktaydı.

Derin bir nefes aldı.

Farkında olmadan fısıldadı.

- Çok şükür...

Leyla bunu duydu.

Sessizce Emine'ye baktı.

Hiçbir şey söylemedi.

Bahçe

Yakalanan adam diz çöktürülmüştü.

Hızır karşısına geçti.

- Konuş.

Adam sustu.

Teoman da yanına geldi.

- İsmin.

Yine sessizlik...

Bu kez Haşmet yaklaştı.

Yere çömeldi.

Adamın gözlerinin içine baktı.

Sesi ne yüksekti...

Ne de tehditkârdı.

- Sen buraya öldürmeye gelmedin.

Adam istemsizce gözlerini kaldırdı.

Haşmet devam etti.

- Sen...Dikkatimizi dağıtmaya geldin.

Adamın göz bebekleri büyüdü.

İlk kez şaşırmıştı.

Haşmet ayağa kalktı.

Teoman'a döndü.

- Asıl ekip...Başka yerde.

Behzat hemen sordu.

- Nerede?

Haşmet'in cevabı kısa oldu.

- Bizi bahçeye çıkardılar. Demek istedikleri kişi...Konağın içinde.

Bu cümleyle birlikte...

Hızır ile Teoman'ın yüzündeki ifade aynı anda değişti.

İkisi de tek kelime söyledi.

- İçeri!

Ve beş adam aynı anda konağa doğru koşmaya başladı.

Çünkü artık...

Gerçek saldırının yeni başladığını anlamışlardı.

Hızır...

Teoman...

Haşmet...

İlyas...

Behzat...

Beşi aynı anda konağın kapısından içeri girdi.

Koridorda görevli korumalar silahlarını çekmişti.

Kimse ne olduğunu anlayamıyordu.

Haşmet hiç durmadı.

Merdivenlere yöneldi.

Tam o sırada...

İkinci kattaki projektörler bir anda söndü.

Koca konak karanlığa gömüldü.

Sadece acil durum lambaları yanıyordu.

Koridorları loş, kırmızı bir ışık kapladı.

Behzat dişlerini sıktı.

- Elektriği kestiler!

Haşmet başını iki yana salladı.

- Hayır... Ana elektriği değil.
Sadece güvenlik hattını.

Hızır şaşkınlıkla ona baktı.

- Nereden biliyorsun?

Haşmet tavandaki lambaları gösterdi.

- Avizeler yanıyor. Kameralar kapalı.
Bunu içeriyi bilen biri yaptı.

Bu cümle herkesin aklına aynı ihtimali getirdi.

İçeriden yardım almış olabilirlerdi.

Üst Kat

Emine, Leyla ve Ömür, İlyas'ın söylediği gibi salonda bekliyordu.

Elektrikler kesilince Ömür istemsizce Emine'nin kolunu tuttu.

- Abla...

Emine sakin kalmaya çalışıyordu.

- Korkma.

Tam o sırada...

Koridorun sonundan çok hafif bir ayak sesi duyuldu.

Tak...

Tak...

Tak...

Leyla nefesini tuttu.

- Duydunuz mu?

Üçü de kapıya baktı.

Ses gittikçe yaklaşıyordu.

Sonra...

Bir anda kesildi.

Sessizlik...

Öyle ağırdı ki kalp atışları bile duyuluyordu.

Merdivenler

Haşmet elini kaldırdı.

Herkes olduğu yerde durdu.

Koridorun sonuna baktı.

Hiç kimse görünmüyordu.

Ama...

Yerde çok küçük bir ayrıntı vardı.

Kırmızı halının üzerinde...

Çamur.

Haşmet eğildi.

Parmağıyla dokundu.

Hâlâ ıslaktı.

- Yeni geçmiş.

Teoman sordu.

- Kaç kişi?

Haşmet izlere baktı.

- Bir kişi. Hafif. Hızlı hareket ediyor.

İlyas şaşkınlıkla baktı.

- Bunu da mı izden anladın?

Haşmet ayağa kalktı.

- Sol ayağı diğerinden kısa basıyor.
Eski bir yarası var.
O yüzden ağırlığını sağ tarafa veriyor.

Behzat istemsizce gülümsedi.

- Abi...Sen insan okumuyorsun.
İz okuyorsun.

Haşmet cevap vermedi.

Tam o sırada...

Üst kattan Emine'nin sesi duyuldu.

- Hızır!

Ses...

Yardım isteyen bir ses değildi.

Uyarıydı.

Beş adam aynı anda ikinci kata koştu.

Kapıya ulaştıklarında...

Emine kapının önünde durmuştu.

Arkasında Leyla ile Ömür vardı.

Hepsi iyiydi.

Hızır derin bir nefes aldı.

- Ne oldu?

Emine koridorun sonunu gösterdi.

- Az önce...

Orada biri vardı.

Leyla söze girdi.

- Yüzünü göremedik. Siyah giyinmişti.

Ömür de başını salladı.

- Bizi görünce kaçtı.

Haşmet koridorun sonuna yürüdü.

Duvarı dikkatle inceledi.

Sonra...

Elini kitaplığın kenarına koydu.

Hafifçe bastırdı.

Tak...

Kimsenin bilmediği eski bir mekanizma çalıştı.

Kitaplık birkaç santim öne geldi.

İlyas'ın gözleri büyüdü.

- Gizli geçit...

Hızır şaşkınlıkla duvara baktı.

- Ben bu konakta doğdum.
Böyle bir yer olduğunu bilmiyordum.

Haşmet kitaplığın arkasındaki karanlığa baktı.

Geçit...

Eski taş duvarların arasından aşağı doğru iniyordu.

Yerde taze ayak izleri vardı.

Haşmet yavaşça konuştu.

- Konağın planlarını biliyor.
Gizli geçidi biliyor. Elektrik hattını biliyor.

Sonra arkasını dönüp Hızır'a baktı.

İlk kez sesi önceki bölümlere göre daha ağır çıktı.

- Bu...Dışarıdaki birinin işi değil.

Koridordaki herkes sessizleşti.

Çünkü Haşmet'in söylemediği ama herkesin anladığı cümle şuydu:

"Sınırsızlar'ın konağın içinde de bir gözü olabilir."

O anda...

Konağın derinliklerinden...

Eski tünelin içinden metal bir kapının kapanma sesi duyuldu.

Güm!

Haşmet tek bir emir verdi.

- Kimse kadınları yalnız bırakmayacak.

Sonra Teoman, Hızır, İlyas ve Behzat'a baktı.

- Biz aşağı iniyoruz.

Ve beş adam...

Ellerinde silahlarıyla...

Yıllardır açılmamış görünen o karanlık tünele doğru inmeye başladı.

Taş merdivenler...

Nem kokusu...

Yıllardır açılmamış gibi görünen duvarlar...

Beş adam tek sıra halinde ilerliyordu.

En önde Haşmet...

Arkasında Hızır...

Sonra Teoman...

İlyas...

Ve en arkada Behzat.

Kimse konuşmuyordu.

Yalnızca ayakkabıların taş zeminde çıkardığı ses yankılanıyordu.

Haşmet bir anda yumruğunu havaya kaldırdı.

Herkes durdu.

İlyas fısıldadı.

- Ne oldu?

Haşmet diz çöktü.

El fenerini yere tuttu.

Tozun üzerinde ayak izleri vardı.

Ama...

İzler tek yöne gitmiyordu.

Teoman da eğildi.

- Geri dönmüş.

Haşmet başını iki yana salladı.

- Hayır. İki kişi. Biri aşağı inmiş. Diğeri yukarı çıkmış.

Hızır'ın kaşları çatıldı.

- Demek içeride yalnız değilmiş.

Haşmet sessizce ayağa kalktı.

- Hazır olun. Yakınız.

Konağın Üst Katı

Emine kapıyı içeriden kilitledi.

Leyla pencerenin perdesini hafifçe araladı.

Bahçede onlarca koruma vardı.

Ama bu...

İçini rahatlatmaya yetmiyordu.

Ömür odanın içinde volta atıyordu.

- Abi ilk defa bu kadar tedirgin göründü.

Emine dönüp ona baktı.

- Haşmet mi?

Ömür başını salladı.

- Evet.

- O bir şey hissettiğinde...

Mutlaka bir şey olur.

Leyla sessizce dinliyordu.

Emine yavaşça konuştu.

- Allah hepsini korusun.

Tam o sırada...

Kapının dışında hafif bir ayak sesi duyuldu.

Üçü de aynı anda sustu.

Tak...

Tak...

Tak...

Ses kapının önünde durdu.

Ömür istemsizce geri çekildi.

Emine masanın üzerindeki ağır bronz şamdanı eline aldı.

Leyla da duvarın yanına geçti.

Kapının kolu çok yavaş hareket etti.

Ama kapı kilitliydi.

Bir kez...

İki kez...

Sonra ses kesildi.

Koridor yeniden sessizliğe gömüldü.

Gizli Tünel

Merdivenler sona ermişti.

Karşılarında eski demir bir kapı vardı.

Kapının üzerinde pas tutmuş büyük bir kilit asılıydı.

Behzat fısıldadı.

- Yıllardır açılmamış gibi.

Haşmet kilide baktı.

Parmağıyla üzerine dokundu.

Sonra elini geri çekti.

- Hayır.

Teoman sordu.

- Nereden anladın?

Haşmet kilidin altını gösterdi.

- Pas var...Ama anahtar deliği temiz.

- Bunu yakın zamanda açmışlar.

Hızır ağır ağır başını salladı.

- Demek geçit hâlâ kullanılıyor.

İlyas silahını biraz daha sıkı kavradı.

- Açıyoruz mu?

Haşmet kısa cevap verdi.

- Açıyoruz.

Behzat demir levye ile kilide yüklendi.

Tak!

İlk darbe...

Tak!

İkinci darbe...

Üçüncü darbede kilit yere düştü.

Kapı ağır ağır açıldı.

İçerisi tamamen karanlıktı.

Haşmet el fenerini tuttu.

Işık eski taş odanın içinde dolaştı.

Boş raflar...

Kırılmış sandıklar...

Eski mühimmat kasaları...

Ve tam karşı duvarda...

Taze çizilmiş büyük bir sembol.

Siyah boya ile yapılmıştı.

Altında ise tek bir cümle yazıyordu.

"Geç kaldınız."

Odanın içinde barut kokusu hâlâ hissediliyordu.

Haşmet bir adım daha attı.

Tam o anda...

Sağ taraftaki duvarın arkasından hafif bir metal sesi geldi.

Çıt...

Haşmet hiç düşünmeden bağırdı.

- Yatın!

Aynı anda herkes kendini yere attı.

Bir saniye sonra...

Duvarın içinden otomatik silah ateşi başladı.

Ratatatatat!

Kurşunlar taş duvarlara çarpıp kıvılcımlar saçıyordu.

Hızır ile Teoman aynı sütunun arkasına geçti.

İlyas karşı tarafa yuvarlandı.

Behzat yere düşerken silahını çekti.

Haşmet ise...

Kurşunların geldiği noktaya bakıyordu.

Sanki ateş eden kişiyi değil...

Onun bir sonraki hareketini hesaplıyordu.

Ve ilk kez...

Sınırsızlar ile gerçek çatışma başlamıştı.

Otomatik silahın sesi tünelin içinde yankılanıyordu.

Toz bulutları havaya kalkıyordu.

Kimse rastgele ateş etmiyordu.

Haşmet, sırtını sütuna yasladı.

Başını çok hafif uzattı.

Tek bir saniye...

Sonra tekrar geri çekildi.

Behzat bağırdı.

- Abi!

Göremiyoruz!

Haşmet sakinliğini bozmadı.

- Zaten görmemizi istemiyor.

Teoman derin bir nefes aldı.

- Ne yapacağız?

Haşmet elini kaldırdı.

- Ateş etmeyin.

İlyas şaşkınlıkla döndü.

- Ne?

- Adamlar bizi tarıyor!

Haşmet gözlerini duvardan ayırmadan konuştu.

- Hayır...

- Kaçıyorlar.

Bu cümleyle birlikte herkes sustu.

Hızır kaşlarını çattı.

- Nereden çıkardın?

Haşmet taş zemini gösterdi.

Kurşunlar aynı noktaya geliyordu.

Ne sağa kayıyordu...

Ne sola...

- Sabit ateş.

- Hareket eden adam böyle ateş etmez.

- Biri makineliyi bıraktı...

Diğeri kaçıyor.

Teoman hemen anladı.

- Oyalıyorlar bizi.

Haşmet başını salladı.

- Aynen öyle.

Sonra yüksek sesle emir verdi.

- Behzat!

- Ateşi bastır.

- İlyas, benimle.

Behzat hiç düşünmeden sütunun arkasından kontrollü şekilde karşılık verdi.

Pat! Pat! Pat!

Kurşun sesleri tüneli doldurdu.

Tam o anda...

Haşmet ile İlyas sol taraftaki dar koridora doğru koştu.

Koridor oldukça dardı.

Nemli taş duvarların arasında yalnızca bir kişinin geçebileceği kadar yer vardı.

Yerde yeni ayak izleri görünüyordu.

Haşmet el fenerini izlere tuttu.

- Koşuyor.

İlyas nefes nefese sordu.

- Yakalayabilir miyiz?

Haşmet kısa cevap verdi.

- Mecburuz.

Koridorun sonunda demir bir kapı görünüyordu.

Kapı hızla kapanıyordu.

İlyas bağırdı.

- Dur!

İçerideki adam son kez arkasına baktı.

Yüzü tamamen siyah maskeyle kapalıydı.

Sadece gözleri görünüyordu.

Haşmet silahını kaldırdı.

Tetiğe basmadı.

İlyas şaşırdı.

- Neden ateş etmiyorsun?

Haşmet'in cevabı sakindi.

- Canlı lazım.

Kapı büyük bir gürültüyle kapandı.

GÜM!

Haşmet kapıya ulaşıp kolu çevirdi.

Kilitlenmişti.

Duvara yumruk atmadı.

Küfür etmedi.

Sadece etrafı incelemeye başladı.

İlyas şaşkınlıkla onu izliyordu.

- Adam kaçtı.

Haşmet diz çöktü.

Kapının altındaki zemine baktı.

Sonra elini uzatıp yerdeki küçük metal parçayı aldı.

Avucunda çevirdi.

İlyas yaklaştı.

- Bu ne?

Haşmet metal parçayı ışığa tuttu.

Üzerinde küçük bir arma vardı.

Kanatlarını açmış bir kartal...

Altında tek bir harf.

S

Haşmet'in bakışları sertleşti.

- İlk defa...

Arkalarında bir iz bıraktılar.

Aynı Anda

Tünelin girişinde...

Behzat'ın açtığı ateş kesilmişti.

Teoman ile Hızır ilerledi.

Az önce makineli tüfeğin bulunduğu noktaya geldiklerinde...

Kimse yoktu.

Sadece eski bir sehpanın üzerine sabitlenmiş uzaktan ateşlemeli bir düzenek duruyordu.

Behzat hayretle baktı.

- Kimse ateş etmiyormuş...

Hızır eğilip düzeneği inceledi.

- Zaman ayarlı.

Teoman sessizce konuştu.

- Demek...

Bizi gerçekten sadece oyalamışlar.

Tam o sırada...

Haşmet ile İlyas geri döndü.

İlyas başını iki yana salladı.

- Kaçtı.

Behzat hayal kırıklığıyla iç çekti.

Haşmet cebindeki metal armayı çıkardı.

Masanın üzerine bıraktı.

- Ama bunu bıraktı.

Hızır armayı eline aldı.

Uzun uzun baktı.

- Daha önce hiç görmedim.

Teoman da inceledi.

- Ben de.

Haşmet ağır bir sesle konuştu.

- Görmeniz normal.

- Çünkü...

Bu arma gösterilmek için değil...

Tanınmak için yapılmış.

İlyas merakla sordu.

- Ne demek istiyorsun?

Haşmet gözlerini armadan ayırmadan cevap verdi.

- Bu...

Sınırsızlar'ın ilk gerçek izi.

Ve ben...

Artık onları da beni aradıkları kadar arayacağım.

O anda tünelin derinliklerinden soğuk bir rüzgâr esti.

Sanki karanlığın içi...

Yaklaşan savaşın sessiz habercisiydi.

Комментарии

0 / 5000 символов
Пока нет комментариев. Будьте первым!