9 страницаОпубликовано: 14.08.2026. 03:28
20

Озвучивание не поддерживается в этом браузере

9. BÖLÜM İlk Adım


Sabah...

Çakırbeyli Konağı'nda uzun zamandır ilk kez sakin bir sabaha uyanılmıştı.

Gece yaşanan saldırının ardından kimse tam anlamıyla uyuyamamıştı.

Bahçede nöbet tutan korumalar değişiyor...

Mutfaktan yeni demlenen çayın kokusu yükseliyordu.

Ama çalışma odasında...

Teoman, Hızır, Haşmet, Behzat ve İlyas çoktan masanın başındaydı.

Harita yine açıktı.

Bu kez konuşan Hızır oldu.

- Bugün herkes normal hayatına dönecek.

Behzat kaşını kaldırdı.

- Normal mi?

Hızır başını salladı.

- Evet. Onlar bizi korkutup eve kapatmak istiyor. Bunu yapmayacağız.

Teoman da söze girdi.

- Ama yalnız da hareket edilmeyecek.

Haşmet kısa ve net konuştu.

- Ömür bugün kulübe gidecek.

Odadaki herkes ona baktı.

- Yanında biri olacak.

Behzat gülümsedi.

- Ben giderim.

Haşmet başını iki yana salladı.

- Hayır.

Sonra gözlerini İlyas'a çevirdi.

- İlyas gidecek.

Odadaki sessizlik birkaç saniye sürdü.

İlyas şaşkınlıkla Haşmet'e baktı.

- Ben mi?

- Evet.

Hızır da kardeşine döndü.

- Benim için de uygun.

Behzat ise belli etmemeye çalışsa da hafifçe gülümsedi.

İçinden sadece tek bir cümle geçti.

"Başlıyor..."

Çakırbeyli Konağı'nın Bahçesi

Ömür, aracın yanında bekliyordu.

İlyas ceketini giyerek merdivenlerden indi.

Ömür hafifçe gülümsedi.

- Hazır mısın?

İlyas omuz silkti.

- Senin kadar değil.

İlk kez ikisi birlikte gülümsedi.

Araç hareket etti.

Arka tarafta başka bir araçta iki aileden korumalar onları takip ediyordu.

Yol

İlk on dakika boyunca kimse konuşmadı.

İlyas camdan dışarı bakıyordu.

Ömür ise direksiyondaydı.

Sessizliği Ömür bozdu.

- Bu kadar sessiz olman normal mi?

İlyas güldü.

- Bana bunu sen mi soruyorsun?
Sizin evde Haşmet var.

Ömür kahkaha attı.

- Haklısın. Onun yanında ben bayağı konuşkan kalıyorum.

İlyas da güldü.

- Dün gece fark ettim.Az konuşuyor...

Ama herkes onu dinliyor.

Ömür gururla gülümsedi.

- Çünkü hiçbir zaman boş konuşmaz.
Çocukken bile öyleydi. Bana bir şey yapma derse...
Sebebini sormazdım.

İlyas dikkatle dinliyordu.

- Bu kadar mı güveniyorsun?

Ömür hiç düşünmeden cevap verdi.

- Canımı emanet ederim.

İlyas başını salladı.

- Güzel...Böyle ağabey herkese nasip olmaz.

Ömür bu kez sordu.

- Peki sen? En çok kime güvenirsin?

İlyas camdan dışarı baktı.

- Hızır abime. Babam öldüğünde...
Babam da oldu. Ağabeyim de.

Araçta yeniden sessizlik oldu.

Bu sessizlik artık yabancıların sessizliği değildi.

Birbirini anlamaya başlayan iki insanın sessizliğiydi.

Façalı At Kulübü

Araç içeri girdiğinde çocuklar çoktan gelmişti.

Ömür arabadan indi.

Çocuklardan biri koşarak geldi.

- Ömür Abla!

Ömür eğilip küçük çocuğa sarıldı.

- Bugün nasılsın bakalım?

İlyas birkaç adım geride durmuş onları izliyordu.

Çocukların hepsi Ömür'ün etrafını sarmıştı.

Kimi ona defterini gösteriyor...

Kimi ata binmek için izin istiyordu.

Yaşlı seyis sessizce İlyas'ın yanına geldi.

- İlk kez mi görüyorsunuz?

İlyas başını salladı.

Yaşlı adam gülümsedi.

- Buraya gelen herkes onu önce kulübün sahibi sanır.

- Ama çocuklar...Onu ablası sanıyor.

İlyas'ın bakışları Ömür'ün üzerindeydi.

Çocuklarla konuşurken yüzündeki tebessüm...

Atlara yaklaşırken gösterdiği şefkat...

Hiçbiri rol değildi.

İçinden istemsizce geçirdi.

"Böyle bir insanın düşmanı olmaz..."

Tam o sırada Behzat'ın aracı da kulübe girdi.

Araçtan iner inmez İlyas'a baktı.

- Nasıl gidiyor?

İlyas omuz silkti.

- Sakin.

Behzat hafifçe gülümsedi.

- İnşallah hep böyle gider.

Sonra Ömür'e döndü.

- Küçük Reis...

Bize de bir çay var mı?

Ömür gülerek cevap verdi.

- Sana her zaman var.

Behzat kahkaha attı.

- Gördün mü İlyas?

- Dünyanın en güzel çayı burada.

İlyas ilk kez hiç düşünmeden cevap verdi.

- Sanırım...

Haklısın.

Behzat ikisine sırayla baktı.

Sonra belli belirsiz gülümsedi.

Kimse fark etmedi.

Ama o...

İlk adımın atıldığını görmüştü.

Çocukların kahkahaları bahçeyi dolduruyordu.

Ömür, küçük bir kızın ata binmesine yardım ederken İlyas istemeden gülümsedi.

Behzat bunu fark etti.

Kolunu hafifçe İlyas'ın omzuna vurdu.

- Ne oldu?

İlyas hemen kendini topladı.

- Hiç.

Behzat sırıttı.

- Bana "hiç" deme. Ben insanın yüzünden ne düşündüğünü az çok okurum.

İlyas başını iki yana salladı.

- Sen de az değilsin.

Behzat kahkaha attı.

- Daha yeni tanışıyoruz. Bana alışınca daha çok şaşıracaksın.

İlk kez...

İki adam aynı anda güldü.

Bu küçük anı uzaktan izleyen Ömür de istemeden tebessüm etti.

Çakırbeyli Konağı

Bu sırada...

Emine mutfakta kahve hazırlıyordu.

Leyla içeri girdi.

- Ağabeyler hâlâ toplantıda mı?

Emine başını salladı.

- Sabah çıktılar. Muhtemelen akşama kadar dönmezler.

Leyla pencereye yaslandı.

- Ev çok sessiz.

Emine fincanları hazırlarken hafifçe gülümsedi.

- Sessizlik bazen güzeldir.

Leyla usulca cevap verdi.

- Son günlerde...Sessizlikten korkuyorum.

Emine onun omzuna dokundu.

- Geçecek.

İkisi de bilmiyordu...

Pencerenin yaklaşık üç yüz metre ilerisindeki tepede bir dürbün...

Tam o an onları izliyordu.

Eski Fabrika

Şehrin dışında...

Yıllardır kullanılmayan fabrikanın en üst katında...

Uzun masanın etrafında altı kişi oturuyordu.

Hepsi siyah kıyafetliydi.

Yüzleri gölgede kalıyordu.

Masanın başındaki adam...

Her zamanki gibi görünmüyordu.

Yalnızca sesi duyuluyordu.

- Rapor.

Sağ taraftaki adam ayağa kalktı.

- Façalılar ile Çakırbeyliler aynı çatı altında.

- Beklediğimiz gibi birbirlerine saldırmadılar.

Masadaki sessizlik birkaç saniye sürdü.

Sonra lider konuştu.

- Bekliyordum.

Bir başka adam söze girdi.

- Reis...

Plan değişiyor mu?

Adam başını iki yana salladı.

- Hayır.

- İlk plan başarısız olmadı.

- Sadece...

İstedikleri yere ulaşmadı.

Masanın üzerine İstanbul haritası açıldı.

Lider, parmağını üç ismin üzerine koydu.

Teoman.

Haşmet.

Hızır.

Sonra yavaşça gülümsedi.

- Bunlar...

Dağ.

Parmağını başka üç ismin üzerine kaydırdı.

Leyla.

Ömür.

Emine.

Odadaki herkes sessizleşti.

Lider yavaşça devam etti.

- Ama dağ...

En çok eteğinden yıkılır.

Bu cümle salondaki havayı değiştirdi.

İçlerinden biri itiraz etti.

- Reis...

Kadınlara dokunmak bizim kuralımız değildi.

Lider ilk kez sertleşti.

- Dokunmak demedim.

- Onları...

Kullanacağız.

- Çünkü güçlü adamı diz çöktüren...

Kurşun değildir.

Vicdanıdır.

Façalı At Kulübü

Çocuklar eğitimlerini bitirmişti.

Ömür son atı ahıra götürürken yaşlı seyis telaşla koşarak geldi.

- Kızım!

Ömür döndü.

- Ne oldu?

- Siyah araç yine geldi.

İlyas ile Behzat aynı anda ayağa kalktı.

İlyas dürbünü aldı.

Kulübün girişinin yaklaşık beş yüz metre ilerisinde...

Siyah bir SUV durmuştu.

Camları tamamen siyahtı.

Motor çalışıyordu.

Ama içinden kimse inmiyordu.

Behzat dişlerini sıktı.

- Bunlar yine başladı.

İlyas sakinliğini koruyordu.

- Acele etmeyelim.

Tam o sırada...

Araç yavaşça hareket etti.

Kimseyi beklemeden uzaklaştı.

Ömür şaşkınlıkla sordu.

- Neden geldiler?

Behzat cevap verdi.

- Bizi görmek için değil...

Bizi gördüklerini göstermek için.

İlyas gözünü yoldan ayırmadı.

İçinden tek bir cümle geçti.

"Bu savaş artık sadece mafyanın savaşı değil..."

Çakırbeyli Konağı

Akşam olmuştu.

Teoman ve Haşmet, Hızır'la birlikte çalışma odasında haritaya bakıyordu.

Leyla kapıyı çalıp içeri girdi.

Elinde kahve tepsisi vardı.

Arkasından Emine de çayları getiriyordu.

Sessizce fincanları bıraktılar.

Tam çıkacaklardı ki...

Teoman nazikçe konuştu.

- Leyla Hanım...

Kahve için teşekkür ederim.

Leyla hafifçe gülümsedi.

- Afiyet olsun.

Emine de çay bardağını Haşmet'in önüne koydu.

Haşmet başını kaldırdı.

- Teşekkür ederim.

Bu yalnızca iki kelimeydi.

Ama Emine ilk kez...

Onun sesinde, emir veren mafya reisinden farklı bir yumuşaklık hissetti.

İkisi de hiçbir şey söylemeden odadan çıktı.

Kapı kapandıktan sonra Behzat hafifçe Teoman'a baktı.

Sonra Haşmet'e...

Yüzünde belli belirsiz bir tebessüm vardı.

Kendi kendine mırıldandı.

- Hayat...

Bazen en büyük savaşın ortasında bile...

İnsana umut verecek yollar açıyor.

Kimse onun ne demek istediğini anlamadı.

Ama Behzat...

Hem ağabeylerini...

Hem de İlyas'ı uzun zamandır ilk kez bu kadar dikkatli izliyordu.

Gece...

Çakırbeyli Konağı'nın çalışma odasında yalnızca beş kişi vardı.

Hızır...

Teoman...

Haşmet...

İlyas...

Behzat...

Masanın üzerindeki İstanbul haritası artık onlarca notla dolmuştu.

Kırmızı kalem...

Mavi işaretler...

Fotoğraflar...

Ele geçirilen arma...

Hepsi aynı masadaydı.

Hızır derin bir nefes aldı.

- Günlerdir aynı yerde dönüyoruz.

- Bir adım öne geçemedik.

Teoman dosyayı kapattı.

- Çünkü onlar hata yapmıyor.

Haşmet ilk kez haritadan gözünü kaldırdı.

- Hayır...

- Hata yapıyorlar.

Herkes ona döndü.

- Ama biz yanlış hatayı takip ediyoruz.

İlyas kaşlarını çattı.

- Ne demek istiyorsun?

Haşmet haritada at kulübünü işaret etti.

Sonra Leyla'nın çiftliğini...

Ardından Çakırbeyli Konağı'nı...

En son Façalı Konağı'nı...

- Sürekli aynı yerlere geliyorlar.

- Ama hiçbir saldırıyı bitirmiyorlar.

Behzat düşündü.

- Yani?

Haşmet ağır ağır konuştu.

- Amaç öldürmek olsaydı...

Şimdiye kadar fırsatları vardı.

- Ama öldürmüyorlar.

- Bizi...

Birbirimizin etrafında dolaştırıyorlar.

Odadaki sessizlik yine çöktü.

Teoman kardeşine baktı.

- Demek istedikleri...

Bizim aynı çatı altında kalmamızdı.

Haşmet başını salladı.

- Hayır.

- Aynı çatı altında kalacağımızı bilmiyorlardı.

- Ama birbirimize güvenip güvenmeyeceğimizi görmek istiyorlardı.

Hızır ilk kez bu düşünceyi onayladı.

- Mantıklı.

- Eğer birbirimize saldırmış olsaydık...

Gerçek düşman hiç ortaya çıkmayacaktı.

Bahçe

Toplantı bittikten sonra herkes biraz hava almak için dışarı çıktı.

Behzat bilerek geride kaldı.

İlyas'a seslendi.

- Bir dakika.

İlyas döndü.

- Hayırdır?

Behzat cebinden araba anahtarını çıkardı.

- Yarın sabah...

Ömür kulübe gidecek.

- Benim başka işim var.

- Sen götür.

İlyas şaşırdı.

- Korumalar götürür.

Behzat gülümsedi.

- Götürür.

- Ama sen gidersen...

Benim içim daha rahat olur.

İlyas birkaç saniye sustu.

- Tamam.

Behzat omzuna hafifçe vurdu.

- Eyvallah.

Tam uzaklaşacakken durdu.

Arkasını dönmeden konuştu.

- Bir şey daha...

İlyas bekledi.

- Ben kardeşime kimi emanet edeceğimi bilirim.

Behzat yürüyüp gitti.

İlyas ise olduğu yerde kaldı.

Bu söz...

Onun için sıradan bir söz değildi.

Bir mafya adamının güveniydi.

Salon

Ömür kitap okuyordu.

Kapı çalındı.

İçeri İlyas girdi.

- Rahatsız etmiyorum umarım.

Ömür kitabı kapattı.

- Hayır.

İlyas hafifçe gülümsedi.

- Yarın sabah kulübe birlikte gidiyoruz.

Ömür şaşırdı.

- Behzat mi söyledi?

- Evet.

Ömür gülümseyerek başını salladı.

- Demek yine plan yapıyor.

İlyas anlamadı.

- Nasıl yani?

- Behzat işte...

İnsanları birbirine alıştırmayı sever.

- Çocukluğumuzdan beri böyledir.

İlyas istemeden güldü.

- Demek sadece bana yapmıyormuş.

İkisi de aynı anda gülümsedi.

Koridorun diğer ucundan geçen Behzat bunu gördü.

Hiç ses çıkarmadı.

Yalnızca kendi kendine mırıldandı.

- Aynen öyle...acele etmeyin.

Aynı Saatte

Emine, mutfakta çay hazırlıyordu.

Tepsiyi alıp çalışma odasına yöneldi.

Kapıyı hafifçe çaldı.

- Müsait misiniz?

İçeriden Teoman'ın sesi geldi.

- Buyurun.

Emine içeri girdi.

Çayları tek tek dağıttı.

Son bardağı Haşmet'in önüne bırakırken Haşmet dosyadan gözünü kaldırmadı.

Sadece kısa bir cümle söyledi.

- Yoruldunuz.

Emine durdu.

- Fark edildi mi?

Haşmet ilk kez ona baktı.

- İnsan...

Gözlerinden anlaşılır.

Emine hafifçe gülümsedi.

- Siz de hiç dinlenmiyorsunuz.

Haşmet dosyayı kapattı.

- Daha işimiz bitmedi.

Emine başını salladı.

- O zaman...

Çayınız soğumasın.

Odadan çıktı.

Kapı kapandıktan sonra Teoman, kardeşine baktı.

Yüzünde hafif bir tebessüm vardı.

- İlk defa birine üç cümle kurdun.

Behzat kahkahayı bastı.

Haşmet ise hiç bozuntuya vermedi.

Çayından bir yudum aldı.

- İşle ilgiliydi.

Behzat gülerek başını salladı.

- Tabii abi... tâbi...işti...

Haşmet: Sen ne demek istiyorsun¿?

Behzat: Yok bir şey abi...

Odadaki gerginlik ilk kez birkaç saniyeliğine dağıldı.

Fakat aynı anda...

Şehrin dışında, eski fabrikanın karanlık odasında "Gölge" önündeki fotoğraflara bakıyordu.

Fotoğraflarda aynı kare vardı.

Çakırbeyli Konağı'nın bahçesinde birlikte duran iki aile...

Fotoğrafı masaya bıraktı.

Sakin ama soğuk bir sesle konuştu.

- Geç kalıyoruz.

Yanındaki adam sordu.

- Yeni emir nedir Reis?

Gölge, parmağını fotoğrafın üzerinde duran Behzat'ın üzerine koydu.

Sonra yavaşça İlyas'ın fotoğrafına kaydırdı.

- Bu ikisini...

Birbirinden ayırın.

- Çünkü birlikte olurlarsa...

Planımız çöker.

Karanlık odada ölüm sessizliği yeniden hâkim oldu.

Комментарии

0 / 5000 символов
Пока нет комментариев. Будьте первым!