Озвучивание не поддерживается в этом браузере
12. BÖLÜM Günler Geçerken
İstanbul...
Bazen insanın hayatını değiştiren günler...
En sessiz günler olurdu.
Aradan birkaç gün daha geçmişti.
Sınırsızlar'dan hiçbir haber yoktu.
Ne bir tehdit...
Ne bir telefon...
Ne de bir saldırı...
Sanki yer yarılmış...
İçine girmişlerdi.
Ama bu sessizlik...
En çok Haşmet'i düşündürüyordu.
Façalı Konağı
Sabah...
Haşmet çalışma odasının balkonunda tek başına kahvesini içiyordu.
Teoman yanına geldi.
Bir süre ikisi de konuşmadı.
Teoman sessizliği bozdu.
- Hâlâ aynı şeyi mi düşünüyorsun?
Haşmet gözlerini bahçeden ayırmadı.
- Maalesef, fazla sessizler.
Teoman hafifçe başını salladı.
- Belki de gerçekten geri çekilmişlerdir demek isterdim ama ...
Haşmet kısa bir tebessüm etti.
- Ama böyle insanlar...kaybolmaz... bekliyorlar.
Teoman kardeşine baktı.
Onu en iyi tanıyan insandı.
Haşmet bir şeyi hissediyorsa...
Mutlaka bir sebebi vardı.
Façalı At Kulübü
Ömür sabah çocuklarla ders yapıyordu.
Küçük bir çocuk elini kaldırdı.
- Abla...ben hiç ata binemeyecek miyim?
Ömür diz çöküp çocuğun göz hizasına indi.
- Nedenmiş o?
- Korkuyorum.
Ömür gülümsedi.
- Korkma...korktuğun halde bir adım atabilmek, büyük bir şey, unutma.
Tam o sırada...
İlyas uzaktan onları izliyordu.
Yaşlı seyis yanına geldi.
- Dalgın görünüyorsun.
İlyas gülümsedi.
- Onu izliyorum.
Yaşlı adam başını salladı.
- Ömür Hanım'ın en güzel tarafı...
İnsanların içindeki umudu görebilmesidir.
İlyas hiç cevap vermedi.
Ama gözlerini de ondan ayırmadı.
Ahırlar
Çocuklar gittikten sonra...
Ömür saman balyalarını düzenlemeye başladı.
İlyas sessizce yanına geldi.
Hiç konuşmadan diğer balyaları taşımaya başladı.
Ömür şaşkınlıkla baktı.
- Yardım etmene gerek yok.
İlyas omzundaki balyayı yerine koydu.
- Beraber daha çabuk biter.
Ömür hafifçe gülümsedi.
- Çocukken hiç saman taşıdın mı?
İlyas güldü.
- Hayır. İlk defa.
Ömür kahkaha attı.
- O zaman yanlış yerden tutuyorsun.
İlyas şaşkınlıkla eline baktı.
- Deme yaa...
Ömür yanına geldi.
Balyayı elinden aldı.
- Bak...
Böyle tutarsan omzun acımaz.
İlyas onu dikkatle dinledi.
Sonra aynı şekilde kaldırdı.
- Böyle mi?
Ömür başını salladı.
- Aynen öyle.
İkisi de farkında değildi...
Ama birbirlerine alışıyorlardı.
Çiftlik
Leyla atıyla küçük bir engeli çalışıyordu.
Teoman uzaktan izliyordu.
At engeli kusursuz geçti.
Leyla durup gülümsedi.
- Nasıldı?
Teoman alkışlamadı.
Sadece başını salladı.
- Güzel.
Leyla kaşını kaldırdı.
- Sadece güzel mi?
Teoman'ın yüzünde belli belirsiz bir gülümseme oluştu.
- Çok güzel.
Leyla istemeden güldü.
- Sizden bunu duymak...biraz zor galiba.
Teoman omuz silkti.
- Bizim evde...övgü kolay verilmez.
Leyla gülümsemeye devam etti.
- Demek bugün şanslı günüm.
Kulübün Bahçesi
Emine çocuklara meyve dağıtıyordu.
Son elma da bitmişti.
Tam sepeti kaldırırken...
Haşmet sessizce yanına geldi.
Sepeti onun elinden aldı.
Hiçbir şey söylemeden arabaya bıraktı.
Emine arkasından yürüdü.
- Her işi kendin yapmak zorunda değilsin.
Haşmet arabanın bagajını kapattı.
- Alışmışım. Yardım istemeye de...yardım almaya da.
Emine birkaç saniye sustu.
Sonra yavaşça konuştu.
- Bazen...insan güçlü olduğu kadar...yanında biri olduğunda da güçlenir.
Haşmet ilk kez doğrudan ona baktı.
Bakışlarında sertlik yoktu.
Sadece yılların yorgunluğu vardı.
- Belki...
Sonra sustu.
Cümlesini tamamlamadı.
Emine de tamamlamasını beklemedi.
Çünkü biliyordu...
Haşmet Façalı'nın yarım bıraktığı cümleler bile...
Birçok insanın uzun konuşmalarından daha anlamlıydı.
Aynı Akşam
Şehrin dışında...
Eski fabrikanın penceresinden İstanbul'un ışıkları görünüyordu.
Gölge pencerenin önünde durmuştu.
Yanındaki adam sessizce bekliyordu.
- Reis...
Hiç hareket etmeyecek miyiz?
Gölge gözlerini şehirden ayırmadı.
- Hayır.
- Daha değil.
- Onlar birbirlerine alışıyorlar.
- Birbirlerine güveniyorlar.
Adam anlamadı.
- Bu bizim aleyhimize değil mi?
Gölge yavaşça gülümsedi.
- Hayır...
- Bizim istediğimiz de bu.
Sonra alçak sesle ekledi.
- Çünkü...
İnsan en çok...
Sevdiğini kaybetmekten korkar.
Ve karanlık oda yeniden sessizliğe gömüldü.
Sınırsızlar...
Beklemeye devam ediyordu.
Aradan iki gün daha geçti.
İstanbul'un üzerine gri bulutlar çökmüştü.
Yağmur henüz başlamamıştı.
Ama kokusu...
Çoktan hissediliyordu.
Façalı Konağı
Behzat elinde kahvesiyle bahçede oturuyordu.
Haşmet ise korumalarla sabah toplantısını bitirmişti.
Tam içeri girecekken Behzat seslendi.
- Abi.
Haşmet durdu.
- Efendim.
Behzat kahvesinden bir yudum aldı.
- Fark ettin mi?
Haşmet kaşını kaldırdı.
- Neyi?
- Son zamanlarda...Evde kavga eden yok.
Teoman da balkondan gülümseyerek konuşmaya katıldı.
- Sen kavga çıkarmayınca olmuyor demek ki.
Behzat kahkaha attı.
- Yok abi. Ben artık huzur seviyorum.
Haşmet ikisine baktı.
Yüzünde belli belirsiz bir tebessüm oluştu.
- İnşallah...Uzun sürer.
Üç kardeş...
Birkaç saniye sessizce bahçeye baktılar.
Hiçbiri söylemese de...
Üçü de aynı şeyi hissediyordu.
Bu huzur...
Çok kırılgandı.
Çakırbeyli Konağı
Leyla bahçedeki gülleri suluyordu.
Emine yanına geldi.
- Yorulmadın mı?
Leyla gülümsedi.
- Toprakla uğraşınca insanın kafası dinleniyor.
Emine başını salladı.
- Haklısın.
Bir süre sessizlik oldu.
Sonra Leyla usulca sordu.
- Emine Abla...Sana bir şey sorabilir miyim?
- Sor.
- Haşmet nasıl biri?
Emine hafifçe şaşırdı.
- Neden sordun?
Leyla omuz silkti.
- Merak ettim.
Emine birkaç saniye düşündü.
Sonra yavaşça konuştu.
- İlk tanıdığında...Taş gibi gelir. Ama biraz dikkat edersen...Kimse görmeden yaptığı iyilikleri fark edersin.
Leyla gülümsedi.
- Teoman da öyle.
İki kadın birbirine baktı.
Sonra aynı anda gülümsediler.
At Kulübü
Yağmur sonunda başlamıştı.
Çocuklar koşarak kapalı alana geçmişti.
Ömür, ahırın kapısını kapatmaya çalışıyordu.
Kapı rüzgârdan dolayı sürekli geri açılıyordu.
Tam o sırada...
İlyas geldi.
Hiç konuşmadan kapıyı tuttu.
Ömür şaşkınlıkla baktı.
- Sağ ol.
İlyas omzunu kapıya verdi.
- Birlikte daha kolay.
Kapıyı kapattılar.
İkisi de yağmur altında kalmıştı.
Ömür saçlarından akan suyu eliyle sildi.
İlyas ceketini çıkardı.
Sessizce Ömür'ün omuzlarına bıraktı.
Ömür şaşırdı.
- Ya sen?
İlyas hafifçe gülümsedi.
- Ben alışığım.
Ömür ceketi geri vermeye çalıştı.
İlyas başını iki yana salladı.
- Üşütürsen...
Behzat beni öldürür.
İkisi de aynı anda güldü.
Tam o sırada...
Behzat uzaktan onları gördü.
Kendi kendine gülümsedi.
- Aynen...
Böyle devam edin.
At Kulübü - Açık Alan
Yağmur biraz hafiflemişti.
Leyla atları kontrol ediyordu.
Teoman kulübe yeni gelmişti.
Arabadan inerken yağmur hızlandı.
Leyla onu fark etti.
- Bir dakika!
Teoman durdu.
Leyla koşarak yanına geldi.
Elindeki şemsiyeyi uzattı.
- Yağmur dinmedi.
Teoman şemsiyeye baktı.
Sonra Leyla'ya.
- Ya sen?
Leyla hafifçe gülümsedi.
- Ben yağmuru severim.
Teoman birkaç saniye sustu.
Sonra şemsiyeyi açtı.
Ama tek başına yürümedi.
Şemsiyeyi biraz yana kaydırdı.
- Gel.
Leyla şaşkınlıkla baktı.
- Birlikte yürürüz.
İkisi kulübün kapalı alanına doğru...
Tek şemsiyenin altında...
Hiç konuşmadan yürüdüler.
Bazen sessizlik...
İnsanların birbirini anlaması için yeterliydi.
Akşam
Façalı Konağı'nın kütüphanesinde...
Haşmet elindeki dosyaları inceliyordu.
Kapı hafifçe çalındı.
- Girin.
İçeri Emine girdi.
Elinde eski bir kitap vardı.
- Bunu kulüpte unutmuşsunuz.
Haşmet kitaba baktı.
Başlığında tek kelime yazıyordu.
"Strateji."
Emine kitabı masaya bıraktı.
Gülümseyerek sordu.
- Roman falan okumuyor musunuz?
Haşmet kitabı eline aldı.
- Okurum.
Emine meraklandı.
- Ne okursunuz?
Haşmet kısa bir sessizlikten sonra cevap verdi.
- İnsan.
Emine anlamadı.
Haşmet pencereye baktı.
- Kitap...Yalan söyleyebilir. İnsan söylemez.Yeter ki... Doğru yerden okumayı bil.
Emine yine uzun süre sustu.
Çünkü bu adam...
Her cümlesiyle yeni bir kapı açıyordu.
O gece...
Yağmur sabaha kadar sürdü.
Ve çok uzaklarda...
Eski fabrikanın penceresinde duran Gölge, yalnızca yağmuru izledi.
Ne telefon açtı...
Ne emir verdi...
Sadece bekledi.
Çünkü biliyordu...
Yaklaşan fırtına... henüz başlamıyordu


Комментарии