11 страницаОпубликовано: 14.08.2026. 03:58
20

Озвучивание не поддерживается в этом браузере

11. BÖLÜM Alışmak

Aradan bir hafta geçmişti.

İstanbul...

İlk kez sessizdi.

Ne limanda silah sesleri duyuluyordu...

Ne de Masa'dan yeni bir haber gelmişti.

Sanki şehir...

Derin bir nefes almıştı.

Ama bu sessizlik...

Ne Haşmet'i...

Ne de Hızır'ı rahatlatıyordu.

Façalı Konağı

Sabahın erken saatleriydi.

Teoman bahçede kahvesini içerken Behzat koşarak geldi.

- Abi.

Teoman gülümsedi.

- Sabah sabah yine ne var?

Behzat elindeki anahtarı salladı.

- Ömür aradı.

- Kulüpte yeni tay doğmuş.

Teoman hafifçe güldü.

- Onun için çocuk gibi seviniyorsun.

- Ya abi Ömür seviniyor ben de çok sevindim şu aralar böyle güzel haberler olsun artık.

Behzat omuz silkti.

Tam o sırada konağın kapısı açıldı.

Haşmet ağır adımlarla dışarı çıktı.

Üzerinde siyah gömleği vardı.

Behzat döndü.

- Abi...

Kulübe gidiyoruz. Geliyor musun?

Haşmet arabaya doğru yürüdü.

- Geliyorum.

Behzat şaşırdı.

- İşin yok muydu?

Haşmet kısa cevap verdi.

- İş de var...Vakit de.

Teoman kardeşine baktı.

Yüzünde belli belirsiz bir tebessüm oluştu.

"Demek bazen işi erteleyebiliyormuş..."

Façalı At Kulübü

Kulübün önü çocuklarla doluydu.

Yeni doğan tayı görmek isteyen herkes ahırın önüne toplanmıştı.

Ömür çocukları sıraya diziyordu.

- Yavaş...Herkes görecek.

Tam o sırada siyah araç içeri girdi.

Behzat indi.

Arkasından Haşmet...

Çocuklardan biri bağırdı.

- Haşmet Abi geldi!

Haşmet bir an durdu.

Çocukların hepsi ona doğru koştu.

Behzat kahkaha attı.

- Hani senden korkuyorlardı?

Yaşlı seyis gülümsedi.

- Korkuyorlar...Ama çok seviyorlar da.

Küçük bir çocuk Haşmet'in elini tuttu.

- Abi...Tayı görecek misin?

Haşmet aşağı eğildi.

- Önce sen göster.

Çocuk sevinçle elinden tuttu.

Ömür uzaktan bu manzarayı görünce istemeden gülümsedi.

İçinden geçirdi:

"İnsanlar onu yalnızca mafya reisi sanıyor..."

Aynı Dakikalarda

Kulübün kapısından başka bir araç girdi.

Direksiyonda İlyas vardı.

Behzat eliyle işaret etti.

- Tam zamanında.

İlyas araçtan indi.

Haşmet'e başıyla selam verdi.

Haşmet de aynı şekilde karşılık verdi.

İlyas çocukların arasındaki Haşmet'e baktı.

Sonra Behzat'a döndü.

Alçak sesle konuştu.

- Bunu beklemiyordum.

Behzat gülümsedi.

- Ne?

- Çocuklarla böyle olmasını.

Behzat gözlerini abisinden ayırmadı.

- Bizim evde...Çocuklar ağlamaz.
Haşmet abi buna izin vermez.

İlyas hiçbir şey söylemedi.

Sadece...

Haşmet'in küçük bir çocuğun montunu iliklediğini gördü.

Ve içinden şu cümle geçti:

"İnsan bazen bir adamı tanımak için savaşını değil...
Çocuklara nasıl baktığını izlemeli."

Ahırlar

Yeni doğan tay annesinin yanında duruyordu.

Leyla da çiftliğinden haber alıp kulübe gelmişti.

Kapıda durdu.

Ömür onu görünce sevindi.

- Leyla! Gel.

İlk defa...

İki genç kadın birlikte tayın yanına girdiler.

Teoman da tam o sırada kulübe ulaştı.

İş için gelecekti.

Ama içerideki manzarayı görünce durdu.

Leyla...

Yeni doğan tayın başını okşuyordu.

At ise sakinleşmişti.

Teoman istemeden birkaç saniye onu izledi.

Leyla bunu fark edince gülümsedi.

- Yeni doğan taylar...İnsanların korkusunu hisseder.

Teoman yavaşça yaklaştı.

- İnsanların sevgisini de hisseder mi?

Leyla gözlerini taydan ayırmadı.

- Hem de herkesten önce.

İlk kez...

Aralarında sessizlik değil...

Huzur vardı.

Biraz Uzakta

Behzat olanları uzaktan izliyordu.

Yanına İlyas geldi.

- Ne bakıyorsun?

Behzat hafifçe gülümsedi.

- Hiç.

- İnsan bazen...Mutlu olacak insanları uzaktan izlemeli.

İlyas anlam veremedi.

- Ne demek istiyorsun?

Behzat omzuna vurdu.

- Boş ver. Daha zaman var.

Uzakta...

Haşmet, çocuklarla birlikte yeni doğan tayı izliyordu.

Emine de kulübe yeni gelmişti.

Kapının önünde durdu.

Hiç ses çıkarmadı.

Sadece uzaktan baktı, ilk kez...

Haşmet'in yüzünde, kimsenin kolay kolay göremediği o sessiz tebessümü gördü.

Emine'nin içinden tek bir cümle geçti:

"Belki de...
En güzel insanlar,
en sessiz olanlardır."

Öğleden sonra...

Kulüpteki çocuklar evlerine dönmeye başlamıştı.

Yeni doğan tay da annesinin yanında sessizce dinleniyordu.

Bahçede artık yalnızca iki aileden birkaç kişi kalmıştı.

Yaşlı seyis ahırın kapısını kapatırken gülümsedi.

- Bugün bereketli bir gün oldu.

Ömür başını salladı.

- İnşallah hep böyle olur.

Tam o sırada Behzat saate baktı.

- Abi...

Ben güvenlik kameralarına bakıp geleceğim.

Teoman başıyla onayladı.

- Tamam.

Behzat, İlyas'a döndü.

- Sen de benimle gel.

İlyas hiç itiraz etmedi.

- Tamam.

İkisi birlikte kulübün arka tarafına doğru yürüdüler.

Ahırların Arkası

Kameraların bulunduğu direğe geldiklerinde Behzat merdivene çıktı.

İlyas aşağıdan tutuyordu.

Behzat çalışırken konuşmaya başladı.

- Sana bir şey soracağım.

İlyas yukarı baktı.

- Sor.

- Ömür hakkında ne düşünüyorsun?

İlyas beklemediği bu soruyla birkaç saniye sustu.

- İyi biri.

Behzat gülümsedi.

- O kadar mı?

İlyas omuz silkti.

- Çocuklarla konuşmasını...

Hayvanlara davranışını...

Seviyorum.

Behzat aşağı indi.

Tozlanan ellerini silkti.

- Biz küçükken...

Babam derdi ki...

"İnsan, merhametine göre büyür."

Sonra İlyas'ın omzuna hafifçe vurdu.

- Ömür'ün en sevdiğim tarafı da bu.

İlyas sessizce başını salladı.

İlk kez...

Behzat'ın neden kardeşine bu kadar düşkün olduğunu daha iyi anlamıştı.

Ahırın Önü

Bu sırada...

Emine yeni doğan tay için getirdiği küçük battaniyeyi ahırın kenarına bırakıyordu.

Tam eğildiği sırada rüzgâr kapıyı sertçe kapattı.

Battaniye yere düştü.

Haşmet birkaç adım geride duruyordu.

Hiçbir şey söylemeden eğildi.

Battaniyeyi aldı.

Üzerindeki samanları eliyle temizledi.

Emine'ye uzattı.

- Islanmasın.

Sadece iki kelime...

Emine battaniyeyi aldı.

- Teşekkür ederim.

Haşmet başıyla karşılık verdi.

Tam dönecekti ki...

Emine usulca konuştu.

- Çocuklar seni çok seviyor.

Haşmet durdu.

Arkasını dönmeden cevap verdi.

- Çocuklar...İnsanın içini görür.

Ve ağır adımlarla yürüyüp gitti.

Emine uzun süre onun arkasından baktı.

Kendi kendine gülümsedi.

"Az konuşuyor...

Ama söylediği her cümle... uzun uzun düşünülüyor."

Çiftliğin Yanı

Leyla, tayın annesine su veriyordu.

Teoman sessizce yanına geldi.

Bir süre hiçbir şey söylemedi.

Leyla sessizliği bozdu.

- Siz de atlardan anlıyor musunuz?

Teoman hafifçe gülümsedi.

- Biraz.

- Ama senin kadar değil.

Leyla kovayı yerine bıraktı.

- Atlar güvenmediği insana yaklaşmaz.

Teoman başını salladı.

- İnsanlar da öyle olmalı.

Leyla ilk kez doğrudan onun gözlerine baktı.

- Herkese güveniyor musunuz?

Teoman kısa bir nefes aldı.

- Hayır.

- Ama güvenilecek insanı görünce...

Onu kaybetmemeye çalışırım.

Leyla cevap vermedi.

Sadece yüzünde belli belirsiz bir tebessüm oluştu.

Kulübün Çıkışı

Akşamüstü olmuştu.

Herkes dönüş hazırlığı yapıyordu.

İlyas aracın kapısını açtı.

Ömür'e baktı.

- Hazır mısın?

Ömür gülümsedi.

- Evet.

Behzat uzaktan seslendi.

- İlyas!

İlyas döndü.

- Hayırdır?

Behzat anahtarı ona attı.

- Yarın da sen alırsın.

İlyas şaşkınlıkla anahtarı tuttu.

- Yarın da mı?

Behzat sırıttı.

- Benim başka işim var.

Sonra göz kırptı.

- Sana güveniyorum.

İlyas istemsizce güldü.

- Eyvallah.

Behzat arkasını dönüp yürüdü.

Teoman bütün bu konuşmayı uzaktan izliyordu.

Haşmet de sessizce yanına geldi.

Teoman alçak sesle sordu.

- Behzat neyin peşinde?

Haşmet, kardeşlerine binen araca baktı.

Sonra her zamanki sakinliğiyle cevap verdi.

- Bırak, boş ver onu. Güvendeler, bize yeter o.

İki kardeş sessizce araçların kulüpten ayrılışını izledi.

Gökyüzünde güneş batıyordu.

Ve çok uzaklarda...

Kimsenin görmediği bir yerde...

Bir çift göz hâlâ onları izliyordu.

Ama bu kez...

Hiçbir emir verilmedi.

Sadece bekleniyordu.

Комментарии

0 / 5000 символов
Пока нет комментариев. Будьте первым!