18.BÖLÜM 'Oda'
Farklı duyularımı harekete geçirmek için kendimce bir şeyler arıyordum. Bu sinir ve öfkeyle, kendimi nasıl bir duruma sokacağımın farkında değildim. Bu yüzden rahatlamam lazımdı.
Bade'yle siteye girer girmez benim evime gelmiştim. Evde annemin ve babamın olmaması da işime gelmişti. En azından, bir yerleri kırmaya çalışacak olursam beni tutmak için kimse olmazdı yanımda.
Rahatlamak için bir an önce duşa girmeliydim. Üzerimi çıkarıp duşa girer girmez ağlamaya başlamıştım.
Neden böyle bir şey söylemişti ki? Daha dün, hep yan yana olacağımızı ve bu durumun üstesinden gelebileceğimizi söylerken; bugün, söylenenen her şeye inanmamam gerektiğini söylemişti.
Ben ona hiçbir şey yapmamıştım. Bir günde kararını ne değiştirmiş olabilirdi ki?
Duştan çıkınca saçımı kurutup laptopumun başına geçtim. Biraz da olsa sakinleşmiştim. Ama yine de, ağlamak istiyordum. Laptoptan, her izlediğimde ağladığım bir film açtım. Daha çabuk ağlamak için, bilerek ortalarına kadar sürüklemiştim.
Saat 7'ye doğru yaklaştığında filmim bitmiş, annem ve babam eve gelmişti. İkisi de hazırlanıyordu. Bugün evlilik yıldönümleri olduğu için dışarıda yemek yemeye gideceklerdi.
Odamdan çıkmadan, laptoptan oyun oynadım. Annem odamın kapısına tıklayıp içeri girdiğinde oyunu durdurdum.
"Tatlım biz çıkıyoruz. Gece geç geliriz. Biz çıktıktan sonra kapıyı kilitlersin," dediğinde gülümseyip "Tamam anne. İyi eğlenceler," dedim. Kendime iyice gelmiştim.
Annem ve babam evden çıktığında yalnız kaldığım için salona geçip televizyonu açtım. Canım çok sıkılıyordu.
Telefonum çaldığında, kayıtlı olmayan bir numaranın aradığı gördüm. Televizyonun sesini kapatarak "Alo," deyip telefonu açtım.
"Arelya."
Gözlerim kocaman açılırken kalbimin hızlandığını hissettim.
"Deniz," dedim kısık bir sesle. Duyduğundan bile emin değildim.
"Aşağıya inebilir misin? Biraz konuşalım," dediğinde hızla cama koştum. Sitenin kapısının önüne arabasını park etmiş, kendi ise arabanın kaputuna yaslanmış duruyordu.
"Konuşacak bir şeyimiz olduğunu sanmıyorum," dedim bugünkü davranışından ötürü. Hâlbuki koşa koşa aşağıya inesim vardı.
"Ama var. Aşağıya in. Zaten hava çok soğuk, bir saattir annenle babanın çıkmasını bekliyorum," dediğinde hafif gülsem de ona belli edecek sesler çıkarmamıştım.
"Annemle babamın gideceğini nereden biliyordun?" dedim sonradan aklıma gelmiş gibi.
"Biliyordum işte. Hadi, in. Bekliyorum," dediğinde "İyi, tamam," diyerek doğruca odama gittim. Telefonu kapattığımda yatağın üzerine fırlatıp, üzerimdeki gecelikleri çıkardım.
Altıma siyah bir pantolon, üzerime ise siyah sweatshirt giyerek montumu da aldım. Kapıya doğru hızla koşarken telefonumu ve anahtarımı almadığım için geri döndüm. Heyecandan elim ayağım birbirine dolanmıştı.
Telefon ve anahtarımı alıp evden çıktım. Asansöre binip aşağıya indiğimde, sitenin kapısına doğru yürüdüm.
Beni fark ettiğinde, kaputtan kendini çekip doğruldu. Kalbim tekrar hızlansa da, ona hâlâ sinirli olmam gerektiğini aklımda sayıklayıp durdum. Sitenin kapısından çıkıp, yanına iyice yaklaştım.
"Ne konuşacaksın?" dediğimde kaşlarını çattı. Zaten bugün hiç gülmemişti.
"Burada olmak zorunda mı? Luna'ya gidelim," deyince kafamı iki yana salladım.
"Hayır Deniz. Ne söyleyeceksen söyle! Seninle gelemem."
"Neden? Annenin haberi olmadığı için mi?" diyerek tek kaşını kaldırdığında, ona olan sinirim tekrar günyüzüne çıkmıştı.
"Hayır, seninle gelmek istemediğim için."
"Yapma Arelya. Bir saate kadar gider geliriz," deyince seslice nefes verdim.
"Yalnızca bir saat," diyerek kural koyarak, onunla gitmeyi bir nevi kabul etmiş oldum. Başıyla beni onayladığında, onu beklemeden ön kapıyı açıp arabaya bindim. Umarım annemden habersiz yaptığım şey, kötü bir olayla sonuçlanmazdı.
Deniz de arabaya bindiğinde arabayı ilerletmeye başladı.
"Neden Luna'ya gidiyoruz? Kendini affettirmeye mi çalışacaksın?" dediğimde "Beni affetmen için, çabalamama gerek yok. Zaten kızamazsın," dedi. Sinirle gözlerimi kapatıp açtım.
"Deniz, neden böyle davranıyorsun? Daha dün çok farklı bir insanken, şimdi verdiğin cevaplara bak! Bilerek mi yapıyorsun?" dedim sinirle.
Kaşları iyice çatılmıştı. Ben onun yüzüne bakıyor olsam da, o, yola bakıyordu.
"Bilerek yapmıyorum!" dedi bağırıp. Bu bağırmasıyla irkilmiştim. Ama içimdeki siniri eritmeye yetmemişti. "Bilerek yapmıyorum Arelya. Bir şey test etmeye çalıştım," dedi.
Kurduğu anlamsız cümleye kaşlarımı çattım.
"Ne demeye çalışıyorsun? Neyi test ettin?" dedim merakla.
"Anlatacağım ama odamda," dediğinde tekrar kaşlarımı çattım. Bu seferki çatıklığın nedeni, telaştı.
"Ne odası? Luna'ya gitmiyor muyuz? Deniz, beni nereye götürüyorsun?"
Sesli bir şekilde nefes verdi.
"Luna'da da odam var Arelya. Düşündüğün anlamda bir oda değil," deyince az da olsa rahatlamıştım. Ama söylediği cümleden sonra yüzümün kızarıklığını hissedebiliyordum.
Deniz, arabayı Luna'nın otoparkına çekince birlikte arabadan indik. Ön taraftaki kapıya doğru ilerlerken beni durdurmuş, arka tarafta da bir kapı olduğunu söylemişti. Bu mekâna çok kez gelmiş olsam da, arka tarafta bir kapısı olduğunu ilk kez öğreniyordum.
Birlikte arka kapıdan girdiğimizde, Luna'nın içindeki masaların olduğu bölüme çıkmadığını fark ettim. Girdiğimiz kapının sağ ve sol taraflarına doğru, geniş ve uzun iki koridor uzanıyordu. Deniz, önüme geçerek koridorun sağ tarafına yürüyünce peşinden gittim. Koridorun sonundaki merdivenlerden yukarı çıktığımızda, bir odaya girdik. Deniz, odanın ışığını açınca içeride göz gezdirdim.
Geniş bir odaydı ve Luna'nın içerisini, yani masaların dizili olduğu bölüme bakan, boydan ve geniş bir camı vardı. Luna'nın masalarının bulunduğu kısımda otururken, burada böyle bir cam olduğunu bile fark etmemiştim. Sanırım camı kamufle eden bir şeyler vardı.
Camın birkaç metre ötesinde geniş bir masa ve masanın etrafında 4 sandalye vardı. Ayrıyeten odanın içinde başka bir masa daha bulunuyordu. Bu masa ise, Deniz'in patron koltuğunun bulunduğu masaydı ve camın dibinde konumlandırılmıştı. Deniz burada, gelen herkesi kolaylıkla gözetleyebilirdi. Bu masaların dışında, fazla geniş bir koltuk vardı. Büyük ihtimalle çoğu zaman burada kalıyordu. Odanın genel havası siyahtı. Bana sonsuzluğu simgeleyen renk.
"Geç, otur," diyek büyük yemek masası tarzındaki masayı işaret etti. Bir sandalye çekip oturunca o da karşıma oturdu.
"Neden öyle davrandın? Neyi test ediyordun?" diye sordum haklı olarak. Yol boyunca bunu merak etmiştim.
"Öncelikle, bana gördüğün rüyalardan bahset. Toplam 3 kez gördüğünü söylemiştin. Hepsini teker teker anlat. Hangi rüyanda ben vardım?" diye sorunca hafifçe kaşlarımı çattım.
"Bunun ne önemi var?" dediğimde "Sen sadece cevap ver," diyerek kaşlarını kaldırdı.
"İlk gördüğüm rüyada, okulun koridorundaydık. Sen, kolumdan tutarak, sırtımı duvara çarpmıştın. Sonra uyandım ve sınıftaydım," dedim tek bir çırpıda.
Anladığını başıyla belirtip "Diğeri?" diye sordu.
"Bade'yle bir kafede yemek yiyip çıkmıştık. Bir taksi durdurduk fakat çantamı içeride unuttuğum için Bade'ye taksiye binmesini söyleyip kafeye geri girdim. Kafeden çıktığımda ise, bir araba, Bade'nin bulunduğu arabaya çarpmıştı. Sonra uyandım ve kafeden önce gittiğimiz sinemadaydım. Üçüncüsünü zaten biliyorsun."
Yüzü birden kireç gibi bembeyaz olmuştu. Kaşlarımı çatarak masada duran elini tuttum.
"Deniz, ne oldu?"dediğimde başını iki yana salladı.
"İkinci rüyayı gördüğünde, tam olarak hangi kafedeydin? Neredeki kafede?" diye sorunca kaşlarımı çattım.
"Nerede olduğunu tam hatırlamıyorum. Ama Kadıköy'de idi."
Masada boş kalan diğer elini de masanın üzerine çıkarıp, bu sefer o benim elimi tuttu.
"Bu rüya işi bana da üç kez oldu. Birincisinde koridorda, seninle birlikteydim. Üçüncüsünü zaten biliyoruz. Ama ikincisi..." dediğinde elimi sıktı.
"Ne oldu Deniz? Söylesene," dememle başını hafifçe masaya doğru eğdi.
"O taksiye çarpan kişi bendim."
***
Bir gecede iki bölüm der ve susarım...
