17.BÖLÜM 'Sinirli'
Antrenman çıkışı, takımdaki tüm oyuncular gibi ben de yorulmuştum. Bunun nedeni ise; şüphesiz, öğle arasında, hiç durmadan Deniz'le oynadığımız basketbol ve voleyboldu.
Tüm antrenman boyunca onu izlemiş, iki takımın birlikte yaptığı ısınmalarda ise konuşmaya sürekli fırsat bulmuştum. Nedensizce, onunla konuşmak istiyordum. Konunun ne olduğu önemli değildi.
Soyunma odasından Bade'yle birlikte çıkıp, okulun bahçesine kadar geldik. Bizden birkaç saniye önce de Deniz çıkmıştı okulun kapısından. Yalnız başına okulun çıkışına doğru yürürken, gözlerimi ayırmadan onu izliyordum.
"Arelya, bir şey söyleyeceğim ama bunun konusunu ne zaman açsam kızıyorsun," dedi Bade isyankâr bir tavırla.
"Deniz'le ilgili mi?" diyerek gözlerimi Deniz'den çekip, ona çevirdim. Başıyla beni onaylayınca hafif gülümsedim. "Sanırım ondan hoşlanıyorum."
Ani bir duygu değişimi yaşayarak, gözlerini kocaman açıp eliyle ağzını kapattı.
"Ne dedin sen?" dediğinde gülümseyerek "Duydun," dedim. Bunu en yakın arkadaşımdan gizleyemezdim. Onu ilk gördüğüm andan beri, farklı duygular besliyordum.
"Arelya, sen en son ilkokuldayken birinden hoşlanıyordun," dediğinde kaşlarımı kaldırıp "Selim'i unuttun galiba," dedim.
"Farkındaysan, o aptal çocuğu saymıyorum Arelya. Sana yaptıklarından sonra hâlâ bu okulda okuyabilecek yüzü nereden buluyor bilmiyorum. Beyinsiz çocuk! Arada bir teneffüslerde görüyorum gerizekalıyı," dediğinde ani sinirine gülmüştüm. Selim'in saçma iftirasını ben çoktan unutmuş olsam da, Bade ona karşı hâlâ öfkeliydi.
"Tamam bebeğim benim! Sakin ol biraz. Bence de onu saymayalım. Hem küçük bir hoşlantıydı ona karşı hissettiğim," dedim kaşlarımı son cümlemde kaldırarak.
Bade, seslice nefes vererek sinirlerini bastırmaya çalıştı. Ardından kafasını tekrar bana çevirdi.
"Neyse konuyu dağıtma! Sen Deniz'den devam et bakalım. Neler konuştunuz? Ayrıca dün, Deniz'i seni eve bıraktığını gördüm."
Gözlerimi kocaman açarak "Nasıl gördün? Neden bana hiçbir şey sormadın?" dedim. Bade'nin böyle bir şeyi gördüğü hâlde sormamasını gerektirecek hiçbir bahane olamazdı. Hafızasını bike kaybetmiş olsa, o soruyu unutmazdı.
"Sormadım çünkü birkaç gündür iyi değildin. Ayrıca, Deniz'le ilgili benimle konuşmak istemiyordun. Aramızın bozulmasından korktuğum için çenemi kapalı tuttum," diyerek eliyle ağzına fermuar çekiyormuş yaptı.
"Ya sana inanamıyorum Bade! Böyle bir şeyi içinde nasıl tuttun?"
"Tuttum işte. Neyse, sen beni boşver. Ne yaptınız dün?"
Dudağımın tek tarafını yanağıma çekip tek kaşımı kaldırdım.
"Hastaneye gittik. Tomografi sonuçlarım çıkmıştı. Ama meraklanacak bir şey yok. Sonuçlar temiz."
Rahatladığını belli eden bir nefes verdi.
"Oh, çok şükür! Peki neden o bıraktı seni eve? Yani, neden onunla gittiniz? Nerede karşılaştınız?"
*
Bade'yle geçirdiğim sorulu bir yoldan sonra, eve gelip duş aldım. Her şeyi tek tek açıklamış olsam da, Deniz'in de benimle aynı şeyleri yaşıyor olduğunu anlatmamıştım. O konu hâlâ Deniz ve benim aramda bir sırdı.
Duştan çıkınca üzerimi giyerek saçlarımı kuruttum. Ardından masama geçip, yarınki coğrafya sınavına çalışmaya başladım.
*
Sabah uyandığımda başımda büyük bir ağrı hissettim. Gözlerimi yavaşça açarak etrafımda göz gezdirdim. İyice ayıldığımda yatağımdan kalkıp banyoya girdim. Elimi yüzümü yıkayıp çıktıktan sonra hazırlanıp aşağıya indim.
Bade'yle birlikte okula geldiğimizde sınava çalışmaya devam ettik. Sınav olup çıkınca, öğle arası olduğu için beklemeden spor salonuna indim. Bade, ders başlayınca geleceğini söylediği için biraz heyecanlanmıştım. Belki Deniz'le yalnız kalabilirdim.
Soyunma odasında üzerimi değiştirdikten sonra spor salonuna girdim. Etrafta yine kimse yoktu. Voleybol toplarını yanıma toplayıp filenin karşısına atsam da, aslında aklım hala Deniz'de idi. Yaklaşık 10 dakika geçmesine rağmen hâlâ ortalıklarda görünmüyordu.
Ders zili çaldığında iki takım da spor salonundaydık. Fakat Dez ortalıklarda yoktu. Serhan Hoca spor salonuna girince, takımdakilerin yanından ayrılıp hocanın yanına gittim.
"Hocam, Deniz bugün yok mu?"
Elindeki kâğıtlara baktıktan sonra bana döndü.
"Bir bilgim yok. Gelmemiş mi?" dediğinde dudaklarımı bilmediğimi belirtmek için büzdüm. "Geldi ya, işte," diyerek eliyle arka tarafımı işaret edince arkama döndüm. Yüzündeki çatıklığa rağmen ona doğru gülümsüyordum. Gülümsememin sebebi, gelmiş olmasına sevinmemdi.
Yanımıza kadar geldiğinde "Deniz, neden geç kaldın? Bak, Arelya seni çok merak etmiş," diyerek güldü Serhan Hoca. Bu gülüşü çok şeyi ifade edebileceği için "Merak etmedim. Yani, takım kaptanısın sonuçta. Senin, olman gerekiyor," dedim.
Bana kısa bir bakış atıp, Serhan Hoca'ya döndü.
"Çıkışta antrenman var mı?" dediğinde kaşları hâlâ çatıktı. Bir şeylerin olduğu belliydi.
"Hayır. Bugün kalmayacağız," dedi Serhan Hoca. Bu cümlesinden sonra arkasını dönerek takımının yanına ilerlerken arkasından gidip koluna dokundum. Durmuştu ama hâlâ arkası dönüktü.
"Deniz, neyin var?" dediğimde bile bana doğru dönmedi.
Benden uzaklaşmaya devam ederek elimi havada bıraktı. Neyi vardı bunun böyle? Daha dün, çok farklı davranırken bugün; yüzüme bile bakmıyordu.
Kendi takımımın yanına giderek ısınma hareketlerine başladım. Aklım ise hâlâ Deniz'de idi. Onunla konuşmalıydım!
Antrenman, normal okul saatinde sona erince hepimiz soyunma odasına gidip üzerimizi değiştirdik. Deniz'le konuşamamış ve yüzüme dahi bakmasını sağlayamamıştım. Neyi olduğu anlayamamıştım ve bu da, beni daha çok meraklandırıyordu.
Bade ile soyunma odasından çıkıp okulun bahçesine kadar geldik. Deniz de arkamızdan çıkınca yanımızdan geçip yürümeye devam etti.
"Bade, sen yürümeye devam et. Deniz'le konuşacağım," dediğimde "Çok sinirli görünüyor. Gitmesen olmaz mı?" diye sordu. Benim için endişeleniyordu hâliyle.
"Bir şey olmayacak Bade. Sen devam et. Ben sana yetişeceğim," diyerek omzuna dokunup yanından ayrıldım. Hızlı adımlarla Deniz'e ilerlerken, durması için "Deniz," diye bağırdım. Durup, bana doğru döndüğünde; ona yetişebildim.
Yanına iyice yaklaştığımda "Neyin var senin?" diye sordum. Kafasını iki yana sallayıp "Seni ilgilendirdiğini sanmıyorum," deyince kaşlarımı çattım. Kesinlikle bir şey olmuştu. O, benimle böyle konuşmazdı.
"O ne demek şimdi? Daha dün, birbirimizin yanınızda olacağını sen söylemiyor muydun?" diye sorduğumda "Yani, Arelya. Demek ki her söylenene inanmaman gerekiyormuş," deyip tekrar arkasını dönünce gözlerimin dolduğunu hissettim.
"Deniz," dedim tekrardan. Bana dönmese bile durmuştu. "Neye sinirlendiğini bilmiyorum ama acısını benden çıkaramazsın," diye devam ettiğimde tekrar bana döndü.
Kaşları çatıklığını yitirmeden gözlerimde gezinirken, yüzümü inceledi. Tiksiniyormuş gibi bakmıştı yüzüme. Ardından arkasını dönüp yürümeye devam etti. Bu da neydi böyle? Neden bana böyle davranmıştı?
Onun gidişini izlerken gözlerimden birkaç damla yaş aktı. Sinirle kaşlarımı çatmıştım. Nasıl bir ruh hâli vardı bu dengesizin? Neden birden böyle davranmaya başlamıştı bana?
Onun gidişinden gözlerimi çekerek Bade'nin yanına ilerledim. Biraz ileride, okulun kapısında beni bekliyordu.
Sinirle yanına gittiğimde gözlerimdeki yaşlar akmaya devam etti. Dişlerimi sımsıkı birbirine bastırıyordum. Parmaklarımı avucumun içine bastırarak sinirimi geçirmeye çalıştım.
"Arelya, ne söyledi sana o Deniz denen herif?"
Kafamı iki yana salladım.
"Unut gitsin Bade. Ondan hoşlandığım falan da yok. Bir an sadece öyle olduğunu zannetmişim."
***
