11.BÖLÜM 'Kamp'
Kalbim her zamankinden farklı atıyordu. Heyecan desem değil; korku desem hiç değildi içimdeki duygu. Ne olduğunu çözememiş olsam da, yarattığı hissi sevmiştim. Kalbimin daha önce böyle atmadığını anlamam, tuhaftı.
"Sen de hissediyor musun? Kesinlikle birbirimizi tanıyoruz," dedim gözlerinin içine bakarak. Yeşile kaçan mavi gözlerinde bir duygu arıyordum. Sadece kaşlarını çatmış, elini hâlâ yüzümden indirmemişti.
"Arelya," diye bir ses duyduğumda, sesin Bade'den geldiğini anında anlamıştım. Bu şaşkın ses tonunu nerede duysam tanırdım.
Deniz bir anda geri çekilerek, arkasında bekleyen Bade'ye doğru döndü. Ben ise zaten karşımda olduğu için sadece gözümü çevirerek Bade'ye bakmıştım.
"Şey... yanlış bir zamanda mı geldim?" dedi Bade; biraz pişkin, biraz şaşkın ses tonuyla.
"H-hayır. Yanlış anladın," diyerek Deniz'in arkasından çıkarak Bade'nin önüne kadar geldim. "Bayılmıştım yine," dedim yalnızca Bade'nin duyacağı sessizlikte. Kaşlarını hafifçe kaldırdı. "Arelya, çok özür dilerim. Ben, bayılacağını unutmuşum," diyerek ağzını kapattığı sırada Deniz yanımızdan geçip gitti.
Deniz'in gidişiyle birlikte Bade'nin gözleri onun yürüyüşüne, ardından bana dönmüştü.
"Ne iş böyle? Ne yapıyordunuz siz bakayım?" dediğinde kaşlarımı çattım.
"Bayıldım dedim ya! Deniz de kalkmama yardımcı oldu."
"Nasıl yardımcı oldu? Öperek mi uyandırdı seni?" diyerek gülmeye başladı Bade.
"Bade, lütfen saçmalamayı keser misin? Bunun konusunu dahi açmayacaksın!" dediğimde gülmesini devam ettirmişti. Ardından, aklına bir şey gelmiş gibi gülüşünü kesti.
"Arelya, eğer bu çocuk sana böyle yaklaşıyorsa... Demek ki Ecem'le sevgili değiller," dedi çok büyük bir olayı çözmüş gibi.
Söylediği şeye aldırış etmeden yanından geçerek, Ecem'in odasına doğru yürümeye başladım.
"Ama kabul et. Güzel tespitti değil mi?" dediğinde ona doğru döndüm.
"Sevgili değiller zaten," dediğimde kaşlarını kaldırarak "Ne? Sen nereden biliyorsun?" dedi.
"Deniz söyledi," dedim. "Ecem, Deniz'in kardeşiymiş."
Bade'nin yüzündeki şaşkınlığı görünce kahkaha atmak istesem de, kendimi durdurmuştum. Deniz, Ecem'le kardeş olduklarını söylediğinde ben de mi böyle görünüyordum?
"Arelya, sen ne dediğinin farkında mısın?" dedi Bade, yüzündeki şoku atmadan önce. "Deniz ve Ecem alakasız insanlar. Okulda hiç yan yana bile gelmiyorlar. Ayrıca kardeş olsalar, Ecem bize söylerdi. Bunu bizden saklaması için hiçbir nedeni yok," dediğinde "Söylemesini gerektirecek bir konu geçtiğini hatırlıyor musun Bade? Ben hatırlamıyorum," diyerek kendi sorumu cevaplamıştım. "Ayrıca, kardeş olduklarını Deniz'in kendisi söyledi. Neden yalan söylesin ki?"
Kaşlarını hafifçe çattı.
"Arelya, sanki bir şeyler dönüyor ama... ne olduğunu anlayamadım," dedi Bade şüpheci bir tavırla. "Şu yaşadıkları eve baksana... Bir insan bu kadar zenginken, neden sıradan bir anadolu lisesinde okur ki? Hadi, birisi kendi isteğiyle seçti diyelim... Ama bunların ikisi de bizim okulda okuyor."
Bade'nin aklından geçen şeyler, bu eve ilk girdiğimden beri benim de aklımdan geçiyordu. Ama Deniz ve Ecem'in kardeş olduklarını bilmediğim için hiçbir anlam yükleyemiyordum. Gerçi, bildiğim hâlde, hâlâ bir şey yapamıyorum...
Bade ile konuşmamız bittiğinde Ecem'in odasına geri girdik. Kızlar kendi aralarında sohbet ediyor, hatta arada bir gülüyorlardı. Ecem'in kendini iyi hissetmesine sevinmiştim.
Sabahtan beri kalkmadığımız koltuklara ilerleyip, aynı yerimize oturduk. Biraz daha konuştuktan sonra saat gece yarısına yaklaştığı için uyuma kararı aldık. Hepimiz, Ecem'in pijama takımlarından giyerek odasındaki köşelere dağıldık. Ecem'in yatağına, Bade, Yaren ve Ecem; koltuklara ise ben ve Melis yerleşmiştik. Rahata düşkün bir insan olmadığım için koltukta yatabileceğimi kendim söylemiştim. Ki bu koltuklar fazlasıyla rahattı...
*
Sabah uyandığımızda, hepimiz bahçeye inerek kahvaltı masasına geçtik. Bu tenha evde, kahvaltıya bile kimse gelmemişti. Bu kızın annesi ve babası neredeydi?
Önümüzdeki kahvaltı tabakları tamamlandığında, hepimizin merak ettiği soruyu soran kişi Yaren olmuştu.
"Annen ve baban gelmeyecekler mi?"
Kafasını iki yana salladı Ecem.
"Annem ve babam ayrılar. Burası babamın evi. O da, evden erken çıkar."
"Deniz senin ağabeyin mi?" Bombayı patlatan kişi Bade olmuştu. Aslında söylememesini gerektiren bir durum yoktu. Yine de Melis ve Yaren için şok etkisi yaratacak kadar büyük bir şeydi.
İkisi birden "Ne?" dediler şaşkınlıkla.
Ecem şaşkınlıklarına kısaca gülüp, "Evet, şaşırdınız değil mi?" diyerek kafamızdaki sorulara onay getirmişti. Kardeş olduklarına hâlâ inanamıyordum.
"Ecem, bize bunu neden daha önce söylemedin?" diye lafa atlayan Yaren olmuştu. Deniz'e duyduğu hayranlık gözlerinden okunuyordu.
"Çünkü Deniz tuhaf birisi. Yani... benimle arkadaşlık etmemenizden korktum."
"Saçmalama Ecem. Ne olursa olsun, biz seninle arkadaş olurduk," dedi Bade.
"Bilmiyorum, Deniz'den çekindiğinizi düşünüyordum," dediğinde "Kerem'in doğum gününe kadar, okulda Deniz diye biri olduğunu bilmiyordum," diyerek lafa dâhil oldum.
"Dalga geçiyorsun herhâlde Arelya. Kampta da mı görmedin?" diyerek şaşkınlığını ilk belirten Melis olmuştu.
"Ne kampı?" dedi Ecem merakla.
"Biz, okullar açılmadan önce, okulla birilikte bir yaz kampına gitmiştik. Ondan bahsediyorum. Tabii sen o zamanlar bizim okulda değildin," diyerek durumu açıkladı Melis. Ben ise gittiğimiz yaz kampında Deniz'i görüp görmediğimi düşünüyordum.
"Hayır Melis, görmediğimden eminim. Deniz'in bu kampa geldiğinden emin misin? Çünkü gördüğüm kişileri kolay kolay unutmam," dedim kendimden emin bir şekilde. Nasıl olur da, onu daha önce okulda veya o kampta görmezdim?
"Tabii geldi Arelya. Hatta erkeklerin başında Deniz duruyordu," dedi. Omuzlarımı silkip "Hatırlamıyorum ki," dediğimde "Demek ki dikkatini çekmemiş," dedi Yaren.
Konuyu Deniz'den uzaklaştırmak istediğim için, "Ee Ecem, sen neden bizim okula nakil aldırdın anlat bakalım," dedim kaşlarımı kaldırarak. Hem Ecem'in neden bu yıl okula geldiğini merak ediyor, hem de neden bu kadar zengin olmasına rağmen bizim okula geldiğini düşünmekten kurtulacağımı sanıyordum.
"Ben, bu seneye kadar annemle birlikte İzmir'de yaşıyordum. Yani, babamın yanında değildim. Ama bu yaz tatilinin başında, bazı sorunlardan dolayı babamın yanına gelmek zorunda kaldım. Buraya tatillerde gelip babamın yanında kalmışlığım çoktu ama yine de sürekli burada kalacağımı bilmek tuhaf hissetmeme neden oluyordu."
Birkaç nefesten sonra devam etti.
"Ta ki, kuzenim Emre bana İstanbul'u gezdirip, beni buraya alıştırana kadar... Burayı sevmemi sağlayan kişi o olmuştu. O, sadece kuzenim değil; en iyi arkadaşım, ağabeyim, bazen sırdaşım olmuştu. Şimdi ise yanımda değil ve bir daha asla yanımda olamayacak," dediğinde elindeki çatalı bırakıp ağlamaya başladı.
Bahçe kapısından dışarıya çıkıp yanımıza geldi Deniz. Daha, biz Ecem'e yaklaşamadan; Ecem'i oturduğu yerden kaldırdı.
Ne ara duymuştu Ecem'in ağladığını ve ne ara gelmişti yanımıza?
Ecem'in gözyaşlarını silmeye çalışırken bize döndü.
"Gidin artık. Yalnız kalması gerek."
Hiçbirimiz tek kelime dahi sarf etmeden bahçe kapısından içeriye girdik.
"Aptal çocuk. Sanki biz ısrar ettik yanında kalalım diye," diyerek sitem eden Bade'nin kolunu sıktım.
"Sessiz ol Bade. Ayrıca kardeşini korumaya çalışıyor. Acıları çok taze. Anlayışlı olmamız lazım," dedim abla tavsiyesi verir gibi. Seslice nefes verip kaşlarını kaldırarak başıyla onayladı.
Dördümüz birlikte evden ayrılıp, kendi evlerimize dağıldık. Eve gider gitmez yatağıma yatarak ağlamaya başlamıştım. Çünkü evin içinde yalnızdım ve düşüncelerimle baş başa kalmıştım. Aklıma gelen ilk şey, Ecem'in ağladığı andı. Ve kardeşim için döktüğüm gözyaşlarım...
