2.BÖLÜM 'Luna'
**(Karakter ismi değiştiiii)**
Gözlerimi, telefonumda çalan alarmın sesiyle araladım. Saat 8'de uyanmak kadar büyük bir işkence daha olamazdı. Yine de okula geç kalmamak adına, sıcacık yatağımdan kalkıp odamda bulunan banyoya girdim. Kendime gelmek için yüzümü yıkayıp çıktım.
Okul için hazırlandıktan sonra odamdan çıktım. Annem ve babam hâlâ uyuyordu. Onları uyandırmamak için sessizce evden çıkıp asansöre bindim.
Apartmanın kapısında Bade'yi görünce yanına ilerleyip sarıldım. Okula gitmek için siteden çıkıp otobüs durağına geldik. Okulumuz evimize yakın olsa da, sabahları otobüse binerek daha çabuk gidiyorduk. Bu şekilde de daha fazla uyumuş sayılırdık.
Okula geldiğimizde sınıfa girip sıramıza oturduk. Çoğu kişi gelmiş olsa da, henüz ders zili çalmamıştı. Birkaç kişi kendi arasında konuşurken, "Kızlar," diye bağırarak yanımıza koştu Yaren. Çok heyecanlı görünüyordu. "Geliyorsunuz değil mi?"
Bade'yle birbirimize bakarak kaşlarımızı çattık.
İkimiz birlikte "Nereye?" dedik senkronize bir şekilde.
"Bugün Kerem'in doğum günü ya hani. Sakın unuttuk demeyin! Sürpriz parti hazırladık. Akşam, Luna'da kutlayacağız."
Bade, kabul etmek için ağzını açtığında "Yaren, bizim bugün çok işimiz var. Gelmesek olur mu?" diyerek araya girdim.
"Olmaz. Bütün sınıf geliyor Arelya. Siz de geliyorsunuz. Bahane kabul etmiyorum. Bu arada sakın Kerem'e bir şey çaktırmayın," diyerek yanımızdan ayrılmıştı.
"Arelya, farkında mısın bilmiyorum, ama senin yüzünden ben de hiçbir yere gidemiyorum. Zorla dışarıya çıkarıyorum seni. Biraz sosyalleşsen ne olur sanki?"
Bade'nin haklı isyanına göz devirdim. Evde kalmayı daha çok seviyordum. Bütün gün boyunca laptopumun başında oturup, internetten bir sürü bilgi öğrenmek istiyordum. Ama Bade yüzünden bu hayalimi asla gerçekleştirememiştim. Sadece kendime geceleri vakit ayırabiliyordum.
Okulun başlamasıyla bitmesi bir olmuştu. Çarşamba günlerini çok sevdiğim için günüm çok çabuk bitiyordu. Okuldan çıkıp Bade'yle eve yürüdük. Akşamki partiye mutlaka gitmemiz gerektiğini söyleyip duruyordu.
Siteye girdiğimizde "Bak Arelya, hiçbir bahane kabul etmiyorum. Ayrıca gelmezsen olmaz. Kerem bizim arkadaşımız. Hem o, senin doğum gününe gelmişti," dedi Bade.
" 'Haberim olmadan' hazırladığınız partime gelmişti Bade. Doğum günlerini sevmediğimi biliyorsun," dedim bıkkınlıkla.
"Arelya lütfen. Bak herkes gelecek. Hem söz veriyorum, fazla durmayız," deyip dudağını büzdüğünde gülmüştüm.
"Tamam, tamam. Gideriz. Ama bu söylediğini unutmak yok. Fazla durmayacağız."
"Tamam, söz."
Bade'yle ayrılıp evlerimize geçtik. Anneme, doğum gününe gideceğimi söylediğimde o da çok şaşırmıştı. Evden çıkmadığım için sürekli Bade'nin annesi Derya Teyze'ye dert yanıyordu.
Karnım aç olduğu için önce mutfağa girip oyalana oyalana yemek yedim. Ardından hazırlanmak için odama geçmiştim. Saat 6'ya yaklaşıyordu. Parti 8'de başlayacağı için çabuk hazırlanmam gerekiyordu.
"Kısa bir duşun ardından saçlarımı kuruttum" demeyi çok isterdim ama duş faslım asla kısa sürmüyordu. Bu yüzden yarım saatlik duşumun ardından belime kadar uzanan saçlarımı tarayıp kuruttum. Ne giymem gerektiğiyle ilgili hiçbir fikrim olmadığı için Bade'ye kısa bir mesaj atıp evime çağırdım. Bir an önce gelmesi iyi olurdu, yoksa düşünürken geç kalacaktım.
Birkaç dakika sonra kapıyı çaldı Bade. Kapıyı açar açmaz, elindeki poşetlerle odama geçince ben de peşinden girdim.
"Bunlar ne? Sen de mi ne giyeceğine karar veremedin?" dedim şaşkınlıkla. Bade, giyeceği şeyi yolda bile düşünüp hazırlayabilecek kadar detaycı bir insandı.
"Hayır Arelya'cığım. Benim elbisem burada," diyerek bir poşeti kenara ayırdı. "Bu poşetlerde de senin için seçeceğimiz elbiseler var."
Gözlerimi kocaman açarken kaşlarımı çattım.
"Buna gerek yok. Benim de elbisem var," dediğimde "Senin elbiselerin bu parti için uygun değil. Ayrıca çiçekli elbiselerin modası geçti Arelya. Şu dolabını yenilememiz gerekecek," diyerek poşetlerin içindeki elbiseleri çıkarmaya başladı.
"Bade, buna gerek yok. Ayrıca az duracağımız için çok özenmemize de gerek yok," dediğimde "Al bunu, çabuk dene," diyerek söylediklerimi umursamadığını belli etti.
Bıkkınlıkla, elinde tuttuğu elbiseyi aldım. Üzerimdekileri çıkarıp elbiseyi denedim. Jewel yaka, kolsuz ve açık mavi renginde bir elbiseydi.
"Oldu mu?" derken, odamın içindeki boy aynasından kendime baktım. Kendimi beğenmişlik yapmak istemezdim ama elbise vücuduma çok yakışmıştı. Dizimin birkaç karış yukarısında bitiyor olsa da, boyum uzun olduğu için kısa görünmüyordu.
"Bence harika oldun bebeğim. Ama istersen bunları da deneyebilirsin," dediğinde kafamı iki yana salladım.
"Bu elbise güzel."
Elbiseyi üzerimden çıkarmadan makyaj masanına geçtim. Hafif bir makyaj yapıp son olarak açık pembe rujumu sürdüm. Aynanın karşısından çıkıp, saçlarımın ucuna maşa yapmak için boy aynasının karşısına geçtiğimde, Bade'de kendi makyajını yapmak için kalktığım yere oturmuştu.
Açık kahverengindeki uzun saçlarımın ucunu sırayla kıvırırken, aynadaki yansımamı inceledim. Tuhaftı. Sahip olduğum ruh, şu karşımda gördüğüm bedenden ibaretti.
O beden aslında kimindi?
Okulun voleybol takımında oynayan kıza yakışır, düzgün bir fiziği vardı. Saçları, belinin biraz üzerine kadar, dümdüz uzanıyordu. Yuvarlak olmasına rağmen, biçimli bir yüz şekli ve buğday renginde teni vardı. İnce düz kaşlara; karamel rengindeki bir çift göze sahipti. Ufacık bir burnu ve ruj sürmesini gerektirmeyecek kadar pembe rengindeki dolgun dudaklara sahipti. Bir ortama girdiğinde kolayca dikkat çekebilirdi. İnsanların güzellik anlayışına uyuyordu. İnsanlar bu kıza bakınca, güzel olduğunu düşünüyorlardı.
Bu bedenin içindeki ruh ise bana aitti. Kendim seçmemiştim bedenimi. Ama onunla yaşıyordum. O hâlde, "bu beden benim," diyebilir miydim? "Ben çok güzelim," diyebilir miyim? Bu beden bana ait değilse, bana aitmiş gibi konuşabilir miyim?
"Arelya diyorum!"
Olduğum yerde hafifçe sıçradım. Saçımı maşa yapıyor olmama rağmen düşüncelerime fazlasıyla dalmıştım.
"Efendim Bade," dedim ona dönerek.
"Kırmızı ruj mu, koyu kahverengi ruj mu?" dediğinde "Hiçbiri, sana ikisi de yakışmıyor. Sen sarışınsın, açık tonlar kullan," dedim. Tek kaşını kaldırıp "Çok biliyorsun sen! Ama haklısın," dediğinde gülmüştüm.
Bade'de en az benim kadar dikkat çekici bir kızdı. Yuvarlak bir yüze ve beni kıskandıracak kadar güzel mavi gözlere sahipti. Beline kadar uzanan, dalgalı, sarı saçları vardı. Ve bu güzelliğini kullanmaktan da geri durmazdı. Kimden hoşlanırsa, onu kendine âşık edebilecek yeteneğe sahipti.
İkimiz de tamamen hazırlandığımızda, üzerimize deri montlarımızı giyip evden çıktık. Sitenin kapısına kadar geldiğimizde bir taksi çağırmıştık. Luna'ya gitmeden önce bir mağazaya girdik. Bade, Kerem için saat; ben ise parfüm almıştım.
Luna'nın önüne kadar geldiğimizde taksiden indik. Bizim sınıfın, hatta okulun, belirli bir düzeni hâline gelmişti bu mekân. Kim olduğunu bilmesem de, okuldan birinin mekânı olduğunu biliyordum.
Tek katlı olmasına rağmen, geniş ve sportif bir yapısı olduğu için burayı seviyordum. İçerideki siyah renkli dekorlar tam anlamıyla beni temsil ediyordu. Siyaha âşık bir kız olarak, siyah rengi içimi açıyordu. Çünkü karanlık ve uzayı temsil ediyordu benim için. Ve ikisi de sonsuzdu...
Luna'ya girdiğimizde, partinin yeni başladığını fark ettik. Kerem çoktan gelmiş, pasta faslını da bitirmişlerdi. Hediyelerimizi, hediye paketlerinin bulunduğu bölüme koyup, Kerem'in yanına gittik.
"Doğum günün kutlu olsun," diyerek Bade sarıldı öncelikle. Bade'nin ardından da ben.
"Teşekkür ederim kızlar. Ayrıca ikinizi ilk defa kendi doğum günü partimde görüyorum. Sizin evden çıkmadığınızı sanıyordum," dediğinde Bade güldü. Benim gözüm ise bir noktaya takılmıştı. Daha doğrusu bir insana.
Ona baktığımı görünce kafasını çevirmişti. Birbirimize uzak da olsak, boyunun uzun olduğunu anlayabilmiştim. Yüzünü net göremediğim için tam olarak nereye baktığını bilmiyordum. Fakat başı tekrar, bizim olduğumuz yöne dönmüştü.
Bize doğru yürümeye başladığında, yüzünü seçmeye çalıştım. Bu çocuğu daha önce okulda hiç görmemiştim. Ve onu daha önce bir yerlerde gördüğümden emindim...
