9 страница17 января 2018, 01:48

9.BÖLÜM 'Ölüm'

Sabah uyandığımda kendimi iyi hissetmediğim için okula gitmek de istemedim. Zaten bugün sınavımız yoktu ve okula gitmemi gerektirecek bir neden de yoktu.

Dün Ecem bize hiçbir şey söylemeden okuldan ayrıldığı için endişelenmiştik. Tamam, belki biraz arkasından konuşmuş olabiliriz; fakat o bizim arkadaşımızdı. Onu merak ediyorduk.

Gözlerimi zar zor açarak, komodinin üzerindeki telefonu elimle buldum. Bade'yi arayarak bugün okula gitmeyeceğimi söyleyecektim.

"Efendim Arelya," diyerek telefonu açtı Bade. Sesindeki boğukluktan dolayı yeni uyandığını anlamam zor olmamıştı.

"Bade, ben kendimi hiç iyi hissetmiyorum. Okula gitmeyeceğim," dediğimde "Tamam, ben de gitmiyorum o zaman. Zaten hiç gidesim yok ve uykum var," dediğinde hafifçe güldüm. "Tamam, uykumuz açılmadan tekrar uyuyalım. İyi geceler," diyerek telefonu kapattım. Sabah saatlerinde olmamıza rağmen "iyi geceler" diyecek kadar uyku sersemiydim.

Kafamı yastığa tekrar koyup gözlerimi kapattım. Biraz daha uyumak harika olurdu...

Telefonumun çalmasıyla gözlerimi açtım. Bu ses çoktan beri kulağımda yankılanıyordu ama gözümü açacak hâlim yoktu. Telefon ısrarla çalmaya devam edince mecburen uyanmak zorunda kalmıştım. Saat öğlen 1'e geliyordu ve ben dün gece geç yattığım için bu saate kadar uyumuştum!

Arayan kişinin Bade olduğunu görünce telefonu açtım. "Efendim Bade," dedim hâlâ uyanamadığımı belli edercesine.

"Arelya, çabuk kalk. Neler oldu bir bilsen..." dediğinde telaştan gözlerim açılmıştı. Ne uyku, ne yorgunluk... Hiçbirini hissetmiyordum.

"Ne oldu Bade? Kötü bir şey yok değil mi?" dediğimde "Ya, aslında bizimle ilgili değil ama, yine de ben çok üzüldüm," dedi.

"Bade, telaşlandırmasana insanı. Ne oldu?" dedim telaşla.

"Hani Ecem iki gündür yanımızdan ayrılıp duruyordu ya," dediğinde "Ee," dedim devam etmesi için.

"Meğer kuzeni hastanede yatıyormuş. Dün de onun yanına gitmişler Deniz'le birlikte. Bugün de Melis, Ecem telefonlarını açmayınca evine gitmiş. Kuzeni ölmüş kızın," dediğinde elimle ağzımı kapattım.

"Bade, ne diyorsun sen? Ecem neredeymiş şimdi?" dediğimde "Cenazeyi falan kaldırmışlar. Sonra da eve geçeceklermiş galiba. Melis de Ecem'in yanındaymış. Yaren de gidecek yanlarına," dediğinde ağzımdaki elimi başıma götürdüm. Kötü bir şeyler olduğunu biliyordum! Yoksa, Ecem asla bizden bir şeyler saklamazdı.

"Bade, biz de gidecek miyiz?" dedim yatağımdan kalkarken.

"Bilmiyorum Arelya. Ama gitmemiz lazım, arkadaşımız o bizim. Ay, ağlayacağım şimdi ya. O kadar da arkasından konuştuk kızın," dediğinde aynı vicdan azabını ben de çekiyordum.

"Sorma Bade, sorma... Neyse ben kapatıyorum şimdi. Sen de hazırlan da hemen çıkalım," dedim telefonu kapatmadan önce.

Telefonu kapatınca dolabımın karşısına geçip siyah pantolon ve siyah, kısa kazağımı alıp giydim. Siyah sırt çantamı da alarak üzerime deri montumu giydim. Annem ve babam evden çoktan çıkmışlardı.

Kısa botlarımı giyerek evden çıkıp asansöre bindim. Apartmandan dışarı çıktığımda Bade'yi arayıp indiğim haberini verdim.

Bade'de gelince bir taksiye binip Melis'ten aldığımız konumla, Ecem'in evine geldik. Taksinin parasını ödeyip de indiğimizde, "yanlış mı geldik acaba?" diye düşünmeden edemedim. Yan yana dizilmiş bir sürü villanın bulunduğu sokakta, en ihtişamlı villanın önünde duruyorduk. Kapıdan içeriye doğru adımladığımızda, kapıda duran adam yanımıza geldi.

"Kime bakmıştınız?" dediğinde "Şey... biz Ecem'in arkadaşlarıyız," dedi Bade. Ben ise evi inceliyordum. Ecem burada mı yaşıyordu yani? Daha önce bundan da bahsetmemişti...

Kapıdaki adam bizi büyük bahçeden geçirip eve kadar götürdü. Kapı açıldığında bir kadın, Ecem'in odasında olduğunu söyleyerek odasına kadar bize eşlik etti.

Evin içi de, en az dışı kadar görkemliydi. Büyük evin içinde, yalnızca hizmetli insanlar dolanıyordu. Buranın cenaze evi olacağını ve kalabalık olacağını düşünmüştüm... Oysa evin içi çok sessiz ve tenhaydı.

Ecem'in odasının kapısını açtığımızda Melis ve Yaren'i, Ecem'in yanında oturmuş, elini tutarken gördük. Ecem ise kafasını eğmiş, kıpkırmızı gözlerle ağlamaya devam ediyordu.

Melis bizi görünce Ecem'in yanından kalkıp yanımıza ilerledi. "Melis, neler oluyor?" dedim şaşkınlıkla. Ecem'in kuzeni öldüğü hâlde o neden buradaydı; ya da diğer insanlar neredeydi?

"Ya, sonra anlatırım. Geçin, oturun hadi," dedi Melis eliyle çift kişilik koltuğu göstererek.

Oda o kadar büyüktü ki; benim odam da büyük olmasına rağmen iki katı diyebilirdim. Tam odanın ortasında kocaman bir yatak, yatağın sol tarafında boydan bir cam vardı. Bizim oturduğumuz koltuklar ise, yatağın sağ tarafındaki kısımda kalıyordu. Yatağın tam karşısında ise kocaman bir televizyon vardı. Ecem, bu kadar zengin miydi? Onun hakkında hiçbir şey bilmeyişimiz daha da meraklandırıyordu bizi...

Karşımdaki koltukta oturan Ecem'in elini tuttum.

"Başın sağ olsun," dedim gözlerine bakıp. Ben gözlerine bakıyor olsam da, o kafasını hiç kaldırmadan ağlamaya devam ediyordu. Karşımda bir insanın ağlamasına asla dayanamazdım. Sanırım ben de ağlayacaktım...

Bade, benden daha duygusal olduğu için çoktan o da ağlamaya başlamıştı. Yaren ise gözünden düşen damlaları her seferinde silmeye devam ediyordu.

Hiçbirimiz konuşmuyor, birbirimize bakmıyorduk. Sadece ağlıyor, gözyaşlarımızı tazeliyorduk.

Aradan ne kadar geçtiğini bilmiyorum. Telefonumun titremesiyle kendime gelebilmiştim. Titreşime aldığım için o da bir gürültü oluşturmamıştı. Cebimden çıkardığımda annemin aradığını gördüm. Sabah okula gitmediğimde haberi vardı ve eve gelince beni bulamadığı için endişelenmiş olmalıydı.

Telefonu kapatarak anneme durumu bildirdiğim bir mesaj yazdım. Anlayışla karşılayacağını biliyordum.

"Ecem, nasıl oldu bu olay? Yani, bize hiç bahsetmemiştin," dedi Melis, Ecem'in gözyaşlarının dindiğini görünce. Anlatırsa rahatlayabilirdi.

"Geçen gün, Luna'da ders çalıştığımız gün..." deyip tekrar ağlamaya başladı Ecem. Onun için çok zor olduğunun farkındaydım ama hepimiz neler olduğunu anlamak istiyordu. Deniz ve Ecem nereden tanışıyorlardı da, Ecem'e kuzeninin hastaneye kaldırıldığını Deniz söylüyordu.

Ecem'in odasının kapısı birden açıldı. İçeriye giren kişi Deniz'den başkası değildi.

Yanımıza doğru yavaşça birkaç adım atarken gözleri benim üzerimdeydi. Ecem'in yanına kadar geldiğinde, Ecem yavaşça ayağa kalktı. Gözlerindeki yaşlar hiç durulmamıştı. Kollarını açarak Deniz'in boynuna sarıldı. Bu durumu belki de Luna'daki gibi kıskanmam gerekiyordu.

Fakat, hayır. Öyle olmamıştı. Aksine daha da üzülmüştüm. Bir omuzun o ağlamayı ne kadar iyileştirebileceğini düşündüm. Çünkü kaybetmenin ne demek olduğunu, kendi öz kardeşimden biliyordum...

9 страница17 января 2018, 01:48

Комментарии

0 / 5000 символов

Форматирование: **жирный**, *курсив*, `код`, списки (- / 1.), ссылки [текст](https://…) и обычные https://… в тексте.

Пока нет комментариев. Будьте первым!