6.BÖLÜM 'Kaza'
Aradan geçen birkaç gün sonunda hafta sonu olmuştu. Bade birkaç gündür başımın etini yediği için bugün mecburen birlikte hastaneye gidecektik. Önemli bir rahatsızlığım olabilirmiş ve bunu ne kadar erken öğrenirsem o kadar iyi olurmuş...
"Bade, hadi ama. İki saattir dışarıda seni bekliyorum," dedim telefondan konuştuğum Bade'ye.
"Tamam, tamam. İndim şimdi asansörden. Kapat hadi," diyerek telefonu kapattı. Apartmandan dışarı çıkınca yanıma gelip "Bir bekleyemedin yani," diyerek sitem etmesi de, göz devirmeme neden olmuştu.
"Hadi gidelim bir an önce. Derya Teyze'ye doktora gittiğimizi söylemedin değil mi?" diyerek işimi sağlama almaya çalıştım.
"Merak etme, söylemedim. Sinemaya gideceğiz dedim," dediğinde gözlerimi kocaman açtım.
"Ben anneme alışverişe gittiğimizi söyledim," diyerek telaşla ona döndüm. "Abartma Arelya. Alışveriş yaparken canımız sıkıldı, sinemaya girdik. Bu kadar basit," dediğinde biraz da olsa içim ferahlamıştı.
Sitenin dışına çıktığımızda otobüs durağına doğru yürüdük. Biraz gergindim ve bu gerginliğimi Bade'de fark etmişti.
"Merak etme. Bir şey olmayacak. Hasta değilsin. Sadece tedbir amaçlı," diyerek beni teselli etmeye çalıştı.
"Biliyorum. Ama yine de... biraz tedirginim. Umarım bir şeyim yoktur," dedim. Hasta olmak istemiyordum. En ufak bir rahatsızlığım olduğu anlaşılırsa, okulun voleybol takımından çıkarılırdım. Ki o takım benim için her şeydi. Özellikle bu yıl, takım kaptanı seçilmişken; takımdan çıkmak istemiyordum.
Otobüs geldiğinde randevu aldığımız hastaneye geldik. Nöroloji bölümüne giderek sıramın gelmesini bekledim.
*
"Tomografi sonuçlarınız 10 gün içinde çıkacaktır. O zamana kadar kesin bir şey söyleyemem. Fakat durumunuza bakılacak olursa, psikolojik bir şey de olabilir. Çünkü sürekli aynı gün ve saat aralığı içinde bayıldığınızı söylediniz."
Doktor beyin tomografimi çekmiş, sonucun çıkması için 10 gün beklemem gerektiğini söylemişti.
"Evet, teşekkür ederim. Sanırım psikolojik olma olasılığı daha yüksek," dediğimde "Hayır, bunun kesinliğini veremeyiz. Fakat daha önce böyle bir durumla karşılaşmamıştım. O yüzden şimdilik sadece sonuçları beklememiz gerekecek," dedi doktor.
Teşekkür ederek odadan çıktım. Bade, beni kapının önünde bekliyordu.
"Bir şeyin var mıymış?" diyerek oturduğu yerden kalkıp telaşla yanıma geldi.
"Bilmiyorum. 10 gün içinde sonuçlar çıkacakmış. O zamana kadar beklememiz gerekecek," diyerek dudağımın tek tarafını yanağıma çektim.
Boynuma sarıldığında ellerimi beline koydum.
"Hadi, burada işimiz kalmadığına göre artık çıkabiliriz. Hastaneleri sevmiyorum," diyerek ondan ayrıldım. Başıyla beni onayladığında hastaneden çıktık.
Önce alışveriş, ardından sinemaya giderek annelerimize de yalan söylememiş olduk. Sinemadan sonra karnımızı doyurmak için bir kafeye geçtik.
Yemek siparişlerimizi verdikten sonra sessizce oturup beklemeye başladık. Bade bu sırada güzel ışık bulduğu için fotoğraf çekilmeye başlamıştı bile.
Siparişlerimiz geldikten sonra yemeklerimizi yiyip kalktık. Çok yorgun olduğumuz için bir taksi çevirdik.
"Ya inanmıyorum. Çantamı içeride unutmuşum," dedim kolumdaki boşluğu sonradan fark ederek.
"Aferin Arelya. Her gittiğimiz yerde bir şeyini unutmazsan şaşırırdım zaten," dediğinde kaşlarımı kaldırdım.
"Tamam, sen bin taksiye. Ben alıp geliyorum," diyerek kafeye geri döndüm. Oturduğumuz masaya gidip, çantamın hâlâ sandalyede asılı durduğunu gördüm.
Çantamı alıp tekrar kafeden çıkarak taksiye doğru yürümeye başladım. Büyük caddede hızla gelen bir araba, Bade'nin içinde olduğu taksiye çarpınca yerimde sıçradım. Gözümün önünde, darmadağın olmuştu taksi. Arabadan savrulan parçalar yanıbaşıma düşmeye devam ederken; olduğum yerde durup olanları izlemekle yetindim.
"Bade," dedim rüzgâra karışan fısıltımla. Elimde tuttuğum çantam yere düştü bir anda. Bir sürü insan kazanın olduğu yöne ilerlemeye başladı. Bekledim sadece. Hareket edemez olmuştum.
Hızlı nefes alışverişlerim göğüsümden taşacakmış gibi yükseldi. Tüm sesler kulağımın dibinden uzaklaşmaya başladı. Kocaman bir boşluğun içinde hissettim kendimi. Midem bulandı, başım döndü, kalbim sıkıştı...
Etraftaki ışıklar gözümü yakmak istercesine parladı. Bulanıklaştı her yer. Kendim değilmişim gibi hissettim bir an. Kendim olamayacak kadar güçlüymüşüm gibi...
Sıçradım yerimde. Yine hızlı hızlı nefes alıp veriyordum. Etrafım karanlık olsa da, gözümün önündeki büyük perdede oynayan bir film ve o filmin sesi de kulağım dibindeydi.
Bir sinema salonunun içindeydim...
Bade ise yanıbaşımda, filme fazlasıyla odaklanmış duruyordu.
Etrafıma hızla göz gezdirdim. Biz bu sinema salonundan çıkalı çok vakit geçmiş olmalıydı ama geçmemişti. Çantamın içinden telefonumu çıkarıp saati kontrol ettim. 17.24 yazıyordu ekranda. Hâlbuki biz bu filmden çoktan çıkmış olmalıydık ve saat 8'e yaklaşıyor olmalıydı...
"Bade," diyerek Bade'nin koluna dokundum birkaç kez. Anlamamış gibi bana dönerek yüzümü inceledi. Konuşmasına dahi fırsat vermeden boynuna sarıldım. Hem sarılıyor, hem ağlıyordum. Onu kaybetme korkusuyla ağlıyordum...
"Arelya, Arelya bir dur. Nefes alamıyorum. Ayrıca neden ağlıyorsun hayatım?"
Cevap vermeden sarılmaya devam ettim. Yanımdan tekrar ayrılacakmış gibi sıkı sıkı sarılıyordum ona. Kemiklerini kırmak ister gibi.
En sonunda ayrılabildiğimde, "Bade, lütfen eve gidelim hemen. Ne olur?" diyebildim.
"Tamam, tamam. Sen nasıl istersen?" diyerek çantasını koluna takıp ayağa kalktı. Onunla birlikte ben de kalkmıştım.
Sinema salonundan çıktığımızda bile ağlamaya devam ediyor, Bade'nin koluna sarılmayı bırakmıyordum.
"Anlatacak mısın artık?" dediğinde kafamı hayır anlamında salladım. Eve gitmek istiyordum.
*
Eve geldiğimizde Bade'nin eve gitmesine izin vermeden onu kendi evime götürdüm. Zaten yarın da tatildi ve bizde kalmasında bir sakınca yoktu.
"Hadi, yol boyunca hiçbir şey anlatmadın. Merak ediyorum ama..." dediğinde yatağıma oturup beni de karşısına çekti.
"Kötü bir rüya gördüm."
"Yine mi?" diyerek başını geriye attı. "Ne gördün peki?" dediğinde gördüğüm rüyayı anlattım. Hem anlatıyor, hem ağlamaya devam ediyordum.
"Ya, ben sana kıyamam. Sen benim için mi üzüldün?" dediğinde gözümdeki yaşı silip burnumu çektim.
"Bade, çok gerçekçiydi. Uyuduğumda gördüğüm rüyalara benzemiyordu. Sanki gerçekten o anı yaşamışım gibi hissediyorum. Hatta kafede yediğimiz yemeğin tadı bile ağzımdan gitmemiş."
Belki saçmalıyordum, belki de gerçekten aklımın yetmeyeceği şeyler oluyordu.
Bade'nin bir deli olduğumu düşünmesini istemesem de, ona bunu açıklamalıydım. Çünkü buna çok inanıyordum.
Bade biraz gülüp, ardından elini saçlarıma götürdü.
"Bebeğim benim. Senin bu aralar kafan çok dalgın sanırım. Ya da şu çocuğa kafayı çok taktın ve delirdin," diye dalga geçtiğinde göz devirdim.
"Dalga geçme Bade. Ben çok ciddiyim. Çok gerçekçiydi diyorum sana," dediğimde saçımdaki elini yüzüme götürdü.
"Biliyorum, gerçekçi olduğunu biliyorum. Bazı rüyalar böyle olabilir. Takma kafana, geçer. Hadi biz izleyemediğimiz film yerine bu gece başka bir film izleyelim. Sen filmi aç, ben de mutfaktan bir şeyler getireyim," diyerek bir öneri sunduğunda kabul ettim. Sanırım bazı şeyleri çok kurcalıyordum.
Laptopumdan bir film açtıktan sonra Bade'nin gelmesini bekledim. O da geldiğinde filmi başlattım.
Ona açıklayamadığım bir şeydi bu. Hiçbir zaman açıklayamayacağımı da biliyordum.
Tıpkı Deniz'i tanıdığımı söylediğim hâlde, onu aslında hiç görmemiş olmam gibi...
