14.BÖLÜM 'Antrenman'
"Şimdi, hemen nereye gittiğini söylüyorsun Arelya. Bade'yi aradım. Onun yanına gitmediğini biliyorum. Ayrıca telefonunu bile almamışsın yanına. Ne kadar meraklandığımı biliyor musun?"
Kafamı eğerek elimle başımı tuttum.
"Anne, lütfen şimdi konuşmayalım. Başım çok ağrıyor ve uykum geldi."
"Hayır Arelya! Nereye gittiğini söyleyeceksin!" dediğinde evin zili çalmıştı. Annem kapıya bakmaya gittiğinde bu durumdan yararlanıp yatağıma yattım. Kapıya sırtımı dönerek gözlerimi kapattım.
Kapı tekrar açıldığında "Arelya," dedi Bade. Onun sesini duymamla, yerimden kalkmıştım.
"Bade," dediğimde dudaklarımı birbirine bastırıp dolan gözlerimi kapattım.
"Leyla Teyze, bizi biraz yalnız bırakır mısın?" dedi Bade, kapıda bekleyen anneme dönerek. Annem sakinleştiği için Bade'nin bu ricasını geri çevirmeyip odamdan çıktı. "Aşkım benim. Ne oldu sana?" diyerek yanıma geldi. Tek elini yanağıma koyarak, yatağımın üzerine, yanıbaşıma oturdu.
"B-bade. Çok tuhaf şeyler oluyor," dediğimde bir hıçkırık cümlemin devamını getirememe engel olmuştu.
"Tamam, hepsi geçti. Ağlama," diyerek başımı omzuna yaslamamı sağladı.
Omzuna başımı koymuş ağlarken, o büyük bir sabırla gözyaşlarımın dinmesini bekledi. Biraz sakinleştiğimde, kafamı yavaşça omzundan çektim.
"Daha iyi misin?" dediğinde başımla onayladım. "İyi o zaman. Şimdi neler olduğunu bana da anlat. Birlikte çözebiliriz," dediğinde yutkundum. Aklıma tekrar o rüya gelmişti. Sanki geleceği gösteriyordu bana...
"Sen beni aramadan önce, ders çalışırken uyumuşum. Gördüğüm rüyada ise; yine sen arıyordun ve bunaldığını, dışarı çıkmak istediğini söylüyordun. Sonra biz seninle dışarı çıkıp, her zamanki parkımıza gittik. Orada Deniz'i gördüm. O da beni fark etmişti. Sonra bir adam onu bıçakladı. Ve ben de.... uyandım."
Elini elimin üzerine koyduğunda tekrar ağlamaya başladım.
"Bade, uyandığımda beni sen aradın. Ve rüyamda duyduğum şeylerin aynısını söyledin... Deniz'in yanına gitmem gerekiyordu. Onun tehlikede olduğunu düşündüm. Bu yüzden evden çıkıp parka koştum. Rüyamda gördüğüm herkes parktaydı. Spor yapan insanlar, bankta oturan sevgililer, basketbol sahasındaki çocuklar... Ama Deniz orada değildi. Rüyamda gördüğüm şeylerin içinde tek eksik o'ydu."
Gözyaşlarım dinmedi. Ruhum acıyordu. Görmek istediğim bir şeyi görememek... Beni hayal kırıklığına uğratmıştı. Sanki Deniz'i orada görseydim, daha iyi hissedecektim.
"Arelya, bir psikologa gitmek ister misin? Belki yardımı olur," dediğinde "Benim yardıma ihtiyacım yok," diye bağırdım. "Sadece şu lanet rüyaları artık görmek istemiyorum," diyerek yatağıma yattım. Yaşlı gözlerimi birbirine sımsıkı bastırırken derin nefesler aldım. Umarım artık rüya görmezdim...
*
Sabah her şey yolundaymış gibi uyandım. Gözlerim yine çok ağrıyordu ve okula gitmeyi hiç istemiyordum. Ama bugün edebiyat sınavı ve voleybol antrenmanı vardı. Ayrıca günlerden cumaydı ve haftasonuna yalnızca bir gün vardı. Yarın öğlene kadar uyuyabilirdim.
Yatağımdan kalkarak önce banyoya girdim. Elimi yüzümü yıkayıp çıktıktan sonra çantamı hazırladım. Ayrıyetten spor çantamı da hazırlayarak evden çıktım.
Bade, benden önce dışarıya çıktığı için apartmandan çıkıp doğruca yanına gittim.
"Günaydın," dedim hâlâ uykudaymışım gibi.
"Günaydın Arelya. Daha iyi misin?" dediğinde kafamla onayladım. "Sana psikologu önerirken, yanlış anlayacağını düşünmemiştim. Seni üzdüysem, kusura bakma," dediğinde ona doğru döndüm.
"Hayır Bade, beni üzdüğün falan yok. Dün çok gergindim ve çatacak birini arıyordum. Yoksa, söylediğin şey çok mantıklıydı. Bence de bir psikologa gitmeliyim. Ama işe yarayacağını sanmıyorum," dediğimde kaşlarını kaldırdı.
"O kadar emin olma. İşe yarayacaktır. Hem sadece denersin. Eğer işe yaramadığını düşünürsen, bırakırsın," dediğinde dudaklarımı birbirine bastırdım.
"Tamam, öyle olsun."
Birlikte okula geldiğimizde direkt olarak sınıfa geçtik. Birkaç dakika sonra ders başlamış olsa da, edebiyat sınavına çalışmak için felsefe öğretmeninden izin alabilmiştik. Zira, bu sınava son bir kez çalışmazsam, düşük puan alırdım. Çünkü kafam dün fazlasıyla karışmıştı.
İlk iki dersi bitirip, üçüncü ders de sınav için ayrı sınıflara gittik.
Edebiyat sınavını bitirip sınıfa geri geçtiğimde, günün antrenmanlara kadarki zamanı hızlı geçmişti.
Öğle arasından sonraki derslere girmeyeceğimiz için, Bade ve ben öğle arasında soyunma odasına indik. Üzerimize antrenman kıyafetlerimizi giyerek spor salonuna geçtik. Henüz Serhan Hoca gelmemiş olsa da, ikimiz çoktan ısınmaya başlamıştık.
"Kızlar, diğerleri nerede?" dedi spor salonuna yeni giren Serhan Hoca.
"Hocam, henüz zil çalmadı. Hepsine haber verdim. Birazdan gelirler," diyerek ısınmaya devam ettim.
Diğer kızlar da geldiğinde, öğle arasından sonraki tüm derslerimizi kullanıp, dinlene dinlene amtrenman yapmıştık. Çok sıkı çalıştığımız için, çoğu turnuvaları hep kazanıyorduk.
"Hocam, birazdan okul saati bitmiş olacak. Daha antrenman yapacak mıyız?" diye sordum diğer kızların yerine.
"Evet Arelya. Şimdi erkek basketbol takımı da gelecek. Bir saat daha buradayız," deyince kızların yanına dönüp çıkışta da kalacağımızı söyledim. 12 kız olarak ikiye ayrılıp karşılıklı maç yapmaya başlamıştık. O sırada, erkek basketbol takımı da içeriye girmişti.
"Arelya, Deniz geldi," dedi Bade kulağıma fısıldayıp. Kafamı erkeklerin olduğu yöne çevirince, Deniz'in de aralarında bulunduğunu gördüm. İyi ama Deniz, etkek basketbol takımında yoktu ki... En azından, üç yıldır voleybol takımındaydım ve erkek basketbol takımıyla sürekli antrenmanlar yapardım. Onu daha önce burada da hiç görmemiştim.
"Bade, bunların arasında ne işi var? O basketbol takımında yok ki," dediğimde Serhan Hoca "Teklifimi kabul ettiğin için teşekkür ederim Deniz. Sonunda katıldın şu takıma," diyerek Deniz'in yanına ilerledi. Deniz, takıma bu yıl mı katılmıştı?
Deniz kısa bir baş selamıyla Serhan Hocanın söylediklerini onayladı. Ardından bana doğru dönüp, fazla oyalanmadan gözlerini üzerimden çekti. Tedirgin bakışları vardı.
Basketbol takımı farklı yerde, voleybol takımı farklı yerde antrenman yapıyordu. Antrenman sırasında fark etmiştim ki; basketbol takımının kaptanı Deniz'di. Gözlemlerime göre basketbolu iyi oynuyor ve bu yüzden Serhan Hocanın gözde oyuncusu oluyordu.
"Deniz, Arelya," diye bağırdı Serhan Hoca, antrenman sırasında. "Yanıma gelin."
"Bade, yerime geç," diyerek takımın başından ayrılmış, aynı zamanda büyük bir heyecanla Serhan Hocanın yanına gitmeye başlamıştım.
"Efendim hocam," dediğimde Deniz'in ağır adımlarını hızlandırmasını bekledik. O da yanımıza kadar geldiğinde "Formaları dağıtacaksınız. Herkes numarasını kendisi seçebilir fakat kaptanların 10 numarayı girmesini istiyorum. İkiniz 10 numara formasını alın," diyerek yanımızdan geçti. Yürürken de, "Gelin," diye bağırmıştı.
Deniz'e bakmamaya çalışarak, Serhan Hocanın arkasından gitmeye başlamıştım. Serhan Hocanın odasına girdiğimizde, "Formalar dolapta ama hepsi birbirine karışmış. Onları ayırırsınız. Benim biraz işim var," diyerek tekrar çıkmıştı.
Biliyordum böyle olacağını. Deniz'den kaçmaya çalıştıkça, onun yanında buluyordum kendimi.
"Ben formaları ayırayım," deyip dolaptaki formaları aldım. Hepsi birbirine karıştığı için basketbol ve voleybol formalarını ayırmaya başladım.
"Voleybol oynadığını bilmiyordum. Bir de takım kaptanısın," dediğinde formaları bırakıp ona döndüm.
"Ben senin basketbol oynadığını biliyordum," dediğimde kaşlarını çattı.
"Nereden biliyordun? Beni daha önce görmediğini söylemiştin," dediğinde kafamı tekrar önüme çevirdim.
"Rüyamda gördüm," dedim gelen büyük cesaretimle. "Dün, seni rüyamda gördün. Rüyamda da basketbol oynuyordun. Hem de, bu okulun ilerisindeki parkta."
Neden bu kadar dürüst olduğumu anlayamıyordum. Bu dürüstlüğüm yalnızca ona karşı bu denli gerçek idi.
"Arelya," dedi şaşkın bir ses tonuyla.
Ona doğru döndüğümde yüzündeki beyazlığı fark ettim.
"Ben de," dedi. "Ben de dün rüyamda seni gördüm... Okulun ilerisindeki parkta..."
